Mehmet Bozkurt
Köşe Yazarı
Mehmet Bozkurt
 

MÜSLÜMAN DÜNYA SİTESİ, MAZLUM VE KAHRAMAN MÜSLÜMANLARI TANITMAYA DEVAM EDİYOR..!?

♦️ MÜSLÜMAN DÜNYA SİTESİ, MAZLUM VE KAHRAMAN MÜSLÜMANLARI TANITMAYA DEVAM EDİYOR..!? BUGÜN: (5.) BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ, KİMDİR..!? ♦️ Bediüzzaman Said Nursi Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit Nahiyesi’nin Nurs Köyünde 1876 tarihinde dünyaya geldi. ● Cesur bir mizaca, son derece parlak bir zekaya ve güçlü bir hafızaya sahipti. Bunlar katıksız iman ve ilim aşkıyla birleşince, normalde onbeş yıl kadar süren medrese eğitimi üç aya sığdı. Bu olağanüstü gelişmeyi kavrayamayanlar tarafından düzenlenen ilmi tartışmaları kazanarak kendini ispatladı. Bu nedenle "Molla Said"e, "zamanın emsalsizi, benzersizi" anlamında "Bediüzzaman" lakabı verildi..! ● Dönem tüm dünyada maddeciliğin öne çıktığı bir dönemdi. Devlet ve millet şeklen İslam'a bağlı olmakla birlikte mana planında İslam'dan kopmuştu. Batı’yı da anlayamamıştı. Asıl problem buydu. Teşhisini bu şekilde koyan Bediüzzaman tedavi metodunu da geliştirdi: "Tahkiki iman" geliştirdiği metodun özü ve özetiydi..! ● Sıra "Tahkiki iman" ekseninde gelişip çağın teknolojisiyle zenginleşecek insanlar yetiştirmeye gelmişti. Bunun da yolu eğitimden geçerdi. Bu maksatla bir eğitim projesi geliştirdi. Buna göre Doğu ve Güneydoğu öncelikli olarak tüm vatan sathı "Medresetüzzehra" adını verdiği eğitim kurumlarıyla donatılacak, bu kurumların ilk, orta, lise bölümleri olacak, ayrıca din ve fen dersleri bir biri içinde, bir bütün halinde okutulacaktı..! ● Görüşlerini Padişaha sunmak için 1907 yılında İstanbul'a geldi. Fakat İmparatorlukla birlikte İmparatorluğun başkenti İstanbul da çürümüştü. Düşüncelerini gazetelere yansıtması sarayı tedirgin etti. Padişah ateşin bir zekayı etkisizleştirmek için altınla ödüllendirmek istedi. "Maarifi tehir, maaşı tacil nedendir?" diye sorup ihsan-ı şahaneyi reddedince de akıl hastahanesine kapatıldı. Fakat doktorlardan akli melekelerinin sapa sağlam olduğuna dair bir rapor alarak görüşlerini açıklamayı sürdürdü. ● Bediüzzaman, Şark ulemasından sonra İstanbul’daki meşhur alimlere de kendisini kabul ettirmekte zorlanmamıştı. Onunla görüşenler en girift sorularına cevap alıyor, "Sen gerçekten de Bediüzzamansın!" demekten kendilerini alamıyorlardı. Meşrutiyeti İslam eksenine oturtan ve "Meşrutiyet-i meşrua"yı öngören hürriyetçi fikirleri özellikle ilgi çekiyordu. Bediüzzaman'a göre mutlakiyet İslami dirilişin önünü kapatıyordu. Ancak meşrutiyete yumuşak geçiş yapılmalıydı. Bunun için de önce "üç büyük düşman" saydığı cehalet, zaruret ve ihtilafla mücadele edilip kazanılması gerekiyordu..! ● "31 Mart 1909 Olayı" ismiyle tarihimize geçen keşmekeş esnasında yatıştırıcı rol oynamasına rağmen, Bediüzzaman’dan daha önce tedirgin olmuş yönetim tarafından tutuklanıp Divan-ı Harb Mahkemesinde yargılandı. Beraat etti ve Van’a döndü. Birinci Dünya Savaşı sırasında gönüllü talebeleriden bir milis alayı kurup doğduğu toprakları savundu. Bitlis savunması esnasında yaralanıp Ruslar'a esir düştü. Yaklaşık üç yıl süren esaret hayatını kaçışla noktaladı. Ordu adayı olarak devrin tek İslam Akademisi "Darü'l-Hikmeti'l-İslamiye"ye üye oldu. İstiklal Savaşı sürerken, Anadolu harekatını "isyan" sayan fetvaya Anadolu ulemasıyla birlikte karşı fetva verdi. ● İstanbul işgali sırasında İngiliz işgalcilere karşı yayınladığı bir eser yüzünden İşgal Kuvvetleri tarafından gıyabında ölüme mahküm edildi..! ● Zaferden sonra Ankara’ya Büyük Millet Meclisi’ne 1922 tarihinde davet