Yazı Detayı
23 Kasım 2020 - Pazartesi 01:04
 
BİZ KÜRTLERİ ÇOK İYİ TANIYORUZ
Mahir ADIBEŞ
 
 

Otuz dört yıl önce Diyarbakır Lice'de veteriner hekim olarak göreve başladım. Rahmetli anamda yanımıza gelip gidiyordu, “Oğlum seni burada çok seviyorlar bizim oralarda bu saygıyı göremezsin,” demişti. 

Lice’de veteriner hekim ve idareci olarak beş yıl çalıştım. Ayrılmak istemedim Bakanlık yeter deyip beni uzmanlık için araştırma enstitüsüne tayin yaptı. Ben orada emekli olana kadar çalışmayı düşünüyordum. 

Biz oranın nesini sevdik; sanırım dostluğunu, samimiyetini, bağlılığını, mertliğini, kıymet bilirliğini. 
*

Lice'nin Kutlu Köyünde, terör örgütü, bir aileden altı kadını çeşmenin başında kurşuna dizdiği gün o köylülerle cenazeleri beraber kaldırdık. Öldürülenlerin en küçüğü evin kızı on üç (13), en büyüğü evin ninesi yetmiş altı (76) yaşındaydı. Suçları, evin reisinin korucu başı olmasıydı.

Yolçatı Köyünde öğretmeni bayrak direğine astıklarının sabahı oradan ayrılacaktı. Akşam camide köylülerle vedalaşmış, sabah eşyası yüklenecekti, köylüler onu yolcu etmeye gelecekler.

Kıralan Köyünde sokak ortasında köylülerin gözü önünde kurşuna dizilen öğretmenin cenazesini Bingöllü şube müdürü Şehmuz öğretmen kaldırırken yanında köylüler vardı. Köylüler, “Anasına ne diyeceğiz,” diye ağlıyorlardı.

Ben köylerde göreve gittiğim yerde gecikmiştim, eşime telefon edip, “Kocanın başını kestik leşini gönderiyoruz,” diye söylediklerinde Lice’de insanlar sokağa dökülmüş. Polisler, “Bu haber yalan,” deyip yatıştırmışlar ama bize çok sonra ulaştılar, çünkü biz telsizi kapatmıştık.

Dağda yaralanan askerleri gece yarısı beraber sevk ettik. Şehitleri beraber kaldırdık.

Bingöl’ün Genç İlçesinde kaymakam ile veteriner hekim Mahmut köyden dönerken pusuya düşürülüp şehit edilmişti. Mahmut köylülere hizmetten dönerken öldürüldü. O Zazalar ve Kürtler “Bu hakaret bize oldu” diyorlardı.

Hani'deki tavuk çiftliğinde çalışanların hepsi oranın insanlarıydı, teröristler yaktı. Köylüler yangını söndürmek için içeriye dalmış dumandan zehirlenenler olmuştu. Kadınları yolun kenarında ağlarken gördüm. “Evimize erzak götürüyorduk, o da bitti,” dediklerini duydum.

Çiftçimizi ve karısını teröristler öldürüp genç kızı dağa kaldırmışlardı. On bir gün sora güvenlik güçleri tarafından kız kurtarıldığında o insanların sevincini görecektiniz.

Gece yarısı, “Erkeksen ormanın yanına gel” diye telefon ettiklerinde silahı alıp gittim. Eşim telefon ile güvenlik güçlerine haber vermiş. Benden önce ormana dalan komandolar, jandarmalar, polisleri gördüm. 

Muhsin Abi, Lice’ye tayini çıkan öğretmene şahsıma hitaben yazdığı mektupta “Mektubu getiren benim size emanetimdir,” diyordu. Baş üstüne Başkanım senin bize emanetin başımız üzerinde yeri var.

Otuz dört (34) yıl önce Lice’de göreve başladım. Beş (5) yıl çalıştım. Atmış üç (63) muhtarım, yaklaşık irili ufaklı yüz yetmiş (170) mezra vardı. Hepsinin yollarını patikalara kadar bilirdim. Çünkü çoğu mezraya yol yok, at ya da katırlarla giderdik. Dağlarda yolumuzu şaşırıp kaybolduğumuzda jandarma aramaya çıkmıştı. Köylüler evin tek odasında bizi misafir ettiler, sofraya hep beraber oturduk. Yiyeceklerini paylaştık.

Benim sağ gözkapağım oldukça düşüktür. Orada o insanlara hizmet vereceğiz diye yüklenen sıkıntı sinir sistemini bozmuş.  Doktor arkadaşlar ameliyat ettirelim, dediler. Emniyet Müdürümüz, “Burada canını veren oldu, kolu bacağı kopan, gözleri kör olan oldu. Senin gözkapağın düştü. Öyle kalsın, her gördüğünde buraları hatırlarsın,” demişti. Tıraş olurken aynada yüzüme bakıp oraları hatırlıyorum. Senede bir ya da iki defa midemdeki ülser canımı yaktığında ben oraları düşünüyorum.

Neyi mi hatırlıyorum; köye teröristler gece gelip yiyecek aldıklarında gözaltına alınan muhtarı. “Asker öldürmüyor, teröristin istediğini vermeyince öldürüyor,” dediğini. Kenevir yakalattıklarında, “Bir daha ekmeyeceğiz,” diyerek yemin ettiklerini. 

Lice’den ayrıldığım gün boynuma sarılan felçli arıcı Abdullah amcanın, “Sen gidersen bir daha bu kapıdan içeri girmem,” dediğini. Atmış üç muhtardan atmış birinin yola koymaya geldiğini unutmadım. En önemlisi kronik hastalığı olan kardeşini Ankara’da hastahanede muayene ettirip rapor alması için mektup yazıp yardımımı isteyen beyaz eşya ticareti yapan Hasan’ın, “Yukarıda Allah aşağıda senden başka kimsemiz yok,” demesini unutamadım.

Oğlu Kasım ile arabasını getirip, “Baytar Bey senin araban yok, bunu babam yolladı, olur ki cumartesi, pazar gelinle gezmeye gider,” diye, demesini nasıl unuturum.

Biz Kürtleri, Zazaları böyle tanıdık.

Kürt, Zaza, Türk ayrımı yapmayız. Anadolu'nun insanını kaderi beraber yazılmış, Yemen’de, Mısır’da, Tunus’ta, Çanakkale’de, Kurtuluş Harbinde olduğu gibi.

Ben 34 yıl önce oralardaydım. Mesleğim gereği dağında, taşında, bağında, bahçesinde, ahırında, evinde girmediğim yer kalmadı.

Diyarbakır’dan, Lice’den, Elazığ’dan gelen Kürtler, Zazalar benim misafirim oluyorlar. 

Yıllardır Kürtlere en büyük zulmü terör örgütleri yaptı.

Emmiler ben devleti orada gördüm sevdim fikrimi kimseler değiştiremez. Kürtleri orada tanıdım; “Ben ölmeden sana dokunamazlar,” diyen şoförümü, “Senin arabanın önüne çıkanı yaşatmayız,” diyen köylüleri, evde erkeği olmayan çiftçimin hanımının, “Bir ayran bile içmeden gidersen ben Eşime ne diyeyim,” diyen gelinimizi unutmadım. Şunun bunun sözü kâr etmez bana.

 

Mahir Adıbeş

 
Etiketler: BİZ, KÜRTLERİ, ÇOK, İYİ, TANIYORUZ, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı