İbrahim Erdem Karabulut
Köşe Yazarı
İbrahim Erdem Karabulut
 

Ülkemiz Kadınları Ajan Oldu.

Ülkemiz Kadınları Ajan Oldu. Hepimiz başta birer birey olarak bu sorumsuzluğumuzun cezasını çekiyoruz, çekmeye devam edeceğiz. Siyasilerimiz koltuk kavgasında, sanayicilerimiz ceplerini doldurma derdinde. Öğrencilerimiz paçayı yurt dışına atma derdinde. Halk geçimden önce seçim derdine düşmüş. Ağlamalı-mı Gülmeli-mi Halimize bilemiyoruz... Ülkemizi kim yönetirse yönetsin oynanan bu tuzağın önüne artık geçemez... Kısır bir döngü çekişmesine alet olan bütün siyasiler hâlâ tehlikenin farkında değiller. Dayatılan AB uyum yasaları ile ABD hayranlığı uyandıran filmlerle, Sadece Türk aile yapısını bozmak adına faaliyet gösteren ipleri AB ve ABD elinde olan yazar, çizer, sanatçı, kanaat önderi, rol model abla ve abiler ile Türk aile yapısının genetiği bir daha düzelmemek üzere değiştirildi.... Biz hâlâ bunun farkında değiliz. Erdoğan bunu yanlış yapıyor. Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Bahçeli hükümeti neden destekliyor. Demirtaş neden ceza evinde? Bu Suriye meselesi ne olacak? Afganlar geliyor önlem varmı? Yunanistan adalarımızı aldı, çaldı. Herkes siyasetçinin yapması gerekenleri üstlenip bu konulara yoğunlaşmış durumda. Toplum olarak topyekün siyaset yapıyor, alternatif hükümet kuruyor, alternatif çözümlerle ülke kurtarmanın arayışı içerisindeyiz... Kahvehanelerde, pastahanelerde, çay bahçesinde herkesin çözmeye çalıştığı bir hükümet sistemi modeli var. Evine akşam ekmek götürme derdini unutup, ülkeyi kurtarma adına hesap kitap yapanlar, işyerlerinde duvarlara iri harflerle "burada siyaset konuşmak yasaktır" yazılarına vesile oldukları halde bu levhaların altında siyaset yapmaya devam etmektedirler. Evlerinde kendilerinin dönüşünü beklediğini düşündüğü eşinin ve kızının ise ücretsiz AB ve ABD için ajan olarak çalıştıklarının farkında bile değiller. Kendi aile yapısını korumaktan aciz olmuş bireyler ülkeyi kurtarmanın derdinde. Aile bağlarını güçlü kuramayan bir toplumda ne komşuluk ilişkisi, ne akrabalık ilişkisi, ne millet ülke sevgisi, ne-de devlet kavramının özelliğini anlayacak, kavrayacak bireyler yetitiremez. Başta kız çocuklarının ekonomik olarak kocaya muhtaç olmaması gerektiğini yıllarca anlatan seçilmişler ile atanmışların arkasından nereden beslendikleri belli olmayan bir takım insanların "özgürlükler kadınların olmassa olmazıdır" derken, kadınlarımız kılık kıyafette özgür olmalıdır, aile içi şiddete hayır, ile devam etti... İstanbul sözleşmesi ile gelen paketin içine gizlenmiş dinamitin patlamasının etkileri bütün ülkeye dağıldıktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğanın bir kararname ile bu sözleşmeyi uygulamadan kaldırılması artık ülke kadınlarımızı, kızlarımızı kurtaramaz... Çünkü uygulamadan kalkmışta olsa bu sözleşme fiili olarak hala devam etmekte. Biz yinede "Zararın neresinden dönersek kardır" diyecek durumda dahi değiliz. Lübünya denen eş cinseller ile özgürlük arayan kadınlarımız Taksim meydanında  "Lübünyalar vardır, Kürt'ler vardır" çığlıkları atarken ne ülkemizi yöneten hükümet nede yönetime talip olan muhalefet kadınlarımızın ücretsiz birer ajan gibi AB ve ABD'ye çalıştıklarını farkedemediler... Hiç kimse Lübünyalar ile Kürt'lerin bir araya getiren bu slogan ne maksatla atılıyor demediler. TRT olarak 15 kanal ile yayın yapan TV kanalı TRT Arapça, Farsça, Kürdi diye yayın yaparken AB ve ABD sokaklarını bu sokaklarda yaşamakta olan toplumların özellikle genç kadın ve kızların giyim kuşamını dahi kıyaslamadı. Türkiye'deki özellikle büyük illerimizde sokaklarımızda dolaşan genç kızlarımızla mukayese ederek yaşanan çarpık ve acı gerçeği göstermedi. Özgürlükler beyinde başlar. Özgürlükler ahlâk ve edeple yoğrulur. Özgürlükler insanca yaşanır,. Özgürlükler karşılıklı saygı ve sevginin teminatı olur demedi, denmedi. Geldiğimiz noktaya bir bakalım... Koca karısının telefonuna bakamaz, bu bireysel özgürlüğe engeldir denildi... Koca eşinin evin başka bir odasına çekilerek konuşmasına müdahale edemez, soramaz.. Çünkü bir kadın arkadaşı yani hemcinsi ile yaptığı sohbeti duyamaz, duymak istiyemez, duymak istediğinde özgürlüğünü kısıtlamış olur. Kocası eşinin telefonunda sevgilisine yazdığı mesaja bakamaz. Kazara gördüğü uygunsuz bir görüntü ve mesajı sorgulayamaz, hesap soramaz ve bunu delil olarak yargıya sunamaz. Çünkü bu delil sayılmaz. Bunu delil olarak sunmak dahi suç işlemek olur. Kişinin bireysel özgürlüğüne müdahale sayarak kendisinin suç işlediğini kendisi göstermiş olur. Hatta kocası eşinin sosyal medya hesabından bir fotoğrafı onun bireysel özgürlüğü olduğu için özgürlüğüne müdahale diye delil olarak sunamaz.. İşte tüm bunlar AB dayatması olarak uygulamaya sokulmuş ismine kadınlara verilmiş birer özgürlük adı altında hak olarak yer alır.. Keza aynı konu kadınların eşleri üzerinde bir hak olarak aynı durumda kabul edilir.... Sonuç aile içerisinde herkes özgürdür. Her birey dilediği odaya giderek dilediği arkadaşı ile dilediği kadar konuşur kimse kimsenin iletişim özgürlüğünü kısıtlayamaz. 5-6 yaşlarındaki çocuğun için dahi sistem işler ve işlemeye devam eder. Bir çocuk ekonomik sıkıntı çektiği ailesinden kurtulmak için ailem beni dövüyor diye yalandan ağlayıp şikayetçi olsa çocuk evinden alınarak devletin şefkatli kolları arasında büyütülüyor. Tüm bunları AB ve ABD ülkelerindeki aile yapısına göre şekillendirip ülkemizde 1000' lerce yıllık geleneklerimizden kopararak uygulamaya sokma adına AB uyum yasaları dedik. Kısacası özgürlüklerden anlaşılanı anlamak yerine özgürlükler ile hiç bir alakası olmayan dayatma uygulamalara özgürlükler adına sarıldığımız ülkemizde ne mutlu bir aile, ne samimi sadakatli ilişki, ne karşılıklı saygı kaldı. Sevgiye dayalı bir aile yapısı artık yok oldu.. Evlilikler mantık evliliği adlı birçok model sunularak alıştırıldıktan sonra hayatın müşterek olduğuna gelindikten sonra ev işlerinin çalışan karı koca arasında paylaşılması gerektiğine kadar sorumluluklara sınırlar konularak kadınlarımızı özgürlükler adına ajan olarak kullanan güçler emellerine kavuştular. Geri dönüşü olamayacak kadar yaygınlaşan bu durum hergeçen gün daha çok problemleri meydana getiriyor. Kadın cinayetlerinin artmasının nedeni, nedenleri, etkenleri araştırılmak yerine kadına şiddet gösterene idam gelsin söylemi bunlar için yapılan eylemleri destekleyen siyasi otoriteler çözüm odaklı düşünmeden bu cinayetler sürüp gidecektir. Toplumumuzda (Z) kuşağı denen kuşak kaybolmaya yüz tutmuş bir kuşak haline geldi. Dünyanın göz bebeği ülkemiz Türkiye'de yaşamak istemediklerini her fırsatta dile getirmekteler. Dışarı giden beyin göçünü yüksek maaşlarla ülkeye davet eden siyasi otorite yeni nesil beyinlerin fırsatını bulduğu ilk anda yurt dışına kaçacağının acaba ne zaman farkına varacaktır. Siyasi otorite bizim bin yıllık kültürümüz olan kadına saygının hiçbir ülkede olmadığı kadar bizde olduğunu belgeleri ile ortaya koymalıdır.  