Akif BEDİR

mail.haber111@gmail.com 07 Kasım 2018 Çarşamba 16:18 DİĞER KÖŞE YAZILARI

NELER OLUYOR BİZE?

Ortaokul ve lise arkadaşlıkları saf, temiz, berrak ve karşılık beklenmeyen arkadaşlıklardır. Maddenin nüfus edemediği, karşılıksız sevgiyle yoğrulan ve hiçbir sebebin bozamadığı dostlukların oluştuğu, duru ve gerçek vefanın zirve yaptığı zaman dilimidir lise yılları.
 
Aynı duygu sarmallarını doyasıya yaşadığımız İmam Hatip’ten arkadaşlarla ayda bir buluşup eskimeyen kardeşliklerimizin, yıpranmayan dostluklarımızın, solmayan gönüllerimizin coşkusunu tekraren paylaşarak yaşıyor ve yeniden diriliş iksirini bu birlikteliklerden alıyoruz.
 
Son buluşmamızda imamlık yapan bir arkadaşımın anlattıkları kanımı dondurduğu için köşeme taşıyıp sizlerle paylaşmak istedim. İmam arkadaşımız cemaatiyle kurduğu sıcak ilişki, gönül dostluğunu kâra geçirmek için sabah namazından sonra tefsir okumaya başlıyorlar.
 
Sabahın bereketi Kur’an’ın lezzetiyle buluşunca tadına doyum olmuyor ve her geçen gün katılım artıyor.  Sonrasına da sabah çorbasının muhabbetini katınca değmeyin keyfimize denilerek alınan tat katmerleşiyor.
 
Diğer cami cemaatleri de aynı dersi, lezzeti kendi camilerinde yaşamak için imamlarına başvurunca kıyamet kopuyor. Bu işi sen başlatıp keyfimizi kaçırdın, sen de bu okumayı bitir bize müracaatlar bitsin diye uyarı geliyor.  
 
Ne kadar boş bir ruh hali, ne kadar basite indirgenen davranış şekli değil mi?      
 
Gafletlerimiz, dalaletlerimiz, isyanlarımız, nisyanlarımız... Gıybetlerimiz, hasetlerimiz, kinlerimiz, nefretlerimiz... Su-i zanlarımız, çekememezliklerimiz, çelmelerimiz, arkadan dolap çevirmelerimiz... Riyalarımız, fahirlerimiz, makam düşkünlüğümüz... Şımarıklıklarımız, zulümlerimiz, haksızlıklarımız, çiğnediğimiz kul hakları...
 
Anlatıp yaşamadıklarımız, yaşayıp anlatmaya çekindiklerimiz... Yapmadıklarımızla övünmemiz, hak etmediğimiz iltifatlara dilbeste olmamız, başkalarının başarılarını kendimize mal etmemiz... Haram nazarlar, haram konuşmalar, haram dokunuşlar... Haram dinlemeler, haram izlemeler... Yeme, içme konusundaki rahatlıklarımız...
 
Kaybettiğimiz hassasiyetlerimiz, istikbal endişelerimiz, beklentilerimiz... İbadete isteksizliğimiz, zikirden, duadan kaytarmalarımız, günahlara meylimiz... Bizi takatsiz düşüren ve birer kurt gibi içimizi kemiren yaralarımız artıyor, büyüyor...
 
Çıkar hesapları, menfaat, para, makam/şan/şöhret önde tutulduğu için vicdanlar köreldi, şeref ve haysiyet ayağa düştü. İnsanlık sorunlarımız büyüdü... Dayanışma, kaynaşma problemlerimiz büyüdü... Korkularımız, tutkularımız, karakter çatışmalarımız, üslup farklılıklarımız, duygularımızın bozulan kimyası, heyecan yorgunluklarımız arttı… 
 
Onuru, güveni, beklentisi, sevgi ve hoşgörüsü kalmayan insanlar,  itilmiş, bastırılmış, örselenmiş veya daha farklı şekillerde doğallıklarını kaybetmiş duygu ve düşünceli insanlar kendileriyle birlikte başkalarını da yok ederler. Zira haset, kin ve nefret büyütmektedirler…
 
Farkında değiliz ama toplumun ruh hali alarm veriyor... Müthiş bir kayıkçı kavgasıdır sürüyor. Bizlere bir şeyler oluyor…
 
Analitik düşüncenin iflas ettiği, insanların olan menfaat mahkûmiyetine duçar olduğu bir zaman diliminde sabretmeyen, şükretmeyen ve de vurdumduymaz Müslümanlar haline getirildik, getirilmeye de devam ediyoruz.
 
Bizi içimizden vuranlar, temel değerlerimizle oynayanlar, üç kuruşluk dünya ve koltuk menfaatleri için imanından taviz verenler toplumda itibar görür oldu.
 
Özü ile sözü bir, imanı kâmil, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmeyenler, dava adamları toplumun yabancıları, garibanları oldu. 
 
Masa başı stratejileriyle, ayrıştırılan safların arasına doldurulmaya çalışılan yığınlar şehvet/şöhret/menfaat putlarını kıramayarak nefislerinin pazarında kaybolup  “insan” olduklarını unutur oldular.
 
Bireysel duygu, düşünce, vicdan ve muhakemeden uzaklaştıkça insanlar sürü içgüdüsüyle hareket ediyor. Asmak, kesmek, yargısız infaz haklarını kendilerinde buldukça ve de kaybedecek bireysel bir şeyleri olmadıkça şiddet dolu günleri geride bırakmaya devam ediyoruz.
 
Tüm bunlar toplumda vicdanın tamamen kapandığını, hâkimiyetin nefsin eline geçtiğini gösteriyor. Bu insanlar dini ve Allah korkusunu yaşamadıkları için bu hale gelmişler ve manen insanlıktan çıkmışlardır.
 
Vicdanı körelen insan tamamen nefsinin elinde oyuncak haline gelir. Nefsi ne derse, ne emrederse hemen yerine getirir. Hiçbir sınırlayıcı, engelleyici güç tanımaz. Çıkarları gerektirdiğinde adam öldürmeyi dahi göze alabilir. Her gün gazete sayfalarında bu tür sayısız habere rastlanabiliyoruz.
 
Atılan her adımın, dilden çıkan her kelimenin, harcanan her saniyenin, ömürden geçen her günün hesabının verileceğini biliyor muyuz?
 
İslam ahlakının yaşandığı ortam herkesin “en güzel” tavra özendiği, bunu yapmaya gayret ettiği bir ortamdır. Herkesin en güzelin arayışında olduğu bir ortamda doğal olarak huzur, sükûnet ve güzellik hâkim olur. Sinirlenme, öfkelenme, kavga, gürültü, tartışma ve benzeri kötü ahlak özelliklerinin hiçbiri görülmez.
 
Sevgi, saygı bütün hastalıkların ilacıdır. İslam’ın kelime manası da barıştır, sevgidir…
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ANKARA ⇓
İmsak 05:59
Güneş 07:25
Öğle 12:39
İkindi 15:17
Akşam 17:41
Yatsı 19:02
DÖVİZ KURLARI
USD 5.4580     EURO 6.1658     IMKB 93490     ALTIN 210,784    
10°ANKARA