Vincent Geisser: Fransa'daki ayrılıkçılık yasası zayıf istatistiki bilgilerden çıkarılmış sosyolojik tanıya dayanıyor

DÜNYA (AA) - Anadolu Ajansı | 28.07.2021 - 12:23, Güncelleme: 27.10.2022 - 05:59
 

Vincent Geisser: Fransa'daki ayrılıkçılık yasası zayıf istatistiki bilgilerden çıkarılmış sosyolojik tanıya dayanıyor

Fransız siyaset bilimci Geisser, Fransa'da tartışmalı ayrılıkçılık yasasının aşırı zayıf istatistiki bilgilerden çıkarılmış sosyolojik bir tanıya dayandığını, hükümetin yasayı savunmak için kullandığı argümanı destekleyecek veri bulamadığını söyledi.
<p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi</span>&nbsp;(CNRS) ve&nbsp;<span style="font-family:gothamnarrow-bold">Arap ve M&uuml;sl&uuml;man D&uuml;nyası Araştırma ve İnceleme Merkezi&nbsp;</span>(IREMAM)&nbsp;<span style="font-family:gothamnarrow-bold">araştırmacısı Profes&ouml;r Vincent Geisser</span>, Fransa&#39;da M&uuml;sl&uuml;manları hedef aldığı ve &ouml;tekileştirdiği i&ccedil;in eleştirilen &quot;<span style="font-family:gothamnarrow-bold">Cumhuriyet Değerlerine Saygıyı G&uuml;&ccedil;lendiren Prensipler</span>&quot; adlı yasayı AA muhabirine değerlendirdi.</p> <p>H&uuml;k&uuml;metin yasayı &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in &ldquo;İslamcı ayrılık&ccedil;ılık&rdquo; gibi bir gerek&ccedil;e g&ouml;sterdiğini belirten Geisser, yasayla dernekler, camiler ve okulların hedef haline geldiğini ifade etti. Geisser, &ldquo;Bu yasa, aşırı zayıf istatistiki verilerden &ccedil;ıkarılan sosyolojik bir tanıya dayanıyor.&rdquo; değerlendirmesinde bulundu.</p> <p>H&uuml;k&uuml;metin, İ&ccedil;işleri Bakanlığının bu t&uuml;r verileri elde edebilmek i&ccedil;in t&uuml;m imkanlara sahip olduğunu kaydeden Profes&ouml;r Geisser, &ldquo;T&uuml;m devlet kaynaklarına rağmen h&uuml;k&uuml;metin ayrılık&ccedil;ılık yasasını savunmak i&ccedil;in kullandığı arg&uuml;manı destekleyecek saygın, nicel veri &ccedil;ıkmadı.&rdquo; diye konuştu.</p> <h3>Fransa&rsquo;nın M&uuml;sl&uuml;manların işlerine m&uuml;dahalesini meşru kılacak hukuki zemin oluşturuluyor</h3> <p>Vincent Geisser, prensipte laik bir devlet olan Fransa&#39;nın ne olursa olsun devletin dini işlere m&uuml;dahil olmaması gerektiğini ancak şu anda devletin M&uuml;sl&uuml;manların cami, imam, dernek ya da okullarına m&uuml;dahale ettiğini aktararak &ldquo;Ancak yasa devletin M&uuml;sl&uuml;manların işlerine karışma, onları izleme, denetleme ve baskılama meşruluğunu g&uuml;&ccedil;lendirecek. Fransa devletinin M&uuml;sl&uuml;manların işlerine aşırı m&uuml;dahaleciliğini meşru kılacak, hukuki bir zemin oluşturuyor.&rdquo; değerlendirmesini yaptı.</p> <p>Fransa&rsquo;nın s&ouml;m&uuml;rge d&ouml;neminde n&uuml;fusunun b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu hatta tamamı M&uuml;sl&uuml;manlardan oluşan &uuml;lkelere hakim olduğunu, bu zamandan kalan tutum ve kurumların g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze de aktarıldığını dile getiren Profes&ouml;r Geisser, şu yorumu yaptı:</p> <p>&ldquo;Evet, s&ouml;m&uuml;rge d&ouml;neminden kalma tarihi bir miras s&ouml;z konusu. Fransa, s&ouml;m&uuml;rge topraklarında aşırı m&uuml;dahalecilikle doğrudan İslam&rsquo;ın idaresini yaşadı, bir nevi meslektaşlarımın dediği gibi &lsquo;sek&uuml;larizme M&uuml;sl&uuml;man istisnası&quot; yapıldı.</p> <p>Sek&uuml;ler Fransa s&ouml;m&uuml;rge topraklarında dini işlere doğrudan m&uuml;dahalede bulundu, imamlar atadı, resmi ya da gayriresmi camiler tayin etti, M&uuml;sl&uuml;man derneklerini izledi, bazılarını yasakladı. Yani g&uuml;n&uuml;m&uuml;zle bir devamlılık var.&rdquo;</p> <p>Geisser, diğer yandan bu devamlılığın sadece s&ouml;m&uuml;rge tecr&uuml;besinden kaynaklanmadığını, Fransız devletinin diğer dini azınlıklara davranış şeklinin de İslam&rsquo;a karşı tutumuna miras kaldığını dile getirdi.</p> <h3>Fransa&#39;nın İslam takıntısına anlam verilemiyor</h3> <p>Fransa&#39;nın M&uuml;sl&uuml;manlara &ouml;zellikle dini sembollere y&ouml;nelik tutumuna uluslararası toplumun anlam veremediğine işaret eden Geisser, &quot;ABD Fransa&#39;nın M&uuml;sl&uuml;man takıntısına anlam veremiyor ve eleştiriyor. &#39;İşler k&ouml;t&uuml; gittiğinde Fransa neden s&uuml;rekli İslam, imam ve camilerden bahsediyor?