KIRKLAR KULÜBÜ (ANONİM)

27 Nisan 2014 Pazar 10:28 DİĞER KÖŞE YAZILARI

TANRI'YA(!) İNANMIYORUM

       Tanrı'ya(!) İnanmıyorum                
                                                                          Mustafa Engin

     Nerdeyse tüm yazılarımı yazarken Risale-i Nur eksenli yazma sebebim sadece sitenin Risale-i Nur kökenli olması değil; Risale-i Nurların bana ve birçok kişilere 3. göz, 3. kulak, 2. akıl, 3. el, 3. ayak, 2. kalp gibi şeyler vermesidir.

     Onu okuyunca daha değişik düşünür, daha değişik bakar oldum hayata. Amacım ise sizlere de bunları vermesini, belki daha çok şeyler katmasını sağlamak.
 
     ALLAH’ın onca ismi ve onca isimden hariç onca güzel sıfatı varken gerek bazı insanların (özellikle Yunanlılar), bizim ise geleneksel olarak onca isim ya da sıfat yerine kullandığımız bir Tanrı ismi var. Kimse tarihini inkar edemez, elbette bu bir gerçektir lakin ben bu Tanrı’nın ALLAH manasını karşıladığını asla düşünmüyorum.

     (Gerçi Hristiyan inancında üçleme inancı hemen hemen bu Tanrı inancına eşit gibi, demek ki hala kurtulamadılar ve hala bulamadılar…) Şiddetle reddediyorum. Niye diye soracak olursanız sabırla yazıyı sonuna kadar okuduğunuzda umarım anlatabileceğim yazdığım ve yazamadığım sebepleri…
 
     Mesela Yunan mitolojisinde bir çok tanrı vardır. Yer tanrısı, gök tanrısı, ateş tanrısı gibi bir çok tanrı. Demek ki o devirdeki Tanrı denen varlık; “Tek başına bir şeyi beceremiyor” ki ortakları var. Ayrıca hepsi bir mekanda sınırlı belli ki. Yer tanrısı yerde, gök tanrısı (bu bizim de inanışımızdı) gökte bulunur. Hatta çoğu kişinin diline pelesenk olmuş olan;”Yukarıda ALLAH var” lafı da buradan gelme bir gelenektir. Sözü Risale-i Nur’a devrediyorum.
 
      Sözler eserinden 16. Sözde izah edildiği gibi, Cenab-ı Hakk’ın bir anda birçok işleri karıştırmaksızın eksiksiz yapması, her yerde olması, her şeye yakın olması, her işi bizzat yapması; fakat mekandan münezzeh olması, hiçbir ortağının ve yardımcısının olmaması ile her şeyden sonsuz yüce olması, ALLAH’ın Tanrı’dan ayrılan mükemmel yanlarındandır benim gözümde.
 
      Mesela Tanrı adlı şeye sadece görenler tanıklık  ediyorlar. Herkül diyorsun mesela sadece onu görenler diyor ki evet kesinlikle var.Ama tanık olmayanlar belki inkar dahi ediyorlar.
 
      Hüve Nüktesi (Sözler): Havanın her bir zerresinin Allah’ın varlığına ve birliğine şahitlik eden parlak deliller olduğunu izah ederek havanın zerresi dahi şahitlik ediyorsa ve bil ki O’nun hem varlığına hem birliğine şahitlik ettiklerine göre her içimize çektiğimizde hava şahitliğiyle vücudumuzda dolaşıyorken biz nasıl inkar ederiz?Sadece bununla da yetinmez. Yani sadece hava, bulut gibi şeyler mi şahitlik eder?
 
      Sözler, 33. Söz: Kainat, otuz üç pencereden izletilerek Allah’ın varlığı ve birliği ispat edilmektedir. Madenlerden tohumlara, çekirdeklere, çiçeklere, kuşlara kadar; ırmaklardan bulutlara, güneşlere, göklere kadar; insanlığın mahiyeti ve hakikatinden evliyalara, peygamberlere kadar birçok farklı pencereden tevhidin sırları gözler önüne serilmektedir. Okuyan kişinin hayran kalacağı ve okunmasının büyük önem arz ettiği çok önemli bir kısımdır.
 
