Ergun DUR
Köşe Yazarı
Ergun DUR
 

YÜREK BURKAN BİR BAYRAM HİKAYESİ

<div style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: small;">Hikayede kurban kesemeyen bir &ccedil;ocuğun duyguları anlatılıyor. 90&rsquo;larda maddi imkansızlıklardan dolayı kurban kesememiştik. Annem utanıyor ve et getiren komşuları delikten g&ouml;r&uuml;nce kapıyı kardeşime a&ccedil;tırıyordu.<br /> Ahmet:<br /> &ldquo;&ndash;Anneciğim, Emre bize gelecek. Bu gece bizde kalacak&rdquo; dedi.<br /> &hellip;&hellip; Emre&rsquo;nin sevdiğini bildiğim t&uuml;rden bir ka&ccedil; &ccedil;eşit yemek yaptım. G&ouml;r&uuml;şmeyeli bayağı bir boy atmış, kocaman delikanlı olmuştu. Biraz oturup hal hatır sorduktan sonra yemeğe ge&ccedil;tik. Emre, &ouml;zene bezene hazırladığım yemeklere el s&uuml;rmeyince, belli etmemeye &ccedil;alışsam da bozuldum.<br /> Emre:<br /> &ldquo;&ndash;Teyzeciğim et var ya, ondan yemiyorum&rdquo; dedi.<br /> Bu s&ouml;z beni daha da şaşırtmıştı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ete olan d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; iyi biliyordum. Emre, bu davranışının altında bir şey aramamdan rahatsızlık duyarak,<br /> &ldquo;-Anlatayım teyzeciğim&rdquo; dedi.<br /> İlk&ouml;ğretim beşinci sınıfa gidiyordum o zamanlar. Biliyorsunuz Ayşe ablam da benden iki yaş b&uuml;y&uuml;k. İkimiz de &ccedil;ok başarılı sayılmayız, fakat hi&ccedil; olmazsa liseyi bitirelim diye gayret ediyoruz. Bir işe girebilmek i&ccedil;in bunun şart olduğuna inanıyoruz. B&uuml;y&uuml;k hayallerimiz yok. Daha k&ouml;t&uuml; g&uuml;nler gelmesin deyip halimize ş&uuml;kredenlerdeniz.<br /> Depremden &ouml;nce babam, inşaat kalfasıydı. Kimseye muhta&ccedil; değildik. Hatta babam yaptığı, kooperatif evlerinden bir de daireye girmişti. &ldquo;Altı, yedi aya kalmaz, evimize taşınırız&rdquo; diye hayaller kuruyorduk. Kaba inşaatı &ccedil;oktan bitmiş, evin şekli ortaya &ccedil;ıkmıştı. Ben odamın duvarına asacağım s&uuml;sler yaptım. Annem dantel masa &ouml;rt&uuml;leri&hellip;<br /> Ka&ccedil; kere bakmaya gitmiş, hayalimizde aldığımız eşyaların yerini ka&ccedil; kere değiştirip durmuştuk. Derken 17 Ağustos&rsquo;ta korkun&ccedil; bir sallantıyla uyandık. &Ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r ne bizde ne de yakın &ccedil;evremizde bir şey yoktu. Boş arsaya t&uuml;m mahalle toplandık. Biraz korku kalmıştı y&uuml;reğimizde ama g&uuml;le oynaya sabahladık. Elektriklerin gelmesi ile radyo ve televizyonlardaki korkun&ccedil; ger&ccedil;ek, y&uuml;reklerimize &ccedil;ığ gibi d&uuml;şt&uuml;.<br /> &nbsp; Bizim evimiz yıkılmadı. Kimseye de bir zarar gelmedi. Farklı yaralandığımızın farkına, yaralarımız derinleştik&ccedil;e vardık. Depremle birlikte inşaatlar durmuş, babam işsiz kalmıştı. Ekonomik krizle de ikiye katlandı yokluklarımız. Televizyonlarda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m kadarıyla, bazı insanlar hi&ccedil; etkilenmemişti. Bar ve pavyonlarda zil zurna sarhoş oluncaya kadar i&ccedil;iyor, milyarlarca lira harcıyorlardı.<br /> Biz ev kirası elektrik, su ne kadar kısmaya, azaltmaya &ccedil;alışsak olmuyor babamın arada bir bulduğu, tadilat işlerinden kazandığı, evi ge&ccedil;indirmeye yetmiyordu. Devir hesap devri deyip, telefonu kapattırdık. Ampulleri daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k taktık.<br /> Annem bir evde temizlik iş bulmuştu. Babamın da eline yevmiye ne kadar olur ki.. Fakat Kasım ayından sonra babam bir tek işe gidemedi. Kış boyunca hi&ccedil; iş &ccedil;ıkmadı. &Uuml;mitlenerek gidiyor, &uuml;z&uuml;lerek geri d&ouml;n&uuml;yordu. &ldquo;&Ccedil;oluk &ccedil;ocuğum g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nde a&ccedil; a&ccedil;ık kalıyor, elimden bir şey gelmiyor, keşke &ouml;lsem&rdquo; gibi k&ouml;t&uuml; k&ouml;t&uuml; laflar edip duruyordu. İş i&ccedil;in &ccedil;almadığı kapı kalmamıştı.<br /> Ramazan bayramına bir ka&ccedil; g&uuml;n kalmıştı. Şubat ayının bir Pazartesi g&uuml;n&uuml; babam, eve sevin&ccedil;le geldi. Bir iş bulmuştu. &Uuml;stelik sigortalı. &ldquo;Evraklarını tamamla gel&rdquo; demişler. Sevin&ccedil;le haber verip u&ccedil;ar gibi &ccedil;ıktı. &ldquo;Bug&uuml;n yetiştirmeliyim&rdquo; diyordu.<br /> Bir ka&ccedil; saat sonra karşı komşumuz telaşla i&ccedil;eri girdi. Y&uuml;z&uuml;nde &uuml;rk&uuml;ten bir ifade vardı.<br /> &ldquo;&ndash;Korkmayın ama babanız k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kaza ge&ccedil;irmiş&rdquo; dedi.<br /> Hastaneye gittiğimde babamın y&uuml;z&uuml; sapsarıydı. Kol ve bacağı al&ccedil;ıya alınmıştı. Kırmızı ışıkta s&uuml;ratle gelen bir ara&ccedil; &ccedil;arpmıştı. Biz sağ oluşuna dua ederken babam, g&ouml;zlerinden akan yaştan utanıyor gizlemeye &ccedil;alışarak:<br /> &ldquo;&ndash;Neden &ouml;lmedim, y&uuml;k&uuml;n&uuml;z&uuml; arttırdım&rdquo; diyordu.<br /> Bir m&uuml;ddet sonra babam eve &ccedil;ıktı. Sobamız yanmıyordu, evimiz soğuktu. Babamın dişlerinin birbirini d&ouml;v&uuml;ş&uuml;n&uuml; &uuml;z&uuml;lerek seyrediyordum. Bir ka&ccedil; komşu belediyeye telefon ederek bize k&ouml;m&uuml;r istemişler. Yok denilmiş. &Ouml;nceden kayıt olmak gerekirmiş. Okulda da yardım dağıtılıyordu. Anneme:<br /> &ldquo;&ndash;Ben de isteyeyim mi?&rdquo; diye sordum. Annem:<br /> &ldquo;&ndash;Sakın ha oğlum! Durumumuz belli; verirlerse kabul ederiz, sakın kimseden bir şey istemeyin&rdquo; dedi.<br /> Başka zaman ben de gurur meselesi ederdim. Ama şimdi &ccedil;ok farklıydı. Yakıp etrafında toplanacağımız sobaya ihtiyacımız vardı. Babam buz gibi evde nasıl hasta yatardı?<br /> &lsquo;Şekersiz&rsquo; Ramazan bayramımız gelip de ge&ccedil;mişti bile. Şekere olan d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;me rağmen, pek &uuml;z&uuml;lmedim. B&ouml;yle k&uuml;&ccedil;&uuml;k şeylerin &uuml;stesinden gelmeliydik. Babamın&nbsp; bacağı hala al&ccedil;ıdaydı. İşte kurban bayramı da gelmişti. İ&ccedil;imden oniki daire var bizim apartmanda, bir&ccedil;oğu da kurban kesecek.