Hüseyin YILMAZ
Köşe Yazarı
Hüseyin YILMAZ
 

ALİ GÖLLÜ DEĞİL. "GÜLLÜ"

<p><span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Y&ouml;nler, toprak par&ccedil;asıyla sınırlandığı takdirde, nerede durduğunuza g&ouml;re bir m&acirc;n&acirc; ifade ederler. Şark, nereye g&ouml;re şark? Kuzey, nerenin kuzeyi? İki hareketin ortasında Mevlev&icirc; gibi d&ouml;nen d&uuml;nya i&ccedil;in neresi şark, neresi garb? Bu keşmekeşten sıyrılmanın en kestirme, en emin yolu; bir tarif edilmişten, bir s&uuml;buttan hareket etmek. Mesel&acirc; T&uuml;rkiye gibi. T&uuml;rkiye&rsquo;nin şark ve garbını, cenub ve şim&acirc;lini konuşmak m&uuml;mk&uuml;n.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Coğrafya ve iklimin insanın şahsiyeti &uuml;zerindeki tesirleri İbn-i Haldun&rsquo;dan beri neredeyse kaziye-i muhkeme. Sıcak iklimlerin insanın hiss&icirc; ve coşkun oluşu, soğuk diyarlarda yerini buz gibi bir yılan soğukluğu, bir s&uuml;r&uuml;ngen yavaşlığına bırakır.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Bin dokuz y&uuml;z yetmiş yedide, hen&uuml;z on yedi yaşında iken Ali G&ouml;ll&uuml; adında birini tanıdım, Kayseri&rsquo;de; bir talebe evinin koridoru, ya da salonunda. Benden sadece d&ouml;rt yaş b&uuml;y&uuml;kt&uuml;. Geriye doğru taradığı g&uuml;r ve parlak sa&ccedil;ları, muvazeneli &ccedil;ehresinde ikinci bir ruh gibi duran tebess&uuml;m&uuml;, ışıltılı g&ouml;zlerindeki hayat zenginliğini bastıran s&acirc;kinliği ile her h&acirc;fızada yer edecek kadar nev&rsquo;i şahsına m&uuml;nhasırdı.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">&Uuml;niversite imtihanlarına girmek i&ccedil;in Adıyaman&rsquo;dan kopup gelmiştik. Bir d&acirc;v&acirc;nın hen&uuml;z &ccedil;ok gen&ccedil;, hatt&acirc; &ccedil;ocuk denecek adamlarındandık; kitabdan ve bilgiden &ccedil;ok etrafımızda yaşayan, kendileriyle haşir neşir olduğumuz, b&uuml;y&uuml;klerden, abilerden m&uuml;teessir oluyorduk. İyiliklerine vuruluyor, eksiklik ve ufak tefek kusurlarına &acirc;nında k&uuml;s&uuml;yorduk. Zir&acirc;, b&uuml;y&uuml;k bir d&acirc;v&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n mensublarını b&uuml;y&uuml;k ve kusursuz g&ouml;rmek istiyor, &ouml;yle olmalarını bekliyorduk.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Şark, samimiyetin, fed&acirc;k&acirc;rlığın, ikramın, c&ouml;mertliğin &uuml;lkesidir&hellip; Bu tertemiz, berrak ve g&uuml;r nehir batıya doğru aktık&ccedil;a durgunlaşmaya, kirlenmeye, &ldquo;Batılılaşma&rdquo;ya başlar. Nihayet batıda karşınıza bozulan şark olarak &ccedil;ıkar: Kirlenmiş, değerlerinden kopmuş, unutmuş, zavallılaşmıştır artık. Bir nevi hilkat garibesi&hellip;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Kayseri, hen&uuml;z şarka yakın bir noktadadır; batıdan aldıklarına rağmen h&acirc;l&acirc; şarktır: Samimi, &ccedil;alışkan, gayretli, misafirperver. Ali G&ouml;ll&uuml; ise Kayseri&rsquo;ye g&ouml;re de şark olan G&ouml;ksun&rsquo;dan gelmişti; Kayseri&rsquo;deki şarklıydı.