Yazı Detayı
18 Ocak 2021 - Pazartesi 11:25
 
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (29)
HASİP TAYLAN
mail.haber111@gmail.com
 
 

M. Hasip TAYLAN

3)Kitaplara iman: Kuran’da geçen veya geçmeyen Allah’ın (c.c) Resullerine indirdiği kitap ve suhufların tamamına inanmak, imanın rükünlerindendir. Zira bunu şu Ayet-i kerime emretmektedir: وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍ “Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım.(Şura 15). Dolayısıyla her müminin bunlara iman etmesi elzemdir. Bu kitaplar vasıtasıyla Allah (c.c), Resullerine (a.s), gönderildikleri kavimlerine hakikatı bildirmektedirler. Her ümmet kendilerine gönderilen kitabın Peygamberine tabi olmak ve getirdiği kitabın hükümlerine (emir ve nehiylerine) uymak zorundadır. Binaenaleyh, başka Peygamberlerin getirdiği kitaplara da iman etmeleri icap etmektedir. Zira tüm bu kitapların münzili (indireni) birdir. Oda Allah (c.c) dur. Bunlardan birini inkâr etmek, hepisini inkâr etmek demektir ve küfürdür. Kitapları veya kitaplardan birini inkâr etmek, onları getiren Peygamberleri ve/veya o Peygamberlerden birini inkâr etmek demaktir. Keza buda küfürdür. Ki bu Ayet-i kerimede onu tasdik etmektedir: امَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه وَرُسُلِه۪ۜ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ “Allah'ın Rasulü, Rabbinden kendisine indirilene, Kur'an'a iman etti. Mü'minler de iman ettiler. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Rasullerine iman ettiler. Biz Allah'ın Rasulleri arasında ayırım yapmayız.” Dediler. (Bakara 285).

Başka bir Ayet-i kerime: يا أيها الذين آمنوا آمنوا بالله ورسوله والكتاب الذي نزل على رسوله والكتاب الذي أنزل من قبل ومن يكفر بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر فقد ضل ضلالا بعيدا “Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine, peygamberine indirmiş olduğu Kitab'a ve daha önce indirmiş olduğu Kitab'a iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse uzak bir sapıklığın içine düşmüştür.” (Nisa 136).

Keza Cenab-i Hakk (c.c) Suhuflarla alakalı şöyle buyurmaktadır: إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَى “Muhakkak bu (gerçekler) önceki sayfalarda da mevcut idi. صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى “İbrahim ve Musa’ya gelen sahifelerde de vardı.” (A’la 18,19).

Konu ile ilgili Hadis-i şerifler:

