Dr. Vehbi KARA
Köşe Yazarı
Dr. Vehbi KARA
 

İnsanlar Hürriyeti Elde Etseler de Yine Abdullahtırlar

<p>İstanbul &Uuml;niversitesinde kabul edilmiş olan doktora tezimde &ldquo;malikiyet&rdquo; kavramına vurgu yapılarak gelecekte insanların bu duygu ile hareket edeceğini dile getirmiştim. Fakat &ldquo;malikiyet&rdquo; kavramı &ccedil;ok yanlış anlaşılarak insana y&uuml;klenilerek b&uuml;y&uuml;k bir hataya sebep olmaktadır.</p> <p>Bu nedenle yeni &ccedil;ıkan kitabımda malikiyet yerine &ldquo;&ouml;zel m&uuml;lkiyet&rdquo; kavramını kullanmayı uygun g&ouml;rd&uuml;m. İşte bu yazıda &ccedil;ok yanlış anlaşılan malikiyet kavramına a&ccedil;ıklık getirmeye &ccedil;alışacağız.</p> <p>Bedi&uuml;zzaman Divan-ı Harbi &Ouml;rfi isimli eserinde der ki; &ldquo;İnsanlar h&uuml;r oldular, ama yine Abdullahtırlar&rdquo;. Yani insanlar her zaman i&ccedil;in Allah&rsquo;ın kulu ve k&ouml;lesidirler.</p> <p>İnsanlığın vahşet ve bedeviyet, k&ouml;lelik, esirlik ve &uuml;cretlilik devirlerinden sonra ge&ccedil;irmesi beklenen &ouml;zel m&uuml;lkiyet ve h&uuml;rriyet devrini, iyi tahlil etme zorunluluğu vardır. Aksi takdirde Allah korusun dehşetli bir kibir ve en&acirc;niyet hastalığı doğacaktır.</p> <p>İnsan, malikiyet kavramını da aynı &ldquo;ene&rdquo; kavramı gibi ele alıp ger&ccedil;ek y&ouml;n&uuml; ile Allah&rsquo;ın yarattığı bir kul olma manası ile bakış a&ccedil;ısından uzaklaşırsa felakete d&uuml;şmesi muhakkaktır. Eğer m&uuml;lkiyet ve malikiyet kavramlarını bir vahidi kıyasi olmaktan &ccedil;ıkarıp kendine mal ederse dehşetli bir kibir ve en&acirc;niyet hastalığına tutulurlar.</p> <p>İnsanlığın son d&ouml;neminde dehşetli bir dinsizlik ve inan&ccedil;sızlık hastalığına kapılacağı hadisi şeriflerden anlaşılmaktadır. İşte bu dehşetli inan&ccedil;sızlık hastalığından kurtulmak i&ccedil;in malikiyet kavramı &uuml;zerinde bir par&ccedil;a durmak gereklidir.</p> <p>Aslında benlik duygusu, ibadetin esas kaynağıdır. Y&acirc;ni ene ile insan kendini kul olarak bilir. Başkasına hizmet eder, anlar. Y&acirc;ni; başkasının m&acirc;nasını taşıyor, fehmeder. V&uuml;cudu, tebe&icirc;dir, ikinci derecededir. Başka birisinin v&uuml;cudu ile kaim ve &icirc;cadıyla sabittir, &icirc;tikad eder.</p> <p>M&acirc;likiyyeti, vehmiyyedir, yani hayal &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Ancak kendi m&acirc;likinin izni ile; g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte, muvakkat bir m&acirc;likiyyeti vardır, bilir. Hakikatı, zılliyedir, g&ouml;lgedir.</p> <p>Malikiyetin vazifesi ise, kendi yaratıcısının sıf&acirc;t ve şu&ucirc;n&acirc;tına mikyas ve &ouml;l&ccedil;&uuml; olarak, şuurk&acirc;rane bir hizmettir. İşte enbiya ve enbiya silsilesindeki asfiya ve evliyalar benlik duygusuna bu y&ouml;n&uuml;yle bakmışlar, b&ouml;yle g&ouml;rm&uuml;şler ve hakikatı tam olarak anlamışlardır.</p> <p>B&uuml;t&uuml;n m&uuml;lk&uuml; M&acirc;lik-&uuml;lM&uuml;lk&#39;e teslim etmişler ve h&uuml;kmetmişler ki: O M&acirc;lik-i Z&uuml;lcel&acirc;l&#39;in ne m&uuml;lk&uuml;nde, ne Rub&ucirc;biyyetinde, ne Ul&ucirc;hiyyetinde ortak ve naz&icirc;ri yoktur; m&ucirc;in ve vezire muhta&ccedil; değil; her şeyin anahtarı Onun elindedir; herşeye Kadir-i Mutlaktır.