edildi. Meclis'te resmi karşılama töreni yapıldı. Fakat devletle millet arasında "kıble farkı" oluşmak üzere olduğunu görüp milletvekillerine hitaben on maddelik bir beyanname dağıttı ve tekrar Van'a döndü. ● Şeyh Sait isyanıyla bir ilgisi bulunmadığı, esasen her fırsatta "Dahile kılıç çekilmez" dediği halde bir çok mazlum gibi Bediüzzaman da önce Burdur'a, ardından Barla'ya sürüldü. Barla'da Risale-i Nur Külliyatı'nı telife başladı. Tek başına bir mektep oldu ve "cevher insan" yetiştirmek için insanüstü bir gayret gösterdi. ● 1925 yıllarıda Türkiye'de uygulama alanına giren dini dışlama politikalarına karşı Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur adını verdiği eserleriyle İslam’ın temel altyapısını oluşturan prensipleri açıklamaya yönelik bir tarz geliştirdi. Bediüzzaman Said Nursi geliştirdiği bu Kur'ani tarz ile akıl, kalp ve duygu bütünlüğünü temin ederek iman hakikatlerini anlattı. ● Bediüzzaman İslam dünyasının karşılaştığı en köklü ve yıkıcı krize, yani fen ilimlerinden kaynaklanan dinsizlik veya dinde laubaliliğe karşı ilim ve mantık yoluyla cevaplar vererek milyonların imanının kurtulmasına vesile oldu..! ● Bediüzzaman’a göre temel mesele; insanın kendisini, diğer varlıkları, kainatı ve hemcinslerini iman ekseninde algılamasıdır. En önemli görev bunu sağlamaktır. Bundan ürkenler onu defalarca tutukladılar, Eskişehir (1935), Denizli (1943), Afyon (1947) hapishanelerinde yatırdılar. Fakat inançlarını yaşamaktan ve yazmaktan vaz geçiremediler. ● 1960 yılının 23 Mart ayında Şanlıurfa’da Hakk'ın rahmetine kavuştuğunda arkasında bıraktığı tüm maddi serveti bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, yamalı bir cübbe, sarık, misvak, biraz çay-şeker ve on liradan ibaretti..! ● Manevi miras olarak ise bütün asrın insanını aydınlatabilecek Kur’an Tefsiri olan Risale-i Nur külliyatı ile dünyanın her tarafında milyonlarca "Kur’an Talebesi" bırakmıştır." Allah rahmet eylesin! ♦️ İrfan Küçükköy, Konya'da yaşayan bir İslam alimidir. Ben de Mehmet Bozkurt olarak kendisini tanırım. İrfan Küçükköy, Facebook hesabından diyor ki: (Aynen aktarıyorum) Said-i Nursi 1960 tarihinde Şanlıurfa'da vefat etti. Önce Şanlıurfa'da defnedildi. 1960 ihtilalinden sonra ziyaret edenler çok bilinmeyen bir yere taşıdılar. Said-i Nursi'nin kardeşi Abdülmecid Ünlükul bizim hocamızdı. Olayı bizzat kendisinden dinledim. Abdülmecid hoca diyor ki: Bir gün askerler gelip beni evden aldılar. Kara yolu ile Şanlıurfa'ya götürdüler. Gece olunca kabristana giderler. Askerler kabri açarlar. Na'şı dışarı çıkarırlar. Bir tabut içine koyarlar ve helikopter ile havalanırlar. Abdülmecid hocanın tahminine göre çok uzağa gitmezler. Helikopter'den inerler. Burası bir dağın zirvesidir. Önceden hazırlanmış kabre koyarlar. Askerler üzerine toprak atarlar ve kabir olduğu belli olmasın diye tümsek yapmazlar ve düzlerler. Abdülmecid hoca şöyle anlatı. "Arada 4 ay geçtiği halde kefen bembeyaz duruyordu. Sadece böğrüne doğru bir yerinde sararma vardı." Sonradan Nurcular Isparta Barla'da bir yeri onun kabri olarak ziyarete başladılar. Ben konuyu anlatınca Abdülmecid hoca yaşlıydı. Ona yakın gelmiş olabilir." dediler. Allah'u-A'lem..! Genel Kurmay arşivlerinde bunun kararı ve yerinin vesikası var olmalıdır. Arşiv çalışması yapılabilir. Genelkurmayın arşivlerinde bunun kararı ve yerinin vesikası var olmalıdır. Arşiv çalışması yapılabilir. Mehmet Bozkurt, Eğitimci İlahiyatçı Araştırmacı Yazar
Ekleme Tarihi: 04 Şubat 2022 - Cuma

MÜSLÜMAN DÜNYA SİTESİ, MAZLUM VE KAHRAMAN MÜSLÜMANLARI TANITMAYA DEVAM EDİYOR..!?

