Abdulkadir MENEK
Köşe Yazarı
Abdulkadir MENEK
 

HÜSNÜ BAYRAMOĞLU AĞABEY (V)

HÜSNÜ BAYRAMOĞLU AĞABEY (V) Tevafuklu Kur’an-ı Kerim’in basılması ve neşri ile ilgili hususlara değinmişken, bir iki noktayı daha kısaca ifade etmekte fayda vardır. Bu neşriyatın yapılması konusu, Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken defalarca gündeme gelmiş, niyetler izhar edilmiş, ancak imkân ve şartlar müsait olmadığından dolayı, bu tahakkuk ettirilememişti. Bu konuda en önemli çalışmalar Zübeyir Gündüzalp ağabey zamanında başlatılmış, adım adım ilerleyerek neticede bu büyük hizmet gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde Mushaf-ı Şerif; Hattat Hamid Aytaç tarafından altı yıldan daha uzun süren bir yazım sürecinin ardından, Mehmet Fırıncı Ağabey’in koordinasyonu, İsmail Yazıcı, Habip Akbulut, Muhsin Demirel gibi bazı genç Nur Talebelerinin de katkıları sonucu Refet Kavukçu Ağabey tarafından basıma hazırlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde Refet Kavukçu ve Muhsin Demirel Ağabeyler de, Tevafuklu Kur’an-ı Kerim nüshaları yazarak neşrine muvaffak oldular. Tevafuklu Kur’an-ı Kerimlerin basılması konusunda Hüsrev Altınbaşak Ağabey ve Hayrat Vakfının yapmış olduğu çok değerli çalışmaları anmadan geçmemek gerekir. Üstad Hazretlerinin Tevafuklu Kur’an yazmak için görev verdiği on talebesinden birisi olan Hüsrev Altınbaşak, bu konuda diğer dokuz talebeyi geride bırakarak, Üstad’ın tarifine en uygun olan Kur’an-ı Kerim’i yazma konusunda öne geçti. Hüsrev Ağabey, büyük uğraş ve gayretler sonucu Tevafuklu Kur’an-ı Kerim’leri dokuz sefer kendi el yazısı ile ve her sefer biraz daha geliştirerek yazmaya muvaffak oldu. Tevafuklu Kur’an-ı Kerimler, Hayrat Vakfı tarafından sırf bu maksatla kurulan tesislerde büyük bir özen ve gayretle basılmakta ve bütün dünya ülkelerine hummalı bir çalışma ve seferberlik anlayışı içinde gönderilmeye devam edilmektedir. ********** Risale-i Nur ile iman ve Kur’an’a hizmet eden bütün gruplar, öteden beri Fetulahçı Yapılanma ile aralarına her zaman belli bir mesafe koymaya çalışmışlardır. Zamanın şartlarına uygun bir şekilde de hareket etmeye çalışmışlar, kendi anlayışları çerçevesinde imana hizmet ederken, diğer gruplarla da herhangi bir sürtüşme içine girmemek için azami gayret göstermişlerdir. Fakat Fetulahçı Yapılanmanın direk olarak Risale-i Nur’ları sadeleştirerek tahrif etme ve bu şekilde hazırladıkları eserleri bütün itirazlara rağmen yayınlamaya başlamaları üzerine, Bediüzzaman Hazretlerinin yaşayan bütün talebeleri bu art niyetli icraata şiddetle karşı çıkmışlar ve muhatapları da her zemin ve her vasıta ile ikaz ederek, bu yanlış hareketlerinden vaz geçirmeye çalışmışlardır. Fakat bu konuda yapılan bütün çalışma ve ikazlar sonuçsuz kalmış, bu yapı saptığı bu yanlış ve art niyetli yolda yürümeye devam etmiş ve tahrifattan vaz geçmemişlerdir. İşte bu aşamadan sonra Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Said Özdemir, Ahmet Aytimur, Abdulkadir Badıllı ve Mehmet Fırıncı, bu tahribatı her zemin ve vasıtayı kullanarak engellemek için çalışmalara başlamışlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimat ve büyük destekleri sonucu, Kültür