Kadına şiddet olaylarının Cumhuriyetimizin ilk 50 yılında istisna olarak dahi olmadığını, aile yapısının tam olduğu ailelerde şiddetin asla yaşanmadığını anlatan dizi ve belgeseller yerine Dallas, Asmalı konak gibi neredeyse her Türk dizisinde çarpık ilişkilerin işlendiği filmlere göz yummaktan vaz geçmediği sürece Türk kadını AB ve ABD için bulunmaz bir hint kumaşı gibi işlenmeye devam edecektir. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türk kadını kadar özgür ve kıymetli bir kadın olmadığı mutlaka anlatılmalıdır. Bir erkeğin başka bir erkeğin eşini sizinle dans edebilirmiyim örneklerini medeniyet ve özgürlük gibi gösteren filmler ve aynı erkeğe eşiniz çok güzelmiş çok şanslısınız ifadeleri özgürlük adına verilirken RTÜK uyuduysa bunun suçlusu ülke siyasilerinindir. Tv ve sinema dizilerinde Sigaranın ve alkolün reklamlarını takip eden RTÜK Türk aile yapısını bozan dizi ve filmler için acil bir eylem planı devreye sokmalıdır. Siyasiler ülke ekonomisini, güçlü devlet, güçlü ordu, dünyada söz sahibi ve dünya lideri olma sevdalarından biran önce kurtulmalıdır. Elde avuçta kalmayan siyasi ahlak için , ticari ahlak için, aile ahlâkının tekrar dikiş tutabilmesi için adım atmalıdır. Özgürlükler adı altında dayatılan film, tiyatro, güzel sanatlar, diziler için önlem almalıdır. Özellikle kayıp kuşak (Z ) kuşağından sonra adı konacak kuşak ne ise onlar için Milli eğitim olan yuva, ana okulu ve ilk okullarda "Adabı Muhaşeret" dersleri uygulamaya sokulmalıdır. İbrahim Erdem Karabulut  
Ekleme Tarihi: 03 Temmuz 2022 - Pazar

Ülkemiz Kadınları Ajan Oldu.

Ülkemiz Kadınları Ajan Oldu. Hepimiz başta birer birey olarak bu sorumsuzluğumuzun cezasını çekiyoruz, çekmeye devam edeceğiz. Siyasilerimiz koltuk kavgasında, sanayicilerimiz ceplerini doldurma derdinde. Öğrencilerimiz paçayı yurt dışına atma derdinde. Halk geçimden önce seçim derdine düşmüş. Ağlamalı-mı Gülmeli-mi Halimize bilemiyoruz... Ülkemizi kim yönetirse yönetsin oynanan bu tuzağın önüne artık geçemez... Kısır bir döngü çekişmesine alet olan bütün siyasiler hâlâ tehlikenin farkında değiller. Dayatılan AB uyum yasaları ile ABD hayranlığı uyandıran filmlerle, Sadece Türk aile yapısını bozmak adına faaliyet gösteren ipleri AB ve ABD elinde olan yazar, çizer, sanatçı, kanaat önderi, rol model abla ve abiler ile Türk aile yapısının genetiği bir daha düzelmemek üzere değiştirildi.... Biz hâlâ bunun farkında değiliz. Erdoğan bunu yanlış yapıyor. Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Bahçeli hükümeti neden destekliyor. Demirtaş neden ceza evinde? Bu Suriye meselesi ne olacak? Afganlar geliyor önlem varmı? Yunanistan adalarımızı aldı, çaldı. Herkes siyasetçinin yapması gerekenleri üstlenip bu konulara yoğunlaşmış durumda. Toplum olarak topyekün siyaset yapıyor, alternatif hükümet kuruyor, alternatif çözümlerle ülke kurtarmanın arayışı içerisindeyiz... Kahvehanelerde, pastahanelerde, çay bahçesinde herkesin çözmeye çalıştığı bir hükümet sistemi modeli var. Evine akşam ekmek götürme derdini unutup, ülkeyi kurtarma adına hesap kitap yapanlar, işyerlerinde duvarlara iri harflerle "burada siyaset konuşmak yasaktır" yazılarına vesile oldukları halde bu levhaların altında siyaset yapmaya devam