&#39; sorusunu soruyorlar.&quot; dedi.</p> <p>Vincent Geisser, T&uuml;rkiye ve Tunus gibi laik ancak n&uuml;fusunun &ccedil;oğunluğu M&uuml;sl&uuml;man olan &uuml;lkelerin de Fransız sek&uuml;lerliğini anlamakta zorlandığını, sek&uuml;lerlik ve baskının karıştırılmaması gerektiğini kanısında olduklarını aktardı.</p> <h3>Aşırıcıların insan kaynağı genelde camiye uğramayanlar</h3> <p>Profes&ouml;r Geisser, İslamofobinin &quot;cihat&ccedil;ı&quot; olarak tabir edilen grupları beslediği g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne katılmadığını, bu grupların kendine &ouml;zg&uuml; insan kaynağı olduğunu anlatarak &ldquo;Bunlar genelde camiye, M&uuml;sl&uuml;man derneklerine pek gitmeyen kişiler oluyor. Diğer yandan camiye sık gidenler ve bu t&uuml;r dernekler &lsquo;Biz Fransalı M&uuml;sl&uuml;manlarız.&rsquo; demek i&ccedil;in &ouml;zellikle Fransa bayrağı asıyorlar.&rdquo; diye konuştu.</p> <p>İslam konusundaki tartışmaların M&uuml;sl&uuml;manların dinleri ve vatandaşlıklarını uzlaştırma konusundaki arzularını g&uuml;&ccedil;lendirdiğini savunan Geisser, M&uuml;sl&uuml;man dernekleri, cami ve imamların ter&ouml;rle m&uuml;cadele ve ter&ouml;r kurbanlarına destek i&ccedil;in seferber olduklarını anlattı.</p> <h3>M&uuml;sl&uuml;manların ter&ouml;rle m&uuml;cadele girişimleri unutuluyor</h3> <p>Vincent Geisser, bu seferberlik ve girişimin ideolojik s&ouml;ylemler uğruna karartıldığına, unutulduğuna, M&uuml;sl&uuml;man derneklerin ter&ouml;r&uuml; her zaman kınadığına, saldırılardan sonra d&uuml;zenlenen g&ouml;sterilere katıldığına dikkati &ccedil;ekerek &ldquo;Sanki kalıcı bir Fransız bellek kaybı var, M&uuml;sl&uuml;manların ter&ouml;r ve radikalcilikle m&uuml;cadelede &ccedil;ok &ccedil;alıştığını hatta bazı Fransızlardan daha fazla katkıda bulunduğu unutuluyor.&rdquo; değerlendirmesinde bulundu.</p> <p>İdeolojik siyasi s&ouml;ylemin ger&ccedil;eklikle bağını kaybettiğinden, Fransa&rsquo;yı toplantılarını bayraklarla donatacak kadar &ccedil;ok seven dini derneklerin, &ccedil;ocuklarının jandarma, polis olmasını isteyecek kadar &ouml;nemseyen M&uuml;sl&uuml;manların desteğinden mahrum bırakmanın akıl almaz olduğundan bahseden Profes&ouml;r Geisser, &ldquo;&Ccedil;elişki i&ccedil;erisindeyiz. Siyasi ve ideolojik gerek&ccedil;elerle oluşturulmuş bir şey, Fransız toplumumun ger&ccedil;ek sorunlarını unutturmak i&ccedil;in bir g&uuml;nah ke&ccedil;isi belirliyor.&rdquo; dedi.</p> <h3>Tunus&#39;taki darbe girişimi</h3> <p>Fransız siyaset bilimci Vincent Geisser, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said&#39;in Meclisin t&uuml;m yetkilerini dondurup milletvekillerinin dokunulmazlığını askıya aldığı ve mevcut Başbakan Hişam el-Meşişi&#39;yi azlettiği darbe girişimi s&uuml;recine ilişkin soruları yanıtladı.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Tunus&#39;ta yaşananların darbe olduğunu s&ouml;yleyebilir miyiz?</span></p> <p>Darbe mi değil mi? &quot;İslamcılığı&quot;, Nahda Partisini &ccedil;ok eleştiren b&uuml;y&uuml;k liberal hukuk&ccedil;u, İyad Bin Aşur bunu bir &quot;anayasal darbe&quot; olarak adlandırdı. Bunun bir &ldquo;anayasal darbe&rdquo; olduğunu s&ouml;yleyebilirim. Başa gelen cumhurbaşkanına, iktidarı 30 g&uuml;n boyunca tek başına kullanma yetkisi dahil hangi yetkilerin tanınacağı Anayasa&#39;nın 80. maddesinde yazıyor. Yani yasalar artık Parlamento tarafından oylanmıyor, Cumhurbaşkanı kanun h&uuml;km&uuml;nde kararname yayınlıyor. Bu istisnai yasa, Cumhurbaşkanının bu istisnai yasayı uygulamadan &ouml;nce Parlamento Başkanı ve Meclis Başkanı&#39;na danışmasını ve Anayasa Mahkemesinin yasayı sınırlamasını gerektiriyor. Ancak, Cumhurbaşkanı, Parlamento Başkanı&#39;na, H&uuml;k&uuml;met Başkanı&#39;na danışmadı. Hatta neredeyse onu durdurdu. Ve hepsinden &ouml;nemlisi, Tunus&#39;ta Anayasa Mahkemesi yok. Dolayısıyla bu yasayı anayasaya aykırı olarak kullanıyor.