Yazı Detayı
20 Şubat 2020 - Perşembe 20:57
 
MANEVİYAT İKLİMİ: ÜÇ AYLAR
Doç. Dr. Ömer MENEKŞE
mail.haber111@gmail.com
 
 

Rabbimizin bize sunduğu en büyük nimetlerden biridir zaman… Çoğu defa nasıl geçtiğini anlamadan hızla tükeniyor…

Her gün ömür takvimimizden bir yaprak kopuyor…Her gün biraz daha yaşlanıyoruz… Öteler ötesi âleme doğru süratle koşuyoruz. İnsanoğlu her fani gibi kaybolmaya, bir sonbahar yaprağı gibi solmaya mahkûm…

“Zaman durmaz, ömür akan bir sudur,

İnsanoğlu yerli değil yolcudur”

Zaman; durmadan akıp giden bir çağlayan âdeta… İnsanlar da geceler ve gündüzler içinden akar... Nereye? Kur’an’ın belirttiği “O gün’e... “insanların dünyada yapıp ettiklerinin kendisine gösterilmesi için kabirlerinden çıkarılacağı”, (Bkz. Mearic, 70/43; Âdiyât, 100/9) “Herkesin kazancının kendisine eksiksiz geri verileceği ve hiç kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı’’ (Mü’minun, 23/62) “Kalblerde gizlenenlerin ortaya çıkacağı”, (Âdiyât, 100/10) “Yüzlerin kararacağı veya ağaracağı” (Âl-i İmrân, 3/106) “O gün”e... Âhiret gününe!..

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) zamanın önemini belirtirken,

 “İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda) aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.”  buyurarak “İnsanların en çok gaflet içinde olduğu nimet” (Buharî, Rikak, 1) ifadesini kullanmıştır. Bu hadis-i şerif bizlere zamanın ne büyük bir ihsan olduğunu hatırlatırken, kıymeti bilinmediğinde geri dönülmez şekilde heba olup gideceğini vurgulamaktadır.

Zamanın farkına olmak, onu ebedi hayat için sermaye yapmak tüm müminler için sorumluluktur. Ne var ki bazen bu sorumluluğumuzu unutup, dünya gailelerine ya da fani zevklere aldanıp vakitlerimizi heba edebiliyoruz. Bu halden kurtulmak, kendimize gelip özümüze dönmek için bir uyanışa, hatırlayışa, silkelenmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bir fırsat ya da vesile bulup, yanlışlarımızdan dönmeyi, yüzümüzü ebediyet ufuklarına çevirmeyi arzuluyoruz.

İşte böyle bir başlangıç için Yüce Mevlâ bizlere bazı kutlu zamanlar bahşetmiştir. Kulluk şuurumuzu yeniden hatırlamak, Rabbimize yönelmek için özel ve seçilmiş vakitler…

Bir kere her günün gündüzünü ve gecesini kapsayan beş vakit, çok özel bir an olarak tahsis edilmiş. Müslüman olmanın temel şartlarından olan, “dinin direği” olan, namaza durduğumuzda günün o namaza denk düşen kısmını çok çok özelleştirmiş olmaktayız…

Ayrıca davet ettiğimiz “teheccüd” namazı, gecelerimize daha da bir anlam kazandırmakta…

Cumalar özel.

Her yılın bir ayı demek olan Ramazan günleri özel…

Ömürde bir kere içinden geçip iliklerinize kadar hissedeceğiniz Hac günleri özel.

Bütün bu özel günler içinde bir de özel geceler var... Zamanı değerlendirmek, ömrü boşa geçirmemek için müstesna bir fırsat olan geceler… Akıp giden zamanın önemli durakları olan ve içinde kandilleri barındıran… Işıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevi feyziyle de bunalan gönüllerimizi aydınlatan, zihinlerimizi berraklaştıran…

Mübarek gecelerle dolu Üç Aylar…

“Geceyi ihya etme”nin “gündüz tutulan oruç”la birleştiği mübarek gün ve geceler… Regâib Kandili’yle başlayan, bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi’yle zirveye ulaşan, kandiller zincirini içinde barındıran, Ramazan Bayramı’yla da maddî ve manevî alanda “bayram”a dönüşen manevi yükseliş ve bağışlanma ayları…

Üç aylar… bizim için bir fırsatlar silsilesi adeta.

Yaratılış gayemizi düşünmemiz, Yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi değerlendirmemiz için bir fırsat…

Sanal dünyanın sosyal paylaşım platformlarında harcadığımız enerjiye rağmen paylaşmayı neredeyse unutur hale geldiğimiz bir zamanda sorumluluklarımızı yeniden hatırlamak için bir fırsat…

Hayatı soluk soluğa yaşarken unuttuklarımızı hatırlamak, sükûnetin ferahlatıcı etkisini duygu dünyamıza taşıyan ibadetlerle ruhumuzu zenginleştirmek için bir fırsat...

Gündelik hayatın karmaşası içerisinde bunalan ve daralan ruhumuzun inşirahı; genişliği ve ferahlığı için bir fırsat...

Her şeyden öte arınmak için eşsiz bir fırsat...

 

İşte günahlarla kararan yüreklerimizi, merhametten yoksun paslı vicdanlarımızı tövbelerle ve pişmanlık gözyaşlarıyla arındırıp, tertemiz bir hale getirebilmek için önümüzden akıp giden rahmet pınarıdır Üç Aylar…

Her gün ömür takvimimizden bir yaprak koparken, süratle ömür sermayemiz tükenirken, akıbetimiz olan ölüme hızla koşarken, şu fani olan hayat yolunda, dünyanın ötelere bir hazırlık yeri olduğunu idrak etmek, asıl ve ebedî olan ahiret yurduna hazırlanmak ve az zamanda çok kazanma vaktidir Üç Aylar…

Kalan günlerimizin, yaşayıp geride bıraktıklarımızdan daha az olabileceğinin idraki içinde hayırlı işlerde yarışmak, faydasız uğraşlardan kaçınmak, günahlara dur deyip, sevaplarla buluşmak zamanıdır Üç Aylar.

Zamanı yaratan ve ona hükmeden Allah’a hamdolsun, bizleri yeniden bu kıymetli zamanlarla buluşturdu.

Üç Aylar müminler için ruhen, fikren ve bedenen bir tazelenme ve toparlanma dönemidir. Değeri büyüktür.

Elbette tüm mekânlar Allah’ın, tüm zamanlar Allah’a aittir. Ancak yaşanılan telaşlar, peşinden koşulan hazlar yaratıcı ile münasebetleri gözden geçirmeye fırsat bırakmayabilir. Üç aylar mevsimi kazançların ve kayıpların gözden geçirildiği zaman ve zemin olur.

 “Rabbinizin mağfiretine ve cennetine koşun.” (Âl-i İmran, 3/133.) çağrısına kulak verip genişliği gökler ve yeryüzü kadar olan cennete talip olunur.

Yol belli, yolcu bilinen; yol ve yolcunun sahibi gözleyen. Aslında tüm seferlere hazırlık yol gözükünce başlar. Yolun ve yolculuğun farkına varmaktır üç aylar. Ertelenmiş hazırlıklara hız vermek, fırsatları bohça yapıp yükün sahibine sunmaktır. Herkes yarın için önceden ne göndermiş olduğuna bakmalıdır.

Öyle buyurur Rabbimiz:

 “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! (Evet) Allah’a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.”(Haşr, 59/18)

Üç aylar, kameri takvime göre Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Bu aylar, rahmet dalgalarının başladığı, manevî huzur ve sükûnun kalplere doğduğu, ilâhî rahmetin coştuğu aylardır. 

İşte önümüzdeki 25 Şubat Salı günü Üç ayların başlangıcı ve Receb’in ilk günü…bu ayın İlk Cuma gecesi olan 27 Şubat Perşembe akşamı da Regaip Kandili’dir.

 Arifler, din alimleri kitaplarında yazmışlar ki:

“Yıl, ağaç gibidir. Receb ayı ağacın yapraklı, şaban meyveli, Ramazan ise meyvesinin toplanacağı zamanı gibidir.”

Nitekim Zünnun-i Mısri üç aylar hakkında şöyle demiştir:

 “Receb tohum ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan hasat ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer. Ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ziraatı zayi etse hasat günü ekemediğine pişman olur. Kıyamet gününde kötü vaziyete düşer ve dünyadaki zannının aksi zuhur eder.”

Abdülkādir-i Geylânî hazreleri de Günyetü’t-tâlibîn adlı eserinde şöyle demektedir:

“Receb tevbe; Şa’ban muhabbet; Ramazan da Hakk’a kurbiyet ve vuslat ayıdır.”

“Receb: Günahı, zulm ü cevri terketme; Şa’ban: Salih amel işleyip vefa gösterme; Ramazan ise Sıdk u safaya erme ayıdır.”

“Receb’de şevkle girişilen tevbe ve hasenât, kabule mazhar olur; Şa’ban’da işlenmiş eski seyyiat, afv ü mağfiret kılınır; Ramazan’da ise kula, ilâhi ihsan ve ikramlar bahşedilir.”

Hülasa: Receb hürmet, Şaban hizmet, Ramazan ise nimet ayıdır.

Demek ki Receb ayı, bizi ramazana hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.

Ramazan da onbir ayın sultanı... Ona birden, hemencecik insan girmiyor, kendisini hazırlayarak, derleyip toparlayarak giriyor. Onun için, “Receb ayı tevbe ayıdır.” demişler. Yani kul ne yapacak?.. “Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hata etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet...” diyerek hatasını itiraf edip, hatasından dönerek, Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girecek. Receb ayı tevbe ayıdır.

 Şa’ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Allaah Resulü’nün lisanıyla;  “Receb şehrullah; Allah’ın ayı, Allah’ın tevbeleri kabul ettiği ay... Şa’ban benim ayımdır. Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, I, 423, Hadis No: 1358)

Demek ki, Receb’de tevbe edeceğiz, Allah’ın affını mağfiretini isteyeceğiz. Şa’ban’da Peygamber Efendimiz’in has ümmeti olmağa çalışacağız. Ramazan’da da Allah’ın lütfuna ermeğe, ümmet olarak mükâfatları kazanmağa gayret edeceğiz.

Üç aylarımız ve kandillerimiz mübarek olsun…

Duamız ve niyazımız Peygamberimizin mübarek dilinde ifadesini bulan ve üç aylarda yaptığı şu dua olsun:

“Allah’ım! Recep ve şabanı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 189)

 

 

 
Etiketler: MANEVİYAT, İKLİMİ:, ÜÇ, AYLAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı