Yazı Detayı
12 Ekim 2020 - Pazartesi 23:08
 
BESLENME VE GELECEK
Mahir ADIBEŞ
 
 
Hayvan yeminin çuvalı 110, yonca balyası 30, samanın kilosu 1 lira oldu. Hayvancılık tamamen elden çıkmadan bu konuya el atmak zorundayız.
İnsanlarda beyin gelişimi, çalışma oranı, kullanılması, hızı, yorgunluğu beslenmeyle alakalıdır. Beslenme ile dayanıklılık, zekâ, cesaret, spor, ilim, araştırma, yöneticilik arasında doğrudan doğruya ilişki vardır. Beslenme kültürü/mecburiyeti milletlerin hayat tarzını etkiler. Tembellik, yorgunluk ve geri kalmışlık beslenme hatasıdır.
Ne zaman ete zam gelse sebze ya da meyvelerin bitmez tükenmez mucize faydaları sözüm ona konuyu çok iyi bilenler tarafından anlatılıyor. İnsanlar için bu yiyecekler anlatıldığı gibi faydalı olmayabilir. Şüphesiz ot yiyen hayvanlar için çok faydalı. İnsanlar için faydası hiçten yok değil, var elbet. En büyük faydalarından birisi barsak içeriğini yumuşak kalmasını sağlamalarıdır. Başka faydaları da var ama öğle vitamin, mineral madde, protein abartıldığı gibi değil. Bitkinin ya da meyvenin bünyesinde bunlar fazla bulunsa da insan organizması bunlardan yeterince faydalanamaz. İnsan bünyesi hayvan kaynaklı maddelerden daha kolay ihtiyaçlarını karşılar. Yani sebze ve meyveleri yemese de olur lakin hayvani ürünleri yemeden olmaz. Hayvani ürünler derken kırmızı et, süt ve süt ürünlerinden bahsediyoruz.
Hayvani ürünleri yeterince almayan insanlarda nasıl bir sonuçla karşılaşırız, diye aklınıza gelebilir. Bir kere şunu söylemeden geçemeyeceğim. Hayvani ürünlerde protein, vitamin, mineral maddeler insan hücre yapısına uygundur. Bunlar insan organizması tarafından kolay ve yüzde yüze yakın değerlendirilir.
Çocuklar doğumundan beş yaşına kadar beyin oluşumunun büyük bölümünü tamamlar. Bu dönemde alacağı anne sütü ve hayvanı ürünler beyin gelişimi üzerinde çok büyük etkisi vardır. Beş yaşına kadar iyi beslenemeyen çocukların beyinleri ve ona bağlı olarak zekâ seviyeleri de yeterince gelişemez.
Bu açıdan baktığımız zaman insanlarda beyin ve vücut gelişiminde et, süt ve süt ürünlerinin ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz. Beş yaşına kadar bu ürünleri yeterince almayan çocuklar ileri dönemlerde alsalar da özellikle beyin fonksiyonları açısından aynı gelişimi sağlayamazlar. Zaman zaman protein ihtiyacını mercimek, kuru fasulyeye; demir ihtiyacını ıspanağa; vitaminleri de meyvelere, sebzelere bağlamak tamamen bir aldatmacadır. Hayvani ürünlerle dengeli beslenen insanların bunlara ihtiyacı yoktur.
Dünyanın kuralı bu; “Et yiyenler otyiyenleri yönetecek.” Ormanın kıralı her zaman aslan olacak. Yeterince beslenemeyen toplumlar eninde sonunda başkalarının güdümüne girecektir. Hayvanı gıdalarla beslenmeyenler hiçbir zaman patron olamayacak hep maraba olarak kalacaklar.