Bakanlığı tarafından bu eserler koruma altına alınmış ve tahribatın önüne geçilmiştir. Bilindiği gibi, bu çalışmanın da hemen ardından, Risale-i Nur Külliyatının, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından resmen basılması konusu gündeme gelmiş, önemli bazı eserlerin Başkanlık tarafından yayınlanması ile bu çalışma güzel bir neticeye bağlanmış ve Bediüzzaman Hazretlerinin de önemli bir vasiyeti bu şekilde yerine getirilmiştir. Bu büyük ve manevi değeri çok büyük olan hizmetin gerçekleştirilmesinde o dönemde Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Mehmet Görmez’in büyük çaba ve gayretlerini de kaydetmek gerekir. Bu günlerde baskısı tükenen eserlerin yeni baskıları yapılmakta ve bu cihanşümul hizmet, kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. ********** 17-25 Aralık’ta gerçekleştirilmek istenen ve neticede hükümeti devirmeye yönelik olarak tasarlanan yargı darbe teşebbüsüne de, Hüsnü Bayramoğlu Ağabey karşı çıkmış ve milletin seçtiği meşru hükümetin yanında durmaya devam etmiştir. FETÖ tarafından girişilen 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı da en açık ve en net tavır içinde bulunanlardan birisi de hiç şüphesiz Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’dir Daha önceki dönemlerde de bu konuda gerektiği zaman açıklamalarda bulunan ve mektuplar neşreden Hüsnü Ağabey, darbe teşebbüsünün hemen ardından aşağıdaki lahikayı neşrederek, Nur Talebelerinin bu menfur olay karşısındaki duruş ve tavırlarını net bir şekilde ifade etmiştir. Muazzez Kardeşlerimiz, Dün geceden beri vukua gelen elim hadisat, zalimane kökü dışarda dal ve budakları devlet kurumlarımız ve şanlı ordumuza kadar sızmış ve artık katiyyet peyda etmiş zındıka komitesinin bir oyuncağı haline gelmiş paralel ihanet şebekesinin kalkışması millet ve hükümetimizin omuz omuza el ele tesanüdüyle bertaraf edilmiştir. Bununla beraber kalbimize asr-ı saadette Uhud Muharebesi gelmiş ve milletimiz ile birlikte hükümet erkânımız ve kolluk kuvvetlerimizin mesele tamamen vuzuha kavuşup bu hain şebeke bitamamiha def ü ref edilinceye kadar müteyakkız olmamız, maddi ve manevi duaya devam etmemiz elzemdir. Aziz kardeşlerimize Üstadımızın şu müjdesini beyan ediyorum ki buyurmuşlar; “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.” Hem de mağlub biçare bir reise yahut müdahin memurlara veyahut mantıksız bir kısım zabitlere itimad edilirse ve dinin himayesi onlara bırakılırsa mı daha iyidir, yoksa efkar-ı amme-i milletin arkasındaki hissiyat-ı İslamiyenin madeni olan ve herkesin kalbindeki şefkat-i imaniye olan envar-ı İlahinin lemaatının içtima’larından ve hamiyet-i İslamiyenin şerarat-ı neyyiranesinin imtizacından hasıl olan amud-u nuraninin ve o seyf-i elmasın hamiyetine bırakılırsa mı daha iyidir, siz muhakeme ediniz. Evet şu amud-u nurani, dinin himayetini, şehametinin başına, murakabesinin gözüne, hamiyetinin omuzuna alacaktır. Görüyorsunuz ki, lemaat-ı müteferrika tele’lüe başlamış. Yavaş yavaş incizab ile imtizac edecektir. Fenn-i hikmette takarrur etmiştir ki: Hiss-i dini, bahusus din-i hakk-ı fıtrinin sözü daha nafiz, hükmü daha ali, tesiri daha şediddir. Evet, evet.. eğer sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa; sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. Zira kâinatı nağamatıyla raksa getiren ve hakaikın esrarını ihtizaza veren musika-i İlahiye hiç durmuyor. Mütemadiyen güm güm eder. Ve yine Muazzez Üstadımız “Rahmet-i İlahiyeden ümid kesilmez. Çünki: Cenab-ı Hak, bin seneden beri Kur’anın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir…”(Mektubat sh: 326) Buyurup kendi dest-i mübarekiyle şu manidar haşiyeyi yazmış; “Kılıncını ayağına vurdurmaz, düşmanına vurdurur. Kur’ana hizmetkar eder. Ağlayan alem-i İslamı güldürür.” Aziz kardeşlerimiz biz Nur talebeleri Üstadımızdan aldığımız müsbet hareket dersine binaen ilan ediyoruz ki bütün kuvvetimizle asayişi temine ve mevcut hükümet-i islamiyeyi ve başta Reis-i Cumhurumuz Tayyib Bey olmak üzere bütün erkan-ı hükümeti muhafazaya muvazzafız. Cenab-ı Hak hükümetimizi ve milletimizi bu şeytani şer odaklarından muhafaza buyursun, planlarını başlarına çevirsin, fitnelerini içlerinden versin diye dua ediyor ve ilan ediyoruz ki Ümmet-i Muhammedin son kal’ay-ı hasini ve İslam’ın ileri karakolu, ve bir cihette payıtahtı hilafetin merkezi olan Türkiye avn-i ilahi ile siyanet-i Rabbani altındadır. İnşaallah evvelki planları gibi bu da akim kalacaktır. Ve bu planlara alet olanlar ebediyyen iflah olamayacaklardır. Aziz kardeşlerimizden vatanımızın, miilletimizin ve hükümetimizin sıhhat-ı devamı için duaya berdevam olmalarını niyaz ediyoruz. Bu gece şehadet şerbeti içenler içinde fedakâr nur talebeleri kardeşlerimiz olduğunu ve gencecik medrese-i nuriyenin şehid gülleri olan Mustafa ve Ömer adında medresede kalan iki üniversite talebesi kardeşimizin Ankara Kızılay’da şehit edildikleri haberini de almış bulunuyor, Onlara ve bütün şehidlerimize Rabbimizden rahmet ve yaralılara şifa diliyorum. “Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır!” Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Hizmetkârı Hüsnü Bayramoğlu ********** Hüsnü Bayramoğlu Ağabey, yurtdışında ve hariç memleketlerde yapılan Risale-i Nur hizmetlerine çok büyük önem verir ve bunlarla devamlı irtibat içinde bulunurdu. Hatta fırsat bulduğu zamanlarda, sağlığı çok az müsaade ettiği durumlarda bile ihtiyaç hasıl olduğu zaman, bu ülkelere ziyaretler yapar ve çok büyük hizmetlere vesile olurdu. Bu şekilde elliden fazla ülkeye, hizmet için seyahatlerde bulunduğu bilinmektedir. Bu maksatla Uzak Doğu ve Asya ülkelerine bazı seyahatler düzenlemiş ve buralarda yapılan bazı hizmet organizasyonlarına katılmaya çalışmıştır. Bu geziler sırasında, bu ülkelerde çok önemli gelişmeler olmuş, Risale-i Nur hizmetlerinin bu ülkelerde yerleşmesi ve gelişmesinin yolları açılmıştır. Pandemi henüz başlamadığı dönemde yaptığı uzun ve yorucu bir seyahat sırasında 84 yaşında bulunduğu dönemde, Avustralya’ya, nur hizmetlerine yakinen şahit olmak ve katkıda bulunmak maksadıyla gitmiş, yapılan tercüme faaliyetlerine bakmış, cemaati bir ve beraberliğe teşvik eden dersler yapmış ve sohbetlerde bulunmuştu. Bu ziyaretin hemen ardından Güney Amerika ziyaretine başlamış, bu seyahat esnasında Brezilya, Arjantin, Peru, Şili, Bolivya, Kolombiya, Ekvator gibi ülkeleri gezerek, buralarda medreselerin