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Sakın kimse coğraf&icirc; bir tahlilden hareketle umum&icirc; ve sarsılmaz h&uuml;k&uuml;mler &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alıştığımı d&uuml;ş&uuml;nmesin; sadece hayatımın tecr&uuml;be ve m&uuml;şahedelerine dayanarak, bir d&acirc;v&acirc;nın potası i&ccedil;inde eriyen insanların bile coğraf&icirc; farklılıklarını nasıl koruduklarını anlatmaya &ccedil;alışıyorum. Uzatmadan ifade etmek isterim ki, bin dokuz y&uuml;z yetmiş yedide Ali G&ouml;ll&uuml; ile birlikte Nuri Olgun ve birka&ccedil; isim daha bizim i&ccedil;in o kısa misafirlik g&uuml;nlerinde istinad noktası olmuşlardı. Adıyaman&rsquo;da Nureddin G&uuml;rsoy, Maraş&rsquo;ta Mehmed Polat, Malatya&rsquo;da Mehmed Ali Abi gibi.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">M&acirc;nev&icirc; vatanı tahrib edilmiş bir milletin &ccedil;ocuklarıydık. Kurtulduk sandığımız yerde &ouml;ld&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;k, m&acirc;nev&icirc; bir &ouml;l&uuml;m; hafızasız, şuursuz yaşamak gibi bir şey. Bin yılın b&uuml;t&uuml;n inan&ccedil;, değer ve tarihini yıkıp ge&ccedil;en inkıl&acirc;b furyasının vatansızlaştırdığı bir milletin katliamdan kazaen kurtulan yaralı fertleriydik. Ris&acirc;le-i Nur, bize, tahrib edilen, kaybettiğimiz m&acirc;nev&icirc; vatanımızı kazandırdığı i&ccedil;in m&uuml;nebbih ve farklıydık, ister istemez diğerlerinden ayrılıyor, farklılaşıyorduk. Nurları en &ccedil;ok okuyan, en &ccedil;ok hazmedenler, en &ccedil;ok farklılaşanlardı. Bazen de b&uuml;t&uuml;n bunların yerini t&acirc;rifi g&uuml;&ccedil;, sırrı anlaşılmaz bir teslimiyet &ouml;ne &ccedil;ıkıyordu. Teslim olanlar, d&acirc;v&acirc;larına &acirc;şık olanlar en &ccedil;ok iş g&ouml;renler oluyordu. B&uuml;t&uuml;n &ouml;mr&uuml;n&uuml; o minval &uuml;zere ge&ccedil;iren Nureddin G&uuml;rsoy gibi, Ali G&ouml;ll&uuml; gibi. D&acirc;v&acirc;larına derin bir aşkla bağlı bu insanları hi&ccedil;bir fırtına savuramadı, hi&ccedil; bir mani şevklerini kırıp atalete d&uuml;ş&uuml;rmedi, gayretlerini hi&ccedil; kaybetmediler. Hz. Azrail, onları vazifeleri başında, aynı samimiyet ve cehd i&ccedil;inde, milletin im&acirc;n sel&acirc;meti i&ccedil;in &ccedil;alışırken buldu. Allah c&uuml;mlesine rahmet eylesin.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ali G&ouml;ll&uuml;&rsquo;ye hi&ccedil;bir zaman G&ouml;ll&uuml; demedim; dilimde de, hafızamda da kırk beş yıl &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo; olarak yaşadı, &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo; olarak gitti. Vakıa durgun g&ouml;lleri andıran s&uuml;k&ucirc;netiyle soy isminin hakkını da veriyordu, ama&nbsp; b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle en n&acirc;didesinden bir g&uuml;l gibiydi. G&uuml;l gibi yaşadı, g&uuml;l gibi kısa bir mevsimin tebess&uuml;m&uuml; olarak hafızalarımızda bir boşluk bırakıp gitti: Acıtan, sarsan, &ouml;zlettiren bir boşluk.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ali G&ouml;ll&uuml;, ger&ccedil;ek bir d&acirc;v&acirc; adamıydı, ems&acirc;lleri hayli azalmış bir d&acirc;v&acirc; adamı. D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n nimetlerine sırt d&ouml;nm&uuml;ş, kıt imk&acirc;nlar i&ccedil;inde son nefesine kadar d&acirc;v&acirc;sına hizmet etmişti. Kirli ellerin, dessas ve şeytani akılların hedefi olmuş b&uuml;y&uuml;k bir hizmetin b&uuml;t&uuml;n herc &uuml; merclerini yaşamış, acılarına katlanmıştı. Ama &uuml;midlerini hep muhafaza etmiş, kopan her uzvunun acısını yeni bir uzuv ile tel&acirc;fi etmeye &ccedil;alışmıştı.