      Bir diğer kafama takılan şey ise Tanrı adı verilen varlık, gerek bizde olsun gerek diğer inanan milletlerde olsun, kısıtlı bir özelliğe sahip olup gücünün bitebileceği de belirtilmektedir. Ayrıca kontrolünde sadece kendi özelliğindeki şeyler olup sadece onlara hakimdir. Fakat ALLAH ise;
 
      Mektubat, 20. Mektub, 2. Makam: ALLAH’ın varlığı, tek olması, ortağı bulunmaması, her şeyin sahibi olması ve her işi kontrol etmesi, her şeye gücü yetmesi gibi hakikatler mükemmel bir şekilde izah edilmektedir. Özellikle, 10. Kelime ve 10. Kelimenin Zeyliyle, tek bir İlahın yaratmasındaki sonsuz kolaylık ve yaratıcılığı sayısız sebeplere vermenin imkansızlığı çarpıcı bir şekilde açıklanmaktadır.Yani kısıtlı bir güce ya da maddelere değil de her şeye hakim olmak olan ALLAH’ın mükemmel özellikleri akla çok uygun şekilde anlatılmaktadır.
 
      Yaratma teması Tanrı adına pek işlenmiyor ya da üstü kapalı işletiliyor. Yani şöyle söyleyeyim sadece insanları yaratıyorlar gibi bir izlenim uyanabiliyor bazen.Hatta tabiatın ya da tabiat tanrısının bazı şeyleri yarattığı sonucuna dahi ulaşılabilir. Lakin Risalei Nur külliyatında ALLAH ve ALLAH’ın yaratma özelliği akla çivi ile çakılırcasına anlatılıyor ve zihne girdi mi bir daha da çıkmıyor.
 
      Lemalar, 23. Lem’a: Her şey yeniden, san’atlı bir şekilde var edildiği için yaratılışı akılla dört yoldan başka izah etmekten başka bir çare bulunmadığını; ilk üç yol olan kendi kendine oluşan, sebeplerin ve tabiatın yaratılışta hiçbir tesir sahibi olmadıkları ve her şeyin bütünüyle Cenab-ı Hak tarafından yaratıldığı ispat edilmektedir. Başka bir yerde ise :”Pirenin midesini tanzim eden, manzume-i şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.” Sözü ile en ufak şeyi kim yarattıysa büyüğünü de o yaratmıştır. Yaratmak da asla ona zor gelmez mesajı inceden inceden işlenmiştir.
 
     Tanrı ve Tanrılar düşüncesinde genellikle özellikler ve sıfatlar bölünmüştür. Bir Tanrı gaddarsa diğeri affedici olabilir ve kim kime denk gelirse ona göre muamelede bulunur. Lakin;
 
      Lemalar, 30. Lem’a: Cenab-ı Hakk’ı, en büyük isimleriyle (Kuddüs, Adl, Hakem, Ferd, Hayy, Kayyum) ve isimlerinin kainattaki tecellileriyle tanıtan benzersiz bir kısımdır. Bütün sıfatlar bir yaratıcı da toplanabiliyorsa ancak biz ona yaratan deriz demenin en güzel örneği sergileniyor resmen.Bir başka yerde de Hz İbrahim (as) ın güzel bir kıssası ele alınarak bu fikir perçinleştiriliyor. ALLAH eğer yaratan oysa, elbetteki her şeyi yaratan o olacak ve; Bir maksut ki fenada mahvoluyor; o maksudu istemem. Çünkü faniyim. Fani olanı istemem, neyleyeyim?  Deyip sözü Hz İbrahim’in meşhus kıssasıyla bir başka yerde işliyor.”(Hz İbrahim) üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: “Rabbi’m budur” dedi. Yıldız batınca da,”Ben batanları sevmem” dedi. Bu kısımla da ALLAH’ın özelliklerinden mükemmellik özelliğine de vurgu yapmıştır.
 
     Tanrı’ya ulaşmak için Nirvana’lar düşünülmüş zamanında. Onu bulmak için bir çok yol ve bir çok teknikler denenmiştir. Oysa Risalei Nur, ALLAH’a ulaşmanın kolaylığını nefes almayla dahi açıklarken önüme gelen bir kısmı belirtmek istiyorum;
 
    Şualar, 11. Şua, 6. Mesele: Okullarda okunan her bir fennin Cenab-ı Hakk’ın varlığını ve birliğini bildirdiğini bizlere ve o liseli talebelere gösteren güzel bir yerdir. Bir şarkıda diyor ya; “Her şeyde biraz sen varsın” aynen öyle işte her şeyde biraz O yok mu? Hatta biraz değil düşünenler için bolca yok mu?
 
