Ahsen Meryem Süveyda
Köşe Yazarı
Ahsen Meryem Süveyda
 

Bir İstanbul Seyahatinin İzlenimleri

Bir İstanbul Seyahatinin İzlenimleri Birkaç gün önce bir İstanbul seyahatim oldu. Bu büyüleyici şehrin tarihi, kültürel, turistik yer ve yapılarının, olağan üstü güzelliklerinin yanı sıra bende bıraktığı düşünce ve izlenimleri aktarmak istedim. On gün belki bu metropol şehri gezmek için yeterli bir süre değil fakat sabahtan akşama gezme endeksli olunca gözlemleyici biri olarak illaki etkileri oldu. İstanbul herşeyden evvel ülkemizin nüfus bakımından en çok göç alan, en kalabalık ili olmakla beraber son zamanlarda dışarıdan gelen yabancıların neredeyse meskeni olmuş. Zaten kozmopolit bir yapıya sahip olan bu şehir, her türlü işgal edilen Müslüman coğrafyaların hem zengin hem olmayan vatandaşlarıyla dolup taşmış durumda… Bu konuya özellikle döneceğim… İstanbul bilindiği üzere, tarihi yerleri, doğal güzellikleri ya da kültürel merkezleriyle neredeyse önde gelirken aynı zamanda bir ticaret merkezi... Dünyanın içinden deniz geçen tek şehri…. Şehrin her yanında ezan seslerini duyuyorsunuz. Bu his muhteşem… Ve dinimize özgü eserlerin başında geliyor İstanbul Camii’leri… Tarihi mimariler, çekiciliğini ve yeniliğini hâla koruyor. Efsanevi bir mimari yapıya sahip…. Martısı, vapuru, çay ve simidi hâlâ İstanbul’un simgelerinden. Gece ışıkları… Kentin her yerinde ki gece ışıkları, İstanbul’u bir başka kimliğe sokuyor. Tarih bile daha büyülü bu ışıklar altında…. Manzara eşsiz, kendine aşık edecek kadar…. Evet şiirler yazılmayı hak edecek kadar büyülü bir şehir İstanbul…. Gökyüzüne uzanan minareleri, altın yıldızlı kubbeleri, sarayları, köşkleri, müzeleri, park ve bahçeleri, anıtları, kuleleri ve çok daha fazlasıyla kendine akan insanları büyülemeye devam ediyor. Taksim, İstiklal caddesi, Üsküdar, Eminönü, Sultanahmet, Kız Kulesi, Galata Kulesi, Ayasofya, Topkapı Sarayı… hangisini sayabilirim. Evet sayılamayacak güzelliğin bir şehirde toplandığı özel bir coğrafya… İstanbul… Dünyanın en güzel, en tarihi, en gözde şehri olan bu coğrafyanın, yurdumuzun bir parçası olduğunu bilmek dahi başlı başına gurur ve mutluluk payesi. Dikkatimi çeken bu durağan güzelliklerin yanı sıra, sokakların dolup taşdığı, yerleşik ve geçici turistleri…. Zengin ve çoğunlukla yerleşik, Arap ülkeleri ve Suriye’li, Afrika kökenli vatandaşlar. Sokaklardan takılmadan geçemiyorsunuz onlara… Koğuşlandığım yer Fatih olunca, bu neredeyse sizin ve bir Fatih’linin azınlıkta kalacağı kadar, çoğunluk oluşturmuş durumda. Pahalı, lüks, konforlu alışveriş merkezleri Arap, Afrika ve Suriye’li vatandaşlarla dolup taşıyor. Öyleki mağazalarda çalınan müzikler Arapça ve mağazanın bir çalışanı iletişimi ve alışverişi daha iyi ve verimli sağlama adına Arap vatandaşı. Sokaklarda ki azınlık İstanbul’lu, Fatih’li veya yerli turistin azlığı, bu alışveriş merkezlerinde de muhaza ediyor kendini. Evet kendinizi şu mekan ve durumda hiç mübağalasız yalnız ve garip hissediyorsunuz. Bazı alışveriş mekanlarını neredeyse külliyen zengin ve Arap vatandaşları işletir durumda. ‘Hangi ara bu hızlı yerleşim ve değişim oldu’ demekten kendinizi almanız mümkün değil. Pandeminin ekonomiye özellikle küçük esnafa darbesi, yurdun dört bir yanından gelen küçük esnafın kepenk kapatmasına ve memleketine dönmesine sebep olurken, paralı turiste koğuşlanma şansı doğurmuş…. Bu iyi yönetilememiş göçün yerli vatandaşa olumsuz yansımasından başka bir şey değil aslında. Tablo sadece kentin demografik yapısını değil, mutlaka ki sosyo/kültürel yapısını da değiştirecek. Bu değişim ileriki yıllarda daha iyi gösterecek kendini…. Doğudan batıya akan, nitelikli/niteliksiz göç iyi yönetilmediği sürece kaygı verecek…. Zengin yerleşke olan göçmenler ve bunu fırsat bilen piyasa ortamı, fiyatların yükselmesinde iki önemli ayağı oluşturmuş. Bu karşılıklı kârdan, vatandaş en olumsuz etkileneni doğal olarak. Ev kiraları, dükkân kiraları başta olmak üzere her kalemin etiketini oldukça yükseltmiş durumda. Ekonominin genel kötü gidişatıyla birleşince, İstanbul’lu ve yurdun yerli göçmenine ha bire koşuşturma düşmüş. İnsanlar karıncalar gibi ekmek kazanma peşinde. Bazı semtleriyse durumu iyi olmayan çoğunluğu Suriye’li aileler. Sosyolojik manada bir gettolaşma yaşanıyor. Bu mahalleler bir dönüşüm içinde ve değişken bir süreç yaşanıyor. Eski sakinler başka yere taşınmış ve taşınmalar hala devam ediyor. Bu semt ve mahalleler daha öncede 1990’da ki Bulgar Türklerini ve Boşnakları da barındıran yerler olmuştu. Avrupa’lı ve Uzakdoğulu turistlere gelince, onlar tarihi yerleri, boğazları, kiliseler vs ve doğa güzelliklerini görme, keşfetme derdindeler…. Böylece her iki bloğun; Müslüman ve olmayan toplumların kültür, merak ve dert argümanlarında ki farklılığa da tanıklık etmiş oluyorsunuz. Üzgün ve hayreti barındıran paradoksal duygularla… Bir şey daha… Kendinizi dışarıda bulduğunuz an, bazı semtlerin hareketlerinde sadece gözleri kamaştıran zenginliğin ve zenginlik kaynaklarının bizimmiş gibi görünüp, aslında olmadığını kavradığınız an, yine gözlemleyen bir gözle, düşünce ve duygunuzda çöküş yaşamamanız mümkün değil…. Suni, kaynağı olmayan olur gibi görünen bir sentetik zenginlik çevrenizi kuşatmış durumda. Elbette İstanbul’un ulaşım ağının insan yaşamına sağladığı katkı ve konfora değinmeden geçemeyeceğim. Şahsi vasıtalarla bile trafiğin içinden bu denli rahat çıkamayabilirsiniz. Sözlerime son verirken göçe dair, şunun altını özellikle çizmek isterim; Göçün kötü ve olumsuz bir şey olduğunu söylemek istemiyorum elbette hatta giderek siyasallaştığını da biliyoruz. Göçü bir yandan popülist söylemlerle oluşturup, tehdit algısı oluşturmaktan ziyade iyi idare edebilmenin yollarına ve çözümlerine bakabilmeliyiz. Geçmişinde göç kültürü olan bir milletiz. İyi idare edilebildiği sürece göç ve insan bir zenginliktir. Ezcümle; Allah’ın olan arzı her insanındır mutlaka… İyi gözetildiği sürece insan kaynak olarak zenginlik ve lütufdur. Selametle Ahsen Meryem Süveyda
Ekleme Tarihi: 13 Kasım 2022 - Pazar

Bir İstanbul Seyahatinin İzlenimleri

Bir İstanbul Seyahatinin İzlenimleri Birkaç gün önce bir İstanbul seyahatim oldu. Bu büyüleyici şehrin tarihi, kültürel, turistik yer ve yapılarının, olağan üstü güzelliklerinin yanı sıra bende bıraktığı düşünce ve izlenimleri aktarmak istedim. On gün belki bu metropol şehri gezmek için yeterli bir süre değil fakat sabahtan akşama gezme endeksli olunca gözlemleyici biri olarak illaki etkileri oldu. İstanbul herşeyden evvel ülkemizin nüfus bakımından en çok göç alan, en kalabalık ili olmakla beraber son zamanlarda dışarıdan gelen yabancıların neredeyse meskeni olmuş. Zaten kozmopolit bir yapıya sahip olan bu şehir, her türlü işgal edilen Müslüman coğrafyaların hem zengin hem olmayan vatandaşlarıyla dolup taşmış durumda… Bu konuya özellikle döneceğim… İstanbul bilindiği üzere, tarihi yerleri, doğal güzellikleri ya da kültürel merkezleriyle neredeyse önde gelirken aynı zamanda bir ticaret merkezi... Dünyanın içinden deniz geçen tek şehri…. Şehrin her yanında ezan seslerini duyuyorsunuz. Bu his muhteşem… Ve dinimize özgü eserlerin başında geliyor İstanbul Camii’leri… Tarihi mimariler, çekiciliğini ve yeniliğini hâla koruyor. Efsanevi bir mimari yapıya sahip…. Martısı, vapuru, çay ve simidi hâlâ İstanbul’un simgelerinden. Gece ışıkları… Kentin her yerinde ki gece ışıkları, İstanbul’u bir başka kimliğe sokuyor. Tarih bile daha büyülü bu ışıklar altında…. Manzara eşsiz, kendine aşık edecek kadar…. Evet şiirler yazılmayı hak edecek kadar büyülü bir şehir İstanbul…. Gökyüzüne uzanan minareleri, altın yıldızlı kubbeleri, sarayları, köşkleri, müzeleri, park ve bahçeleri, anıtları, kuleleri ve çok daha fazlasıyla kendine akan insanları büyülemeye devam ediyor. Taksim, İstiklal caddesi, Üsküdar, Eminönü, Sultanahmet, Kız Kulesi, Galata Kulesi, Ayasofya, Topkapı Sarayı… hangisini sayabilirim. Evet sayılamayacak güzelliğin bir şehirde toplandığı özel bir coğrafya… İstanbul… Dünyanın en güzel, en tarihi, en gözde şehri olan bu coğrafyanın, yurdumuzun bir parçası olduğunu bilmek dahi başlı başına gurur ve mutluluk payesi. Dikkatimi çeken bu durağan güzelliklerin yanı sıra, sokakların dolup taşdığı, yerleşik ve geçici turistleri…. Zengin ve çoğunlukla yerleşik, Arap ülkeleri ve Suriye’li, Afrika kökenli vatandaşlar. Sokaklardan takılmadan geçemiyorsunuz onlara… Koğuşlandığım yer Fatih olunca, bu neredeyse sizin ve bir Fatih’linin azınlıkta kalacağı kadar, çoğunluk oluşturmuş durumda. Pahalı, lüks, konforlu alışveriş merkezleri Arap, Afrika ve Suriye’li vatandaşlarla dolup taşıyor. Öyleki mağazalarda çalınan müzikler Arapça ve mağazanın bir çalışanı iletişimi ve alışverişi daha iyi ve verimli sağlama adına Arap vatandaşı. Sokaklarda ki azınlık İstanbul’lu, Fatih’li veya yerli turistin azlığı, bu alışveriş merkezlerinde de muhaza ediyor kendini. Evet kendinizi şu mekan ve durumda hiç mübağalasız yalnız ve garip hissediyorsunuz. Bazı alışveriş mekanlarını neredeyse külliyen zengin ve Arap vatandaşları işletir durumda. ‘Hangi ara bu hızlı yerleşim ve değişim oldu’ demekten kendinizi almanız mümkün değil. Pandeminin ekonomiye özellikle küçük esnafa darbesi, yurdun dört bir yanından gelen küçük esnafın kepenk kapatmasına ve memleketine dönmesine sebep olurken, paralı turiste koğuşlanma şansı doğurmuş…. Bu iyi yönetilememiş göçün yerli vatandaşa olumsuz yansımasından başka bir şey değil aslında. Tablo sadece kentin demografik yapısını değil, mutlaka ki sosyo/kültürel yapısını da değiştirecek. Bu değişim ileriki yıllarda daha iyi gösterecek kendini…. Doğudan batıya akan, nitelikli/niteliksiz göç iyi yönetilmediği sürece kaygı verecek…. Zengin yerleşke olan göçmenler ve bunu fırsat bilen piyasa ortamı, fiyatların yükselmesinde iki önemli ayağı oluşturmuş. Bu karşılıklı kârdan, vatandaş en olumsuz etkileneni doğal olarak. Ev kiraları, dükkân kiraları başta olmak üzere her kalemin etiketini oldukça yükseltmiş durumda. Ekonominin genel kötü gidişatıyla birleşince, İstanbul’lu ve yurdun yerli göçmenine ha bire koşuşturma düşmüş. İnsanlar karıncalar gibi ekmek kazanma peşinde. Bazı semtleriyse durumu iyi olmayan çoğunluğu Suriye’li aileler. Sosyolojik manada bir gettolaşma yaşanıyor. Bu mahalleler bir dönüşüm içinde ve değişken bir süreç yaşanıyor. Eski sakinler başka yere taşınmış ve taşınmalar hala devam ediyor. Bu semt ve mahalleler daha öncede 1990’da ki Bulgar Türklerini ve Boşnakları da barındıran yerler olmuştu. Avrupa’lı ve Uzakdoğulu turistlere gelince, onlar tarihi yerleri, boğazları, kiliseler vs ve doğa güzelliklerini görme, keşfetme derdindeler…. Böylece her iki bloğun; Müslüman ve olmayan toplumların kültür, merak ve dert argümanlarında ki farklılığa da tanıklık etmiş oluyorsunuz. Üzgün ve hayreti barındıran paradoksal duygularla… Bir şey daha… Kendinizi dışarıda bulduğunuz an, bazı semtlerin hareketlerinde sadece gözleri kamaştıran zenginliğin ve zenginlik kaynaklarının bizimmiş gibi görünüp, aslında olmadığını kavradığınız an, yine gözlemleyen bir gözle, düşünce ve duygunuzda çöküş yaşamamanız mümkün değil…. Suni, kaynağı olmayan olur gibi görünen bir sentetik zenginlik çevrenizi kuşatmış durumda. Elbette İstanbul’un ulaşım ağının insan yaşamına sağladığı katkı ve konfora değinmeden geçemeyeceğim. Şahsi vasıtalarla bile trafiğin içinden bu denli rahat çıkamayabilirsiniz. Sözlerime son verirken göçe dair, şunun altını özellikle çizmek isterim; Göçün kötü ve olumsuz bir şey olduğunu söylemek istemiyorum elbette hatta giderek siyasallaştığını da biliyoruz. Göçü bir yandan popülist söylemlerle oluşturup, tehdit algısı oluşturmaktan ziyade iyi idare edebilmenin yollarına ve çözümlerine bakabilmeliyiz. Geçmişinde göç kültürü olan bir milletiz. İyi idare edilebildiği sürece göç ve insan bir zenginliktir. Ezcümle; Allah’ın olan arzı her insanındır mutlaka… İyi gözetildiği sürece insan kaynak olarak zenginlik ve lütufdur. Selametle Ahsen Meryem Süveyda
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.