</p> <p>Sebepler, bir perdedir; tabiat, bir şeriat-ı fıtriyyesidir ve kanunlarının bir mecmuasıdır ve kudretinin bir cetvelidir, mistarıdır. İşte şu parlak nuran&icirc; g&uuml;zel y&uuml;z, hayatdar ve m&acirc;nidar bir &ccedil;ekirdek h&uuml;km&uuml;ne ge&ccedil;miş ki; H&acirc;lık-ı Z&uuml;lcel&acirc;l bir şecere-i t&ucirc;ba-i ub&ucirc;diyyeti ondan halketmiştir ki, onun m&uuml;b&acirc;rek dalları, &acirc;lem-i beşeriyyetin her tarafını nuran&icirc; meyvelerle tezyin etmiştir.</p> <p>İkinci ve olumsuz bakış a&ccedil;ısı ise her şeyi akılı ile &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alışan felsefecilerin yoludur. Felsefe ise, ene&#39;ye m&acirc;na-yı ismiyle bakar. Y&acirc;ni, kendi kendine del&acirc;let eder, der. M&acirc;n&acirc;sı kendindedir, kendi hesabına &ccedil;alışır, h&uuml;kmeder. V&uuml;cudu; asl&icirc;, z&acirc;t&icirc; olduğunu telakki eder. Y&acirc;ni z&acirc;tında bizz&acirc;t bir v&uuml;cudu vardır, der. Bir hakk-ı hayatı var, daire-i tasarrufunda hakik&icirc; m&acirc;liktir, der hata eder.</p> <p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; benlikte ve enaniyettte bir hakikat-ı sabite zanneder. Vazifesini, kendisini sevmek bilir. Daha bir &ccedil;ok boş manaya mesleklerini bina etmişler. O esasların i&ccedil;lerinin ne kadar boş ve &ccedil;&uuml;r&uuml;k olduğunu anlamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p> <p>Hatt&acirc; silsile-i felsefenin en m&uuml;kemmel ferdleri ve o silsilenin d&acirc;h&icirc;leri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Farab&icirc; gibi adamlar; &ldquo;İnsaniyyetin gayet-&uuml;lgay&acirc;tı, (teşebb&uuml;h-&uuml; bil-v&acirc;cib)dir.. y&acirc;ni V&acirc;cib-&uuml;lV&uuml;cud&#39;a benzemektir&rdquo; deyip firavunane bir h&uuml;k&uuml;m vermişler ve enaniyeti kam&ccedil;ılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak; esbabperest, sanemperest, tabiatperest, n&uuml;cumperest gibi &ccedil;ok enva&#39;-ı şirk taifelerine meydan a&ccedil;mışlardır.</p> <p>İnsaniyyetin es&acirc;sında m&uuml;nderi&ccedil; olan acz ve za&#39;f, fakr ve ihtiya&ccedil;, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ub&acirc;diyyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen &ccedil;ıkamayıp, ş&uuml;kr&uuml;n geniş kapısını bulamamışlardır.</p> <p>N&uuml;b&uuml;vvet yani Peygamberlik yolu ise &ldquo;insanın gayesi ve beşerin vazifesi, dinin emrettiği g&uuml;zel ahl&acirc;k ile aczini bilip kudret-i İl&acirc;hiyyeye iltica, za&#39;fını g&ouml;r&uuml;p kuvvet-i İl&acirc;hiyyeye istinad, fakrını g&ouml;r&uuml;p Rahmet-i İl&acirc;hiyyeye &icirc;timad, ihtiyacını g&ouml;r&uuml;p gın&acirc;-yı İl&acirc;hiyyeden istimdad, kusurunu g&ouml;r&uuml;p afv-ı İl&acirc;h&icirc;ye istiğfar, naksını g&ouml;r&uuml;p kem&acirc;l-i İl&acirc;h&icirc;ye tesbihhan olmaktır diye, ub&ucirc;diyyetk&acirc;rane h&uuml;kmetmişlerdir.