حَدِيثِ أَبِي ذَرٍّ قَالَ: قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فما انَتْ صُحُفُ إِبْرَاهِيمَ؟ قَالَ: كَانَتْ أَمْثَالًا كُلُّهَا: أَيُّهَا الْمَلِكُ الْمُتَسَلِّطُ الْمُبْتَلَى الْمَغْرُورُ، إِنِّي لَمْ أَبْعَثْكَ لِتَجْمَعَ الدُّنْيَا بَعْضُهَا عَلَى بَعْضٍ، وَلَكِنْ بَعَثْتُكُ لِتَرُدَّ عَنِّي دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ. فَإِنِّي لَا أَرُدُّهَا وَلَوْ كَانَتْ مِنْ فَمِ كَافِرٍ. وَكَانَ فِيهَا أَمْثَالٌ: وَعَلَى الْعَاقِلِ أَنْ يَكُونَ لَهُ] ثَلَاثُ «1» [سَاعَاتٍ: سَاعَةٌ يُنَاجِي فِيهَا رَبَّهُ، وَسَاعَةٌ يُحَاسِبُ فِيهَا نَفْسَهُ، يُفَكِّرُ فِيهَا فِي صُنْعِ «2» اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ إِلَيْهِ، وَسَاعَةٌ يَخْلُو فِيهَا لِحَاجَتِهِ مِنَ الْمَطْعَمِ وَالْمَشْرَبِ. وَعَلَى الْعَاقِلِ أَلَّا يَكُونَ ظَاعِنًا إِلَّا فِي ثَلَاثٍ: تَزَوُّدٍ لِمَعَادٍ، وَمَرَمَّةٍ لِمَعَاشٍ، وَلَذَّةٍ فِي غَيْرِ مُحَرَّمٍ. وَعَلَى الْعَاقِلِ أَنْ يَكُونَ بَصِيرًا بِزَمَانِهِ، مُقْبِلًا عَلَى شَأْنِهِ، حَافِظًا لِلِسَانِهِ. وَمَنْ عَدَّ كَلَامَهُ مِنْ عمله قل كلامه إلا فيما يعينه". قَالَ: قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَمَا كَانَتْ صُحُفُ مُوسَى؟ قَالَ:" كَانَتْ عِبَرًا كُلُّهَا: عَجِبْتُ لِمَنْ أَيْقَنَ بِالْمَوْتِ كَيْفَ يَفْرَحُ! وَعَجِبْتُ لِمَنْ أَيْقَنَ بِالْقَدَرِ كَيْفَ يَنْصَبُ. وَعَجِبْتُ لِمَنْ رَأَى الدُّنْيَا وَتَقَلُّبَهَا بِأَهْلِهَا كَيْفَ يَطْمَئِنُّ إِلَيْهَا! وَعَجِبْتُ لِمَنْ أَيْقَنَ بِالْحِسَابِ غَدًا ثُمَّ هُوَ لَا يَعْمَلُ!. قَالَ: قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَهَلْ في أيدينا شي مما كان في يديه إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى، مِمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَيْكَ؟ قَالَ: نَعَمِ اقْرَأْ يَا أَبَا ذَرٍّ قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكَّى. وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى. بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَياةَ الدُّنْيا وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقى. إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولى. صُحُفِ إِبْراهِيمَ وَمُوسى. وذكر الحديث

Ebu Zerr'in rivayet etliği hadiste söyle dediğini kaydetmektedir:  

“Ey Allah'ın Rasûlü" dedim, "İbrahim'in sahifelerinde ne vardır?” O şöyle buyurdu:

“Tümüyle ibretli örnekler ihtiva ediyordu: Ey saltanat sahibi, sınanan ve aldanış içerisinde bulunan kral! Ben seni dünyayı üstüste yığman için gön­dermedim. Fakat ben seni mazlumun bana dua etmesine gerek bırakmayasın diye gönderdim. Çünkü ben bir kâfirin ağzından dahi çıksa mazlumun duasını geri çevirmem. Yine o sahifelerde ibretli örnekler vardı: Akıllı bir kimsenin zamanını üç bölüme ayırması gerekir. Bir bölümünde Rabbine seslensin, O'nunla baş başa kalsın. Bir bölümünde kendisini hesaba çeksin. Yüce Allah'ın ona yaptıkları üzerinde ve O'nun sanatında tefekkür etsin. Bir bö­lümünde de yiyecek ve içecek gibi ihtiyaçlarını karşılasın. Akıllı olan bir kim­senin aneak şu üç işle uğraşması gerekir: Ya ölümden sonra diriliş için azık, ya yaşamak için bir şeyler kazanmak, yahutta haram olmayan bir lez­zetle uğraşmak. Yine akılh bir kimsenin zamanını basiretle değerlendirme­si, işine yönelmesi, dilini muhafaza etmesi gerekir. Konuştuklarını ameli cümlesinden sayan bir kimse ise, kendisini ilgilendiren az miktardaki hususlar dı­şında konuşmaz.” Ebu Zerr dedi ki: 

“Ey Allah'ın Rasûlü ya Musa'nm sahifelerinde neler vardı?” diye sordum. Şöyle buyurdu:

“Hepsi ibretli şeylerdi: Kesin olarak öleceğine inanan bir kimsenin nasıl sevindiğine hayret ederim. Kadere kesin olarak iman eden bir kimsenin nasıl bitkin düşercesine çabalayıp durduğuna hayret ederim. Dünyayı ve dünyanın hallerinin değişip durduğunu gören bir kimsenin kalb huzuru ile dünyaya nasıl meylettiğine hayret ederim. Yarın hesaba çekileceğine kesin olarak inanan kimsenin nasıl amel etmediğine hayret ederim.” Ebu Zerr dedi ki: 

“Ey Allah'ın Rasûlü, dedim. İbrahim ve Musa'nın ellerinde bulunanlar kabilinden senin üzerine indirilenlerden bizim elimizde bir şey var mıdır?” diye sordum, şöyle buyurdu;

