Mesut BALYEMEZ
Köşe Yazarı
Mesut BALYEMEZ
 

İşbirlikçiler, kendisini siyasetçi, sanatçı, işadamı vs. kılığında kamufle etmiş hainlerdir.

İşbirlikçiler, kendisini siyasetçi, sanatçı, işadamı vs. kılığında kamufle etmiş hainlerdir. Küresel sermaye sahipleri Osmanlı'nın çöküşünden sonra bağımsızlığını ilan eden İslam ülkelerinde soykırım yaparak ülke halkını yok etmeye ve köleleştirmeye çalıştı hâlen de buna devam ediyor Özellikle Afrika’ya giden sömürgeciler tarafından ülkelerin sahip oldukları altın, elmas, demir gibi madeni zenginlikler ellerinden alınarak Hristiyanlaştırılmaya, fakirleştirilmeye, horlanmaya, köleleştirilmeye çalışıldı hâlen de çalışılıyor. Bazen bir dost gibi, bazen yardımsever bir kuruluş gibi bazen de koruyucu gibi göründüler. Sürekli metot değiştirdiler ama ana fikirleri gittikleri ülkeyi sömürmek ve İslam’dan uzaklaştırmaktı. Bunu sizi köleleştireceğiz, zenginliklerinizi elinizden alacağız deyip yapmıyorlar elbette, ülkeye demokrasi getirme, özgürleştirme, Avrupalılaştırma, modernleştirme adı altında yapıyorlar. Ne demişti Senegalli yazar, senarist Usman samben, “İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi yumup dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı” Sömürgeci devletler ya da küresel sermaye bu operasyonları yaparken içerideki işbirlikçilerinden yardım alıp onlarla beraber yapıyorlar. İçeride ki işbirlikçiler zemini öyle hazırlıyorlar ki insanlar fakirliği, köleliği zaruret veya kader olarak kabullenmeye başlıyor. Bir ülkenin sömürülmesi, zenginliklerinin yok edilmesi asla ve asla kader değildir. Olsa olsa ülke İnsanlarının vurdum duymazlığı, tembelliği, akılsızlığı, olur. Sömürgeci ülkeler için en önemli unsur sömürecekleri ülkedeki işbirlikçileridir. İşbirlikçiler, yavaş yavaş çektikleri operasyonlarla ülkeyi sömürülecek pozisyona getirir, başka çare yokmuş gibi gösterirler sonrası kolay. Hatırlayın, Ecevit iktidarında ki Anayasa kitapçığı fırlatma hikayesini. Bir kitap fırlatılmayla ekonomi altüst olmuştu. Sonrası malum gelsin IMF, gelsin Kemal DERVİŞ. Memlekette adam yok gibi ekonomimizin başına getirdiler. Adam sanki bulunmaz Hint kumaşıydı. Hoş ülkede adam olmadığı için değil de kendi adamları olsun diye getirdiler. Yani, IMF nin işbirlikçileri gereken ortamı hazırlayıp ülkeyi şer örgütüne teslim ettiler. Yıllarca sömürdüler bizi. Bugün milyonlarca dolarlık yatırımlara karşı çıkanlar o zamanlar 1,5 milyon dolar için ülkeyi IMF ye teslim etmekte mahsur görmemişlerdi. Nerede sömürgeci güç veyahut haksız kazanç sağlayan sermaye varsa, orada mutlaka ama mutlaka yerli işbirlikçiler vardır. Ülkesinin zenginliklerini, madenini hatta insanlarının emeğini sömürgecilere peşkeş çeken bu işbirlikçiler, kendisini siyasetçi, sanatçı, işadamı vs. kılığında kamufle etmiş hainlerdir. Eğer bir rant, bir peşkeş veyahut devlet destekleri varsa mutlaka işbirlikçiler aracılığıyla çalınır. Bunlar devlet içindeki habis urlardır. Ülke’nin vatandaşı üç kuruş için alın teri dökerken bunlar ter dökmeden bir koyup beş alırlar. Siz hiç sömürülen bir Avrupa ülkesi gördünüz mü? Peki Avrupa’da ülkesi batsın diye işbirliği yapan muhalefet gördünüz mü? Göremezsiniz. Siz hiç Türk parası değer kazanıyor diye Türk Lirası almak üzere döviz bürolarına koşan, interneti kilitleyen bir Alman duydunuz mu? Ya Türk lirası düşünce “Alım fırsatı veriyor” diyen bir İngiliz Avam kamarası üyesi duydunuz mu? Veya “İHA, SİHA’yı istemiyoruz yargısız infaz yapıyor” diyen bir İsrail’li muhalif duydunuz mu? Veyahut “S-400 leri ne yapacağız, kime karşı kullanacağız” diyen bir Rus duydunuz mu? Peki IMF ile gizli görüşmeler yapan Fransız muhalefeti duydunuz mu? Asla duyamazsınız. Hennry Kissinger “Amerika iki sebeple güçlüdür. Ülkesindeki vatan hainlerini bulur öldürür. Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini bulur kullanır.” diye boşuna dememiş. İşte Müslüman bir ülke demokrasi ve barış getirme adına sömürülürken, diğer yandan ayrımcılık tohumları atılıp, insanlar birbirine kırdırılıp ortalık kan gölüne döndürülünce birçok insan bu durumdan kurtulup insanca yaşamak hayali ile ülkesini terk ederek umut yolculuğuna çıkarlar. Bu yolculuk öyle düşündüğünüz gibi kolay olmaz. Bazen tel örgüler ile, bazen mayın tarlaları ile, bazen de denizlerin dalgaları ile boğuşmak zorunda kalırlar. Çeşitli zorluklarla çıktıkları bu yolda zaten çok az olan paralarını, canlarını hatta namuslarını kaybederler. Varsayalım ki başarılı oldu ve yolculuktan sağ çıktı bu sefer başka sorunlarla boğuşmak zorunda. Dilini, kültürünü bilmediğiniz bir ülkede mülteci olmak demek nedir çoğumuz bilmeyiz, Allah’ta göstermesin İnşallah. Mülteci olmak demek, öncelikle birçok kesim tarafından hor görülmek, dışlanmak demek. Malum Muhacire Ensar olmak günümüzde yok artık. Mülteci için bu kez modern kölelik başlar. Gittiği ülkedeki en zor ve en pis işler bunlara yaptırılır. Karısına, kızına yan bakılır, ev kiraları yerli halktan fazladır, alacağı ücret diğer çalışanlara göre asgaridir. Mesela ülkemize bakın kot taşlama, hayvan bakıcılığı, deri işçiliği vs. gibi çalışma koşulları zor mesleklerde çalışanların büyük çoğunluğu ülkesini terk etmiş veya etmek zorunda kalmış mültecilerdir. Bir yandan zor çalışma koşulları ile boğuşurken bir yandan da aslını kaybetme tehlikesi ile de karşı karşıyalardır. Çocukları geldikleri ülkeye adapte olma adı altında kültürel değişime tabi tutulur. Bir anlamda asimile edilir. O zaman Müslüman’a düşen sömürgeci kapitalist ve koministler ile ülkesindeki işbirlikçilerini iyi tanımak, onlara fırsat vermemek, ayrımcılıktan kaçınarak farklılıkları güzellik olarak görüp birbirine kenetlenmek olmalıdır. Başımızda halife olmayınca bugün ümmetin derdi ile dertlenen Müslümanlarda bulamıyoruz. İslam ülkelerinin liderlerine baktığımızda birçoğu bu sömürü çarkına taş koyacağına, dur diyeceğine adeta akan sudan testisini doldurma derdinde. Ümmetin derdiyle dertlenmeyenin imanı sahih olur mu? En yakınımızdan başlayarak tüm dünyadaki mazlumların derdiyle dertlenmeliyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi Dünya beşten büyüktür dememiz ve bu düsturu tüm dünyaya yaymak zorundayız. Bugün dünyada söz sahibi olan beş ülkenin özellikle Ekonomi üzerinden çekeceği operasyonlar ile İslami coğrafyanın insanını ezmesine, sömürmesine izin vermemeliyiz. Malum bu zamanda savaşlar genellikle ekonomi üzerinden yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde devletimizin, kapitalizmin sömürü çarkını kırmak üzere son zamanlarda Afrika ve Arap Coğrafyasına verdiği destek çok önemli bir adımdır. Sözde gelişmiş ülkeler kapitalizm ve komünizmin çarkını daha hızlı döndürmek peşindeler öyleyse bize düşen de bu çarkı kırmak olmalıdır. İslami Coğrafyayı derleyip, toparlayacak akan kanı, sömürüyü durduracak ve bir araya getirecek olan ancak ve ancak Din’dir. Bir an önce Türkiye öncülüğünde İslam birliği ve kardeşliği daha sıkı bir şekilde tesis edilmelidir. İslami Coğrafyada akan kan durdurulmalı, sömürülmeleri önlenmelidir. Sağlıcakla.. Mesut BALYEMEZ 05305164000 mesutb44@gmail.com
Ekleme Tarihi: 07 Ocak 2022 - Cuma

İşbirlikçiler, kendisini siyasetçi, sanatçı, işadamı vs. kılığında kamufle etmiş hainlerdir.

