Dr. Vehbi KARA
Köşe Yazarı
Dr. Vehbi KARA
 

Hayber ve Allah’ın Arslanı

   Gazze katliamı nedeniyle İsrail'e ekonomik ambargo konulması gündemde. Elbette çok etkili bir yöntem olan boykot ve ambargo konusuna bir itirazım yok. Fakat Hayber Kalesinin fethi Hazreti Ali gibi bir İslâm kahramanı yok sayılarak gerçeğinden farklı bir üslup ile anlatılmaktadır. Haberde hurma ağaçları kesilerek Yahudilerin teslim olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğru değildir. Birçok Sahabe ve Müslüman yazar Hayber'in fethini şu şekilde anlatmışlardır. Hayber Şehri ve Kalesi Miladi 629 yılında fethedilmiştir. Bu büyük zafer sonrasında Mekke, Medine ve Şam ticaret yolunun kontrolü ve güvenliği kesin olarak Müslümanların eline geçmiş Yahudilerin Müslümanlara verdiği zararlar bertaraf edilmiştir. Medine Yahudileri, Mekkeli Müşriklere daima yardım etmişlerdi. Hatta Hendek kuşatması esnasında Müslümanlara karşı yapmış oldukları anlaşmaya hıyanet etmekten çekinmemişlerdi. Hendek Savaşının Müslümanların zaferi ile sonuçlanmasından sonra birçok Yahudi Hayber’e yerleşmişti. Burada hem ticaret yollarını kontrol ediyor hem de Müslümanlara zarar vermeye devam ediyorlardı. Müslüman tacirlerin malları Hayberliler tarafından birkaç defa yağmalanmıştı. Hayber, Medine’nin yaklaşık 180 km. kadar kuzeyinden başlayan, etrafı volkanik topraklarla çevrili geniş bir vadiye ve şehre verilen bir isimdir. Yahudi dilinde “hayber” kelimesi “kale” anlamını taşımaktadır. Ayrıca Hayber, içinde bulunduğu vadinin verimliliği ve su bentlerinin çokluğu ile de meşhur bir yerdi. Merhab isimli cengaver ve meşhur komutanı ve sağlam kalesi yüzünden kendilerine çok güvenen bir Yahudi ordusu vardı. Bu haliyle Hayber şehri ve kalesi, Müslümanlara güvenlik açısından çok ciddi bir tehdit haline gelmişti. Hayber Savaşı esnasında Peygamber efendimizin (asm) bir mucizesi gerçekleşmişti. Hazreti Ali hasta olmasına rağmen bu mucize ile iyileşmiş ve Hayber’in fethedilmesinde ve Yahudi kahramanlarının öldürülmesinde çok önemli bir vazife almıştı. Peygamber Efendimizin (asm) bir kısım mucizelerinin yer aldığı Bediüzzaman’ın Mektubat isimli kitabında bu hadise şöyle anlatmaktadır: “Başta Buharî ve Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Gazve-i Hayber'de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Aliyy-i Haydarî'yi bayraktar tayin ettiği halde, Ali'nin gözleri hastalıktan çok ağrıyordu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm tiryak gibi tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada, şifa bularak hiçbir şey kalmadı. Sabahleyin Hayber Kal'asının pek ağır demir kapısını çekip, elinde kalkan gibi tutup, Kal'a-i Hayber'i fethetti. Hem o vakıada, Seleme İbn-i Ekva'ın bacağına kılınç vurulmuş, yarılmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona nefes edip, birden ayağı şifa bulmuş” Bu mucize birçok kaynakta ifade edilmesine rağmen ne hikmetse Hazreti Ali’nin Peygamber Efendimizin (asm) mucizesi ile iyileşmesi ve Hayber Kalesi’nin fethindeki rolü nedense anlatılmamaktadır. Bilakis fethin gerçekleşmesinde kuşatmanın başarılı olması