<br /> Nasılsa bize de verirler; Annem sevdiğim et yemeklerinden pişirir, diyordum. Ben pencereden seyrederken, karşıdaki boş arsada, kurbanlar kesildi, y&uuml;z&uuml;ld&uuml;, leğenler dolusu evlere taşındı. Her kapı &ccedil;alışında, &lsquo;kurban payı&rsquo; diye koştum. Her kapı a&ccedil;ılışında, evlerde kavrulan etlerin mis kokuları evimizin i&ccedil;ine kadar davetsiz yayıldı. Bir tek pay gelmedi.<br /> Babaannem k&ouml;yden telefon a&ccedil;mıştı. Komşu evinden konuşurken, sesim ona iyi gitmemişti. Israr ve telaşla sordu: &lsquo;Baban mı k&ouml;t&uuml;leşti?&rsquo; diye.<br /> &ldquo;&ndash;Yok&rdquo; dedim. &ldquo;Bize kurban payı vermediler.&rdquo;<br /> Yaz aylarında babaanneme giderdik. Adına &lsquo;G&uuml;cc&uuml;k&rsquo; dediği bir kara ineği, beş altı da tavuğu vardı. &lsquo;G&uuml;cc&uuml;k-m&uuml;cc&uuml;k ama s&uuml;t&uuml; iyi&rdquo; derdi. Sağarken ona t&uuml;rk&uuml;ler s&ouml;ylerdi. &ldquo;Bu sene kısır, inşallah seneye kuzulayacak&rdquo; diye &uuml;mit ederdi.<br /> &ldquo;&ndash;Deden, ihtiyar nasıl dursun katıksız&rdquo; derdi. Bir tas ayran i&ccedil;ti mi başka bir şey istemezmiş.<br /> Bayramın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; g&uuml;n&uuml;yd&uuml;. Sabah erkenden kapı &ccedil;alındı. Babaannemdi! Koşup karşıladık. Ağlayarak sarıldı bizlere. &ldquo;Kuzularım, kuzularım&rdquo; diyordu. Size &ccedil;ok et getirdim. Evinde ne varsa hemen hepsini kapıp gelmişti.<br /> Buzdolabını tıka basa etle doldurduk. Ablam acele acele doğradı. Etlerin pişerken &ccedil;ıkardığı cızırtılardan saldığı mis gibi kokular, iki g&uuml;nd&uuml;r kabaran iştahımı daha da k&ouml;r&uuml;kl&uuml;yordu. Ağzım sulanarak dolanıp durdum ocağın etrafında. Sofra beklemeye tahamm&uuml;l&uuml;m kalmamıştı. &Ccedil;atalı alıp batırdım. &Uuml;f&uuml;rerek ağzıma alıyordum ki, babamın, babaanneme:<br /> &ldquo;&ndash;Ah anam ahh! Neden kestin g&uuml;cc&uuml;k ineği? Ağzınız kuruya kaldı&rdquo; diyen s&ouml;zleri &ccedil;alındı kulağıma.<br /> Midemin kalkıp, başımın d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; hissettim. Elimdeki &ccedil;atalı bırakıp koşarak dışarı &ccedil;ıktım. Dedemin katığı, babaannemin umudu, t&uuml;rk&uuml;ler yakarak sağdığı G&uuml;cc&uuml;k, benim canım et istedi diye mi kesilmişti? Sofra kurulduğunda kolumdan &ccedil;ekip ısrarla oturttular. Yine batırdım &ccedil;atalı isteksiz ve utanarak. Boğazıma bir şeyler tıkanıyordu. G&ouml;z&uuml;mden yaşlar boşaldı. Ne oldu neyin var diye sordukları telaşlı sorularına<br /> &ldquo;&ndash;Dişim &ccedil;ok ağrıyor, dişimmm&hellip;!&rdquo; diye karşılık verdim.<br /> &nbsp;</div> <div style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: small;">Erg&uuml;n DUR</div> <div style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: small;">Egitimci/Yazar</div>
Ekleme Tarihi: 29 Temmuz 2020 - Çarşamba