</p> <p>Peki bu bir anayasal darbe midir? İki varsayım bulunuyor. Ya bir t&uuml;r ge&ccedil;ici darbe, Cumhurbaşkanı kendisinden korkulmasını sağlayarak, Tunus kurumları &uuml;zerindeki hakimiyetini g&uuml;&ccedil;lendirmek ve &ouml;zellikle siyasi partilerin etkisine karşı savaşmaya &ccedil;alışıyor. Sadece İslamcılar değil, t&uuml;m siyasi partiler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; siyasi partileri sevmeyen bir cumhurbaşkanı, kendisi siyasi partileri sevmediğini her fırsatta s&ouml;yl&uuml;yor. Ya da maalesef Tunus&#39;ta ger&ccedil;ek bir otoriter kaymayı, hatta yeni bir rejimi haber veren bir darbe.</p> <p>İkinci Tunus Cumhuriyeti Anayasası, liberal ve demokratik bir yapıya sahipti. Eğer siz birine sen &ldquo;k&ouml;t&uuml; bir M&uuml;sl&uuml;mansın&rdquo; diye ithamda bulunursanız, (Anayasa&rsquo;ya g&ouml;re) sizin başınız belaya girer. (Tunus&rsquo;un) Kurucu Ulusal Meclisi&rsquo;nin neredeyse 4&rsquo;te 3&rsquo;&uuml; tarafından oylanan bu anayasaya, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z &uuml;zere aşırı liberal bir anayasa.</p> <p>Peki bir Anayasa değişikliğine mi, bir rejim değişikliğine veya sadece bir &ldquo;ge&ccedil;ici darbe&rdquo; s&uuml;recine doğru mu gidiyoruz? Maalesef, şu an (&ouml;ng&ouml;r&uuml;len) bir rejim değişikliği gibi. Adalet Bakanı g&ouml;revden alındı, Savunma Bakanı g&ouml;revden alındı. Milletvekilleri Parlamento&rsquo;ya katılabilmeli. 30 g&uuml;n boyuncu yasa oylamayacak olmaları, Parlamento&rsquo;ya giremeyecekleri anlamına gelmemeli. Tunus milletvekilleri Parlamento&rsquo;ya giremiyor. Sanki Parlamento feshedilmiş gibi, Parlamento&rsquo;dan mahrum bırakılıyorlar. Bazı sinyaller bir rejim değişikliğine gittiğimize işaret ediyor, ya da en azından daha otoriter bir yol olan, şahsa bağlı bir Tunus rejimine. Bu şu demek oluyor, g&uuml;venlik g&uuml;&ccedil;leri, esasen ordu ve polis g&uuml;&ccedil;lerinin yardımıyla iktidarda olan ve muhtemelen gelecek g&uuml;nlerde ve haftalarda baskı uygulayacak bir cumhurbaşkanı. Burada yapmış olduğumuz bir hatayı s&ouml;ylemek ve tekrar etmek istiyorum, Cumhurbaşkanının (Kays Said&rsquo;in) sadece &ldquo;İslamcılara&rdquo; saldırdığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz, ş&ouml;yle ki &ldquo;İslamcılar&rdquo; listenin başındalar, onlardan sonra sıra herkese gelecek.</p> <p>İşte bu y&uuml;zden, &ldquo;İslamcıları&rdquo; &ccedil;ok eleştiren ve her şeye rağmen, Fransızcada dediğimiz gibi &ldquo;alarm zilleri &ccedil;alan&rdquo; ve &ldquo;bu ger&ccedil;ekten bir darbe&rdquo; diyen belirli sayıda liberal anayasacı hukuk&ccedil;u var. Hatta benden de ileri giderek &ldquo;anayasal bir darbeden&rdquo; bahsediyorlar. Ben &ldquo;ge&ccedil;ici bir darbeden&rdquo; veya &ldquo;anayasanın, anayasaya aykırı yorumundan&rdquo; bahsediyorum. İşte bug&uuml;n Tunus&rsquo;taki durum bu. Tunus, Arap D&uuml;nyasında bir demokrasi &ouml;rneği olmasına rağmen, &uuml;lkenin sosyal ve politik geleceği hakkında &ccedil;ok fazla soru işareti var.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Bir siyaset bilimci olarak, darbenin ardında yabancı &uuml;lkeler olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor musunuz?</span></p> <p>Bu ger&ccedil;ekten zor bir soru, kesin olan şu bu otoriter sapmayı destekleyen &uuml;lkeler var. En barizi Tunus&rsquo;ta demokrasiyi istemeyen Suudi Arabistan. Tunus&rsquo;ta ya da d&uuml;nyanın herhangi bir yerinde, &ouml;zellikle n&uuml;fusun &ccedil;oğu M&uuml;sl&uuml;man olan &uuml;lkelerde demokrasi istemiyor. Tabii bir de bu otoriter sapmanın en birinci destek&ccedil;isi olan Birleşik Arap Emirlikleri var. D&uuml;n Cumhurbaşkanı&#39;nın aldığı ilk karar Al Jazeera ofislerini kapatmak oldu. Bilinmeli ki Tunus&rsquo;taki Al Jazeera ile Katar&rsquo;daki Al Jazeera aynı değil. Tabii ki Katar&rsquo;daki Al Jazeera&rsquo;ya bağlı. Tunus&rsquo;taki Al Jazeera&rsquo;nin başında &uuml;lkenin &ouml;nde gelen bir insan hakları savunucularından biri var. Nahda&rsquo;dan uzun s&uuml;re &ouml;nce ayrılan ilerici bir fig&uuml;r. Bug&uuml;n gazetecilik faaliyetlerini yapması engelleniyor.</p> <p>Bazıları, cereyan eden olayları Mısır&rsquo;a benzetiyor. Bence biraz farklı, Tunus ordusu Mısır ordusu değil, Cumhurbaşkanı Kais Said, Sisi değil, asker değil. Aynı şey tekrarlanmayacak. Ama Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bu gelişmeyi ve anayasal darbeyi destekliyor. Bu a&ccedil;ık ve kesin.