♦️ MÜSLÜMAN DÜNYA SİTESİ, MAZLUM VE KAHRAMAN MÜSLÜMANLARI TANITMAYA DEVAM EDİYOR..!? BUGÜN: (5.) BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ, KİMDİR..!? ♦️ Bediüzzaman Said Nursi Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit Nahiyesi’nin Nurs Köyünde 1876 tarihinde dünyaya geldi. ● Cesur bir mizaca, son derece parlak bir zekaya ve güçlü bir hafızaya sahipti. Bunlar katıksız iman ve ilim aşkıyla birleşince, normalde onbeş yıl kadar süren medrese eğitimi üç aya sığdı. Bu olağanüstü gelişmeyi kavrayamayanlar tarafından düzenlenen ilmi tartışmaları kazanarak kendini ispatladı. Bu nedenle "Molla Said"e, "zamanın emsalsizi, benzersizi" anlamında "Bediüzzaman" lakabı verildi..! ● Dönem tüm dünyada maddeciliğin öne çıktığı bir dönemdi. Devlet ve millet şeklen İslam'a bağlı olmakla birlikte mana planında İslam'dan kopmuştu. Batı’yı da anlayamamıştı. Asıl problem buydu. Teşhisini bu şekilde koyan Bediüzzaman tedavi metodunu da geliştirdi: "Tahkiki iman" geliştirdiği metodun özü ve özetiydi..! ● Sıra "Tahkiki iman" ekseninde gelişip çağın teknolojisiyle zenginleşecek insanlar yetiştirmeye gelmişti. Bunun da yolu eğitimden geçerdi. Bu maksatla bir eğitim projesi geliştirdi. Buna göre Doğu ve Güneydoğu öncelikli olarak tüm vatan sathı "Medresetüzzehra" adını verdiği eğitim kurumlarıyla donatılacak, bu kurumların ilk, orta, lise bölümleri olacak, ayrıca din ve fen dersleri bir biri içinde, bir bütün halinde okutulacaktı..! ● Görüşlerini Padişaha sunmak için 1907 yılında İstanbul'a geldi. Fakat İmparatorlukla birlikte İmparatorluğun başkenti İstanbul da çürümüştü. Düşüncelerini gazetelere yansıtması sarayı tedirgin etti. Padişah ateşin bir zekayı etkisizleştirmek için altınla ödüllendirmek istedi. "Maarifi tehir, maaşı tacil nedendir?" diye sorup ihsan-ı şahaneyi reddedince de akıl hastahanesine kapatıldı. Fakat doktorlardan akli melekelerinin sapa sağlam olduğuna dair bir rapor alarak görüşlerini açıklamayı sürdürdü. ● Bediüzzaman, Şark ulemasından sonra İstanbul’daki meşhur alimlere de kendisini kabul ettirmekte zorlanmamıştı. Onunla görüşenler en girift sorularına cevap alıyor, "Sen gerçekten de Bediüzzamansın!" demekten kendilerini alamıyorlardı. Meşrutiyeti İslam eksenine oturtan ve "Meşrutiyet-i meşrua"yı öngören hürriyetçi fikirleri özellikle ilgi çekiyordu. Bediüzzaman'a göre mutlakiyet İslami dirilişin önünü kapatıyordu. Ancak meşrutiyete yumuşak geçiş yapılmalıydı. Bunun için de önce "üç büyük düşman" saydığı cehalet, zaruret ve ihtilafla mücadele edilip kazanılması gerekiyordu..! ● "31 Mart 1909 Olayı" ismiyle tarihimize geçen keşmekeş esnasında yatıştırıcı rol oynamasına rağmen, Bediüzzaman’dan daha önce tedirgin olmuş yönetim tarafından tutuklanıp Divan-ı Harb Mahkemesinde yargılandı. Beraat etti ve Van’a döndü. Birinci Dünya Savaşı sırasında gönüllü talebeleriden bir milis alayı kurup doğduğu toprakları savundu. Bitlis savunması esnasında yaralanıp Ruslar'a esir düştü. Yaklaşık üç yıl süren esaret hayatını kaçışla noktaladı. Ordu adayı olarak devrin tek İslam Akademisi "Darü'l-Hikmeti'l-İslamiye"ye üye oldu. İstiklal Savaşı sürerken, Anadolu harekatını "isyan" sayan fetvaya Anadolu ulemasıyla birlikte karşı fetva verdi. ● İstanbul işgali sırasında İngiliz işgalcilere karşı yayınladığı bir eser yüzünden İşgal Kuvvetleri tarafından gıyabında ölüme mahküm edildi..! ● Zaferden sonra Ankara’ya Büyük Millet Meclisi’ne 1922 tarihinde davet edildi. Meclis'te resmi karşılama