için başka nedenler ileri sürülmektedir. Örneğin Hayber’in gelir kaynağı olan hurmalıkların yakılması ve sonucunda Yahudilerin teslim olduğu gibi gerçeklere aykırı açıklamalar ifade edilmektedir. Bu durum ise İslam alimleri arasında çeşitli tartışmalara ve farklı yorumlara yol açmıştır. Bu konudaki tartışmalara girmeden savaşın en önemli safhası olan Hayber kalesinin kapısının koparılıp açılması üzerinde yoğunlaşmak gereklidir. Zira Hayber’de Hazreti Ali’nin görevi ve vazifesi hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde pek büyüktür. Bu vesile ile İslam tarihinin en önemli cengaverlerinden biri olan Hazreti Ali’den bahsetmek gereklidir. Çeşitli kaynaklarda Hayber’in fethindeki rolü anlatılmakla beraber bu zaferdeki hizmeti çok önemlidi. Hayber muhasara için ordunun başına Ebu Bekir ibni Kuhafe daha sonra Ömer bin Hattab görevlendirilmişti. Şiddetli çatışmalar olmasına rağmen fetih nasip olamıyordu. Bu esnada muhasara onuncu gününe ulaşmıştı. Hz. Peygamber (asm) o gün şu müjdeyi verdi: "Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçekleştirecektir." Mücahitleri bir merak sardı. Acaba bu büyük şerefe nâil olacak zât kimdi? Her bir mücahit aynı arzu, aynı heyecan, aynı ulvî duygular içinde merakla bekleşirken, sabah namazından sonra Resul”i Ekrem (asm) sancağın getirilmesini emretti. Sancak derhal getirildi. Artık herkes sancağa ve mübârek ağızlarından çıkacak söze pür dikkat kesilmişti. Bu merak ve heyecan dolu manzara karşısında Hz. Resûlullah, (asm) "Ali nerede?" diye sordu. "Yâ Resûlallah, onun gözleri ağrıyor" dediler. Resûl-i Ekrem (asm) buna rağmen, "Olsun! Çağırın gelsin!" buyurdu. Haberi alan Hz. Ali, derhal huzura geldi. Ağrıyan gözleri Peygamber Efendimizin (asm) mübârek duasıyla şifâ buldu. Resûlallah (asm) ayrıca onun için, "Allah`ım! Soğuğun sıkıntısını bundan gider!" diyerek de duâ etti. Hz. Ali der ki: "O günden sonra ne sıcaktan, ne de soğuktan asla rahatsız olmadım" Gerçekten de Hz. Ali yazın en sıcak günlerde kalın aba giydiği halde bundan rahatsızlık duymazdı. Kışın ise en soğuk günlerde en ince elbise giyer ve asla üşümezdi. Hz. Resûlullahın ak sancağı artık Hz. Ali`nin elindeydi. Merak dolu bakışlar, birden imrenmeye dönüşmüştü. Demek Allah ve Resûlünün sevdiği ve onun da onları sevdiği zât buydu. Sancağını Hz. Ali`ye teslim eden Resûl-i Ekrem (asm) kendisine zırhlı bir gömlek giydirdi ve Zülfikâr`ı da beline kendi eliyle bağladı. Sonra da şu emri verdi: "Allah, fetih nasip edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme" ve "Allah`tan başka ilah ve ibadet edilecek bulunmadığına ve Muhammed`in Allah`ın Resûlü olduğuna şehadette bulununcaya kadar onlarla çarpış. Onlar bunu yaptıkları takdirde, can ve mallarını kurtarmış olurlar. Kalplerindekilerin hesabı ise Yüce Allah`a aittir." Bu arada Hayber Yahudilerinin en cesuru kabul edilen Merhab, kardeşinin de öldürülenler arasında olduğunu duyunca, kaleden çıktı. Üzerinde iki kat zırh gömlek vardı. İki kılıç kuşanmış, başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti: “Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…