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">T&uuml;rkiye&rsquo;deki darbe girişiminde T&uuml;rk halkının sokağa &ccedil;ıkmasıyla olayların seyri değiştiği gibi, Tunus&rsquo;ta da halk sokağa &ccedil;ıkmış olsaydı netice değişir miydi? Orada da askerler halk ve milletvekillerinin parlamentoya girişini engelliyor.</span></p> <p>Maalesef Tunus halkı arasında birliktelik yok. Cumhurbaşkanı yasa dışı eylemde bulunsa da olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir halk desteği var. İkinci turda halkın y&uuml;zde 70&rsquo;i tarafından doğrudan se&ccedil;ildi. Devrim taraftarı olanlar dahi &ccedil;ok sayıda kişi bug&uuml;n Cumhurbaşkanını destekledi, bu ilk a&ccedil;ıklamada. Belli bir pop&uuml;laritesi var. İkinci olarak da Nahda Partisi otoriter rejime d&ouml;n&uuml;ş olacağı, sokağa &ccedil;ıkma ve baskı korkusu yaşıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunun Cumhurbaşkanına Nahda&rsquo;yı alt etme, tutuklamalar ve partiyi yasaklamak i&ccedil;in arg&uuml;man sunacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar. Ayrıca bug&uuml;n karşımızda eskisi gibi seferber olma kapasitesini yitirmiş bir parti bulunuyor.</p> <p>Tunuslu demokratlar, İslamcı ya da değil, liberal ya da solcu bu anayasal darbeye karşı olan unsurların sokağa d&ouml;k&uuml;lme korkusu, bunun bir arg&uuml;man olarak kullanılacağı ya da otoriter bir rejime daha hızlı gideceği ve tutuklamalarla sonu&ccedil;lanacağı d&uuml;ş&uuml;ncesinden geliyor. Sokağa &ccedil;ıkmak isteyen Tunuslular yok demiyorum, evet var ama polisle, &ccedil;etelerle ve n&uuml;fusun diğer kısmıyla &ccedil;atışmaktan korkuyorlar.</p> <p>Fransız-Tunuslu ya da Bel&ccedil;ikalı-Tunuslu diaspora dahil sosyal ağlarda cumhurbaşkanını destekleyen &ccedil;ok sayıda insan g&ouml;r&uuml;yorum. Tunus&rsquo;taki demokratik g&uuml;&ccedil;lerin, baskı ya da cumhurbaşkanının baskısını meşrulaştırmak, ona arg&uuml;man sağlamaktan korktukları i&ccedil;in sokağa &ccedil;ıkacak g&uuml;&ccedil;leri yok.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Avrupa ve uluslararası &uuml;lkelerin Tunus&rsquo;a olanlara karşı pozisyonu nedir?</span></p> <p>ABD, bu darbe hakkında iyi d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yor. Bunun bir&ccedil;ok nedeni var, Tunus&rsquo;un bilinmeze gitmesinden korkuyorlar, Sisi kadar olmasa da otoriter bir bilinmezliğe. Sisi&rsquo;den memnun olmasalar da onu tanıyorlardı ama burayı tanımıyorlar. Fransa ise bekle g&ouml;r pozisyonunda, her zamanki gibi risk almıyor. Almanya gibi AB &uuml;lkelerinin ise cereyan eden olaylardan &ccedil;ok memnun olduğunu zannetmiyorum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İtalya ve Almanya Tunus&rsquo;taki demokratik deneyimi &ccedil;ok desteklediler. Fransa, halen Tunus&rsquo;un ana ortağı olsa da bu iki Avrupa &uuml;lkesi bu konuda Fransa&rsquo;nın yerini aldı. Almanya, Tunusluların kalbini kazandı.</p> <p>Bu &uuml;lkelerin ger&ccedil;ekten kaygılı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Avrupa ve Kuzey Amerika &uuml;lkelerinin diplomasileri demokratik normalleşme, Parlamentonun bir an &ouml;nce toplanması ve istisnai durumun bir an &ouml;nce sona ermesi &ccedil;ağrısında bulunuyor. Ayrıca, Cumhurbaşkanının &ouml;nde gelen siyasi partiler ve g&uuml;&ccedil;ler, &ouml;zellikle Nahda ile bir uzlaşma zemini bulmasını istiyor.</p> <p>&Ouml;zellikle Avrupa Birliği ve ABD ile diyalog halindeki Tunuslu İslamcılar, Batılı g&uuml;&ccedil;lerce tanınıyor. Bu y&uuml;zden bazı insanlar ger&ccedil;ekten bir diyaloğun geri d&ouml;nmesini istiyor. Bazen Batı diplomasisinde ikirciklilik b&ouml;l&uuml;nmeler olduğunu s&ouml;yleyebilirim. Fransa&#39;da baskıdan yana olanlar var, baskıya karşı olanlar var. Ancak genel olarak, Batılı h&uuml;k&uuml;metler demokratik normalliğe d&ouml;n&uuml;ş &ccedil;izgisindeler.</p>
Fransız siyaset bilimci Geisser, Fransa'da tartışmalı ayrılıkçılık yasasının aşırı zayıf istatistiki bilgilerden çıkarılmış sosyolojik bir tanıya dayandığını, hükümetin yasayı savunmak için kullandığı argümanı destekleyecek veri bulamadığını söyledi.