açılışına katılmış ve onlarca aile bu ziyaretlerde Müslüman olmuştur. ********** Özellikle 2020 yılında artan bir yoğunlukla, sosyal medya kanallarını kullanarak Hüsnü Bayramoğlu ve Mehmet Fırıncı Ağabeyler arasına fitne tohumları ekmek ve aralarında çok büyük bir çekişme varmış görüntüsü vermek isteyen bazı yayın ve paylaşımların da arttığı görülmüştür. Risale-i Nur ile iman ve Kur’an’a hizmet eden herkesi derinden üzen ve rahatsız eden böyle bir durumun, bu muhterem abilerimizden kaynaklanmadığı gayet açık bir hakikattir. Bu yazılanlar, Abdurrahman İraz tarafından her iki ağabeye aktarılmış ve çok büyük bir oranda teessürlerini ifade etmişlerdir. Bu paylaşımları duyan Fırıncı Ağabey büyük bir üzüntüye kapılmış ve duygularını “Bu Hüsnü Ağabey’e haksızlıktır, Hüsnü Ağabey bunları görürse çok üzülecektir. Bir şekilde ona duyurmamak lazım gelir” sözleri ile ifade etmişti. Aynı şekilde durum Hüsnü abiye aktarılınca; “Kim buna cesaret edebilir? İnşallah Mehmet kardeş bunları görmemiştir” dedikten sonra “Kardeşim hizmet tarzımızda farklılık olabilir, bazı şeyleri farklı düşünebiliriz, fakat bu kimseye hakaret etme hakkı vermez ki! Ayrıca hizmetin esaslarına zarar vermedikten sonra herkes kendi imkân ve kabiliyetine göre hizmet edecektir. Burada asl olan nurlara kanaat, sadakat ve ihlastır” ifadelerini kullanmıştı. Bu yanlış anlaşılmanın önüne geçmek ve bunları sosyal medyada malzeme olarak kullananların ağzını kapatmak için Hüsnü Bayramoğlu Ağabey, Mehmet Fırıncı Ağabey’i 10 Eylül 2020 tarihinde yemeğe davet etmiş, öğle namazı ile başlayan sohbet ve muhabbet, ikindi namazına kadar devam etmişti. Ekim ayının birinci gününde, daha geniş bir katılımla ve Hüsnü Ağabey’in ‘’bütün su-i zanların önüne bir set çekelim’’ sözleri ile bir araya gelme kararı alınarak toplantı sona ermişti. 29 Eylül’de Fırıncı Ağabey’in hastaneye yatırılması sonucu, maalesef bu toplantı kararlaştırıldığı şekilde gerçekleşemedi. Bilerek veya bilmeyerek ağabeyler ve Risale-i Nur’a hizmet eden gruplar arasına fitne ve ayrılık tohumları ekmek ve bunları körüklemek için öteden beri birçok gayretin varlığını hep beraber müşahede etmeye devam ediyoruz. Üstad Hazretlerinin, hizmetin usul ve esaslarını kendilerine emanet ettiği ve kendilerini de Nur Talebelerine emanet ettiği, hizmetinde bulunan vekil ve varis ağabeyler ile yakın hizmetinde bulunan ve Üstad’ın takdir ve dualarına mazhar olan ağabeyler arasında ayrılık ve fitne tohumları ekmek, hiçbir Nur Talebesinin bilerek tevessül edeceği bir davranış değildir. Zaman zaman bazı yanlışlara alet olmak ve fitne ehlinin de oyununa gelmek mümkündür. Böyle zamanlarda Risale-i Nurlarda çokça zikredilen prensipler doğrultusunda hareket edip, tevbe ve istiğfar ederek, ihtilaflı meselelerin küçülmesine ve hal edilmesine her bir Nur Talebesinin katkıda bulunması gerekir. Meseleye dâhil olmak ve tahrik edici beyan ve paylaşımlarda bulunmak, tahrik ve fitne ehlinin ifadelerini ve terimlerini kullanmak, her zaman yarardan çok zarar getirir. Aklı başında ve Risale-i Nur’a sadakatle bağlı hiçbir Nur Talebesi, böyle şen’i bir davranış içinde bulunmaz ve tezgâhın içinde yer almaz. Abdülkadir Menek
Ekleme Tarihi: 11 Ekim 2021 - Pazartesi