     Araştırma yapsanız dahi bulamazsınız muhtemelen ki mitolojik çağlardaki onca Tanrı’nın istediği bir şey yoktur insanlardan ve her birisini farklı Tanrı’nın yarattığı tüm varlıklardan. Oysa Risalei Nur, insanın başı boş olmadığını ve bu dünyaya bir gezi, bir tatil için gönderilmediğini defalarca söylüyor. Sadece insan değil, yaratılan tüm mahluklarının her birinin görevi olduğunu da belirtiyor. Tavuk gibi, inek gibi, arı gibi hayvanların kendi keyiflerinden değil de ALLAH’ın halifesine musahhar olması için görevleri olduğunu ve ALLAH’ı tesbih ettiklerini defalarca yerde bulabilirsiniz ancak ben yine bir kısım sunmak istiyorum;
 
     Şualar, 7. Şua: İnsanın gerçek görevinin Allah’ı tanımak ve O’na iman etmek olduğunu bilen bir seyyahın yıldızlardan atmosfere, bulutlara, şimşeklere, denizlere, ırmaklara, dağlara, ovalara, bitkilere, hayvanlara, ta mükemmel insanlar olan evliyalara, peygamberlere kadar her şeyden Yaratıcısını sormasını ve onların diliyle ilahını tanımasını konu olan harika bir tevhid risalesidir.
 
     Şimdi ben yazıya devam etmesine ederim de sizler okur musunuz orasını bilemiyorum. O yüzden burada kesmek ve konuyu özetlemek istiyorum. Kimse yanlış anlamasın. Bende bir Türk’üm ve askerde zorla bizlere söylettirilen;”Tanrı’mıza hamd olsun” gibi sözde Türkçe bir cümleyi söylerken düşündüğüm şeyi şimdi hatırıma gelince yazma gereğini duyarak sizlerle paylaşıyorum.

      Sözde Türkçe cümle derken, Tanrı sözü Türkçe ama hamd kelimesi Arapça’dır. Neyse işin milliyetçilik kısmında değilim lakin baştan beri anlattığım üzere Tanrı denen varlık benim inancımı karşılamıyor! Ben ağlasam sesimi duymuyor. Vicdanı yok onun, beni affetmiyor. Sanki sadece Türk Milleti’ne özgü bizimki, Yunan Tanrı’ları sadece Yunanlıları üstün tutmak çabasında gibi geliyor bana. Ama ALLAH, Müslümanı, hristiyanı, budisti hatta ateistine dahi kapıyı hep açık bırakacak kadar merhametli ve “ırkı değil de kalbi seven ve ırka değil de kalbe önem veren mükemmel bir yaratıcı” olduğunu gösteriyor.

      Gücü sonsuz, affı sonsuz, merhameti sonsuz, sevgisi sonsuz, güzelliği sonsuz, kudreti sonsuz, ilmi sonsuz. Sonsuz da sonsuz tüm güzel özellikleri. Şimdi söyleyin bana böylesi bir ALLAH varken, Tanrı’ya inanıyor musunuz? Tanrı dediğinizde ALLAH’ın yerine karşılıyor musunuz o mükemmel yaratıcıyı? Ben samimiyetle söylemek ve haykırmak istiyorum ki;
 
      Tanrı’ya inanmıyorum, “ALLAH bize yeter, o ne güzel bir dost, ne güzel bir yardımcıdır. Şüphesiz ki en son dönüş ancak O’nadır.”( Ali İmran Suresi, 173)…
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • zeki aslan - 29 Mayıs 2015 Cuma 21:38
    Tanrı, Kur'an'daki ilah kelimesinin Türkçe karşılığıdır. Nas suresinde,"insanların ilahına sığınırım" dendiğine göre, "tanrı" kelimesini kullanmakta bir sakınca yoktur. Esas mesele o kelimeyle kasdedilenin ne olduğudur.
ANKARA ⇓
İmsak 06:24
Güneş 07:54
Öğle 12:49
İkindi 15:10
Akşam 17:31
Yatsı 18:56
DÖVİZ KURLARI
USD 5.3614     EURO 6.0963     IMKB 91091     ALTIN 214,414    
ANKARA