Ekleme Tarihi: 12 Kasım 2023 - Pazar

Hayber ve Allah’ın Arslanı

 

 Gazze katliamı nedeniyle İsrail'e ekonomik ambargo konulması gündemde. Elbette çok etkili bir yöntem olan boykot ve ambargo konusuna bir itirazım yok. Fakat Hayber Kalesinin fethi Hazreti Ali gibi bir İslâm kahramanı yok sayılarak gerçeğinden farklı bir üslup ile anlatılmaktadır. Haberde hurma ağaçları kesilerek Yahudilerin teslim olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğru değildir. Birçok Sahabe ve Müslüman yazar Hayber'in fethini şu şekilde anlatmışlardır. Hayber Şehri ve Kalesi Miladi 629 yılında fethedilmiştir. Bu büyük zafer sonrasında Mekke, Medine ve Şam ticaret yolunun kontrolü ve güvenliği kesin olarak Müslümanların eline geçmiş Yahudilerin Müslümanlara verdiği zararlar bertaraf edilmiştir. Medine Yahudileri, Mekkeli Müşriklere daima yardım etmişlerdi. Hatta Hendek kuşatması esnasında Müslümanlara karşı yapmış oldukları anlaşmaya hıyanet etmekten çekinmemişlerdi. Hendek Savaşının Müslümanların zaferi ile sonuçlanmasından sonra birçok Yahudi Hayber’e yerleşmişti. Burada hem ticaret yollarını kontrol ediyor hem de Müslümanlara zarar vermeye devam ediyorlardı. Müslüman tacirlerin malları Hayberliler tarafından birkaç defa yağmalanmıştı. Hayber, Medine’nin yaklaşık 180 km. kadar kuzeyinden başlayan, etrafı volkanik topraklarla çevrili geniş bir vadiye ve şehre verilen bir isimdir. Yahudi dilinde “hayber” kelimesi “kale” anlamını taşımaktadır. Ayrıca Hayber, içinde bulunduğu vadinin verimliliği ve su bentlerinin çokluğu ile de meşhur bir yerdi. Merhab isimli cengaver ve meşhur komutanı ve sağlam kalesi yüzünden kendilerine çok güvenen bir Yahudi ordusu vardı. Bu haliyle Hayber şehri ve kalesi, Müslümanlara güvenlik açısından çok ciddi bir tehdit haline gelmişti. Hayber Savaşı esnasında Peygamber efendimizin (asm) bir mucizesi gerçekleşmişti. Hazreti Ali hasta olmasına rağmen bu mucize ile iyileşmiş ve Hayber’in fethedilmesinde ve Yahudi kahramanlarının öldürülmesinde çok önemli bir vazife almıştı. Peygamber Efendimizin (asm) bir kısım mucizelerinin yer aldığı Bediüzzaman’ın Mektubat isimli kitabında bu hadise şöyle anlatmaktadır: “Başta Buharî ve Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Gazve-i Hayber'de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Aliyy-i Haydarî'yi bayraktar tayin ettiği halde, Ali'nin gözleri hastalıktan çok ağrıyordu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm tiryak gibi tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada, şifa bularak hiçbir şey kalmadı. Sabahleyin Hayber Kal'asının pek ağır demir kapısını çekip, elinde kalkan gibi tutup, Kal'a-i Hayber'i fethetti. Hem o vakıada, Seleme İbn-i Ekva'ın bacağına kılınç vurulmuş, yarılmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona nefes edip, birden ayağı şifa bulmuş” Bu mucize birçok kaynakta ifade edilmesine rağmen ne hikmetse Hazreti Ali’nin Peygamber Efendimizin (asm) mucizesi ile iyileşmesi ve Hayber Kalesi’nin fethindeki rolü nedense anlatılmamaktadır. Bilakis fethin gerçekleşmesinde kuşatmanın başarılı olması