HÜSNÜ BAYRAMOĞLU AĞABEY (V)

HÜSNÜ BAYRAMOĞLU AĞABEY (V) Tevafuklu Kur’an-ı Kerim’in basılması ve neşri ile ilgili hususlara değinmişken, bir iki noktayı daha kısaca ifade etmekte fayda vardır. Bu neşriyatın yapılması konusu, Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken defalarca gündeme gelmiş, niyetler izhar edilmiş, ancak imkân ve şartlar müsait olmadığından dolayı, bu tahakkuk ettirilememişti. Bu konuda en önemli çalışmalar Zübeyir Gündüzalp ağabey zamanında başlatılmış, adım adım ilerleyerek neticede bu büyük hizmet gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde Mushaf-ı Şerif; Hattat Hamid Aytaç tarafından altı yıldan daha uzun süren bir yazım sürecinin ardından, Mehmet Fırıncı Ağabey’in koordinasyonu, İsmail Yazıcı, Habip Akbulut, Muhsin Demirel gibi bazı genç Nur Talebelerinin de katkıları sonucu Refet Kavukçu Ağabey tarafından basıma hazırlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde Refet Kavukçu ve Muhsin Demirel Ağabeyler de, Tevafuklu Kur’an-ı Kerim nüshaları yazarak neşrine muvaffak oldular. Tevafuklu Kur’an-ı Kerimlerin basılması konusunda Hüsrev Altınbaşak Ağabey ve Hayrat Vakfının yapmış olduğu çok değerli çalışmaları anmadan geçmemek gerekir. Üstad Hazretlerinin Tevafuklu Kur’an yazmak için görev verdiği on talebesinden birisi olan Hüsrev Altınbaşak, bu konuda diğer dokuz talebeyi geride bırakarak, Üstad’ın tarifine en uygun olan Kur’an-ı Kerim’i yazma konusunda öne geçti. Hüsrev Ağabey, büyük uğraş ve gayretler sonucu Tevafuklu Kur’an-ı Kerim’leri dokuz sefer kendi el yazısı ile ve her sefer biraz daha geliştirerek yazmaya muvaffak oldu. Tevafuklu Kur’an-ı Kerimler, Hayrat Vakfı tarafından sırf bu maksatla kurulan tesislerde büyük bir özen ve gayretle basılmakta ve bütün dünya ülkelerine hummalı bir çalışma ve seferberlik anlayışı içinde gönderilmeye devam edilmektedir. ********** Risale-i Nur ile iman ve Kur’an’a hizmet eden bütün gruplar, öteden beri Fetulahçı Yapılanma ile aralarına her zaman belli bir mesafe koymaya çalışmışlardır. Zamanın şartlarına uygun bir şekilde de hareket etmeye çalışmışlar, kendi anlayışları çerçevesinde imana hizmet ederken, diğer gruplarla da herhangi bir sürtüşme içine girmemek için azami gayret göstermişlerdir. Fakat Fetulahçı Yapılanmanın direk olarak Risale-i Nur’ları sadeleştirerek tahrif etme ve bu şekilde hazırladıkları eserleri bütün itirazlara rağmen yayınlamaya başlamaları üzerine, Bediüzzaman Hazretlerinin yaşayan bütün talebeleri bu art niyetli icraata şiddetle karşı çıkmışlar ve muhatapları da her zemin ve her vasıta ile ikaz ederek, bu yanlış hareketlerinden vaz geçirmeye çalışmışlardır. Fakat bu konuda yapılan bütün çalışma ve ikazlar sonuçsuz kalmış, bu yapı saptığı bu yanlış ve art niyetli yolda yürümeye devam etmiş ve tahrifattan vaz geçmemişlerdir. İşte bu aşamadan sonra Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Said Özdemir, Ahmet Aytimur, Abdulkadir Badıllı ve Mehmet Fırıncı, bu tahribatı her zemin ve vasıtayı kullanarak engellemek için çalışmalara başlamışlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimat ve büyük destekleri sonucu, Kültür Bakanlığı tarafından bu eserler