# Çekin Kirli Ellerinizi Örtümüzden!
# Çekin Kirli Ellerinizi Örtümüzden!
Bu sabah, Azerbaycanlı küçük kız kardeşlerimin gözyaşlarıyla açtım gözümü. Onların hâlini görünce gözyaşlarım istemsizce akıverdi. Çünkü içeride aynı yara var. Her dokunulduğunda yeniden kanayan, kabukları öyle sık kaldırılan bir yara ki bir türlü kapanmasına, iyileşmesine izin verilmiyor.
Ben 28 Şubat mağdurlarından değildim. O günlerde ortaokul öğrencisiydim ve henüz tesettürlü değildim. Fakat yaşananları fark ediyor, içten içe çok üzülüyordum. Ablam tesettürlüydü ve lise öğrencisiydi. Hakkını savunsa bir dert, boyun eğip eğitimine devam etmeye çalışsa başka bir dertti. Oysa o yaşta bir çocuğun düşünmesi gereken tek şey eğitimiydi. Hayalleri, hedefleri, geleceğiydi. Sırf inancı ve tercihi üzerinden bir çocuğa yapılan baskı asla affedilir olmamalıydı.
O günlerde çocuktum ama zamanla büyüdüm. Tesettürlü olmanın zorlayıcı yanlarını hayatımın pek çok alanında yaşadım. Yine de başımın üstünde taşıdım örtümü. Allah imkân verdiği sürece taşımaya da devam edeceğim.
Elbette zorluklarımız yalnızca tesettüre düşman olanlarla sınırlı değil. Bir de senin örtünü örtüden saymayanlarla mücadele etmek zorunda kalırsın. Fakat o, başlı başına ele alınması gereken başka bir konu.
Lise yıllarımda yurtta kalırdık. O yıllarda tesettürlü bir şekilde yurda gitmek ne mümkün! Ama biz kültürel ve dinî değerlerine sahip çıkan bir nesildik. Kandillerde namaz kılarız diye örtülerimizi, seccadelerimizi yanımızda götürürdük. Arama yapıldığında ilk önce örtülerimiz ve seccadelerimiz alınır, çöpe atılırdı.
Allah'ım, nasıl bir öfkeydi bu!
Üstelik bunu yapanlar, seninle aynı Allah'a inandığını söyleyen insanlardı. İnandığı değerleri yaşamak isteyen gençlerin önüne engel koyan, onların ibadetine ve inancına bu kadar öfkeyle yaklaşan insanlar…
Lise biter bitmez ben kendi köşeme çekildim ve tesettüre girdim. Öyle sanıldığı gibi ailemin zoruyla falan değil; gönlümle, isteyerek, severek… O günün şartlarında gücüm neye yetiyorsa öyle.
Benden büyük ablam ise tesettüre girmeyi tercih etmedi. Kimse de onu zorlamadı. İnanın, mesele bazılarının zannettiği gibi değil. Kimse kimsenin kafasına silah dayamıyor. İnsan tercih ediyor, yöneliyor, nasipleniyor. Herkesin hikâyesi, yolculuğu ve kararı kendine ait.
Defalarca örtümü çıkarmak zorunda kaldığım yerler oldu. Örtümden dolayı aşağılandığım, bulunduğum ortamdan çıkarıldığım zamanlar yaşadım. Ama ben kendimi küçük düşmüş hissetmedim. Yalnızca karşımdakilere baktım ve acıdım.
Bir keresinde, kadınlarla dolu bir ortamda, henüz on dokuz yaşında bir genç kızken şu sözleri işittim:
“Çıkarın bunu buradan! Bunun burada ne işi var?”
Bir insanın inancı ve kıyafeti yüzünden böylesine aşağılanması nasıl normalleştirilebilir? Bir genç kızın onurunu incitmek, onu bulunduğu ortamdan kovmak hangi hakka, hangi vicdana sığar?
Aradan yıllar geçti. Şartlar değişti, yasaklar geride kaldı. Fakat ben ve benim gibi pek çok arkadaşım hâlâ bazı ortamlarda ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz.