<p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi</span>&nbsp;(CNRS) ve&nbsp;<span style="font-family:gothamnarrow-bold">Arap ve M&uuml;sl&uuml;man D&uuml;nyası Araştırma ve İnceleme Merkezi&nbsp;</span>(IREMAM)&nbsp;<span style="font-family:gothamnarrow-bold">araştırmacısı Profes&ouml;r Vincent Geisser</span>, Fransa&#39;da M&uuml;sl&uuml;manları hedef aldığı ve &ouml;tekileştirdiği i&ccedil;in eleştirilen &quot;<span style="font-family:gothamnarrow-bold">Cumhuriyet Değerlerine Saygıyı G&uuml;&ccedil;lendiren Prensipler</span>&quot; adlı yasayı AA muhabirine değerlendirdi.</p> <p>H&uuml;k&uuml;metin yasayı &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in &ldquo;İslamcı ayrılık&ccedil;ılık&rdquo; gibi bir gerek&ccedil;e g&ouml;sterdiğini belirten Geisser, yasayla dernekler, camiler ve okulların hedef haline geldiğini ifade etti. Geisser, &ldquo;Bu yasa, aşırı zayıf istatistiki verilerden &ccedil;ıkarılan sosyolojik bir tanıya dayanıyor.&rdquo; değerlendirmesinde bulundu.</p> <p>H&uuml;k&uuml;metin, İ&ccedil;işleri Bakanlığının bu t&uuml;r verileri elde edebilmek i&ccedil;in t&uuml;m imkanlara sahip olduğunu kaydeden Profes&ouml;r Geisser, &ldquo;T&uuml;m devlet kaynaklarına rağmen h&uuml;k&uuml;metin ayrılık&ccedil;ılık yasasını savunmak i&ccedil;in kullandığı arg&uuml;manı destekleyecek saygın, nicel veri &ccedil;ıkmadı.&rdquo; diye konuştu.</p> <h3>Fransa&rsquo;nın M&uuml;sl&uuml;manların işlerine m&uuml;dahalesini meşru kılacak hukuki zemin oluşturuluyor</h3> <p>Vincent Geisser, prensipte laik bir devlet olan Fransa&#39;nın ne olursa olsun devletin dini işlere m&uuml;dahil olmaması gerektiğini ancak şu anda devletin M&uuml;sl&uuml;manların cami, imam, dernek ya da okullarına m&uuml;dahale ettiğini aktararak &ldquo;Ancak yasa devletin M&uuml;sl&uuml;manların işlerine karışma, onları izleme, denetleme ve baskılama meşruluğunu g&uuml;&ccedil;lendirecek. Fransa devletinin M&uuml;sl&uuml;manların işlerine aşırı m&uuml;dahaleciliğini meşru kılacak, hukuki bir zemin oluşturuyor.&rdquo; değerlendirmesini yaptı.</p> <p>Fransa&rsquo;nın s&ouml;m&uuml;rge d&ouml;neminde n&uuml;fusunun b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu hatta tamamı M&uuml;sl&uuml;manlardan oluşan &uuml;lkelere hakim olduğunu, bu zamandan kalan tutum ve kurumların g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze de aktarıldığını dile getiren Profes&ouml;r Geisser, şu yorumu yaptı:</p> <p>&ldquo;Evet, s&ouml;m&uuml;rge d&ouml;neminden kalma tarihi bir miras s&ouml;z konusu. Fransa, s&ouml;m&uuml;rge topraklarında aşırı m&uuml;dahalecilikle doğrudan İslam&rsquo;ın idaresini yaşadı, bir nevi meslektaşlarımın dediği gibi &lsquo;sek&uuml;larizme M&uuml;sl&uuml;man istisnası&quot; yapıldı.</p> <p>Sek&uuml;ler Fransa s&ouml;m&uuml;rge topraklarında dini işlere doğrudan m&uuml;dahalede bulundu, imamlar atadı, resmi ya da gayriresmi camiler tayin etti, M&uuml;sl&uuml;man derneklerini izledi, bazılarını yasakladı. Yani g&uuml;n&uuml;m&uuml;zle bir devamlılık var.&rdquo;</p> <p>Geisser, diğer yandan bu devamlılığın sadece s&ouml;m&uuml;rge tecr&uuml;besinden kaynaklanmadığını, Fransız devletinin diğer dini azınlıklara davranış şeklinin de İslam&rsquo;a karşı tutumuna miras kaldığını dile getirdi.</p> <h3>Fransa&#39;nın İslam takıntısına anlam verilemiyor</h3> <p>Fransa&#39;nın M&uuml;sl&uuml;manlara &ouml;zellikle dini sembollere y&ouml;nelik tutumuna uluslararası toplumun anlam veremediğine işaret eden Geisser, &quot;ABD Fransa&#39;nın M&uuml;sl&uuml;man takıntısına anlam veremiyor ve eleştiriyor. &#39;İşler k&ouml;t&uuml; gittiğinde Fransa neden s&uuml;rekli İslam, imam ve camilerden bahsediyor?&#39; sorusunu soruyorlar.&quot; dedi.</p> <p>Vincent Geisser, T&uuml;rkiye ve Tunus gibi laik ancak n&uuml;fusunun &ccedil;oğunluğu M&uuml;sl&uuml;man olan &uuml;lkelerin de Fransız sek&uuml;lerliğini anlamakta zorlandığını, sek&uuml;lerlik ve baskının karıştırılmaması gerektiğini kanısında olduklarını aktardı.