koruma altına alınmış ve tahribatın önüne geçilmiştir. Bilindiği gibi, bu çalışmanın da hemen ardından, Risale-i Nur Külliyatının, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından resmen basılması konusu gündeme gelmiş, önemli bazı eserlerin Başkanlık tarafından yayınlanması ile bu çalışma güzel bir neticeye bağlanmış ve Bediüzzaman Hazretlerinin de önemli bir vasiyeti bu şekilde yerine getirilmiştir. Bu büyük ve manevi değeri çok büyük olan hizmetin gerçekleştirilmesinde o dönemde Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Mehmet Görmez’in büyük çaba ve gayretlerini de kaydetmek gerekir. Bu günlerde baskısı tükenen eserlerin yeni baskıları yapılmakta ve bu cihanşümul hizmet, kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. ********** 17-25 Aralık’ta gerçekleştirilmek istenen ve neticede hükümeti devirmeye yönelik olarak tasarlanan yargı darbe teşebbüsüne de, Hüsnü Bayramoğlu Ağabey karşı çıkmış ve milletin seçtiği meşru hükümetin yanında durmaya devam etmiştir. FETÖ tarafından girişilen 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı da en açık ve en net tavır içinde bulunanlardan birisi de hiç şüphesiz Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’dir Daha önceki dönemlerde de bu konuda gerektiği zaman açıklamalarda bulunan ve mektuplar neşreden Hüsnü Ağabey, darbe teşebbüsünün hemen ardından aşağıdaki lahikayı neşrederek, Nur Talebelerinin bu menfur olay karşısındaki duruş ve tavırlarını net bir şekilde ifade etmiştir. Muazzez Kardeşlerimiz, Dün geceden beri vukua gelen elim hadisat, zalimane kökü dışarda dal ve budakları devlet kurumlarımız ve şanlı ordumuza kadar sızmış ve artık katiyyet peyda etmiş zındıka komitesinin bir oyuncağı haline gelmiş paralel ihanet şebekesinin kalkışması millet ve hükümetimizin omuz omuza el ele tesanüdüyle bertaraf edilmiştir. Bununla beraber kalbimize asr-ı saadette Uhud Muharebesi gelmiş ve milletimiz ile birlikte hükümet erkânımız ve kolluk kuvvetlerimizin mesele tamamen vuzuha kavuşup bu hain şebeke bitamamiha def ü ref edilinceye kadar müteyakkız olmamız, maddi ve manevi duaya devam etmemiz elzemdir. Aziz kardeşlerimize Üstadımızın şu müjdesini beyan ediyorum ki buyurmuşlar; “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.” Hem de mağlub biçare bir reise yahut müdahin memurlara veyahut mantıksız bir kısım zabitlere itimad edilirse ve dinin himayesi onlara bırakılırsa mı daha iyidir, yoksa efkar-ı amme-i milletin arkasındaki hissiyat-ı İslamiyenin madeni olan ve herkesin kalbindeki şefkat-i imaniye olan envar-ı İlahinin lemaatının içtima’larından ve hamiyet-i İslamiyenin şerarat-ı neyyiranesinin imtizacından hasıl olan amud-u nuraninin ve o seyf-i elmasın hamiyetine bırakılırsa mı daha iyidir, siz muhakeme ediniz. Evet şu amud-u nurani, dinin himayetini, şehametinin başına, murakabesinin gözüne, hamiyetinin omuzuna alacaktır. Görüyorsunuz ki, lemaat-ı müteferrika tele’lüe başlamış. Yavaş yavaş incizab ile imtizac edecektir. Fenn-i hikmette takarrur etmiştir ki: Hiss-i dini, bahusus din-i hakk-ı fıtrinin sözü daha nafiz, hükmü daha ali, tesiri daha şediddir. Evet, evet.. eğer sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa; sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. Zira kâinatı nağamatıyla raksa getiren ve hakaikın esrarını ihtizaza veren musika-i İlahiye hiç durmuyor. Mütemadiyen güm güm eder. Ve yine Muazzez Üstadımız “Rahmet-i İlahiyeden ümid kesilmez. Çünki: Cenab-ı Hak, bin seneden beri Kur’anın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir…”(Mektubat sh: 326) Buyurup kendi dest-i mübarekiyle şu manidar haşiyeyi yazmış; “Kılıncını ayağına vurdurmaz, düşmanına vurdurur. Kur’ana hizmetkar eder. Ağlayan alem-i İslamı güldürür.” Aziz kardeşlerimiz biz Nur talebeleri Üstadımızdan aldığımız müsbet hareket dersine binaen ilan ediyoruz ki bütün kuvvetimizle asayişi temine ve mevcut hükümet-i islamiyeyi ve başta Reis-i Cumhurumuz Tayyib Bey olmak üzere bütün erkan-ı hükümeti muhafazaya muvazzafız. Cenab-ı Hak hükümetimizi ve milletimizi bu şeytani şer odaklarından muhafaza buyursun, planlarını başlarına çevirsin, fitnelerini içlerinden versin diye dua ediyor ve ilan ediyoruz ki Ümmet-i Muhammedin son kal’ay-ı hasini ve İslam’ın ileri karakolu, ve bir cihette payıtahtı hilafetin merkezi olan Türkiye avn-i ilahi ile siyanet-i Rabbani altındadır. İnşaallah evvelki planları gibi bu da akim kalacaktır. Ve bu planlara alet olanlar ebediyyen iflah olamayacaklardır. Aziz kardeşlerimizden vatanımızın, miilletimizin ve hükümetimizin sıhhat-ı devamı için duaya berdevam olmalarını niyaz ediyoruz. Bu gece şehadet şerbeti içenler içinde fedakâr nur talebeleri kardeşlerimiz olduğunu ve gencecik medrese-i nuriyenin şehid gülleri olan Mustafa ve Ömer adında medresede kalan iki üniversite talebesi kardeşimizin Ankara Kızılay’da şehit edildikleri haberini de almış bulunuyor, Onlara ve bütün şehidlerimize Rabbimizden rahmet ve yaralılara şifa diliyorum. “Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır!” Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Hizmetkârı Hüsnü Bayramoğlu ********** Hüsnü Bayramoğlu Ağabey, yurtdışında ve hariç memleketlerde yapılan Risale-i Nur hizmetlerine çok büyük önem verir ve bunlarla devamlı irtibat içinde bulunurdu. Hatta fırsat bulduğu zamanlarda, sağlığı çok az müsaade ettiği durumlarda bile ihtiyaç hasıl olduğu zaman, bu ülkelere ziyaretler yapar ve çok büyük hizmetlere vesile olurdu. Bu şekilde elliden fazla ülkeye, hizmet için seyahatlerde bulunduğu bilinmektedir. Bu maksatla Uzak Doğu ve Asya ülkelerine bazı seyahatler düzenlemiş ve buralarda yapılan bazı hizmet organizasyonlarına katılmaya çalışmıştır. Bu geziler sırasında, bu ülkelerde çok önemli gelişmeler olmuş, Risale-i Nur hizmetlerinin bu ülkelerde yerleşmesi ve gelişmesinin yolları açılmıştır. Pandemi henüz başlamadığı dönemde yaptığı uzun ve yorucu bir seyahat sırasında 84 yaşında bulunduğu dönemde, Avustralya’ya, nur hizmetlerine yakinen şahit olmak ve katkıda bulunmak maksadıyla gitmiş, yapılan tercüme faaliyetlerine bakmış, cemaati bir ve beraberliğe teşvik eden dersler yapmış ve sohbetlerde bulunmuştu. Bu ziyaretin hemen ardından Güney Amerika ziyaretine başlamış, bu seyahat esnasında Brezilya, Arjantin, Peru, Şili, Bolivya, Kolombiya, Ekvator gibi ülkeleri gezerek, buralarda medreselerin açılışına katılmış ve onlarca