Tesettürlü bir yazarsanız konferans verebileceğiniz yerler, girebileceğiniz okullar ve ulaşabileceğiniz çevreler belirli ve kısıtlı olabiliyor. Sosyal medyadaysanız bir taraf, “Tesettürlü hâlinle burada ne işin var?” diyerek size fetva vermeye kalkıyor; diğer taraf ise sizi ve varlığınızı görmek bile istemiyor.
Peki, biz ne yapalım? Görünmez mi olalım? Sesimizi mi keselim? Bilgimizi, birikimimizi, kalemimizi, hayallerimizi bir kenara mı bırakalım?
Bugün dönüp baktığımda aynı sancının bu kez minicik kız çocuklarının yüreğine düştüğünü görüyorum. Daha çocuk yaşlarında özgürlüklerine set çekiliyor. Bilinçlerine, “Senin burada yaşamaya, bu ortama girmeye hakkın yok.” mesajı yükleniyor.
Kınıyorum. Öfkeleniyorum. Ve en çok da bu çocuklar adına üzülüyorum.
O çocuk tesettürlü olmaya mecbur değilse bile tesettürü seçmeye hakkı vardır. Okumaya, gelişmeye, meslek sahibi olmaya, hayallerinin peşinden gitmeye hakkı vardır. Bir insanın kıyafeti, onun eğitim almasına, kendini geliştirmesine, toplumda yer edinmesine engel teşkil edemez.
Örtüsü onun dış dünyaya gösterdiği sınır olabilir, kendisini ifade etme biçimi olabilir, inancının ve kimliğinin bir parçası olabilir. Fakat asla başkalarının elinde bir baskı aracına dönüşmemelidir.
Hamdolsun ki örtüm var. Benim için örtüm, başkalarının bana nerede durması gerektiğini hatırlatan bir sınırdır. Yaşam tarzımın, fikirlerimin ve kişisel sınırlarımın bir ifadesidir. Onu nasıl taşıyacağıma, nasıl yaşayacağıma, inancımla nasıl bir ilişki kuracağıma ben karar veririm. Elbette başkalarının da kendi tercihlerini yapma hakkı vardır. Mesele tam olarak budur: Tercih hakkı.
Ben örtümü başkalarının beklentilerine göre değil, inancım ve iradem doğrultusunda taşırım. Gücümün yettiği, imkânlarımın elverdiği ölçüde bu tercihin arkasında dururum. Kimsenin beni aşağılamasına, susturmasına, yok saymasına izin vermem.
Çünkü özgürlük, yalnızca kendimize benzeyenlerin tercihlerini savunmak değildir. Özgürlük, bizim gibi yaşamayanların da hakkını koruyabilmektir. Bir kız çocuğunun örtünme tercihini desteklemek için onunla aynı inancı paylaşmak zorunda değilsiniz. İnsan haklarına, eğitime ve insan onuruna saygı duymanız yeterlidir.
Bugün Azerbaycanlı küçük kız kardeşlerimin gözyaşlarında kendi geçmişimi, kendi mücadelemi gördüm. Yıllar geçse de bazı yaraların neden hâlâ kanadığını bir kez daha anladım.
Artık yeter!
Çocukların gözyaşları üzerinden ideolojik hesaplar yapmayın. Onların eğitimini, hayallerini ve geleceğini kıyafetlerine indirgemeyin. Bir örtüden korkmayın. Bir insanı yalnızca başındaki örtüyle değerlendirmeyin. Onun aklına, kalbine, emeğine ve insanlığına bakın.
**Çekin kirli ellerinizi kızlarımızın örtüsünden!**
Unutmayın; bugün kızlarımızın örtüsü üzerinden akıttığınız gözyaşları, yarın vicdanınızın karşısına çıkabilir. Bir çocuğun kalbinde açtığınız yaranın hesabını hiçbir gerekçeyle veremezsiniz.
Bırakın kız çocukları okusun, öğrensin, gelişsin, hayal kursun. Bırakın kendi yollarını kendileri seçsin.
Çünkü bir toplumun büyüklüğü, çocuklarına ne giydirebildiğiyle değil, onların haklarına ne kadar saygı gösterebildiğiyle ölçülür.