</p> <h3>Aşırıcıların insan kaynağı genelde camiye uğramayanlar</h3> <p>Profes&ouml;r Geisser, İslamofobinin &quot;cihat&ccedil;ı&quot; olarak tabir edilen grupları beslediği g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne katılmadığını, bu grupların kendine &ouml;zg&uuml; insan kaynağı olduğunu anlatarak &ldquo;Bunlar genelde camiye, M&uuml;sl&uuml;man derneklerine pek gitmeyen kişiler oluyor. Diğer yandan camiye sık gidenler ve bu t&uuml;r dernekler &lsquo;Biz Fransalı M&uuml;sl&uuml;manlarız.&rsquo; demek i&ccedil;in &ouml;zellikle Fransa bayrağı asıyorlar.&rdquo; diye konuştu.</p> <p>İslam konusundaki tartışmaların M&uuml;sl&uuml;manların dinleri ve vatandaşlıklarını uzlaştırma konusundaki arzularını g&uuml;&ccedil;lendirdiğini savunan Geisser, M&uuml;sl&uuml;man dernekleri, cami ve imamların ter&ouml;rle m&uuml;cadele ve ter&ouml;r kurbanlarına destek i&ccedil;in seferber olduklarını anlattı.</p> <h3>M&uuml;sl&uuml;manların ter&ouml;rle m&uuml;cadele girişimleri unutuluyor</h3> <p>Vincent Geisser, bu seferberlik ve girişimin ideolojik s&ouml;ylemler uğruna karartıldığına, unutulduğuna, M&uuml;sl&uuml;man derneklerin ter&ouml;r&uuml; her zaman kınadığına, saldırılardan sonra d&uuml;zenlenen g&ouml;sterilere katıldığına dikkati &ccedil;ekerek &ldquo;Sanki kalıcı bir Fransız bellek kaybı var, M&uuml;sl&uuml;manların ter&ouml;r ve radikalcilikle m&uuml;cadelede &ccedil;ok &ccedil;alıştığını hatta bazı Fransızlardan daha fazla katkıda bulunduğu unutuluyor.&rdquo; değerlendirmesinde bulundu.</p> <p>İdeolojik siyasi s&ouml;ylemin ger&ccedil;eklikle bağını kaybettiğinden, Fransa&rsquo;yı toplantılarını bayraklarla donatacak kadar &ccedil;ok seven dini derneklerin, &ccedil;ocuklarının jandarma, polis olmasını isteyecek kadar &ouml;nemseyen M&uuml;sl&uuml;manların desteğinden mahrum bırakmanın akıl almaz olduğundan bahseden Profes&ouml;r Geisser, &ldquo;&Ccedil;elişki i&ccedil;erisindeyiz. Siyasi ve ideolojik gerek&ccedil;elerle oluşturulmuş bir şey, Fransız toplumumun ger&ccedil;ek sorunlarını unutturmak i&ccedil;in bir g&uuml;nah ke&ccedil;isi belirliyor.&rdquo; dedi.</p> <h3>Tunus&#39;taki darbe girişimi</h3> <p>Fransız siyaset bilimci Vincent Geisser, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said&#39;in Meclisin t&uuml;m yetkilerini dondurup milletvekillerinin dokunulmazlığını askıya aldığı ve mevcut Başbakan Hişam el-Meşişi&#39;yi azlettiği darbe girişimi s&uuml;recine ilişkin soruları yanıtladı.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Tunus&#39;ta yaşananların darbe olduğunu s&ouml;yleyebilir miyiz?</span></p> <p>Darbe mi değil mi? &quot;İslamcılığı&quot;, Nahda Partisini &ccedil;ok eleştiren b&uuml;y&uuml;k liberal hukuk&ccedil;u, İyad Bin Aşur bunu bir &quot;anayasal darbe&quot; olarak adlandırdı. Bunun bir &ldquo;anayasal darbe&rdquo; olduğunu s&ouml;yleyebilirim. Başa gelen cumhurbaşkanına, iktidarı 30 g&uuml;n boyunca tek başına kullanma yetkisi dahil hangi yetkilerin tanınacağı Anayasa&#39;nın 80. maddesinde yazıyor. Yani yasalar artık Parlamento tarafından oylanmıyor, Cumhurbaşkanı kanun h&uuml;km&uuml;nde kararname yayınlıyor. Bu istisnai yasa, Cumhurbaşkanının bu istisnai yasayı uygulamadan &ouml;nce Parlamento Başkanı ve Meclis Başkanı&#39;na danışmasını ve Anayasa Mahkemesinin yasayı sınırlamasını gerektiriyor. Ancak, Cumhurbaşkanı, Parlamento Başkanı&#39;na, H&uuml;k&uuml;met Başkanı&#39;na danışmadı. Hatta neredeyse onu durdurdu. Ve hepsinden &ouml;nemlisi, Tunus&#39;ta Anayasa Mahkemesi yok. Dolayısıyla bu yasayı anayasaya aykırı olarak kullanıyor.</p> <p>Peki bu bir anayasal darbe midir? İki varsayım bulunuyor. Ya bir t&uuml;r ge&ccedil;ici darbe, Cumhurbaşkanı kendisinden korkulmasını sağlayarak, Tunus kurumları &uuml;zerindeki hakimiyetini g&uuml;&ccedil;lendirmek ve &ouml;zellikle siyasi partilerin etkisine karşı savaşmaya &ccedil;alışıyor. Sadece İslamcılar değil, t&uuml;m siyasi partiler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; siyasi partileri sevmeyen bir cumhurbaşkanı, kendisi siyasi partileri sevmediğini her fırsatta s&ouml;yl&uuml;yor. Ya da maalesef Tunus&#39;ta ger&ccedil;ek bir otoriter kaymayı, hatta yeni bir rejimi haber veren bir darbe.