Şimdi, göz atalım ülkemizdeki duruma. Çok zaman halk arasında söylenir; “Zengin her zaman zengin, fakir de fakır olacak.” Peki, bu kader mi, değil elbet. Neden böyle diye soracak olursanız cevabını az düşünün. Bu işin beslenmeyle direk ilgisi var. Burada beyin, zekâ, geleceği düşünme geçişinde ortaya çıkıyor. Bunun devamında eğitim meselesi geliyor. Şimdi bazı milletlerin ülkelerini yönetmekte neden zorlandığını, hatta talip bile olmadığını anladınız mı?
Bütün bu söylediklerimin ışığında konuya şöyle sakin bakmakta fayda var. Ülkemizde hava, güneş, toprak, su var ama hayvancılığımız çölün ortasındaki İsrail’den bile çok geri ya da güneşe hasret Baltık Ülkeleri’nin gerisinde.
Evcil hayvanların ihtiyacı olan yem, ot, saman fiyatları alıp başını gitti. Dünyanın en pahalı etini, tereyağını, peynirini yiyoruz. Bunları bildiğinizi düşünüyorum. Bunu dengelemek için de yıllardır damızlık sığır, kasaplık-besilik sığır, koyun, karkas, lop et ithal etmekteyiz. Tereyağı, peynir ithalatımız eskilere dayanmakta. Yetiremiyoruz değil durum iyice kötüye gidiyor. Büyüklerimiz derdi ki; “Taşıma suyla değirmen dönmez.” Aynen dedikleri gibi ithalat da çözüm olmadı. Bizim yaptığımız göz boyama, günü kurtarmak. Halkın çok büyük bir kısmı dengesiz besleniyor.
Peki, biz ne yaptık?
İnanın yapmamamız gerekenleri yaptık! Et ve süt ürünlerinde aşırı fiyat artışları yaptık. Bunları geliri düşük olanlar alamaz hale getirdik. Birçok ailenin evine ayda bir kilo et girmediğini çoğumuz biliyoruz. Tereyağı ve peynirin de birçok eve girmediğini düşünüyoruz.
Okuduğunu, dinlediğini, baktığını anlamayan bir çoğunluk oluştu. Dünya araştırmalarında buna yönetilmesi kolay “sürü” toplumu denir.
Çözüm nasıl olacak?
Evcil hayvanların yiyeceği olan yem, ot, saman girdileri ucuzlatılmalı ki hayvani ürünlerin fiyatları da düşsün.
Mera hayvancılığı, yem bitkilerinin ekimi, saman yetersiz olan bölgelere saman taşımacılığında ucuz ulaşım çok işe yarar. O zaman biz bunu neden yapmıyoruz? Başka sebepler ve çözümler de var elbet…
Sebze ve meyvelere insanları yönlendirmek dürüstçe bir davranış değil hatta beyaz ete yönlendirmek bile uyanıkça yapılan bir hiledir. Kırmızı et ve süt ürünlerinin yerini bunların hiçbiri tutmaz.
Netice olarak eğer kendi ülkemizde, milletler arası buluşmalarda söz sahibi olmak istiyorsak kırmızı et ve süt ürünlerini bebeklikten itibaren yeterince tüketmek zorundayız. Özellikle bebek ve çocuklar.
Ülkemizin konumu itibariyle düşünürsek, aslında o kadar da müşkül durumda değiliz. Cidden bu konuya el atılacak olursa düzelmez diye bir durum bahis konusu bile değil. Velâkin bu gün başlasak da iki-üç nesli daha kaybedeceğimiz kesin.
Hayvan ve hayvani ürünleri yeterince tüketen insanlar zeki ve insan siluetinde olurlar. Bağışıklık sistemi çalışır, hastalıklara karşı dirençlidirler, sağlıklı yaşarlar.
Ülkemizde mera sıkıntıları, hayvan yiyeceklerindeki aşırı fiyat artışı sebebiyle hayvan besleyenler zor durumda. Bir an önce bu meseleye konudan anlayanlar tarafından el atılmalı. Bu konunun sonuçları gördüğünüz gibi bize çok pahalıya mal olmakta.
 
Mahir ADIBEŞ
 
Etiketler: BESLENME, VE, GELECEK,
Yorumlar
Haber Yazılımı