Gülhanım Can
Ekleme
Tarihi: 13 Ekim 2026 -Salı
# Çekin Kirli Ellerinizi Örtümüzden!
# Çekin Kirli Ellerinizi Örtümüzden!
Bu sabah, Azerbaycanlı küçük kız kardeşlerimin gözyaşlarıyla açtım gözümü. Onların hâlini görünce gözyaşlarım istemsizce akıverdi. Çünkü içeride aynı yara var. Her dokunulduğunda yeniden kanayan, kabukları öyle sık kaldırılan bir yara ki bir türlü kapanmasına, iyileşmesine izin verilmiyor.
Ben 28 Şubat mağdurlarından değildim. O günlerde ortaokul öğrencisiydim ve henüz tesettürlü değildim. Fakat yaşananları fark ediyor, içten içe çok üzülüyordum. Ablam tesettürlüydü ve lise öğrencisiydi. Hakkını savunsa bir dert, boyun eğip eğitimine devam etmeye çalışsa başka bir dertti. Oysa o yaşta bir çocuğun düşünmesi gereken tek şey eğitimiydi. Hayalleri, hedefleri, geleceğiydi. Sırf inancı ve tercihi üzerinden bir çocuğa yapılan baskı asla affedilir olmamalıydı.
O günlerde çocuktum ama zamanla büyüdüm. Tesettürlü olmanın zorlayıcı yanlarını hayatımın pek çok alanında yaşadım. Yine de başımın üstünde taşıdım örtümü. Allah imkân verdiği sürece taşımaya da devam edeceğim.
Elbette zorluklarımız yalnızca tesettüre düşman olanlarla sınırlı değil. Bir de senin örtünü örtüden saymayanlarla mücadele etmek zorunda kalırsın. Fakat o, başlı başına ele alınması gereken başka bir konu.
Lise yıllarımda yurtta kalırdık. O yıllarda tesettürlü bir şekilde yurda gitmek ne mümkün! Ama biz kültürel ve dinî değerlerine sahip çıkan bir nesildik. Kandillerde namaz kılarız diye örtülerimizi, seccadelerimizi yanımızda götürürdük. Arama yapıldığında ilk önce örtülerimiz ve seccadelerimiz alınır, çöpe atılırdı.
Allah'ım, nasıl bir öfkeydi bu!
Üstelik bunu yapanlar, seninle aynı Allah'a inandığını söyleyen insanlardı. İnandığı değerleri yaşamak isteyen gençlerin önüne engel koyan, onların ibadetine ve inancına bu kadar öfkeyle yaklaşan insanlar…
Lise biter bitmez ben kendi köşeme çekildim ve tesettüre girdim. Öyle sanıldığı gibi ailemin zoruyla falan değil; gönlümle, isteyerek, severek… O günün şartlarında gücüm neye yetiyorsa öyle.
Benden büyük ablam ise tesettüre girmeyi tercih etmedi. Kimse de onu zorlamadı. İnanın, mesele bazılarının zannettiği gibi değil. Kimse kimsenin kafasına silah dayamıyor. İnsan tercih ediyor, yöneliyor, nasipleniyor. Herkesin hikâyesi, yolculuğu ve kararı kendine ait.
Defalarca örtümü çıkarmak zorunda kaldığım yerler oldu. Örtümden dolayı aşağılandığım, bulunduğum ortamdan çıkarıldığım zamanlar yaşadım. Ama ben kendimi küçük düşmüş hissetmedim. Yalnızca karşımdakilere baktım ve acıdım.
Bir keresinde, kadınlarla dolu bir ortamda, henüz on dokuz yaşında bir genç kızken şu sözleri işittim:
“Çıkarın bunu buradan! Bunun burada ne işi var?”
Bir insanın inancı ve kıyafeti yüzünden böylesine aşağılanması nasıl normalleştirilebilir? Bir genç kızın onurunu incitmek, onu bulunduğu ortamdan kovmak hangi hakka, hangi vicdana sığar?
Aradan yıllar geçti. Şartlar değişti, yasaklar geride kaldı. Fakat ben ve benim gibi pek çok arkadaşım hâlâ bazı ortamlarda ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz.