</p> <p>İkinci Tunus Cumhuriyeti Anayasası, liberal ve demokratik bir yapıya sahipti. Eğer siz birine sen &ldquo;k&ouml;t&uuml; bir M&uuml;sl&uuml;mansın&rdquo; diye ithamda bulunursanız, (Anayasa&rsquo;ya g&ouml;re) sizin başınız belaya girer. (Tunus&rsquo;un) Kurucu Ulusal Meclisi&rsquo;nin neredeyse 4&rsquo;te 3&rsquo;&uuml; tarafından oylanan bu anayasaya, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z &uuml;zere aşırı liberal bir anayasa.</p> <p>Peki bir Anayasa değişikliğine mi, bir rejim değişikliğine veya sadece bir &ldquo;ge&ccedil;ici darbe&rdquo; s&uuml;recine doğru mu gidiyoruz? Maalesef, şu an (&ouml;ng&ouml;r&uuml;len) bir rejim değişikliği gibi. Adalet Bakanı g&ouml;revden alındı, Savunma Bakanı g&ouml;revden alındı. Milletvekilleri Parlamento&rsquo;ya katılabilmeli. 30 g&uuml;n boyuncu yasa oylamayacak olmaları, Parlamento&rsquo;ya giremeyecekleri anlamına gelmemeli. Tunus milletvekilleri Parlamento&rsquo;ya giremiyor. Sanki Parlamento feshedilmiş gibi, Parlamento&rsquo;dan mahrum bırakılıyorlar. Bazı sinyaller bir rejim değişikliğine gittiğimize işaret ediyor, ya da en azından daha otoriter bir yol olan, şahsa bağlı bir Tunus rejimine. Bu şu demek oluyor, g&uuml;venlik g&uuml;&ccedil;leri, esasen ordu ve polis g&uuml;&ccedil;lerinin yardımıyla iktidarda olan ve muhtemelen gelecek g&uuml;nlerde ve haftalarda baskı uygulayacak bir cumhurbaşkanı. Burada yapmış olduğumuz bir hatayı s&ouml;ylemek ve tekrar etmek istiyorum, Cumhurbaşkanının (Kays Said&rsquo;in) sadece &ldquo;İslamcılara&rdquo; saldırdığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz, ş&ouml;yle ki &ldquo;İslamcılar&rdquo; listenin başındalar, onlardan sonra sıra herkese gelecek.</p> <p>İşte bu y&uuml;zden, &ldquo;İslamcıları&rdquo; &ccedil;ok eleştiren ve her şeye rağmen, Fransızcada dediğimiz gibi &ldquo;alarm zilleri &ccedil;alan&rdquo; ve &ldquo;bu ger&ccedil;ekten bir darbe&rdquo; diyen belirli sayıda liberal anayasacı hukuk&ccedil;u var. Hatta benden de ileri giderek &ldquo;anayasal bir darbeden&rdquo; bahsediyorlar. Ben &ldquo;ge&ccedil;ici bir darbeden&rdquo; veya &ldquo;anayasanın, anayasaya aykırı yorumundan&rdquo; bahsediyorum. İşte bug&uuml;n Tunus&rsquo;taki durum bu. Tunus, Arap D&uuml;nyasında bir demokrasi &ouml;rneği olmasına rağmen, &uuml;lkenin sosyal ve politik geleceği hakkında &ccedil;ok fazla soru işareti var.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Bir siyaset bilimci olarak, darbenin ardında yabancı &uuml;lkeler olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor musunuz?</span></p> <p>Bu ger&ccedil;ekten zor bir soru, kesin olan şu bu otoriter sapmayı destekleyen &uuml;lkeler var. En barizi Tunus&rsquo;ta demokrasiyi istemeyen Suudi Arabistan. Tunus&rsquo;ta ya da d&uuml;nyanın herhangi bir yerinde, &ouml;zellikle n&uuml;fusun &ccedil;oğu M&uuml;sl&uuml;man olan &uuml;lkelerde demokrasi istemiyor. Tabii bir de bu otoriter sapmanın en birinci destek&ccedil;isi olan Birleşik Arap Emirlikleri var. D&uuml;n Cumhurbaşkanı&#39;nın aldığı ilk karar Al Jazeera ofislerini kapatmak oldu. Bilinmeli ki Tunus&rsquo;taki Al Jazeera ile Katar&rsquo;daki Al Jazeera aynı değil. Tabii ki Katar&rsquo;daki Al Jazeera&rsquo;ya bağlı. Tunus&rsquo;taki Al Jazeera&rsquo;nin başında &uuml;lkenin &ouml;nde gelen bir insan hakları savunucularından biri var. Nahda&rsquo;dan uzun s&uuml;re &ouml;nce ayrılan ilerici bir fig&uuml;r. Bug&uuml;n gazetecilik faaliyetlerini yapması engelleniyor.</p> <p>Bazıları, cereyan eden olayları Mısır&rsquo;a benzetiyor. Bence biraz farklı, Tunus ordusu Mısır ordusu değil, Cumhurbaşkanı Kais Said, Sisi değil, asker değil. Aynı şey tekrarlanmayacak. Ama Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bu gelişmeyi ve anayasal darbeyi destekliyor. Bu a&ccedil;ık ve kesin.