<br /> <br /> İşte diyanete it&acirc;at etmeyen felsefenin b&ouml;yle yolu şaşırdığı i&ccedil;indir ki; ene kendi dizginini eline almış dal&acirc;letin herbir nev&#39;ine koşmuştur. İşte şu vecihteki ene&#39;nin başı &uuml;st&uuml;nde bir şecere-i zakkum neşv&uuml;nema bulup, &acirc;lem-i ins&acirc;niyyetin yarısından fazlasını kaplamıştır. &Ouml;yle ise malikiyeti anlamak i&ccedil;in şu hususlara dikkat etmeliyiz:</p> <p>Leh&uuml;l M&uuml;lk, yani: M&uuml;lk umumen onundur. Sen, hem onun m&uuml;lk&uuml;s&uuml;n, hem memluk&uuml;s&uuml;n, hem m&uuml;lk&uuml;nde &ccedil;alışıyorsun. Şu kelime, ş&ouml;yle şifalı bir m&uuml;jde veriyor ve diyor:&rdquo;Ey insan!<br /> Sen kendini, kendine malik sayma. &Ccedil;&uuml;nki sen kendini idare edemezsin, o y&uuml;k ağırdır.<br /> Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin.<br /> &Ouml;yle ise beyhude ızdıraba d&uuml;ş&uuml;p azab &ccedil;ekme, m&uuml;lk başkasınındır. O Malik, hem Kadir&#39;dir, hem Rahim&#39;dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini &ccedil;ek.<br /> Zahmeti at, safayı bul&rdquo;.</p> <p>Hem der ki: Manen sevdiğin ve alakadar olduğun ve perişaniyetinden m&uuml;teessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kainat, bir Kadir-i Rahim&#39;in m&uuml;lk&uuml;d&uuml;r. M&uuml;lk&uuml; sahibine teslim et, ona bırak..cefasını değil, safasını &ccedil;ek.O hem Hakim&#39;dir, hem Rahim&#39;dir. M&uuml;lk&uuml;nde istediği gibi tasarruf eder, &ccedil;evirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi &quot;Mevla g&ouml;relim neyler, neylerse g&uuml;zel eyler&quot; de, pencerelerden seyret, i&ccedil;lerine girme, vesselam&hellip;<a name="m_9169389589104409142__GoBack"></a></p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;Dr. Vehbi KARA&nbsp;</p>
Ekleme Tarihi: 23 Haziran 2020 - Salı

İnsanlar Hürriyeti Elde Etseler de Yine Abdullahtırlar

<p>İstanbul &Uuml;niversitesinde kabul edilmiş olan doktora tezimde &ldquo;malikiyet&rdquo; kavramına vurgu yapılarak gelecekte insanların bu duygu ile hareket edeceğini dile getirmiştim. Fakat &ldquo;malikiyet&rdquo; kavramı &ccedil;ok yanlış anlaşılarak insana y&uuml;klenilerek b&uuml;y&uuml;k bir hataya sebep olmaktadır.</p> <p>Bu nedenle yeni &ccedil;ıkan kitabımda malikiyet yerine &ldquo;&ouml;zel m&uuml;lkiyet&rdquo; kavramını kullanmayı uygun g&ouml;rd&uuml;m. İşte bu yazıda &ccedil;ok yanlış anlaşılan malikiyet kavramına a&ccedil;ıklık getirmeye &ccedil;alışacağız.</p> <p>Bedi&uuml;zzaman Divan-ı Harbi &Ouml;rfi isimli eserinde der ki; &ldquo;İnsanlar h&uuml;r oldular, ama yine Abdullahtırlar&rdquo;. Yani insanlar her zaman i&ccedil;in Allah&rsquo;ın kulu ve k&ouml;lesidirler.</p> <p>İnsanlığın vahşet ve bedeviyet, k&ouml;lelik, esirlik ve &uuml;cretlilik devirlerinden sonra ge&ccedil;irmesi beklenen &ouml;zel m&uuml;lkiyet ve h&uuml;rriyet devrini, iyi tahlil etme zorunluluğu vardır. Aksi takdirde Allah korusun dehşetli bir kibir ve en&acirc;niyet hastalığı doğacaktır.</p> <p>İnsan, malikiyet kavramını da aynı &ldquo;ene&rdquo; kavramı gibi ele alıp ger&ccedil;ek y&ouml;n&uuml; ile Allah&rsquo;ın yarattığı bir kul olma manası ile bakış a&ccedil;ısından uzaklaşırsa felakete d&uuml;şmesi muhakkaktır. Eğer m&uuml;lkiyet ve malikiyet kavramlarını bir vahidi kıyasi olmaktan &ccedil;ıkarıp kendine mal ederse dehşetli bir kibir ve en&acirc;niyet hastalığına tutulurlar.