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">&Ccedil;ok sık g&ouml;r&uuml;şmezdik, ancak birbirimizi bilirdik; hep yakınlarda bir yerlerde olduğumuzu bilmenin hissi i&ccedil;inde idik. Hi&ccedil; karşılaşmadığımız yıllar gibi, birka&ccedil; sefer karşılaştığımız yıllar da az değildi. Son birka&ccedil; yılda ise daha sık karşılaşırdık. &Ccedil;oğu zaman yazdıklarımı takdir ederek okuduğunu belli eder, daha sık yazmam i&ccedil;in teşvik ederdi. Dikk&acirc;tli ve m&acirc;nidar sualler sorar, cevabımı b&uuml;y&uuml;k bir dikkat ve samimiyetle dinlerdi.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Bazen acıdığım olurdu. Dost muhabbetlerinde espirilerin hedefinde kalırdı. Bir kısmını daha kıvrak bir karşılıkla savuştururdu, bir kısmı karşısında ise bocalar, mahcub olur, ne s&ouml;yleyeceğini bilemediğinden o fecir aydınlığına &ccedil;ok benzeyen tebess&uuml;m&uuml;yle ge&ccedil;iştirmeye &ccedil;alışır, fırtınanın ge&ccedil;mesini sabır ve tevekk&uuml;lle beklerdi. Yanında yer almak, bu dostane espiri ve tacizlerin bir kısmını da onun hesabına g&ouml;ğ&uuml;slemek isterdim, ancak yapamazdım. Zir&acirc; Ali &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo;ye bu dikenli espirileri reva g&ouml;renler de onun muhabbetiyle mest b&uuml;lb&uuml;lleriydi.&nbsp;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Vefat haberini bir bahar seyahati i&ccedil;in gittiğim sıl&acirc;da, G&uuml;rlevik dağlarının karlı eteklerinde bir mesajla &ouml;ğrendim. Bir &acirc;n durdum, y&uuml;ksek dağlara, u&ccedil;suz bucaksız uzanıp giden ufuklara baktım. Ali &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo; abi, hayatımda ilk iz bırakanlardan bir g&uuml;zel insan daha bu f&acirc;n&icirc; hayattaki vazifesini tamamlamış, Rahmet-i Rahman&rsquo;a kavuşmuştu. Ufuklara, y&uuml;ksek dağlara, kar sularının coşturduğu derelere, şakıyan kuşlara, ufkumdaki boşluğu dolduran yeşilliğe bakarak, nemli g&ouml;zlerle bir F&acirc;tiha okudum.&nbsp;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ertesi g&uuml;n d&ouml;n&uuml;ş yolculuğumuz vardı ve &ouml;ğle namazı sonrasında Kayseri Camii Kebir&rsquo;de Ali abinin cenaze namazı kılınacaktı. Bir nevi son vazifeydi bu. Namazdan hemen &ouml;nce camie vardığımızda yukarıdaki satırları teyid eden bir kalabalıkla kaşılaştık. T&uuml;rkiye&rsquo;nin hemen her tarafından dostları, arkadaşları, kardeşleri, d&acirc;v&acirc;sının g&ouml;n&uuml;ll&uuml;leri son vazife i&ccedil;in koşup gelmişlerdi.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ali Abi&rsquo;nin naaşı Nur Talebelerinin elleri &uuml;zerinde G&ouml;ksun&rsquo;a doğru yola &ccedil;ıkarken, biz İstanbul yolculuğuna devam ettik. Bu satırların bir nebze gecikmesi de şartların nam&uuml;said oluşundandı.&nbsp;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">B&uuml;y&uuml;k bir d&acirc;v&acirc;nın bu samim&icirc; ve gayretli r&uuml;kn&uuml;ne Cenab-ı Hak&rsquo;tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Rabb&rsquo;im kabrini haşir sabahına kadar Cennet bah&ccedil;elerinden bir bah&ccedil;e eylesin. Başta muhtereme eşi ve &ccedil;ocuklarına sabırlar diliyorum. Unutulmamaları, yalnızlık hissi yaşamamaları temennimdir. Bu vazife hepimizin ama coğraf&icirc; olarak yakında olanlar i&ccedil;in bilhassa vefa gereğidir.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Allah, c&uuml;mlemizi Kendisine kul, habibine liy&acirc;katli ashab olmayı nasib eylesin.</span></p>
Ekleme Tarihi: 02 Mayıs 2019 - Perşembe