için başka nedenler ileri sürülmektedir. Örneğin Hayber’in gelir kaynağı olan hurmalıkların yakılması ve sonucunda Yahudilerin teslim olduğu gibi gerçeklere aykırı açıklamalar ifade edilmektedir. Bu durum ise İslam alimleri arasında çeşitli tartışmalara ve farklı yorumlara yol açmıştır. Bu konudaki tartışmalara girmeden savaşın en önemli safhası olan Hayber kalesinin kapısının koparılıp açılması üzerinde yoğunlaşmak gereklidir. Zira Hayber’de Hazreti Ali’nin görevi ve vazifesi hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde pek büyüktür. Bu vesile ile İslam tarihinin en önemli cengaverlerinden biri olan Hazreti Ali’den bahsetmek gereklidir. Çeşitli kaynaklarda Hayber’in fethindeki rolü anlatılmakla beraber bu zaferdeki hizmeti çok önemlidi. Hayber muhasara için ordunun başına Ebu Bekir ibni Kuhafe daha sonra Ömer bin Hattab görevlendirilmişti. Şiddetli çatışmalar olmasına rağmen fetih nasip olamıyordu. Bu esnada muhasara onuncu gününe ulaşmıştı. Hz. Peygamber (asm) o gün şu müjdeyi verdi: "Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçekleştirecektir." Mücahitleri bir merak sardı. Acaba bu büyük şerefe nâil olacak zât kimdi? Her bir mücahit aynı arzu, aynı heyecan, aynı ulvî duygular içinde merakla bekleşirken, sabah namazından sonra Resul”i Ekrem (asm) sancağın getirilmesini emretti. Sancak derhal getirildi. Artık herkes sancağa ve mübârek ağızlarından çıkacak söze pür dikkat kesilmişti. Bu merak ve heyecan dolu manzara karşısında Hz. Resûlullah, (asm) "Ali nerede?" diye sordu. "Yâ Resûlallah, onun gözleri ağrıyor" dediler. Resûl-i Ekrem (asm) buna rağmen, "Olsun! Çağırın gelsin!" buyurdu. Haberi alan Hz. Ali, derhal huzura geldi. Ağrıyan gözleri Peygamber Efendimizin (asm) mübârek duasıyla şifâ buldu. Resûlallah (asm) ayrıca onun için, "Allah`ım! Soğuğun sıkıntısını bundan gider!" diyerek de duâ etti. Hz. Ali der ki: "O günden sonra ne sıcaktan, ne de soğuktan asla rahatsız olmadım" Gerçekten de Hz. Ali yazın en sıcak günlerde kalın aba giydiği halde bundan rahatsızlık duymazdı. Kışın ise en soğuk günlerde en ince elbise giyer ve asla üşümezdi. Hz. Resûlullahın ak sancağı artık Hz. Ali`nin elindeydi. Merak dolu bakışlar, birden imrenmeye dönüşmüştü. Demek Allah ve Resûlünün sevdiği ve onun da onları sevdiği zât buydu. Sancağını Hz. Ali`ye teslim eden Resûl-i Ekrem (asm) kendisine zırhlı bir gömlek giydirdi ve Zülfikâr`ı da beline kendi eliyle bağladı. Sonra da şu emri verdi: "Allah, fetih nasip edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme" ve "Allah`tan başka ilah ve ibadet edilecek bulunmadığına ve Muhammed`in Allah`ın Resûlü olduğuna şehadette bulununcaya kadar onlarla çarpış. Onlar bunu yaptıkları takdirde, can ve mallarını kurtarmış olurlar. Kalplerindekilerin hesabı ise Yüce Allah`a aittir." Bu arada Hayber Yahudilerinin en cesuru kabul edilen Merhab, kardeşinin de öldürülenler arasında olduğunu duyunca, kaleden çıktı. Üzerinde iki kat zırh gömlek vardı. İki kılıç kuşanmış, başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti: “Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.