</p> <p>İnsanlığın son d&ouml;neminde dehşetli bir dinsizlik ve inan&ccedil;sızlık hastalığına kapılacağı hadisi şeriflerden anlaşılmaktadır. İşte bu dehşetli inan&ccedil;sızlık hastalığından kurtulmak i&ccedil;in malikiyet kavramı &uuml;zerinde bir par&ccedil;a durmak gereklidir.</p> <p>Aslında benlik duygusu, ibadetin esas kaynağıdır. Y&acirc;ni ene ile insan kendini kul olarak bilir. Başkasına hizmet eder, anlar. Y&acirc;ni; başkasının m&acirc;nasını taşıyor, fehmeder. V&uuml;cudu, tebe&icirc;dir, ikinci derecededir. Başka birisinin v&uuml;cudu ile kaim ve &icirc;cadıyla sabittir, &icirc;tikad eder.</p> <p>M&acirc;likiyyeti, vehmiyyedir, yani hayal &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Ancak kendi m&acirc;likinin izni ile; g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte, muvakkat bir m&acirc;likiyyeti vardır, bilir. Hakikatı, zılliyedir, g&ouml;lgedir.</p> <p>Malikiyetin vazifesi ise, kendi yaratıcısının sıf&acirc;t ve şu&ucirc;n&acirc;tına mikyas ve &ouml;l&ccedil;&uuml; olarak, şuurk&acirc;rane bir hizmettir. İşte enbiya ve enbiya silsilesindeki asfiya ve evliyalar benlik duygusuna bu y&ouml;n&uuml;yle bakmışlar, b&ouml;yle g&ouml;rm&uuml;şler ve hakikatı tam olarak anlamışlardır.</p> <p>B&uuml;t&uuml;n m&uuml;lk&uuml; M&acirc;lik-&uuml;lM&uuml;lk&#39;e teslim etmişler ve h&uuml;kmetmişler ki: O M&acirc;lik-i Z&uuml;lcel&acirc;l&#39;in ne m&uuml;lk&uuml;nde, ne Rub&ucirc;biyyetinde, ne Ul&ucirc;hiyyetinde ortak ve naz&icirc;ri yoktur; m&ucirc;in ve vezire muhta&ccedil; değil; her şeyin anahtarı Onun elindedir; herşeye Kadir-i Mutlaktır.</p> <p>Sebepler, bir perdedir; tabiat, bir şeriat-ı fıtriyyesidir ve kanunlarının bir mecmuasıdır ve kudretinin bir cetvelidir, mistarıdır. İşte şu parlak nuran&icirc; g&uuml;zel y&uuml;z, hayatdar ve m&acirc;nidar bir &ccedil;ekirdek h&uuml;km&uuml;ne ge&ccedil;miş ki; H&acirc;lık-ı Z&uuml;lcel&acirc;l bir şecere-i t&ucirc;ba-i ub&ucirc;diyyeti ondan halketmiştir ki, onun m&uuml;b&acirc;rek dalları, &acirc;lem-i beşeriyyetin her tarafını nuran&icirc; meyvelerle tezyin etmiştir.</p> <p>İkinci ve olumsuz bakış a&ccedil;ısı ise her şeyi akılı ile &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alışan felsefecilerin yoludur. Felsefe ise, ene&#39;ye m&acirc;na-yı ismiyle bakar. Y&acirc;ni, kendi kendine del&acirc;let eder, der. M&acirc;n&acirc;sı kendindedir, kendi hesabına &ccedil;alışır, h&uuml;kmeder. V&uuml;cudu; asl&icirc;, z&acirc;t&icirc; olduğunu telakki eder. Y&acirc;ni z&acirc;tında bizz&acirc;t bir v&uuml;cudu vardır, der. Bir hakk-ı hayatı var, daire-i tasarrufunda hakik&icirc; m&acirc;liktir, der hata eder.</p> <p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; benlikte ve enaniyettte bir hakikat-ı sabite zanneder. Vazifesini, kendisini sevmek bilir. Daha bir &ccedil;ok boş manaya mesleklerini bina etmişler. O esasların i&ccedil;lerinin ne kadar boş ve &ccedil;&uuml;r&uuml;k olduğunu anlamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p> <p>Hatt&acirc; silsile-i felsefenin en m&uuml;kemmel ferdleri ve o silsilenin d&acirc;h&icirc;leri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Farab&icirc; gibi adamlar; &ldquo;İnsaniyyetin gayet-&uuml;lgay&acirc;tı, (teşebb&uuml;h-&uuml; bil-v&acirc;cib)dir.. y&acirc;ni V&acirc;cib-&uuml;lV&uuml;cud&#39;a benzemektir&rdquo; deyip firavunane bir h&uuml;k&uuml;m vermişler ve enaniyeti kam&ccedil;ılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak; esbabperest, sanemperest, tabiatperest, n&uuml;cumperest gibi &ccedil;ok enva&#39;-ı şirk taifelerine meydan a&ccedil;mışlardır.