aile bu ziyaretlerde Müslüman olmuştur. ********** Özellikle 2020 yılında artan bir yoğunlukla, sosyal medya kanallarını kullanarak Hüsnü Bayramoğlu ve Mehmet Fırıncı Ağabeyler arasına fitne tohumları ekmek ve aralarında çok büyük bir çekişme varmış görüntüsü vermek isteyen bazı yayın ve paylaşımların da arttığı görülmüştür. Risale-i Nur ile iman ve Kur’an’a hizmet eden herkesi derinden üzen ve rahatsız eden böyle bir durumun, bu muhterem abilerimizden kaynaklanmadığı gayet açık bir hakikattir. Bu yazılanlar, Abdurrahman İraz tarafından her iki ağabeye aktarılmış ve çok büyük bir oranda teessürlerini ifade etmişlerdir. Bu paylaşımları duyan Fırıncı Ağabey büyük bir üzüntüye kapılmış ve duygularını “Bu Hüsnü Ağabey’e haksızlıktır, Hüsnü Ağabey bunları görürse çok üzülecektir. Bir şekilde ona duyurmamak lazım gelir” sözleri ile ifade etmişti. Aynı şekilde durum Hüsnü abiye aktarılınca; “Kim buna cesaret edebilir? İnşallah Mehmet kardeş bunları görmemiştir” dedikten sonra “Kardeşim hizmet tarzımızda farklılık olabilir, bazı şeyleri farklı düşünebiliriz, fakat bu kimseye hakaret etme hakkı vermez ki! Ayrıca hizmetin esaslarına zarar vermedikten sonra herkes kendi imkân ve kabiliyetine göre hizmet edecektir. Burada asl olan nurlara kanaat, sadakat ve ihlastır” ifadelerini kullanmıştı. Bu yanlış anlaşılmanın önüne geçmek ve bunları sosyal medyada malzeme olarak kullananların ağzını kapatmak için Hüsnü Bayramoğlu Ağabey, Mehmet Fırıncı Ağabey’i 10 Eylül 2020 tarihinde yemeğe davet etmiş, öğle namazı ile başlayan sohbet ve muhabbet, ikindi namazına kadar devam etmişti. Ekim ayının birinci gününde, daha geniş bir katılımla ve Hüsnü Ağabey’in ‘’bütün su-i zanların önüne bir set çekelim’’ sözleri ile bir araya gelme kararı alınarak toplantı sona ermişti. 29 Eylül’de Fırıncı Ağabey’in hastaneye yatırılması sonucu, maalesef bu toplantı kararlaştırıldığı şekilde gerçekleşemedi. Bilerek veya bilmeyerek ağabeyler ve Risale-i Nur’a hizmet eden gruplar arasına fitne ve ayrılık tohumları ekmek ve bunları körüklemek için öteden beri birçok gayretin varlığını hep beraber müşahede etmeye devam ediyoruz. Üstad Hazretlerinin, hizmetin usul ve esaslarını kendilerine emanet ettiği ve kendilerini de Nur Talebelerine emanet ettiği, hizmetinde bulunan vekil ve varis ağabeyler ile yakın hizmetinde bulunan ve Üstad’ın takdir ve dualarına mazhar olan ağabeyler arasında ayrılık ve fitne tohumları ekmek, hiçbir Nur Talebesinin bilerek tevessül edeceği bir davranış değildir. Zaman zaman bazı yanlışlara alet olmak ve fitne ehlinin de oyununa gelmek mümkündür. Böyle zamanlarda Risale-i Nurlarda çokça zikredilen prensipler doğrultusunda hareket edip, tevbe ve istiğfar ederek, ihtilaflı meselelerin küçülmesine ve hal edilmesine her bir Nur Talebesinin katkıda bulunması gerekir. Meseleye dâhil olmak ve tahrik edici beyan ve paylaşımlarda bulunmak, tahrik ve fitne ehlinin ifadelerini ve terimlerini kullanmak, her zaman yarardan çok zarar getirir. Aklı başında ve Risale-i Nur’a sadakatle bağlı hiçbir Nur Talebesi, böyle şen’i bir davranış içinde bulunmaz ve tezgâhın içinde yer almaz. Abdülkadir Menek
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.