EROL AYDIN
Köşe Yazarı
EROL AYDIN
 

RAMAZANIN PSİKOLOJİ VE SOSYOLOJİSİ

RAMAZANIN PSİKOLOJİ VE SOSYOLOJİSİ              Ramazan dini bir kavram olmakla birlikte etkileşim ve kapsayıcılığı açısından birçok tesire sahiptir. Oruç tutan insanlar, Allah’a kul olmanın hazzı ile şükrünü ifa ederken aynı zamanda psikolojik olarak da büyük bir huzura kavuşmaktadırlar. Halim selim ve uysal bir kimliğe büründükleri için de daha hoşgörü ve toleransla hareket etmektedirler.              Ramazanın ruhuna uygun olarak psikolojik rahatlama aynı zamanda tüm topluma sirayet ederek sosyolojik olarak da güven telkin etmektedir. İnsani ilişkiler daha üst düzey ve seviyede tesis edilmektedir. Toplum huzuru ve güvenliği açısından ortaya çıkan bu netice az şey değildir. Bunun yanı sıra toplumun daha dindarlaştığını söylemek de mümkün değildir. Özellikle büyük şehirlerde Ramazanı iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir atmosfer söz konusu değildir. Ortaya çıkan manzara karşısında buranın bir İslam beldesi olduğunu anlamak nerede ise imkânsızdır. Oruç tutmak en başta iman ile alakalı olduğu için kimseyi bu konuda zorlayamazsınız. Bunun yanında gerekçesi ne olursa olsun tutmayanların da en azından saygı anlamında daha hassas davranmaları zor olmasa gerek.              Ramazan ayında sosyolojik olarak üç tip karşımıza çıkmaktadır. Bunları tek tek irdelediğimizde manzarayı umumiye şu şekilde cereyan etmektedir. Ø  Gerçek anlamda Allah’a kul olarak Ramazanın dışında da bu atmosferi yaşayanlardır. Muhafazakâr, dindar ve sofi olarak ifade edeceğimiz bu kesim toplumun yaklaşık 20’ni oluşturmaktadırlar. Ø  İman etmekle birlikte ibadet ve itikat konusunda gerekli hassasiyeti göstermeyenlerden oluşmaktadır. Ara sıra namaz ve yine ara sıra oruç tutarak inançtan ziyade geleneksel Müslümanlar diyebileceğimiz gurubu oluşturmaktadırlar. Bu kesim toplumun yaklaşık yarısını karşılık gelmektedir. Ø  Din ve inançla ilgili hiçbir hususun hayatlarında yer almadığı kimselerdir. Bu konularla ilgili olarak bir aidiyetleri bulunmadığı için kendi adlarına özgür ve serbest yaşamaktadırlar. Bu kesim yine toplumun yaklaşık 15’ni oluşturmaktadır. Sosyal bir varlık olarak insan aynı zamanda psikolojik bir mahlûkattır. İhtiyaçları karşılanmadığı zaman bir travma yaşaması muhtemeldir. İnanç tüm toplumlar için vazgeçilmez bir olgu iken bunu inkâr etmek akıl ve mantıkla olası değildir. Geçmişten günümüze hiçbir toplum dine yaslanmadan var olamamıştır. Bireysel tercihler farklı olsa da toplumsal refleksler her daim bir yaratıcıya muhtaç olmuştur. Sonuç olarak; Ramazanın getirmiş olduğu bu manevi iklimden istifade etmemek büyük gaflettir. Toplumların barış ve huzur içinde birlikte yaşama mecburiyeti olduğuna göre inanç noktasında zaaflar olsa da karşılıklı anlayış konusunda kendimizi geliştirmemiz kaçınılmazdır. Esenlik dileklerimle,   Erol Aydın  
Ekleme Tarihi: 19 Nisan 2021 - Pazartesi

RAMAZANIN PSİKOLOJİ VE SOSYOLOJİSİ

RAMAZANIN PSİKOLOJİ VE SOSYOLOJİSİ              Ramazan dini bir kavram olmakla birlikte etkileşim ve kapsayıcılığı açısından birçok tesire sahiptir. Oruç tutan insanlar, Allah’a kul olmanın hazzı ile şükrünü ifa ederken aynı zamanda psikolojik olarak da büyük bir huzura kavuşmaktadırlar. Halim selim ve uysal bir kimliğe büründükleri için de daha hoşgörü ve toleransla hareket etmektedirler.              Ramazanın ruhuna uygun olarak psikolojik rahatlama aynı zamanda tüm topluma sirayet ederek sosyolojik olarak da güven telkin etmektedir. İnsani ilişkiler daha üst düzey ve seviyede tesis edilmektedir. Toplum huzuru ve güvenliği açısından ortaya çıkan bu netice az şey değildir. Bunun yanı sıra toplumun daha dindarlaştığını söylemek de mümkün değildir. Özellikle büyük şehirlerde Ramazanı iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir atmosfer söz konusu değildir. Ortaya çıkan manzara karşısında buranın bir İslam beldesi olduğunu anlamak nerede ise imkânsızdır. Oruç tutmak en başta iman ile alakalı olduğu için kimseyi bu konuda zorlayamazsınız. Bunun yanında gerekçesi ne olursa olsun tutmayanların da en azından saygı anlamında daha hassas davranmaları zor olmasa gerek.              Ramazan ayında sosyolojik olarak üç tip karşımıza çıkmaktadır. Bunları tek tek irdelediğimizde manzarayı umumiye şu şekilde cereyan etmektedir. Ø  Gerçek anlamda Allah’a kul olarak Ramazanın dışında da bu atmosferi yaşayanlardır. Muhafazakâr, dindar ve sofi olarak ifade edeceğimiz bu kesim toplumun yaklaşık 20’ni oluşturmaktadırlar. Ø  İman etmekle birlikte ibadet ve itikat konusunda gerekli hassasiyeti göstermeyenlerden oluşmaktadır. Ara sıra namaz ve yine ara sıra oruç tutarak inançtan ziyade geleneksel Müslümanlar diyebileceğimiz gurubu oluşturmaktadırlar. Bu kesim toplumun yaklaşık yarısını karşılık gelmektedir. Ø  Din ve inançla ilgili hiçbir hususun hayatlarında yer almadığı kimselerdir. Bu konularla ilgili olarak bir aidiyetleri bulunmadığı için kendi adlarına özgür ve serbest yaşamaktadırlar. Bu kesim yine toplumun yaklaşık 15’ni oluşturmaktadır. Sosyal bir varlık olarak insan aynı zamanda psikolojik bir mahlûkattır. İhtiyaçları karşılanmadığı zaman bir travma yaşaması muhtemeldir. İnanç tüm toplumlar için vazgeçilmez bir olgu iken bunu inkâr etmek akıl ve mantıkla olası değildir. Geçmişten günümüze hiçbir toplum dine yaslanmadan var olamamıştır. Bireysel tercihler farklı olsa da toplumsal refleksler her daim bir yaratıcıya muhtaç olmuştur. Sonuç olarak; Ramazanın getirmiş olduğu bu manevi iklimden istifade etmemek büyük gaflettir. Toplumların barış ve huzur içinde birlikte yaşama mecburiyeti olduğuna göre inanç noktasında zaaflar olsa da karşılıklı anlayış konusunda kendimizi geliştirmemiz kaçınılmazdır. Esenlik dileklerimle,   Erol Aydın  
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.