Tesettürlü bir yazarsanız konferans verebileceğiniz yerler, girebileceğiniz okullar ve ulaşabileceğiniz çevreler belirli ve kısıtlı olabiliyor. Sosyal medyadaysanız bir taraf, “Tesettürlü hâlinle burada ne işin var?” diyerek size fetva vermeye kalkıyor; diğer taraf ise sizi ve varlığınızı görmek bile istemiyor.
Peki, biz ne yapalım? Görünmez mi olalım? Sesimizi mi keselim? Bilgimizi, birikimimizi, kalemimizi, hayallerimizi bir kenara mı bırakalım?
Bugün dönüp baktığımda aynı sancının bu kez minicik kız çocuklarının yüreğine düştüğünü görüyorum. Daha çocuk yaşlarında özgürlüklerine set çekiliyor. Bilinçlerine, “Senin burada yaşamaya, bu ortama girmeye hakkın yok.” mesajı yükleniyor.
Kınıyorum. Öfkeleniyorum. Ve en çok da bu çocuklar adına üzülüyorum.
O çocuk tesettürlü olmaya mecbur değilse bile tesettürü seçmeye hakkı vardır. Okumaya, gelişmeye, meslek sahibi olmaya, hayallerinin peşinden gitmeye hakkı vardır. Bir insanın kıyafeti, onun eğitim almasına, kendini geliştirmesine, toplumda yer edinmesine engel teşkil edemez.
Örtüsü onun dış dünyaya gösterdiği sınır olabilir, kendisini ifade etme biçimi olabilir, inancının ve kimliğinin bir parçası olabilir. Fakat asla başkalarının elinde bir baskı aracına dönüşmemelidir.
Hamdolsun ki örtüm var. Benim için örtüm, başkalarının bana nerede durması gerektiğini hatırlatan bir sınırdır. Yaşam tarzımın, fikirlerimin ve kişisel sınırlarımın bir ifadesidir. Onu nasıl taşıyacağıma, nasıl yaşayacağıma, inancımla nasıl bir ilişki kuracağıma ben karar veririm. Elbette başkalarının da kendi tercihlerini yapma hakkı vardır. Mesele tam olarak budur: Tercih hakkı.
Ben örtümü başkalarının beklentilerine göre değil, inancım ve iradem doğrultusunda taşırım. Gücümün yettiği, imkânlarımın elverdiği ölçüde bu tercihin arkasında dururum. Kimsenin beni aşağılamasına, susturmasına, yok saymasına izin vermem.
Çünkü özgürlük, yalnızca kendimize benzeyenlerin tercihlerini savunmak değildir. Özgürlük, bizim gibi yaşamayanların da hakkını koruyabilmektir. Bir kız çocuğunun örtünme tercihini desteklemek için onunla aynı inancı paylaşmak zorunda değilsiniz. İnsan haklarına, eğitime ve insan onuruna saygı duymanız yeterlidir.
Bugün Azerbaycanlı küçük kız kardeşlerimin gözyaşlarında kendi geçmişimi, kendi mücadelemi gördüm. Yıllar geçse de bazı yaraların neden hâlâ kanadığını bir kez daha anladım.
Artık yeter!
Çocukların gözyaşları üzerinden ideolojik hesaplar yapmayın. Onların eğitimini, hayallerini ve geleceğini kıyafetlerine indirgemeyin. Bir örtüden korkmayın. Bir insanı yalnızca başındaki örtüyle değerlendirmeyin. Onun aklına, kalbine, emeğine ve insanlığına bakın.
**Çekin kirli ellerinizi kızlarımızın örtüsünden!**
Unutmayın; bugün kızlarımızın örtüsü üzerinden akıttığınız gözyaşları, yarın vicdanınızın karşısına çıkabilir. Bir çocuğun kalbinde açtığınız yaranın hesabını hiçbir gerekçeyle veremezsiniz.
Bırakın kız çocukları okusun, öğrensin, gelişsin, hayal kursun. Bırakın kendi yollarını kendileri seçsin.
Çünkü bir toplumun büyüklüğü, çocuklarına ne giydirebildiğiyle değil, onların haklarına ne kadar saygı gösterebildiğiyle ölçülür.
Gülhanım Can
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