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">T&uuml;rkiye&rsquo;deki darbe girişiminde T&uuml;rk halkının sokağa &ccedil;ıkmasıyla olayların seyri değiştiği gibi, Tunus&rsquo;ta da halk sokağa &ccedil;ıkmış olsaydı netice değişir miydi? Orada da askerler halk ve milletvekillerinin parlamentoya girişini engelliyor.</span></p> <p>Maalesef Tunus halkı arasında birliktelik yok. Cumhurbaşkanı yasa dışı eylemde bulunsa da olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir halk desteği var. İkinci turda halkın y&uuml;zde 70&rsquo;i tarafından doğrudan se&ccedil;ildi. Devrim taraftarı olanlar dahi &ccedil;ok sayıda kişi bug&uuml;n Cumhurbaşkanını destekledi, bu ilk a&ccedil;ıklamada. Belli bir pop&uuml;laritesi var. İkinci olarak da Nahda Partisi otoriter rejime d&ouml;n&uuml;ş olacağı, sokağa &ccedil;ıkma ve baskı korkusu yaşıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunun Cumhurbaşkanına Nahda&rsquo;yı alt etme, tutuklamalar ve partiyi yasaklamak i&ccedil;in arg&uuml;man sunacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar. Ayrıca bug&uuml;n karşımızda eskisi gibi seferber olma kapasitesini yitirmiş bir parti bulunuyor.</p> <p>Tunuslu demokratlar, İslamcı ya da değil, liberal ya da solcu bu anayasal darbeye karşı olan unsurların sokağa d&ouml;k&uuml;lme korkusu, bunun bir arg&uuml;man olarak kullanılacağı ya da otoriter bir rejime daha hızlı gideceği ve tutuklamalarla sonu&ccedil;lanacağı d&uuml;ş&uuml;ncesinden geliyor. Sokağa &ccedil;ıkmak isteyen Tunuslular yok demiyorum, evet var ama polisle, &ccedil;etelerle ve n&uuml;fusun diğer kısmıyla &ccedil;atışmaktan korkuyorlar.</p> <p>Fransız-Tunuslu ya da Bel&ccedil;ikalı-Tunuslu diaspora dahil sosyal ağlarda cumhurbaşkanını destekleyen &ccedil;ok sayıda insan g&ouml;r&uuml;yorum. Tunus&rsquo;taki demokratik g&uuml;&ccedil;lerin, baskı ya da cumhurbaşkanının baskısını meşrulaştırmak, ona arg&uuml;man sağlamaktan korktukları i&ccedil;in sokağa &ccedil;ıkacak g&uuml;&ccedil;leri yok.</p> <p><span style="font-family:gothamnarrow-bold">Avrupa ve uluslararası &uuml;lkelerin Tunus&rsquo;a olanlara karşı pozisyonu nedir?</span></p> <p>ABD, bu darbe hakkında iyi d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yor. Bunun bir&ccedil;ok nedeni var, Tunus&rsquo;un bilinmeze gitmesinden korkuyorlar, Sisi kadar olmasa da otoriter bir bilinmezliğe. Sisi&rsquo;den memnun olmasalar da onu tanıyorlardı ama burayı tanımıyorlar. Fransa ise bekle g&ouml;r pozisyonunda, her zamanki gibi risk almıyor. Almanya gibi AB &uuml;lkelerinin ise cereyan eden olaylardan &ccedil;ok memnun olduğunu zannetmiyorum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İtalya ve Almanya Tunus&rsquo;taki demokratik deneyimi &ccedil;ok desteklediler. Fransa, halen Tunus&rsquo;un ana ortağı olsa da bu iki Avrupa &uuml;lkesi bu konuda Fransa&rsquo;nın yerini aldı. Almanya, Tunusluların kalbini kazandı.</p> <p>Bu &uuml;lkelerin ger&ccedil;ekten kaygılı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Avrupa ve Kuzey Amerika &uuml;lkelerinin diplomasileri demokratik normalleşme, Parlamentonun bir an &ouml;nce toplanması ve istisnai durumun bir an &ouml;nce sona ermesi &ccedil;ağrısında bulunuyor. Ayrıca, Cumhurbaşkanının &ouml;nde gelen siyasi partiler ve g&uuml;&ccedil;ler, &ouml;zellikle Nahda ile bir uzlaşma zemini bulmasını istiyor.</p> <p>&Ouml;zellikle Avrupa Birliği ve ABD ile diyalog halindeki Tunuslu İslamcılar, Batılı g&uuml;&ccedil;lerce tanınıyor. Bu y&uuml;zden bazı insanlar ger&ccedil;ekten bir diyaloğun geri d&ouml;nmesini istiyor. Bazen Batı diplomasisinde ikirciklilik b&ouml;l&uuml;nmeler olduğunu s&ouml;yleyebilirim. Fransa&#39;da baskıdan yana olanlar var, baskıya karşı olanlar var. Ancak genel olarak, Batılı h&uuml;k&uuml;metler demokratik normalliğe d&ouml;n&uuml;ş &ccedil;izgisindeler.</p>
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.