Akif BEDİR

mail.haber111@gmail.com 01 Ağustos 2018 Çarşamba 15:24 DİĞER KÖŞE YAZILARI

GEÇ BUNLARI…

İzmir Evanjelik Diriliş Kilisesi rahibi Andrew C. Brunson’ın tahliye edilmeyip ev hapsiyle cezalandırılmasına içerleyen ABD Başkanı Trump ve yardımcısı Michael Pence, yayınladıkları mesajlarla Türkiye’yi yaptırımlarla tehdit ediyor.
 
Savunma Bakanı James Mattis ise Trump’ı çok da gale almayın dercesine “ABD’nin Türkiye ile arası gayet iyi” açıklaması yapıp meseleyi kapatmaya çalışıyor. Uluslararası komedi festivalinin başrol oyuncuları gibi oynuyorlar.
 
Akli melekelerinin eksikliğinden şüphelenilen Trump, Evanjelistlerin dolduruşuna gelip “masum bir ajanı!”, “mazlum bir papazı!” bahane göstererek Türkiye’yi tehdit ederek, haddi ve hududu aşmıştır. Zavallı Trump Türkiye’yi, tehdit veya şantajla sıkıştıracağını zannetmektedir.
 
Aklına eseni aklına estiği gibi söyleyen Trump en yüksek dozajdan Türkiye’yi tehdit etmeye çalışarak “gücün hukuku”nu  oluşturmaya ve bunu Türkiye’ye dayatmaya uğraşıyor. İç siyasette Evanjelistlere yaranıp, kendini kurtarmak için uluslararası ilişkilerdemasalımsı düşmanlık hikâyelerine dayanarak tehdit dilini kullanıp,icraatlar yapmaya çalışıyor.
 
Her şeyi sahip olduğu “kahredici güç”le halledeceğine inanan,  R. Garaudy’nin tabiriyle küreselleşmeyi  “sömürgeleştirme” olarak anlayan ABD, işte bu anlayışla “çöküşün öncüsü” olma yolunda hızla ilerliyor.
 
Trump sadece Türkiye ile değil dünyanın birçok ülkesiyle sorunlar yaşıyor. Amerikan hegemonyasının sarsıntı hali Amerikan Baronlarını hayli germiş görünüyor.
 
Trump’ın ve Evanjelist yardımcının rahip Brunson’la ilgili yaptırım tehditlerine sert tepki gösteren Türkiye “ABD tarafından Türkiye’ye karşı kullanılan tehdit dilinin ilişkilerine saygısızlık olduğu ve asla kabul edilemeyeceğini” belirtiyor.
 
ABD ve Batı’nın Ortadoğu ve İslam coğrafyasındaki karakolu Türkiye’nin bağımsız dış politika izleyip, çok yönlü ilişkiler sürecine başlamasıyla ekseninin kayacağı korkusu Haçlı-Siyonist ortaklığını küstahça tavır takınmaya ve çaresizce hezeyanlara itiyor.
 
Bu tavrın ne stratejik ortaklıkla, ne siyaset diliyle, ne diplomasiyle, ne insanlık ve hukukla, ne saygıyla ne de yüz yüze oldukları gerçeklerle uzaktan yakından bir ilgisi yok. 
 
Türkiye’yi“asrın Deccalı” Gülen konusunda iki yıldır sudan bahanelerle hep oyalayıp hal lisanıyla “son sözü hukuk söyleyecek, hukuk ne derse o olur” deyip vermiyor. Mevzu ajanlığı mesajlarıyla ispatlanan Amerikan papazına gelince “hukuk mukuk tanımam hemen iade edilecek” şeklinde tehditler savuruyorlar.
 
Gerçekte iki ülke arasındaki sorun Papaz değil, tarihin “en büyük kalleşi” Gülen’dir. Gülen sebep, papaz sonuçtur ve küçük bir detaydır. Krizi çıkarması gereken ülke Türkiye, krizin sebebi de barkotlu besleme hain Gülen’dir, onun iade edilmemesidir.
 
“Haşhaşi lideri” istenince ABD yargısının bağımsızlığından bahseden ABD’li siyasetçiler, papazı isterken Türkiye’deki yargıyı görmezden gelerek tutarsızlıklarını sergileyip komik duruma düşüyorlar.
 
Türkiye’nin gelişiminin önlenmesi için dışardan ve içerden oynanan oyunlar ve bu oyunların çökertilmesi kendisini dünyanın sahibi zanneden “beyaz adamları” kaygılandırıyor.
 
Şu bir gerçek ki biz, göbeğimizden Amerika’ya bağlı değiliz. ABD, bu tavrını değiştirmezse dünyanın 16. büyük ekonomik gücüne sahip Türkiye gibi güçlü ve samimi bir ortağı kaybeder.
 
Başkan Erdoğan’ın tam da BRICS zirvesinde bulunduğu sırada bu küstahlığın yapılmış olmasının elbette ki başka anlamları da vardır.
 
Türkiye’nin Çin’le ve Rusya’yla derin, köklü ve kalıcı stratejik ilişkiler, ittifaklar kurup ortaklıklarını çeşitlendirmesi onları rahatsız ediyor. Türkiye’nin yüzü artık ülke menfaatlerinin olduğu her yöne dönebiliyor, elleri dostluk ilişkileri için her yöne uzayabiliyor.  
 
Küresel sistemdeki tüm mazlumlara ilham, cesaret, enerji veren bir Türkiye’nin küresel ölçekte yükselen güç merkezleriyle derinleştirdiği ilişkilerine duyulan kıskançlık ve öfke bu tehditlerin asıl sebebidir.
 
Amerika “dünya beşten büyüktür” gerçeğini tüm dünyaya haykıran bir lidere, Amerikan hegemonyasına itiraz eden, uyumlu bir müttefik olmaktan imtina eden Türkiye’ye karşı adı konulmamış bir düşmanlık siyaseti izliyor.
 
Türkiye ve Amerika Ortadoğu’da oyun kurucu rolünde iki rakip haline geldiler. ABD bölgedeki çıkarlarını ve gücünü korumak isterken, Türkiye oyunun kurallarını bölge halklarına ve kendi çıkarlarına göre yeniden belirliyor.
 
ABD, korkular üzerinden varlığını ve hegemonyasını sürdürmek isterken, Türkiye ortak çıkarlar ve umutlar üzerinden varlık buluyor.
 
Yeniden medeniyet ihyası, bir coğrafya ve tarih dönüşü, yakın coğrafyamızı formatlamaya çalışan küresel güçler karşısında sevilen ve saygı duyulan güçlü Türkiye’nin yeniden dirilişi, şahlanışı tüm dünyada yankı buluyor.
 
Osmanlının uyanışı mazlumları, mağdurları sevindirirken, zalimleri korkutuyor.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ANKARA ⇓
İmsak 04:22
Güneş 05:56
Öğle 12:59
İkindi 16:44
Akşam 19:49
Yatsı 21:17
DÖVİZ KURLARI
USD 6.0368     EURO 6.8881     IMKB 88735     ALTIN 229,442    
32°ANKARA