töreni yapıldı. Fakat devletle millet arasında "kıble farkı" oluşmak üzere olduğunu görüp milletvekillerine hitaben on maddelik bir beyanname dağıttı ve tekrar Van'a döndü. ● Şeyh Sait isyanıyla bir ilgisi bulunmadığı, esasen her fırsatta "Dahile kılıç çekilmez" dediği halde bir çok mazlum gibi Bediüzzaman da önce Burdur'a, ardından Barla'ya sürüldü. Barla'da Risale-i Nur Külliyatı'nı telife başladı. Tek başına bir mektep oldu ve "cevher insan" yetiştirmek için insanüstü bir gayret gösterdi. ● 1925 yıllarıda Türkiye'de uygulama alanına giren dini dışlama politikalarına karşı Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur adını verdiği eserleriyle İslam’ın temel altyapısını oluşturan prensipleri açıklamaya yönelik bir tarz geliştirdi. Bediüzzaman Said Nursi geliştirdiği bu Kur'ani tarz ile akıl, kalp ve duygu bütünlüğünü temin ederek iman hakikatlerini anlattı. ● Bediüzzaman İslam dünyasının karşılaştığı en köklü ve yıkıcı krize, yani fen ilimlerinden kaynaklanan dinsizlik veya dinde laubaliliğe karşı ilim ve mantık yoluyla cevaplar vererek milyonların imanının kurtulmasına vesile oldu..! ● Bediüzzaman’a göre temel mesele; insanın kendisini, diğer varlıkları, kainatı ve hemcinslerini iman ekseninde algılamasıdır. En önemli görev bunu sağlamaktır. Bundan ürkenler onu defalarca tutukladılar, Eskişehir (1935), Denizli (1943), Afyon (1947) hapishanelerinde yatırdılar. Fakat inançlarını yaşamaktan ve yazmaktan vaz geçiremediler. ● 1960 yılının 23 Mart ayında Şanlıurfa’da Hakk'ın rahmetine kavuştuğunda arkasında bıraktığı tüm maddi serveti bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, yamalı bir cübbe, sarık, misvak, biraz çay-şeker ve on liradan ibaretti..! ● Manevi miras olarak ise bütün asrın insanını aydınlatabilecek Kur’an Tefsiri olan Risale-i Nur külliyatı ile dünyanın her tarafında milyonlarca "Kur’an Talebesi" bırakmıştır." Allah rahmet eylesin! ♦️ İrfan Küçükköy, Konya'da yaşayan bir İslam alimidir. Ben de Mehmet Bozkurt olarak kendisini tanırım. İrfan Küçükköy, Facebook hesabından diyor ki: (Aynen aktarıyorum) Said-i Nursi 1960 tarihinde Şanlıurfa'da vefat etti. Önce Şanlıurfa'da defnedildi. 1960 ihtilalinden sonra ziyaret edenler çok bilinmeyen bir yere taşıdılar. Said-i Nursi'nin kardeşi Abdülmecid Ünlükul bizim hocamızdı. Olayı bizzat kendisinden dinledim. Abdülmecid hoca diyor ki: Bir gün askerler gelip beni evden aldılar. Kara yolu ile Şanlıurfa'ya götürdüler. Gece olunca kabristana giderler. Askerler kabri açarlar. Na'şı dışarı çıkarırlar. Bir tabut içine koyarlar ve helikopter ile havalanırlar. Abdülmecid hocanın tahminine göre çok uzağa gitmezler. Helikopter'den inerler. Burası bir dağın zirvesidir. Önceden hazırlanmış kabre koyarlar. Askerler üzerine toprak atarlar ve kabir olduğu belli olmasın diye tümsek yapmazlar ve düzlerler. Abdülmecid hoca şöyle anlatı. "Arada 4 ay geçtiği halde kefen bembeyaz duruyordu. Sadece böğrüne doğru bir yerinde sararma vardı." Sonradan Nurcular Isparta Barla'da bir yeri onun kabri olarak ziyarete başladılar. Ben konuyu anlatınca Abdülmecid hoca yaşlıydı. Ona yakın gelmiş olabilir." dediler. Allah'u-A'lem..! Genel Kurmay arşivlerinde bunun kararı ve yerinin vesikası var olmalıdır. Arşiv çalışması yapılabilir. Genelkurmayın arşivlerinde bunun kararı ve yerinin vesikası var olmalıdır. Arşiv çalışması yapılabilir. Mehmet Bozkurt, Eğitimci İlahiyatçı Araştırmacı Yazar
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.