ALİ GÖLLÜ DEĞİL. "GÜLLÜ"

<p><span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Y&ouml;nler, toprak par&ccedil;asıyla sınırlandığı takdirde, nerede durduğunuza g&ouml;re bir m&acirc;n&acirc; ifade ederler. Şark, nereye g&ouml;re şark? Kuzey, nerenin kuzeyi? İki hareketin ortasında Mevlev&icirc; gibi d&ouml;nen d&uuml;nya i&ccedil;in neresi şark, neresi garb? Bu keşmekeşten sıyrılmanın en kestirme, en emin yolu; bir tarif edilmişten, bir s&uuml;buttan hareket etmek. Mesel&acirc; T&uuml;rkiye gibi. T&uuml;rkiye&rsquo;nin şark ve garbını, cenub ve şim&acirc;lini konuşmak m&uuml;mk&uuml;n.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Coğrafya ve iklimin insanın şahsiyeti &uuml;zerindeki tesirleri İbn-i Haldun&rsquo;dan beri neredeyse kaziye-i muhkeme. Sıcak iklimlerin insanın hiss&icirc; ve coşkun oluşu, soğuk diyarlarda yerini buz gibi bir yılan soğukluğu, bir s&uuml;r&uuml;ngen yavaşlığına bırakır.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Bin dokuz y&uuml;z yetmiş yedide, hen&uuml;z on yedi yaşında iken Ali G&ouml;ll&uuml; adında birini tanıdım, Kayseri&rsquo;de; bir talebe evinin koridoru, ya da salonunda. Benden sadece d&ouml;rt yaş b&uuml;y&uuml;kt&uuml;. Geriye doğru taradığı g&uuml;r ve parlak sa&ccedil;ları, muvazeneli &ccedil;ehresinde ikinci bir ruh gibi duran tebess&uuml;m&uuml;, ışıltılı g&ouml;zlerindeki hayat zenginliğini bastıran s&acirc;kinliği ile her h&acirc;fızada yer edecek kadar nev&rsquo;i şahsına m&uuml;nhasırdı.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">&Uuml;niversite imtihanlarına girmek i&ccedil;in Adıyaman&rsquo;dan kopup gelmiştik. Bir d&acirc;v&acirc;nın hen&uuml;z &ccedil;ok gen&ccedil;, hatt&acirc; &ccedil;ocuk denecek adamlarındandık; kitabdan ve bilgiden &ccedil;ok etrafımızda yaşayan, kendileriyle haşir neşir olduğumuz, b&uuml;y&uuml;klerden, abilerden m&uuml;teessir oluyorduk. İyiliklerine vuruluyor, eksiklik ve ufak tefek kusurlarına &acirc;nında k&uuml;s&uuml;yorduk. Zir&acirc;, b&uuml;y&uuml;k bir d&acirc;v&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n mensublarını b&uuml;y&uuml;k ve kusursuz g&ouml;rmek istiyor, &ouml;yle olmalarını bekliyorduk.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Şark, samimiyetin, fed&acirc;k&acirc;rlığın, ikramın, c&ouml;mertliğin &uuml;lkesidir&hellip; Bu tertemiz, berrak ve g&uuml;r nehir batıya doğru aktık&ccedil;a durgunlaşmaya, kirlenmeye, &ldquo;Batılılaşma&rdquo;ya başlar. Nihayet batıda karşınıza bozulan şark olarak &ccedil;ıkar: Kirlenmiş, değerlerinden kopmuş, unutmuş, zavallılaşmıştır artık. Bir nevi hilkat garibesi&hellip;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Kayseri, hen&uuml;z şarka yakın bir noktadadır; batıdan aldıklarına rağmen h&acirc;l&acirc; şarktır: Samimi, &ccedil;alışkan, gayretli, misafirperver. Ali G&ouml;ll&uuml; ise Kayseri&rsquo;ye g&ouml;re de şark olan G&ouml;ksun&rsquo;dan gelmişti; Kayseri&rsquo;deki şarklıydı.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Sakın kimse coğraf&icirc; bir tahlilden hareketle umum&icirc; ve sarsılmaz h&uuml;k&uuml;mler &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alıştığımı d&uuml;ş&uuml;nmesin; sadece hayatımın tecr&uuml;be ve m&uuml;şahedelerine dayanarak, bir d&acirc;v&acirc;nın potası i&ccedil;inde eriyen insanların bile coğraf&icirc; farklılıklarını nasıl koruduklarını anlatmaya &ccedil;alışıyorum. Uzatmadan ifade etmek isterim ki, bin dokuz y&uuml;z yetmiş yedide Ali G&ouml;ll&uuml; ile birlikte Nuri Olgun ve birka&ccedil; isim daha bizim i&ccedil;in o kısa misafirlik g&uuml;nlerinde istinad noktası olmuşlardı. Adıyaman&rsquo;da Nureddin G&uuml;rsoy, Maraş&rsquo;ta Mehmed Polat, Malatya&rsquo;da Mehmed Ali Abi gibi.