YÜREK BURKAN BİR BAYRAM HİKAYESİ

<div style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: small;">Hikayede kurban kesemeyen bir &ccedil;ocuğun duyguları anlatılıyor. 90&rsquo;larda maddi imkansızlıklardan dolayı kurban kesememiştik. Annem utanıyor ve et getiren komşuları delikten g&ouml;r&uuml;nce kapıyı kardeşime a&ccedil;tırıyordu.<br /> Ahmet:<br /> &ldquo;&ndash;Anneciğim, Emre bize gelecek. Bu gece bizde kalacak&rdquo; dedi.<br /> &hellip;&hellip; Emre&rsquo;nin sevdiğini bildiğim t&uuml;rden bir ka&ccedil; &ccedil;eşit yemek yaptım. G&ouml;r&uuml;şmeyeli bayağı bir boy atmış, kocaman delikanlı olmuştu. Biraz oturup hal hatır sorduktan sonra yemeğe ge&ccedil;tik. Emre, &ouml;zene bezene hazırladığım yemeklere el s&uuml;rmeyince, belli etmemeye &ccedil;alışsam da bozuldum.<br /> Emre:<br /> &ldquo;&ndash;Teyzeciğim et var ya, ondan yemiyorum&rdquo; dedi.<br /> Bu s&ouml;z beni daha da şaşırtmıştı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ete olan d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; iyi biliyordum. Emre, bu davranışının altında bir şey aramamdan rahatsızlık duyarak,<br /> &ldquo;-Anlatayım teyzeciğim&rdquo; dedi.<br /> İlk&ouml;ğretim beşinci sınıfa gidiyordum o zamanlar. Biliyorsunuz Ayşe ablam da benden iki yaş b&uuml;y&uuml;k. İkimiz de &ccedil;ok başarılı sayılmayız, fakat hi&ccedil; olmazsa liseyi bitirelim diye gayret ediyoruz. Bir işe girebilmek i&ccedil;in bunun şart olduğuna inanıyoruz. B&uuml;y&uuml;k hayallerimiz yok. Daha k&ouml;t&uuml; g&uuml;nler gelmesin deyip halimize ş&uuml;kredenlerdeniz.<br /> Depremden &ouml;nce babam, inşaat kalfasıydı. Kimseye muhta&ccedil; değildik. Hatta babam yaptığı, kooperatif evlerinden bir de daireye girmişti. &ldquo;Altı, yedi aya kalmaz, evimize taşınırız&rdquo; diye hayaller kuruyorduk. Kaba inşaatı &ccedil;oktan bitmiş, evin şekli ortaya &ccedil;ıkmıştı. Ben odamın duvarına asacağım s&uuml;sler yaptım. Annem dantel masa &ouml;rt&uuml;leri&hellip;<br /> Ka&ccedil; kere bakmaya gitmiş, hayalimizde aldığımız eşyaların yerini ka&ccedil; kere değiştirip durmuştuk. Derken 17 Ağustos&rsquo;ta korkun&ccedil; bir sallantıyla uyandık. &Ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r ne bizde ne de yakın &ccedil;evremizde bir şey yoktu. Boş arsaya t&uuml;m mahalle toplandık. Biraz korku kalmıştı y&uuml;reğimizde ama g&uuml;le oynaya sabahladık. Elektriklerin gelmesi ile radyo ve televizyonlardaki korkun&ccedil; ger&ccedil;ek, y&uuml;reklerimize &ccedil;ığ gibi d&uuml;şt&uuml;.<br /> &nbsp; Bizim evimiz yıkılmadı. Kimseye de bir zarar gelmedi. Farklı yaralandığımızın farkına, yaralarımız derinleştik&ccedil;e vardık. Depremle birlikte inşaatlar durmuş, babam işsiz kalmıştı. Ekonomik krizle de ikiye katlandı yokluklarımız. Televizyonlarda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m kadarıyla, bazı insanlar hi&ccedil; etkilenmemişti. Bar ve pavyonlarda zil zurna sarhoş oluncaya kadar i&ccedil;iyor, milyarlarca lira harcıyorlardı.