İşbirlikçiler, kendisini siyasetçi, sanatçı, işadamı vs. kılığında kamufle etmiş hainlerdir. Küresel sermaye sahipleri Osmanlı'nın çöküşünden sonra bağımsızlığını ilan eden İslam ülkelerinde soykırım yaparak ülke halkını yok etmeye ve köleleştirmeye çalıştı hâlen de buna devam ediyor Özellikle Afrika’ya giden sömürgeciler tarafından ülkelerin sahip oldukları altın, elmas, demir gibi madeni zenginlikler ellerinden alınarak Hristiyanlaştırılmaya, fakirleştirilmeye, horlanmaya, köleleştirilmeye çalışıldı hâlen de çalışılıyor. Bazen bir dost gibi, bazen yardımsever bir kuruluş gibi bazen de koruyucu gibi göründüler. Sürekli metot değiştirdiler ama ana fikirleri gittikleri ülkeyi sömürmek ve İslam’dan uzaklaştırmaktı. Bunu sizi köleleştireceğiz, zenginliklerinizi elinizden alacağız deyip yapmıyorlar elbette, ülkeye demokrasi getirme, özgürleştirme, Avrupalılaştırma, modernleştirme adı altında yapıyorlar. Ne demişti Senegalli yazar, senarist Usman samben, “İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi yumup dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı” Sömürgeci devletler ya da küresel sermaye bu operasyonları yaparken içerideki işbirlikçilerinden yardım alıp onlarla beraber yapıyorlar. İçeride ki işbirlikçiler zemini öyle hazırlıyorlar ki insanlar fakirliği, köleliği zaruret veya kader olarak kabullenmeye başlıyor. Bir ülkenin sömürülmesi, zenginliklerinin yok edilmesi asla ve asla kader değildir. Olsa olsa ülke İnsanlarının vurdum duymazlığı, tembelliği, akılsızlığı, olur. Sömürgeci ülkeler için en önemli unsur sömürecekleri ülkedeki işbirlikçileridir. İşbirlikçiler, yavaş yavaş çektikleri operasyonlarla ülkeyi sömürülecek pozisyona getirir, başka çare yokmuş gibi gösterirler sonrası kolay. Hatırlayın, Ecevit iktidarında ki Anayasa kitapçığı fırlatma hikayesini. Bir kitap fırlatılmayla ekonomi altüst olmuştu. Sonrası malum gelsin IMF, gelsin Kemal DERVİŞ. Memlekette adam yok gibi ekonomimizin başına getirdiler. Adam sanki bulunmaz Hint kumaşıydı. Hoş ülkede adam olmadığı için değil de kendi adamları olsun diye getirdiler. Yani, IMF nin işbirlikçileri gereken ortamı hazırlayıp ülkeyi şer örgütüne teslim ettiler. Yıllarca sömürdüler bizi. Bugün milyonlarca dolarlık yatırımlara karşı çıkanlar o zamanlar 1,5 milyon dolar için ülkeyi IMF ye teslim etmekte mahsur görmemişlerdi. Nerede sömürgeci güç veyahut haksız kazanç sağlayan sermaye varsa, orada mutlaka ama mutlaka yerli işbirlikçiler vardır. Ülkesinin zenginliklerini, madenini hatta insanlarının emeğini sömürgecilere peşkeş çeken bu işbirlikçiler, kendisini siyasetçi, sanatçı, işadamı vs. kılığında kamufle etmiş hainlerdir. Eğer bir rant, bir peşkeş veyahut devlet destekleri varsa mutlaka işbirlikçiler aracılığıyla çalınır. Bunlar devlet içindeki habis urlardır. Ülke’nin vatandaşı üç kuruş için alın teri dökerken bunlar ter dökmeden bir koyup beş alırlar. Siz hiç sömürülen bir Avrupa ülkesi gördünüz mü? Peki Avrupa’da ülkesi batsın diye işbirliği yapan muhalefet gördünüz mü? Göremezsiniz. Siz hiç Türk parası değer kazanıyor diye Türk Lirası almak üzere döviz bürolarına koşan, interneti kilitleyen bir Alman duydunuz mu? Ya Türk lirası düşünce “Alım fırsatı veriyor” diyen bir İngiliz Avam kamarası üyesi duydunuz mu? Veya “İHA, SİHA’yı istemiyoruz yargısız infaz yapıyor” diyen bir İsrail’li muhalif duydunuz mu? Veyahut “S-400 leri ne yapacağız, kime karşı kullanacağız” diyen bir Rus duydunuz mu? Peki IMF ile gizli görüşmeler yapan Fransız muhalefeti duydunuz mu? Asla duyamazsınız. Hennry Kissinger “Amerika iki sebeple güçlüdür. Ülkesindeki vatan hainlerini bulur öldürür. Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini bulur kullanır.” diye boşuna dememiş. İşte Müslüman bir ülke demokrasi ve barış getirme adına sömürülürken, diğer yandan ayrımcılık tohumları atılıp, insanlar birbirine kırdırılıp ortalık kan gölüne döndürülünce birçok insan bu durumdan kurtulup insanca yaşamak hayali ile ülkesini terk ederek umut yolculuğuna çıkarlar. Bu yolculuk öyle düşündüğünüz gibi kolay olmaz. Bazen tel örgüler ile, bazen mayın tarlaları ile, bazen de denizlerin dalgaları ile boğuşmak zorunda kalırlar. Çeşitli zorluklarla çıktıkları bu yolda zaten çok az olan paralarını, canlarını hatta namuslarını kaybederler. Varsayalım ki başarılı oldu ve yolculuktan sağ çıktı bu sefer başka sorunlarla boğuşmak zorunda. Dilini, kültürünü bilmediğiniz bir ülkede mülteci olmak demek nedir çoğumuz bilmeyiz, Allah’ta göstermesin İnşallah. Mülteci olmak demek, öncelikle birçok kesim tarafından hor görülmek, dışlanmak demek. Malum Muhacire Ensar olmak günümüzde yok artık. Mülteci için bu kez modern kölelik başlar. Gittiği ülkedeki en zor ve en pis işler bunlara yaptırılır. Karısına, kızına yan bakılır, ev kiraları yerli halktan fazladır, alacağı ücret diğer çalışanlara göre asgaridir. Mesela ülkemize bakın kot taşlama, hayvan bakıcılığı, deri işçiliği vs. gibi çalışma koşulları zor mesleklerde çalışanların büyük çoğunluğu ülkesini terk etmiş veya etmek zorunda kalmış mültecilerdir. Bir yandan zor çalışma koşulları ile boğuşurken bir yandan da aslını kaybetme tehlikesi ile de karşı karşıyalardır. Çocukları geldikleri ülkeye adapte olma adı altında kültürel değişime tabi tutulur. Bir anlamda asimile edilir. O zaman Müslüman’a düşen sömürgeci kapitalist ve koministler ile ülkesindeki işbirlikçilerini iyi tanımak, onlara fırsat vermemek, ayrımcılıktan kaçınarak farklılıkları güzellik olarak görüp birbirine kenetlenmek olmalıdır. Başımızda halife olmayınca bugün ümmetin derdi ile dertlenen Müslümanlarda bulamıyoruz. İslam ülkelerinin liderlerine baktığımızda birçoğu bu sömürü çarkına taş koyacağına, dur diyeceğine adeta akan sudan testisini doldurma derdinde. Ümmetin derdiyle dertlenmeyenin imanı sahih olur mu? En yakınımızdan başlayarak tüm dünyadaki mazlumların derdiyle dertlenmeliyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi Dünya beşten büyüktür dememiz ve bu düsturu tüm dünyaya yaymak zorundayız. Bugün dünyada söz sahibi olan beş ülkenin özellikle Ekonomi üzerinden çekeceği operasyonlar ile İslami coğrafyanın insanını ezmesine, sömürmesine izin vermemeliyiz. Malum bu zamanda savaşlar genellikle ekonomi üzerinden yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde devletimizin, kapitalizmin sömürü çarkını kırmak üzere son zamanlarda Afrika ve Arap Coğrafyasına verdiği destek çok önemli bir adımdır. Sözde gelişmiş ülkeler kapitalizm ve komünizmin çarkını daha hızlı döndürmek peşindeler öyleyse bize düşen de bu çarkı kırmak olmalıdır. İslami Coğrafyayı derleyip, toparlayacak akan kanı, sömürüyü durduracak ve bir araya getirecek olan ancak ve ancak Din’dir. Bir an önce Türkiye öncülüğünde İslam birliği ve kardeşliği daha sıkı bir şekilde tesis edilmelidir. İslami Coğrafyada akan kan durdurulmalı, sömürülmeleri önlenmelidir. Sağlıcakla.. Mesut BALYEMEZ 05305164000 mesutb44@gmail.com
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.