</p> <p>İnsaniyyetin es&acirc;sında m&uuml;nderi&ccedil; olan acz ve za&#39;f, fakr ve ihtiya&ccedil;, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ub&acirc;diyyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen &ccedil;ıkamayıp, ş&uuml;kr&uuml;n geniş kapısını bulamamışlardır.</p> <p>N&uuml;b&uuml;vvet yani Peygamberlik yolu ise &ldquo;insanın gayesi ve beşerin vazifesi, dinin emrettiği g&uuml;zel ahl&acirc;k ile aczini bilip kudret-i İl&acirc;hiyyeye iltica, za&#39;fını g&ouml;r&uuml;p kuvvet-i İl&acirc;hiyyeye istinad, fakrını g&ouml;r&uuml;p Rahmet-i İl&acirc;hiyyeye &icirc;timad, ihtiyacını g&ouml;r&uuml;p gın&acirc;-yı İl&acirc;hiyyeden istimdad, kusurunu g&ouml;r&uuml;p afv-ı İl&acirc;h&icirc;ye istiğfar, naksını g&ouml;r&uuml;p kem&acirc;l-i İl&acirc;h&icirc;ye tesbihhan olmaktır diye, ub&ucirc;diyyetk&acirc;rane h&uuml;kmetmişlerdir.<br /> <br /> İşte diyanete it&acirc;at etmeyen felsefenin b&ouml;yle yolu şaşırdığı i&ccedil;indir ki; ene kendi dizginini eline almış dal&acirc;letin herbir nev&#39;ine koşmuştur. İşte şu vecihteki ene&#39;nin başı &uuml;st&uuml;nde bir şecere-i zakkum neşv&uuml;nema bulup, &acirc;lem-i ins&acirc;niyyetin yarısından fazlasını kaplamıştır. &Ouml;yle ise malikiyeti anlamak i&ccedil;in şu hususlara dikkat etmeliyiz:</p> <p>Leh&uuml;l M&uuml;lk, yani: M&uuml;lk umumen onundur. Sen, hem onun m&uuml;lk&uuml;s&uuml;n, hem memluk&uuml;s&uuml;n, hem m&uuml;lk&uuml;nde &ccedil;alışıyorsun. Şu kelime, ş&ouml;yle şifalı bir m&uuml;jde veriyor ve diyor:&rdquo;Ey insan!<br /> Sen kendini, kendine malik sayma. &Ccedil;&uuml;nki sen kendini idare edemezsin, o y&uuml;k ağırdır.<br /> Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin.<br /> &Ouml;yle ise beyhude ızdıraba d&uuml;ş&uuml;p azab &ccedil;ekme, m&uuml;lk başkasınındır. O Malik, hem Kadir&#39;dir, hem Rahim&#39;dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini &ccedil;ek.<br /> Zahmeti at, safayı bul&rdquo;.</p> <p>Hem der ki: Manen sevdiğin ve alakadar olduğun ve perişaniyetinden m&uuml;teessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kainat, bir Kadir-i Rahim&#39;in m&uuml;lk&uuml;d&uuml;r. M&uuml;lk&uuml; sahibine teslim et, ona bırak..cefasını değil, safasını &ccedil;ek.O hem Hakim&#39;dir, hem Rahim&#39;dir. M&uuml;lk&uuml;nde istediği gibi tasarruf eder, &ccedil;evirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi &quot;Mevla g&ouml;relim neyler, neylerse g&uuml;zel eyler&quot; de, pencerelerden seyret, i&ccedil;lerine girme, vesselam&hellip;<a name="m_9169389589104409142__GoBack"></a></p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;Dr. Vehbi KARA&nbsp;</p>
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.