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">M&acirc;nev&icirc; vatanı tahrib edilmiş bir milletin &ccedil;ocuklarıydık. Kurtulduk sandığımız yerde &ouml;ld&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;k, m&acirc;nev&icirc; bir &ouml;l&uuml;m; hafızasız, şuursuz yaşamak gibi bir şey. Bin yılın b&uuml;t&uuml;n inan&ccedil;, değer ve tarihini yıkıp ge&ccedil;en inkıl&acirc;b furyasının vatansızlaştırdığı bir milletin katliamdan kazaen kurtulan yaralı fertleriydik. Ris&acirc;le-i Nur, bize, tahrib edilen, kaybettiğimiz m&acirc;nev&icirc; vatanımızı kazandırdığı i&ccedil;in m&uuml;nebbih ve farklıydık, ister istemez diğerlerinden ayrılıyor, farklılaşıyorduk. Nurları en &ccedil;ok okuyan, en &ccedil;ok hazmedenler, en &ccedil;ok farklılaşanlardı. Bazen de b&uuml;t&uuml;n bunların yerini t&acirc;rifi g&uuml;&ccedil;, sırrı anlaşılmaz bir teslimiyet &ouml;ne &ccedil;ıkıyordu. Teslim olanlar, d&acirc;v&acirc;larına &acirc;şık olanlar en &ccedil;ok iş g&ouml;renler oluyordu. B&uuml;t&uuml;n &ouml;mr&uuml;n&uuml; o minval &uuml;zere ge&ccedil;iren Nureddin G&uuml;rsoy gibi, Ali G&ouml;ll&uuml; gibi. D&acirc;v&acirc;larına derin bir aşkla bağlı bu insanları hi&ccedil;bir fırtına savuramadı, hi&ccedil; bir mani şevklerini kırıp atalete d&uuml;ş&uuml;rmedi, gayretlerini hi&ccedil; kaybetmediler. Hz. Azrail, onları vazifeleri başında, aynı samimiyet ve cehd i&ccedil;inde, milletin im&acirc;n sel&acirc;meti i&ccedil;in &ccedil;alışırken buldu. Allah c&uuml;mlesine rahmet eylesin.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ali G&ouml;ll&uuml;&rsquo;ye hi&ccedil;bir zaman G&ouml;ll&uuml; demedim; dilimde de, hafızamda da kırk beş yıl &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo; olarak yaşadı, &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo; olarak gitti. Vakıa durgun g&ouml;lleri andıran s&uuml;k&ucirc;netiyle soy isminin hakkını da veriyordu, ama&nbsp; b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle en n&acirc;didesinden bir g&uuml;l gibiydi. G&uuml;l gibi yaşadı, g&uuml;l gibi kısa bir mevsimin tebess&uuml;m&uuml; olarak hafızalarımızda bir boşluk bırakıp gitti: Acıtan, sarsan, &ouml;zlettiren bir boşluk.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ali G&ouml;ll&uuml;, ger&ccedil;ek bir d&acirc;v&acirc; adamıydı, ems&acirc;lleri hayli azalmış bir d&acirc;v&acirc; adamı. D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n nimetlerine sırt d&ouml;nm&uuml;ş, kıt imk&acirc;nlar i&ccedil;inde son nefesine kadar d&acirc;v&acirc;sına hizmet etmişti. Kirli ellerin, dessas ve şeytani akılların hedefi olmuş b&uuml;y&uuml;k bir hizmetin b&uuml;t&uuml;n herc &uuml; merclerini yaşamış, acılarına katlanmıştı. Ama &uuml;midlerini hep muhafaza etmiş, kopan her uzvunun acısını yeni bir uzuv ile tel&acirc;fi etmeye &ccedil;alışmıştı.