etmektedirler. Evlerinde kendilerinin dönüşünü beklediğini düşündüğü eşinin ve kızının ise ücretsiz AB ve ABD için ajan olarak çalıştıklarının farkında bile değiller. Kendi aile yapısını korumaktan aciz olmuş bireyler ülkeyi kurtarmanın derdinde. Aile bağlarını güçlü kuramayan bir toplumda ne komşuluk ilişkisi, ne akrabalık ilişkisi, ne millet ülke sevgisi, ne-de devlet kavramının özelliğini anlayacak, kavrayacak bireyler yetitiremez. Başta kız çocuklarının ekonomik olarak kocaya muhtaç olmaması gerektiğini yıllarca anlatan seçilmişler ile atanmışların arkasından nereden beslendikleri belli olmayan bir takım insanların "özgürlükler kadınların olmassa olmazıdır" derken, kadınlarımız kılık kıyafette özgür olmalıdır, aile içi şiddete hayır, ile devam etti... İstanbul sözleşmesi ile gelen paketin içine gizlenmiş dinamitin patlamasının etkileri bütün ülkeye dağıldıktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğanın bir kararname ile bu sözleşmeyi uygulamadan kaldırılması artık ülke kadınlarımızı, kızlarımızı kurtaramaz... Çünkü uygulamadan kalkmışta olsa bu sözleşme fiili olarak hala devam etmekte. Biz yinede "Zararın neresinden dönersek kardır" diyecek durumda dahi değiliz. Lübünya denen eş cinseller ile özgürlük arayan kadınlarımız Taksim meydanında  "Lübünyalar vardır, Kürt'ler vardır" çığlıkları atarken ne ülkemizi yöneten hükümet nede yönetime talip olan muhalefet kadınlarımızın ücretsiz birer ajan gibi AB ve ABD'ye çalıştıklarını farkedemediler... Hiç kimse Lübünyalar ile Kürt'lerin bir araya getiren bu slogan ne maksatla atılıyor demediler. TRT olarak 15 kanal ile yayın yapan TV kanalı TRT Arapça, Farsça, Kürdi diye yayın yaparken AB ve ABD sokaklarını bu sokaklarda yaşamakta olan toplumların özellikle genç kadın ve kızların giyim kuşamını dahi kıyaslamadı. Türkiye'deki özellikle büyük illerimizde sokaklarımızda dolaşan genç kızlarımızla mukayese ederek yaşanan çarpık ve acı gerçeği göstermedi. Özgürlükler beyinde başlar. Özgürlükler ahlâk ve edeple yoğrulur. Özgürlükler insanca yaşanır,. Özgürlükler karşılıklı saygı ve sevginin teminatı olur demedi, denmedi. Geldiğimiz noktaya bir bakalım... Koca karısının telefonuna bakamaz, bu bireysel özgürlüğe engeldir denildi... Koca eşinin evin başka bir odasına çekilerek konuşmasına müdahale edemez, soramaz.. Çünkü bir kadın arkadaşı yani hemcinsi ile yaptığı sohbeti duyamaz, duymak istiyemez, duymak istediğinde özgürlüğünü kısıtlamış olur. Kocası eşinin telefonunda sevgilisine yazdığı mesaja bakamaz. Kazara gördüğü uygunsuz bir görüntü ve mesajı sorgulayamaz, hesap soramaz ve bunu delil olarak yargıya sunamaz. Çünkü bu delil sayılmaz. Bunu delil olarak sunmak dahi suç işlemek olur. Kişinin bireysel özgürlüğüne müdahale sayarak kendisinin suç işlediğini kendisi göstermiş olur. Hatta kocası eşinin sosyal medya hesabından bir fotoğrafı onun bireysel özgürlüğü olduğu için özgürlüğüne müdahale diye delil olarak sunamaz.. İşte tüm bunlar AB dayatması olarak uygulamaya sokulmuş ismine kadınlara verilmiş birer özgürlük adı altında hak olarak yer alır.. Keza aynı konu kadınların eşleri üzerinde bir hak olarak aynı durumda kabul edilir.... Sonuç aile içerisinde herkes özgürdür. Her birey dilediği odaya giderek dilediği arkadaşı ile dilediği kadar konuşur kimse kimsenin iletişim özgürlüğünü kısıtlayamaz. 