Mehmet MEMDOĞLU
Köşe Yazarı
Mehmet MEMDOĞLU
 

KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK!

<p>Bir milleti tarihten silmek i&ccedil;in &ouml;nce o milletin dilini yok etmek gerekir. Bug&uuml;n hangimiz tarihimizi orijinal kaynaklarından okuyabiliyoruz? 1990&rsquo;lı yıllarda T&uuml;rkiye&rsquo;yi ziyaret eden bir Japon bilim adamı, Japonya&rsquo;yı anlatırken şu değerlendirmeleri yapar: &ldquo;Japonya yıllarca &Ccedil;in ile savaşmış bir imparatorluktur. Bu d&uuml;şmanca politikalar bug&uuml;n de devam etmektedir. Ama &Ccedil;in alfabesi kullanan Japonya bu d&uuml;şmanlık nedeniyle alfabesini değiştirmeyi d&uuml;ş&uuml;nmemiştir. Başka bir alfabeyi kabul etmek demek, ge&ccedil;miş ile gelecek arasındaki bağı koparmak; bir millet i&ccedil;in yok olmak demektir.&rdquo;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Halifeliğin kaldırılmasıyla birlikte, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti yeni bir ulus-devlet teşkili i&ccedil;in sosyal hayatın tamamına m&uuml;dahale etmeye başladı.</p> <p>&nbsp;&nbsp;</p> <p>Nasıl mı?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Abidin &Ouml;zmen&rsquo;in raporlarından okuyalım:</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;T&uuml;rk camiası i&ccedil;inde kaynaştırmak istediğimiz kimseleri K&uuml;rt&ccedil;e yerine T&uuml;rk&ccedil;e ile konuşur hale getirmek icap eder. Bu s&ouml;z g&ouml;t&uuml;rmez bir ger&ccedil;ektir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bunun i&ccedil;in, yemesi, k&ouml;y&uuml;nde k&ouml;yl&uuml;s&uuml;n&uuml;n, anasının, babasının yediğinden ayrılmak, yatağını basit tahta kerevetini kendilerine temin ettirmek suretiyle devşirme ile k&ouml;y &ccedil;ocuklarını alıp yatılı mektepler kurmak icap eder.&nbsp; Bu mekteplerin binası geniş, hastanesi, eczanesi yerinde m&uuml;stakil veya tez tez uğrayan bir doktorun kontrol&uuml;nde, T&uuml;rkl&uuml;k aşılamak kabiliyetiyle yetişmiş azimli, &ccedil;alışkan &ouml;ğretmenlerin idaresinde olmalıdır. Bu yapıyı ve teşkilatı h&uuml;k&uuml;met kurmalıdır.&rdquo; (S. &Ouml;zt&uuml;rk, Kasadaki Dosyalar; s. 104-105)</p> <p>&nbsp;</p> <p>K&uuml;rtler i&ccedil;in dini yaşam alanlarından olan tarikat ve medreseler kapatılmış, b&ouml;lge insanının ana dili olan K&uuml;rt&ccedil;e, hayatın her alanında yasaklanmıştı&hellip; Devlet dairelerinde b&uuml;t&uuml;n memur ve hizmetlilerin, &ouml;zellikle g&ouml;rev başında K&uuml;rt&ccedil;e konuşmasına kesinlikle izin verilmemesi de &ouml;nlemler arasında yer alıyor. Peki, orada işi olan k&ouml;yl&uuml; ne yapacak?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Umum M&uuml;fettiş Abidin &Ouml;zmen, bu konuyu raporunda ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;İşi olan k&ouml;yl&uuml;, T&uuml;rk&ccedil;e bilmiyorsa bile memur derhal onunla K&uuml;rt&ccedil;e anlaşmaya başlamamalı, memur olmayandan bir terc&uuml;man getirmeye mecbur tutulmalıdır. Bu suretle yaratılacak zorluk onu meramını T&uuml;rk&ccedil;e anlatmaya zorlayacaktır. Memurlardan K&uuml;rt&ccedil;e konuşanlar, birincisinde yazılı ihtar, tekrarında maaş kesilmesi, K&uuml;rt&ccedil;e konuşmaya devam ederse memuriyetten &ccedil;ıkarılmalıdır&hellip; Her yıl yaklaşık 3 bin kişinin batı illerine alınması uygulamasına ge&ccedil;ilmeli, b&ouml;ylece 15-20 yıllık d&uuml;zenli bir programla halkı ortadan kaldırmış, kalanları da T&uuml;rk k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne y&ouml;nelmiş bir hale getirmiş olacaktır.&rdquo; (S. &Ouml;zt&uuml;rk, Kasadaki Dosyalar; s. 109-110)</p> <p>&nbsp;</p> <p>4. Umum M&uuml;fettişi H&uuml;seyin Abdullah Alpdoğan Raporu:</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;T&uuml;rk&ccedil;e bilmeyen &ccedil;ocuklara bu mekteplerde T&uuml;rk&ccedil;e &ouml;ğretiliyor, T&uuml;rk duygusu aşılanıyor. Bu mekteplere heves ziyadedir. Tunceli i&ccedil;erisinde dilini unutmuş T&uuml;rk soyundan olan insanların kasaba ve nahiyelerle civarına isk&acirc;nları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor. Bu hususta hazırlık yapıyoruz. Tunceli i&ccedil;erisinde bulunan T&uuml;rk soyundan ve T&uuml;rk&ccedil;e konuşan, dağ T&uuml;rk&ccedil;esi bilmeyen yersiz yurtsuz, şunun bunun yanında marabalık eden insanları,&nbsp; yeni kurulan kaza merkezlerinde ve civarlarındaki araziye nakil ve isk&acirc;n ederek toplamak istiyoruz. Toplu bir T&uuml;rk camiası v&uuml;cuda getirecek olan bu hususta da hazırlıklıyız.&rdquo; (SETA Rapor- H. Yayman: Şark Meselesinden Demokratik A&ccedil;ılıma T&uuml;rkiye&rsquo;nin K&uuml;rt Sorunu Hafızası s. 122)</p> <p>&nbsp;</p> <p>Abdullah Alpdoğan&rsquo;a g&ouml;re y&ouml;rede yaşayan insanlar T&uuml;rk&rsquo;t&uuml; ve dağ T&uuml;rk&ccedil;esi konuşuyorlardı. Yine bunlar K&uuml;rt değil, K&uuml;rt&ccedil;e diye bir dil de yoktu. İnsanın aklına şu soru geliyor. Hadi bu insanlar T&uuml;rk&rsquo;t&uuml;, konuştukları dil de dağ T&uuml;rk&ccedil;esiydi. Peki, neden bunca yıl dağ T&uuml;rk&ccedil;esi de olsa, bu dili yasakladınız. Bu yetmiyormuş gibi bu insanları yerinden yurtlarında ettiniz&hellip;?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Yeni kurulan T&uuml;rkiye Cumhuriyeti y&ouml;neticilerinin &ccedil;oğunun dinden uzak sek&uuml;ler bir anlayışa sahip olması, Cumhuriyet y&ouml;neticileri ile Anadolu halkı arasındaki u&ccedil;urumu daha da a&ccedil;mıştır. Bu d&ouml;nemde, Anadolu insanının Ankara Garı&rsquo;ndan Ulus&rsquo;a (şehir merkezine) girişinin yasaklanması, bir kast sistemi oluşturulmuş olması, devlet ile halk arasında bir duvarın &ouml;r&uuml;lmesine sebebiyet vermiştir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Tarihini bilmeyen toplumlar, g&uuml;d&uuml;k toplumlar olmaya mahk&ucirc;mdurlar. Tarihinden korkan değil, tarihiyle y&uuml;zleşen bir millet, toplum olmalıyız. Tarihe hissiyatla, &ouml;nyargılarla, &ouml;n kabullerle, taassupla yaklaşmak, tarihi katletmektir. &ldquo;Beşer&rdquo; olmamız hasebiyle elbette ki yanlışlarımız olacaktır. Tarihimizden korkmadan, tarihsel başarılarımız kadar, başarısızlıklarımızın da olabileceğini kabullenerek, gelecek nesillere doğru ve objektif bir tarihi miras bırakmamız gerekir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>İnsaf ve hakkaniyet &ouml;l&ccedil;&uuml;lerini aşındırmamak kaydıyla, kişiler, toplumlar, milletler ve devletler sorgulanabilmeli; eleştirilebilmelidir. Eleştiri ve &ouml;zeleştiri olduğu s&uuml;rece, doğruyu bulmak daha da kolaylaşacaktır. Bizler de tarihimizle barışık olmalı, tarihi şahsiyetlerimizi her y&ouml;n&uuml;yle inceleyebilmeliyiz. Tarihi ve tarihi kişilikleri tabulaştırmamalıyız. Elbette ki her insanın doğru ve yanlışları olacaktır. Bu doğru ve yanlışları yorumlarken (aşırılıklara ka&ccedil;madan) yorum ve eleştirilerde bulunabilmeliyiz. Yeter ki hakaret i&ccedil;eren ifadelere sapmayalım. Duygusallıktan uzak, objektif anlatımlarla birbirimize tahamm&uuml;l etmeyi &ouml;ğrenmeliyiz. Farklılıklarımızı ayrılık ve aykırılık değil, zenginliklerimiz olarak değerlendirmeliyiz.