Aydan KURT
Köşe Yazarı
Aydan KURT
 

BİR YOLCULUKTAN FAZLASI...

BİR YOLCULUKTAN FAZLASI... Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri yaşadığımız güzel anları paylaşır olduk. Ancak bazen bu paylaşımlar, insanların başka hayatların kusursuz olduğunu düşünmesine neden oluyor. Oysa paylaşılan birçok an, aslında herkesin yapabileceği şeyler. Yine de insanlar bazen o anlara imrenebiliyor. Bunları neden yazdım? Çünkü bir şeyler öğrenmeyi, müzeleri gezmeyi, tarihi yerleri ziyaret etmeyi seven biri olarak; beni takip eden insanların sanki çok farklı, ulaşılmaz şeyler yapıyormuşum gibi yorumlar yapması bu satırları yazmama sebep oldu. Halbuki İzmir’deki tarihi yerleri gezmek kimse için zor olmamalı. Belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği etkinliklere katılmak da öyle. Biraz merak eden herkes, yaşadığı coğrafyanın güzelliklerini keşfedebilir diye düşünüyorum. Geçen hafta sonu, arkadaşımın dayısının vefatı nedeniyle Balıkesir’e gitmek durumunda kaldık. Yolumuz düşmüşken geçtiğimiz güzergâhtaki tarihi yerleri gezmeyi de ihmal etmedik. Akhisar’da etnografya ve arkeoloji müzesini, Thyateira Antik Kenti’ni, Egea Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi’ni ziyaret ettik. Soma’da ise Darkale’nin tarihi evlerini görme fırsatı bulduk. Balıkesir’in Kepsut ilçesine bağlı Bektaşlar Köyü’nde düzenlenen güzel bir hayır yemeğine katılmak da nasip oldu. Hıdırellez’in kutlandığı bugünlerde, “Birgi Dede” olarak tanınan büyük alim Mehmet Efendi adına yapılan hayır yemeğine katılma şansımız da oldu. Herkesin “Birgi Dede” olarak bildiği Mehmet Efendi’nin aslında Bektaşlar Köyü’nde doğduğunu öğrendik. Babası tarafından eğitim alması için İstanbul’a gönderiliyor, daha sonra Ödemiş’e sürgün ediliyor ve halk onu “Birgi DEDE"olarak tanıyor. Belki de en çok etkilendiğim şeylerden biri, dedenin doğduğu yere köy muhtarı Ayşenur Acar tarafından yaptırılan mescit ve çeşme oldu. Baharın gelişini kutlamak için köy halkı bir gün önceden sabah namazında toplanıyor, doğduğu yerde kurban kesilip dualar ediliyor. Dileyenler dilek tutuyor. Ertesi gün için imece usulü yemekler hazırlanıyor. Kimi parasını veriyor, kimi yiyeceğini getiriyor. Sonrasında köy dışında yaşayan insanlar da davet edilerek hayır yemeği veriliyor; mevlitler okunup dualar ediliyor. Uzun yıllardır sürdürülen bu gelenek beni gerçekten çok etkiledi. İnsanların dualarla karşılanması, kültürümüze ve töremize uygun şekilde imece usulü hazırlanan yemekler,birlik, beraberlik, geçmişine sahip çıkmak, büyük bir alime duyulan vefa… Nesilden nesile aktarılan bu gelenekler, Anadolu’ya neden “Anadolu” dendiğini bana yeniden hatırlattı ve umut verdi. Gezdiğimiz yerlerde atalarımızın bize bıraktığı eserleri görünce, Özlem’in şu sözü kulaklarımda yankılandı: “Peki biz, gelecek nesillere ne bırakıyoruz?” Aydan Kurt
Ekleme Tarihi: 19 Mayıs 2026 -Salı

BİR YOLCULUKTAN FAZLASI...

BİR YOLCULUKTAN FAZLASI... Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri yaşadığımız güzel anları paylaşır olduk. Ancak bazen bu paylaşımlar, insanların başka hayatların kusursuz olduğunu düşünmesine neden oluyor. Oysa paylaşılan birçok an, aslında herkesin yapabileceği şeyler. Yine de insanlar bazen o anlara imrenebiliyor. Bunları neden yazdım? Çünkü bir şeyler öğrenmeyi, müzeleri gezmeyi, tarihi yerleri ziyaret etmeyi seven biri olarak; beni takip eden insanların sanki çok farklı, ulaşılmaz şeyler yapıyormuşum gibi yorumlar yapması bu satırları yazmama sebep oldu. Halbuki İzmir’deki tarihi yerleri gezmek kimse için zor olmamalı. Belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği etkinliklere katılmak da öyle. Biraz merak eden herkes, yaşadığı coğrafyanın güzelliklerini keşfedebilir diye düşünüyorum. Geçen hafta sonu, arkadaşımın dayısının vefatı nedeniyle Balıkesir’e gitmek durumunda kaldık. Yolumuz düşmüşken geçtiğimiz güzergâhtaki tarihi yerleri gezmeyi de ihmal etmedik. Akhisar’da etnografya ve arkeoloji müzesini, Thyateira Antik Kenti’ni, Egea Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi’ni ziyaret ettik. Soma’da ise Darkale’nin tarihi evlerini görme fırsatı bulduk. Balıkesir’in Kepsut ilçesine bağlı Bektaşlar Köyü’nde düzenlenen güzel bir hayır yemeğine katılmak da nasip oldu. Hıdırellez’in kutlandığı bugünlerde, “Birgi Dede” olarak tanınan büyük alim Mehmet Efendi adına yapılan hayır yemeğine katılma şansımız da oldu. Herkesin “Birgi Dede” olarak bildiği Mehmet Efendi’nin aslında Bektaşlar Köyü’nde doğduğunu öğrendik. Babası tarafından eğitim alması için İstanbul’a gönderiliyor, daha sonra Ödemiş’e sürgün ediliyor ve halk onu “Birgi DEDE"olarak tanıyor. Belki de en çok etkilendiğim şeylerden biri, dedenin doğduğu yere köy muhtarı Ayşenur Acar tarafından yaptırılan mescit ve çeşme oldu. Baharın gelişini kutlamak için köy halkı bir gün önceden sabah namazında toplanıyor, doğduğu yerde kurban kesilip dualar ediliyor. Dileyenler dilek tutuyor. Ertesi gün için imece usulü yemekler hazırlanıyor. Kimi parasını veriyor, kimi yiyeceğini getiriyor. Sonrasında köy dışında yaşayan insanlar da davet edilerek hayır yemeği veriliyor; mevlitler okunup dualar ediliyor. Uzun yıllardır sürdürülen bu gelenek beni gerçekten çok etkiledi. İnsanların dualarla karşılanması, kültürümüze ve töremize uygun şekilde imece usulü hazırlanan yemekler,birlik, beraberlik, geçmişine sahip çıkmak, büyük bir alime duyulan vefa… Nesilden nesile aktarılan bu gelenekler, Anadolu’ya neden “Anadolu” dendiğini bana yeniden hatırlattı ve umut verdi. Gezdiğimiz yerlerde atalarımızın bize bıraktığı eserleri görünce, Özlem’in şu sözü kulaklarımda yankılandı: “Peki biz, gelecek nesillere ne bırakıyoruz?” Aydan Kurt
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.