<br /> Biz ev kirası elektrik, su ne kadar kısmaya, azaltmaya &ccedil;alışsak olmuyor babamın arada bir bulduğu, tadilat işlerinden kazandığı, evi ge&ccedil;indirmeye yetmiyordu. Devir hesap devri deyip, telefonu kapattırdık. Ampulleri daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k taktık.<br /> Annem bir evde temizlik iş bulmuştu. Babamın da eline yevmiye ne kadar olur ki.. Fakat Kasım ayından sonra babam bir tek işe gidemedi. Kış boyunca hi&ccedil; iş &ccedil;ıkmadı. &Uuml;mitlenerek gidiyor, &uuml;z&uuml;lerek geri d&ouml;n&uuml;yordu. &ldquo;&Ccedil;oluk &ccedil;ocuğum g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nde a&ccedil; a&ccedil;ık kalıyor, elimden bir şey gelmiyor, keşke &ouml;lsem&rdquo; gibi k&ouml;t&uuml; k&ouml;t&uuml; laflar edip duruyordu. İş i&ccedil;in &ccedil;almadığı kapı kalmamıştı.<br /> Ramazan bayramına bir ka&ccedil; g&uuml;n kalmıştı. Şubat ayının bir Pazartesi g&uuml;n&uuml; babam, eve sevin&ccedil;le geldi. Bir iş bulmuştu. &Uuml;stelik sigortalı. &ldquo;Evraklarını tamamla gel&rdquo; demişler. Sevin&ccedil;le haber verip u&ccedil;ar gibi &ccedil;ıktı. &ldquo;Bug&uuml;n yetiştirmeliyim&rdquo; diyordu.<br /> Bir ka&ccedil; saat sonra karşı komşumuz telaşla i&ccedil;eri girdi. Y&uuml;z&uuml;nde &uuml;rk&uuml;ten bir ifade vardı.<br /> &ldquo;&ndash;Korkmayın ama babanız k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kaza ge&ccedil;irmiş&rdquo; dedi.<br /> Hastaneye gittiğimde babamın y&uuml;z&uuml; sapsarıydı. Kol ve bacağı al&ccedil;ıya alınmıştı. Kırmızı ışıkta s&uuml;ratle gelen bir ara&ccedil; &ccedil;arpmıştı. Biz sağ oluşuna dua ederken babam, g&ouml;zlerinden akan yaştan utanıyor gizlemeye &ccedil;alışarak:<br /> &ldquo;&ndash;Neden &ouml;lmedim, y&uuml;k&uuml;n&uuml;z&uuml; arttırdım&rdquo; diyordu.<br /> Bir m&uuml;ddet sonra babam eve &ccedil;ıktı. Sobamız yanmıyordu, evimiz soğuktu. Babamın dişlerinin birbirini d&ouml;v&uuml;ş&uuml;n&uuml; &uuml;z&uuml;lerek seyrediyordum. Bir ka&ccedil; komşu belediyeye telefon ederek bize k&ouml;m&uuml;r istemişler. Yok denilmiş. &Ouml;nceden kayıt olmak gerekirmiş. Okulda da yardım dağıtılıyordu. Anneme:<br /> &ldquo;&ndash;Ben de isteyeyim mi?&rdquo; diye sordum. Annem:<br /> &ldquo;&ndash;Sakın ha oğlum! Durumumuz belli; verirlerse kabul ederiz, sakın kimseden bir şey istemeyin&rdquo; dedi.<br /> Başka zaman ben de gurur meselesi ederdim. Ama şimdi &ccedil;ok farklıydı. Yakıp etrafında toplanacağımız sobaya ihtiyacımız vardı. Babam buz gibi evde nasıl hasta yatardı?<br /> &lsquo;Şekersiz&rsquo; Ramazan bayramımız gelip de ge&ccedil;mişti bile. Şekere olan d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;me rağmen, pek &uuml;z&uuml;lmedim. B&ouml;yle k&uuml;&ccedil;&uuml;k şeylerin &uuml;stesinden gelmeliydik. Babamın&nbsp; bacağı hala al&ccedil;ıdaydı. İşte kurban bayramı da gelmişti. İ&ccedil;imden oniki daire var bizim apartmanda, bir&ccedil;oğu da kurban kesecek.