“Evet, ey Ebu Zerr. Gerçek şu ki, umduğunu elde eder, iyice temizlenen ve Rabbinin adını anarak namaz kılan. Oysa siz dünya hayatını tercih edersiniz. Hâlbuki âhiret hem daha hayırlı hem de daha kalıcıdır. Şüphe yok ki bu önceki sahifelerde İbrahim ile Musa'nın sahifelerinde de vardır" buyruklarını okudu. Daha sonra (Ebu Zerr) hadisin geri kalan bölümlerini zikretti.” (Kurtubi, A’la 18,19).

روِيَ عَنْ أَبِي ذَرٍّ أَنَّهُ سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَمْ أَنْزَلَ اللَّهُ مِنْ كِتَابٍ؟ فَقَالَ: مِائَةً وَأَرْبَعَةَ كُتُبٍ، عَلَى آدَمَ عَشْرَ صُحُفٍ وَعَلَى شِيثٍ خَمْسِينَ صَحِيفَةً وَعَلَى إِدْرِيسَ ثَلَاثِينَ صَحِيفَةً وَعَلَى إِبْرَاهِيمَ عَشْرَ صَحَائِفَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَالزَّبُورَ وَالْفَرْقَانَ،

Rivayet olunduğuna göre Ebû Zer, Hz. Peygamber (s.a.s)'e, Allah'ın ne kadar kitab indirdiğini sormuş da o da şöyle demiştir:

"Yüzdört. On sahife Âdem’e, elli sahife Şit'e, otuz sahife İdris'e, elli sahife Hz. İbrahim'e, Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan (Kur'ân)." (F. Razi, A’la 18,19).

وَقِيلَ: إِنَّ فِي صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ: يَنْبَغِي لِلْعَاقِلِ أَنْ يَكُونَ حَافِظًا لِلِسَانِهِ عَارِفًا بِزَمَانِهِ مُقْبِلًا عَلَى شَأْنِهِ، وَاللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى أَعْلَمُ، وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وصحبه وسلم.

“Hz. ibrahim'in sahifesinde şöyle yazıldığı söylenmiştir: "Akıllı kimsenin, dilini koruması, zamanını tanıması, değerlendirmesi ve işine gücüne yönelmesi." Allah (c.c) en iyi bilendir. Salât-ü selâm, efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'e, onun âline ve ashabına olsun.” (Âmin)! (F. Razi, A’la 18,19).

Kuran-i kerimde ismi geçen kitaplar:

a-Tevrat: Allah (c.c) kendi kudret eliyle Musa (a.s)’a yazıp nazıl ettiği kitaptır. Şu Ayet-i kerimede ona delalet etmektedir: وَكَتَبْنَا لَهُ فِي الْأَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْصِيلًا لِكُلِّ شَيْءٍ “Onun (Musa’a.s) için levhalarda her şey hakkında öğüt ve her şey hakkında açıklama yazdık.” (A’raf 145).

Başka bir Ayet-i kerimede: انَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا “Şüphesiz içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat'ı biz indirdik.  Allah'a teslim olmuş peygamberler yahudilerin arasında onunla hükmederlerdi.” (Maide 44).

Bu Ayet-i kerimede “hidayet” kelimesi ve “nur” kelimesi geçmektedir.  Binaenaleyh, “hidayet” kelimesiyle “nur” kelimesi arasında, mutlaka bir farklılığın bulunması gerekir. Buna göre “hidayet” kelimesi, hükümlerin, kanunların ve tekliflerin izah edilmesi, açıklanması mânasına; “nur” kelimesi de tevhidin, nübüvvetin ve meâd (ahiret) âleminin izah edilmesi manasına hamledilmiştir.

Ayrıca, mensuh olduğuna dair bir delil bulunmadığı müddetçe, bizden öncekilerin şeriatı bizim için de şeriattır" diyenler bu âyetle istidlal etmişlerdir ki, bunun izahı şudur:

 Cenâb-ı Hak, Tevrat'ta hidâyet ve nurun bulunduğunu söylemiştir. Bundan maksat ise, şeriatın hem usûl hem de fürûunda, Tevrat'ın hidayet ve nur olduğudur. Şayet Tevrat, tamamen neshedilmiş ve hükümleri nazar-ı dikkate alınmamış olsaydı, onda ne bir hidayet ne de bir nûr bulunmazdı. Hidayet ve nûr kelimelerini, dinin sadece asıllarını ilgilendiren hususlara hamletmek mümkün değildir. Çünkü Allah hem hidayeti hem de nuru zikretmiştir. Şayet, bu ikisinden de dinin sadece asıllarını ilgilendiren şeyler kastedilmiş olsaydı, o zaman bir tekrar yapılmış olurdu. Yine bu âyet, ancak recm meselesiyle ilgili olarak nazil olmuştur. Binaenaleyh, şer'î hükümlerin de bu âyetin hükmüne dâhil olması gerekir. Çünkü biz, her ne kadar âyetin sebeb-i nüzulünden başka şeylerin âyetin hükmüne dâhil olup olmadığı meselesinde ihtilâf etmiş İsek de âyetin sebeb-i nüzulü olan hadisenin, âyetin hükmüne dâhil olmasının gerekli olduğu hususunda mutabakat halindeyiz. (F. Razi, Maide 44)

“Allah’a teslim olmuş Peygamberler” buyruğunun anlamı ise: Hz. Musa'dan sonra Tevrat'ı uygulamak üzere gönderilen bütün peygamberler olduğu da söylenmiştir. Bunlar, Musa (a.s)’dan, İsa (a.s)’ın dönemine kadar Tevrat'ı tasdik etmiş olanlar demektir. Aralarında, bin peygamber gelip geçmiştir. Dörtbin peygamber olduğu da söylenmiştir. Bundan daha fazla geldiği de bildirilmiştir. Bunların hepsi de Tevrat'ta bu­lunan hükümlerle hükmetmişlerdir. Zira Allah Teâlâ İsrailoğulları arasından, yanlarında bir kitap olmadığı halde, binlerce peygamber göndermiştir. Allah onları, sırf Tevrat'ı bihakkın tatbik etsinler, ondaki "hadd" ve yasalarını uygulasınlar, farzlarını ifa etsinler, helâlini helâl, haramını da haram bilsinler diye peygamber olarak göndermiştir. (F. Razi, Kurtubi, Maide 44).

Bu kitap ve suhufları Cenab-i Hakk (a.c) çeşiti yötemlerle, aşağıdaki Ayet-i kerimede zikredildiği gibi, murad ettiği şekilde peygamberlere iletmektedir. وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلا وَحْياً أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ  Allah bir beşerle konuşmaz. Ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından ya da bir elçi göndererek O’nun izni (Allah’n izni) ile dilediğini ona (Beşer’e) vahyeder. (Şura 51). Kimi zaman perde arkasında (Hz. Musa ile Sina dağında hitap ettikleri gibi), kimi zaman Melek (Cebrail a.s.) vasıtasıyla ve kimi zaman kendi kudret kalemiyle yazılı olarak (Tevrat’ın Musa a. s’a bildirildiği gibi) وَكَتَبْنَا لَهُ فِي الأَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْصِيلاً لِكُلِّ شَيْءٍOnun için levhalarda her şeyle ilgili bir öğüt ve her şey hakkında bir açıklama yazdık.” (Araf 145). Bildirmişlerdir.

Yahudiler Musa (a.s)’ın beş kitabı olduğunu iddia ediyorlar. Ki bu kitapları Yahudi Hahamları kendileri yazmış ve esas orijinal Tevrat’ı tahrif ederek, hakikatlerin çoğunu gizlemiş, istediklerini ekleyip ve hoşlanmadıkları kısımlarını çıkarmış ve isteklerine uygun tahrıfli kitapları ortaya çıkarmışlardır.

Hâlbuki Müslümanlar, İslam'ın ilk döneminde, Yahudilerin tevhidî inançlarından dolayı, Kur’an mesajına ilk koşacaklar arasında bulunacaklarını bekliyorlardı.  Özellikle o zamanlar çok sayıda Yahudinin yaşadığı Medine'ye hicretten sonra Müslümanların bu beklentileri hayal kırıklığı ile sonuçlanan bir netice oldu. Zira bir kısım Yahudiler, İbrahim (a.s)’dan Muhammed (s.a.v)’e kadar gelen peygamberlerin kendilerinden olmaları taassubu ile kendi dinlerini sadece İsrailoğullarına adanmış bir çeşit ırksal miras olarak kabul ediyorlar ve kendilerine nazil olan kitaplardan bildikleri halde, yeni bir vahyin gereğine bir türlü razi olup inanmıyorlardı.