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">&Ccedil;ok sık g&ouml;r&uuml;şmezdik, ancak birbirimizi bilirdik; hep yakınlarda bir yerlerde olduğumuzu bilmenin hissi i&ccedil;inde idik. Hi&ccedil; karşılaşmadığımız yıllar gibi, birka&ccedil; sefer karşılaştığımız yıllar da az değildi. Son birka&ccedil; yılda ise daha sık karşılaşırdık. &Ccedil;oğu zaman yazdıklarımı takdir ederek okuduğunu belli eder, daha sık yazmam i&ccedil;in teşvik ederdi. Dikk&acirc;tli ve m&acirc;nidar sualler sorar, cevabımı b&uuml;y&uuml;k bir dikkat ve samimiyetle dinlerdi.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Bazen acıdığım olurdu. Dost muhabbetlerinde espirilerin hedefinde kalırdı. Bir kısmını daha kıvrak bir karşılıkla savuştururdu, bir kısmı karşısında ise bocalar, mahcub olur, ne s&ouml;yleyeceğini bilemediğinden o fecir aydınlığına &ccedil;ok benzeyen tebess&uuml;m&uuml;yle ge&ccedil;iştirmeye &ccedil;alışır, fırtınanın ge&ccedil;mesini sabır ve tevekk&uuml;lle beklerdi. Yanında yer almak, bu dostane espiri ve tacizlerin bir kısmını da onun hesabına g&ouml;ğ&uuml;slemek isterdim, ancak yapamazdım. Zir&acirc; Ali &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo;ye bu dikenli espirileri reva g&ouml;renler de onun muhabbetiyle mest b&uuml;lb&uuml;lleriydi.&nbsp;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Vefat haberini bir bahar seyahati i&ccedil;in gittiğim sıl&acirc;da, G&uuml;rlevik dağlarının karlı eteklerinde bir mesajla &ouml;ğrendim. Bir &acirc;n durdum, y&uuml;ksek dağlara, u&ccedil;suz bucaksız uzanıp giden ufuklara baktım. Ali &ldquo;G&uuml;ll&uuml;&rdquo; abi, hayatımda ilk iz bırakanlardan bir g&uuml;zel insan daha bu f&acirc;n&icirc; hayattaki vazifesini tamamlamış, Rahmet-i Rahman&rsquo;a kavuşmuştu. Ufuklara, y&uuml;ksek dağlara, kar sularının coşturduğu derelere, şakıyan kuşlara, ufkumdaki boşluğu dolduran yeşilliğe bakarak, nemli g&ouml;zlerle bir F&acirc;tiha okudum.&nbsp;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ertesi g&uuml;n d&ouml;n&uuml;ş yolculuğumuz vardı ve &ouml;ğle namazı sonrasında Kayseri Camii Kebir&rsquo;de Ali abinin cenaze namazı kılınacaktı. Bir nevi son vazifeydi bu. Namazdan hemen &ouml;nce camie vardığımızda yukarıdaki satırları teyid eden bir kalabalıkla kaşılaştık. T&uuml;rkiye&rsquo;nin hemen her tarafından dostları, arkadaşları, kardeşleri, d&acirc;v&acirc;sının g&ouml;n&uuml;ll&uuml;leri son vazife i&ccedil;in koşup gelmişlerdi.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Ali Abi&rsquo;nin naaşı Nur Talebelerinin elleri &uuml;zerinde G&ouml;ksun&rsquo;a doğru yola &ccedil;ıkarken, biz İstanbul yolculuğuna devam ettik. Bu satırların bir nebze gecikmesi de şartların nam&uuml;said oluşundandı.&nbsp;</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">B&uuml;y&uuml;k bir d&acirc;v&acirc;nın bu samim&icirc; ve gayretli r&uuml;kn&uuml;ne Cenab-ı Hak&rsquo;tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Rabb&rsquo;im kabrini haşir sabahına kadar Cennet bah&ccedil;elerinden bir bah&ccedil;e eylesin. Başta muhtereme eşi ve &ccedil;ocuklarına sabırlar diliyorum. Unutulmamaları, yalnızlık hissi yaşamamaları temennimdir. Bu vazife hepimizin ama coğraf&icirc; olarak yakında olanlar i&ccedil;in bilhassa vefa gereğidir.</span><br /> <br /> <span style="color:rgb(34, 34, 34); font-family:arial,helvetica,sans-serif; font-size:small">Allah, c&uuml;mlemizi Kendisine kul, habibine liy&acirc;katli ashab olmayı nasib eylesin.</span></p>
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.