5-6 yaşlarındaki çocuğun için dahi sistem işler ve işlemeye devam eder. Bir çocuk ekonomik sıkıntı çektiği ailesinden kurtulmak için ailem beni dövüyor diye yalandan ağlayıp şikayetçi olsa çocuk evinden alınarak devletin şefkatli kolları arasında büyütülüyor. Tüm bunları AB ve ABD ülkelerindeki aile yapısına göre şekillendirip ülkemizde 1000' lerce yıllık geleneklerimizden kopararak uygulamaya sokma adına AB uyum yasaları dedik. Kısacası özgürlüklerden anlaşılanı anlamak yerine özgürlükler ile hiç bir alakası olmayan dayatma uygulamalara özgürlükler adına sarıldığımız ülkemizde ne mutlu bir aile, ne samimi sadakatli ilişki, ne karşılıklı saygı kaldı. Sevgiye dayalı bir aile yapısı artık yok oldu.. Evlilikler mantık evliliği adlı birçok model sunularak alıştırıldıktan sonra hayatın müşterek olduğuna gelindikten sonra ev işlerinin çalışan karı koca arasında paylaşılması gerektiğine kadar sorumluluklara sınırlar konularak kadınlarımızı özgürlükler adına ajan olarak kullanan güçler emellerine kavuştular. Geri dönüşü olamayacak kadar yaygınlaşan bu durum hergeçen gün daha çok problemleri meydana getiriyor. Kadın cinayetlerinin artmasının nedeni, nedenleri, etkenleri araştırılmak yerine kadına şiddet gösterene idam gelsin söylemi bunlar için yapılan eylemleri destekleyen siyasi otoriteler çözüm odaklı düşünmeden bu cinayetler sürüp gidecektir. Toplumumuzda (Z) kuşağı denen kuşak kaybolmaya yüz tutmuş bir kuşak haline geldi. Dünyanın göz bebeği ülkemiz Türkiye'de yaşamak istemediklerini her fırsatta dile getirmekteler. Dışarı giden beyin göçünü yüksek maaşlarla ülkeye davet eden siyasi otorite yeni nesil beyinlerin fırsatını bulduğu ilk anda yurt dışına kaçacağının acaba ne zaman farkına varacaktır. Siyasi otorite bizim bin yıllık kültürümüz olan kadına saygının hiçbir ülkede olmadığı kadar bizde olduğunu belgeleri ile ortaya koymalıdır.  Kadına şiddet olaylarının Cumhuriyetimizin ilk 50 yılında istisna olarak dahi olmadığını, aile yapısının tam olduğu ailelerde şiddetin asla yaşanmadığını anlatan dizi ve belgeseller yerine Dallas, Asmalı konak gibi neredeyse her Türk dizisinde çarpık ilişkilerin işlendiği filmlere göz yummaktan vaz geçmediği sürece Türk kadını AB ve ABD için bulunmaz bir hint kumaşı gibi işlenmeye devam edecektir. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türk kadını kadar özgür ve kıymetli bir kadın olmadığı mutlaka anlatılmalıdır. Bir erkeğin başka bir erkeğin eşini sizinle dans edebilirmiyim örneklerini medeniyet ve özgürlük gibi gösteren filmler ve aynı erkeğe eşiniz çok güzelmiş çok şanslısınız ifadeleri özgürlük adına verilirken RTÜK uyuduysa bunun suçlusu ülke siyasilerinindir. Tv ve sinema dizilerinde Sigaranın ve alkolün reklamlarını takip eden RTÜK Türk aile yapısını bozan dizi ve filmler için acil bir eylem planı devreye sokmalıdır. Siyasiler ülke ekonomisini, güçlü devlet, güçlü ordu, dünyada söz sahibi ve dünya lideri olma sevdalarından biran önce kurtulmalıdır. Elde avuçta kalmayan siyasi ahlak için , ticari ahlak için, aile ahlâkının tekrar dikiş tutabilmesi için adım atmalıdır. Özgürlükler adı altında dayatılan film, tiyatro, güzel sanatlar, diziler için önlem almalıdır. Özellikle kayıp kuşak (Z ) kuşağından sonra adı konacak kuşak ne ise onlar için Milli eğitim olan yuva, ana okulu ve ilk okullarda "Adabı Muhaşeret" dersleri uygulamaya sokulmalıdır. İbrahim Erdem Karabulut  
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.