Ki Cenab-i Hakk (c.c) Tevrat’ın tahrifatına dair şöyle buyurmaktadır: أَفَتَطْمَعُونَ أَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ “(Ey îman edenler!) Siz, o (Yahûdîlerden) Allah’ın (Tevrât’taki) sözünü işitip ve iyice anladıktan sonra, içlerinden onu bile bile tahrif edenlerin, size inanacaklarını mı umuyorsunuz?” Başka bir Ayet-i kerimede: مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ “Yahudilerden bazıları, kelimeleri yerlerinden tahrif ederler.”

 Tevrat’ı tahrif etmek suretiyle, Yahudi Hahamlar tarafından yazılmış kitaplar şunlardır:

Tekvin (Yaratılış): Dünyanın ve insanın yaratılışını, cennetten kovuluşu, Nuh Tufanını, İbrani halkının ataları olan İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf (aleyhumusselam)’ı anlatır. 

Çıkış: Yahudi halkının Musa (a.s) önderliğinde Mısır'dan çıkışını ve 40 yıl boyunca Sina çölünde dolaşmasını, on emrin indirilişini, temel yasaların kabulünü anlatır.

 Levililer: Harun (a.s)'ın oğullarının kâhin atanmasını ve eski İsrail'in tapınma düzenini anlatır.

Tensiye: Musa (a.s)'ın ölümünden önce Moav Çölünde halkına verdiği öğütleri içerir. 

Sayılar: İsrail halkının Sina Dağ'ından göçüp Kenan ülkesinin doğu sınırına varıncaya kadar başından geçenleri ve Kenan sınırında Tanrının Musa aracılığıyla verdiği yasaları içerir.

b-Zebur: İlahi kitaplardan “Zebur” şu Ayet-i kerimede geçtiği gibi: وَآتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا “Biz Davud’a Zebur’u verdik.” (Nisa 163). Davud (a.s)’a inmiştir.

Bu kitap yüz elli sûreden ibaret olup, bunlarda herhangi bir hüküm, helal ve harama dair bir buyruk yoktu. Bu kitap bir takım hikmetli sözler ve öğütleri kapsamaktaydı.

Hz. Dâvud güzel sesli birisi idi. O bakımdan, Zebur'u okumaya başladı mı, insanlar, cinler, kuşlar, vahşi hayvanlar, sesinin güzelliği dolayısıyla etrafında toplanırdı. Hişam, babasından naklederek şöyle demiştir: Dâvud (a.s) bir yandan elinde hurma yapraklarından zembil yaparken diğer yandan insanlara hutbe irad ederdi. Bitirdiği zembili, yanında bulunanlardan birisine verir, o da bunu satardı. Ayrıca O (Davud a.s), zırh da yapardı. (Kurtubi, Nisa 163).

c-İncil: İsa (a.s)’a inmiştir. وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَآتَيْنَاهُ الْإِنْجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ “Onların (geçmiş Peygamberlerin) ardından (eserleri üzerine), kendisinden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona da (Hz. Musa’ya da) içerisinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayan, takva sahipleri için de hidayet ve öğüt olan İncil'i verdik.” (Maide 46).

Ayette keçen “Hz. İsa (a.s)’ın kendisinden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderilmiş olması”; Hz. İsa (a.s)'ın, Tevrat'ı tasdik edici oluşu, onun Allah'dan inmiş bir kitap olduğunu ve neshedilmezden önce, onun kendisi ile amel edilmesi gereken bir hak olduğunu ikrar etmesi manasınadır.

Ayette keçen “Ona da (Hz. Musa’ya da) içerisinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayan, takva sahipleri için de yol gösterici ve öğüt veric olan İncil'i verdik.” Cümlesinin anlamı ise:

İncil, tevhide, tenzihe (Allah'ın eksiklik ve noksanlardan münezzeh olduğuna), Allah'ın eşi olmaktan, çocuğu bulunmaktan, benzeri ve zıddı olmaktan beri olduğuna, Hz. İsa (a.s)'ın nübüvvetine ve âhirete delâlet eden delilleri ihtiva eden mânasında bir hidayettir. İşte İncil'in "hidayet" olması ile bu mâna kastedilmiştir. (F. Razi, Maide 46).