<br /> Nasılsa bize de verirler; Annem sevdiğim et yemeklerinden pişirir, diyordum. Ben pencereden seyrederken, karşıdaki boş arsada, kurbanlar kesildi, y&uuml;z&uuml;ld&uuml;, leğenler dolusu evlere taşındı. Her kapı &ccedil;alışında, &lsquo;kurban payı&rsquo; diye koştum. Her kapı a&ccedil;ılışında, evlerde kavrulan etlerin mis kokuları evimizin i&ccedil;ine kadar davetsiz yayıldı. Bir tek pay gelmedi.<br /> Babaannem k&ouml;yden telefon a&ccedil;mıştı. Komşu evinden konuşurken, sesim ona iyi gitmemişti. Israr ve telaşla sordu: &lsquo;Baban mı k&ouml;t&uuml;leşti?&rsquo; diye.<br /> &ldquo;&ndash;Yok&rdquo; dedim. &ldquo;Bize kurban payı vermediler.&rdquo;<br /> Yaz aylarında babaanneme giderdik. Adına &lsquo;G&uuml;cc&uuml;k&rsquo; dediği bir kara ineği, beş altı da tavuğu vardı. &lsquo;G&uuml;cc&uuml;k-m&uuml;cc&uuml;k ama s&uuml;t&uuml; iyi&rdquo; derdi. Sağarken ona t&uuml;rk&uuml;ler s&ouml;ylerdi. &ldquo;Bu sene kısır, inşallah seneye kuzulayacak&rdquo; diye &uuml;mit ederdi.<br /> &ldquo;&ndash;Deden, ihtiyar nasıl dursun katıksız&rdquo; derdi. Bir tas ayran i&ccedil;ti mi başka bir şey istemezmiş.<br /> Bayramın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; g&uuml;n&uuml;yd&uuml;. Sabah erkenden kapı &ccedil;alındı. Babaannemdi! Koşup karşıladık. Ağlayarak sarıldı bizlere. &ldquo;Kuzularım, kuzularım&rdquo; diyordu. Size &ccedil;ok et getirdim. Evinde ne varsa hemen hepsini kapıp gelmişti.<br /> Buzdolabını tıka basa etle doldurduk. Ablam acele acele doğradı. Etlerin pişerken &ccedil;ıkardığı cızırtılardan saldığı mis gibi kokular, iki g&uuml;nd&uuml;r kabaran iştahımı daha da k&ouml;r&uuml;kl&uuml;yordu. Ağzım sulanarak dolanıp durdum ocağın etrafında. Sofra beklemeye tahamm&uuml;l&uuml;m kalmamıştı. &Ccedil;atalı alıp batırdım. &Uuml;f&uuml;rerek ağzıma alıyordum ki, babamın, babaanneme:<br /> &ldquo;&ndash;Ah anam ahh! Neden kestin g&uuml;cc&uuml;k ineği? Ağzınız kuruya kaldı&rdquo; diyen s&ouml;zleri &ccedil;alındı kulağıma.<br /> Midemin kalkıp, başımın d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; hissettim. Elimdeki &ccedil;atalı bırakıp koşarak dışarı &ccedil;ıktım. Dedemin katığı, babaannemin umudu, t&uuml;rk&uuml;ler yakarak sağdığı G&uuml;cc&uuml;k, benim canım et istedi diye mi kesilmişti? Sofra kurulduğunda kolumdan &ccedil;ekip ısrarla oturttular. Yine batırdım &ccedil;atalı isteksiz ve utanarak. Boğazıma bir şeyler tıkanıyordu. G&ouml;z&uuml;mden yaşlar boşaldı. Ne oldu neyin var diye sordukları telaşlı sorularına<br /> &ldquo;&ndash;Dişim &ccedil;ok ağrıyor, dişimmm&hellip;!&rdquo; diye karşılık verdim.<br /> &nbsp;</div> <div style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: small;">Erg&uuml;n DUR</div> <div style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: small;">Egitimci/Yazar</div>
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.