İncil'in "nûr" olmasından murad ise, şer'î ahkâmı ve mükellefiyetlerin detayını açıklayan bir kitap olmasıdır. (F. Razi, Maide 46).

İncil'in kendinden önceki kitabı (Tevrat’ı) tasdik edici olması; Hz. Muhammed'in, peygamber olarak gönderileceğini ve geleceğini müjdeleyici olması mânasına hamledilebilir. (F. Razi, Maide 46).

İncil'in Ayet’te ikinci kez geçen "hidayet" vasfı ise, bütün insanları Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğine ulaştıran bir vesile olması sebebi ile "Hz. Muhammed (s.a.s)'in gelişini müjdeleyen mânasında alınabilir. Müslümanlar ile ehl-i kitap arasında bu hususta son derece ileri bir münakaşa bulunduğu için, Hak Teâlâ "hidayet" vasfını, İncil'in Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğine apaçık bir şekilde delâlet ettiğine dikkat çekmek için, ikinci kez getirmiştir. Binâenaleyh İncil, beyân ve izaha daha çok muhtaç bu mesele hususunda bir hidayet olmuş olur. (F. Razi, Maide 46).

Binaenaleyh, Tevrat’ta da İncil’de de Hz. Muhammed’in geleceğine dair bilgilerin apaçık bir şekilde bulunduğu Ayet-i kerimelerle sabittir. Bunlardan bir Ayet-i kerime şöyle buyurmaktadır: اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ “Onlar ki, kendi yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ummi peygambere iman ederler.” (A’raf 157).

İncil'in bir "öğüt" oluşu ise, nasihatları ve çok kuvvetli bir şekilde insanı günahtan men edici tavsiyeleri ihtiva etmesinden dolayıdır. Bu öğütten istifâde edenler muttakîler olduğu için, bunun sadece onlara ait olduğunu belirtmiştir. (A’raf 157).

Bazı ulema, İncil ile Tevrat arasında ufak-tefek değişiklikler dışında, ahkâmlarda büyük bir farklılık olmadığı dile getirmektedir. Buna mesned olan Ayetlerden bir tanesi şöyle buyurmaktadır: وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ “Benden önce gönderilmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve daha önce size haram kılınmış olanların bazılarını helal kılmak üzere gönderildim.” (Ali İmran 50).

Katade'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. İsanın getirdiği şeriat, Hz. Musanın getirdiğinden daha yumuşaktır. Zira Hz. Musanın getirdiği şeriatla insanlara deve eti, bağırsak ve işkembe yağları, bir kısım kuşlar ve balıklar haram kılınmıştı. Allah teala, Hz. İsaya gönderdiği şeriatla pençeli kuşlar dışındaki şeyleri insanlara helal kıldı. (Taberi, Kurtubi, Ali İmran 50). (Devam edecek inşallah)

 

 
Etiketler: KUR’AN, VE, HADİS, IŞIĞINDA, DÜNYA, HAYATI, (29),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
04 Nisan 2021
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (30)
22 Kasım 2020
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (28)
20 Ağustos 2020
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (27)
01 Temmuz 2020
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (26)
29 Ocak 2020
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (25)
25 Eylül 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (24)
11 Temmuz 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (23)
15 Nisan 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATIKUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (22)
09 Mart 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (17)
21 Ocak 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (21)
19 Kasım 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (20)
10 Eylül 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (19)
09 Temmuz 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (18)
12 Şubat 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (16)
12 Kasım 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (15)
10 Ekim 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (14)
08 Ağustos 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (13)
07 Temmuz 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (12)
22 Mayıs 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (11)
28 Mart 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (10)
23 Ocak 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (9)
24 Kasım 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (8)
10 Ekim 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (7)
01 Eylül 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (6)
21 Temmuz 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (5)
20 Haziran 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (4)
16 Mayıs 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (3)
18 Mart 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (2)
15 Şubat 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (1)
11 Aralık 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (40)
06 Kasım 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (39)
Haber Yazılımı