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Unutmamak gerekir ki hayatta hi&ccedil;bir şey alternatifsiz değildir. Uluslararası ilişkilerde de alternatif politikalar geliştirmeli, diplomasiyi iyi kullanmalıyız. Diplomasi bir sanattır, diplomasiyi iyi bilen &uuml;lkeler hep kazanmışlardır. Diplomasiyi iyi bilmeyen asker k&ouml;kenli&nbsp; İn&ouml;n&uuml; karşısında, diplomasi geleneğine dayanan İngiltere ve Fransa&rsquo;nın Lozan g&ouml;r&uuml;şmelerindeki &uuml;st&uuml;nl&uuml;kleri, diplomasi i&ccedil;in iyi bir &ouml;rnektir.&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Sonu&ccedil;? Kimilerine g&ouml;re zafer, kimilerine g&ouml;re hezimet&hellip;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Tarih bir milletin ge&ccedil;mişi değil, geleceğidir&hellip;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Geleceği aydınlık dolu g&uuml;nlere&hellip;</p> <p>&nbsp;</p>
Ekleme Tarihi: 08 Aralık 2013 - Pazar

KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK!

<p>Bir milleti tarihten silmek i&ccedil;in &ouml;nce o milletin dilini yok etmek gerekir. Bug&uuml;n hangimiz tarihimizi orijinal kaynaklarından okuyabiliyoruz? 1990&rsquo;lı yıllarda T&uuml;rkiye&rsquo;yi ziyaret eden bir Japon bilim adamı, Japonya&rsquo;yı anlatırken şu değerlendirmeleri yapar: &ldquo;Japonya yıllarca &Ccedil;in ile savaşmış bir imparatorluktur. Bu d&uuml;şmanca politikalar bug&uuml;n de devam etmektedir. Ama &Ccedil;in alfabesi kullanan Japonya bu d&uuml;şmanlık nedeniyle alfabesini değiştirmeyi d&uuml;ş&uuml;nmemiştir. Başka bir alfabeyi kabul etmek demek, ge&ccedil;miş ile gelecek arasındaki bağı koparmak; bir millet i&ccedil;in yok olmak demektir.&rdquo;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Halifeliğin kaldırılmasıyla birlikte, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti yeni bir ulus-devlet teşkili i&ccedil;in sosyal hayatın tamamına m&uuml;dahale etmeye başladı.</p> <p>&nbsp;&nbsp;</p> <p>Nasıl mı?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Abidin &Ouml;zmen&rsquo;in raporlarından okuyalım:</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;T&uuml;rk camiası i&ccedil;inde kaynaştırmak istediğimiz kimseleri K&uuml;rt&ccedil;e yerine T&uuml;rk&ccedil;e ile konuşur hale getirmek icap eder. Bu s&ouml;z g&ouml;t&uuml;rmez bir ger&ccedil;ektir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bunun i&ccedil;in, yemesi, k&ouml;y&uuml;nde k&ouml;yl&uuml;s&uuml;n&uuml;n, anasının, babasının yediğinden ayrılmak, yatağını basit tahta kerevetini kendilerine temin ettirmek suretiyle devşirme ile k&ouml;y &ccedil;ocuklarını alıp yatılı mektepler kurmak icap eder.&nbsp; Bu mekteplerin binası geniş, hastanesi, eczanesi yerinde m&uuml;stakil veya tez tez uğrayan bir doktorun kontrol&uuml;nde, T&uuml;rkl&uuml;k aşılamak kabiliyetiyle yetişmiş azimli, &ccedil;alışkan &ouml;ğretmenlerin idaresinde olmalıdır. Bu yapıyı ve teşkilatı h&uuml;k&uuml;met kurmalıdır.&rdquo; (S. &Ouml;zt&uuml;rk, Kasadaki Dosyalar; s. 104-105)</p> <p>&nbsp;</p> <p>K&uuml;rtler i&ccedil;in dini yaşam alanlarından olan tarikat ve medreseler kapatılmış, b&ouml;lge insanının ana dili olan K&uuml;rt&ccedil;e, hayatın her alanında yasaklanmıştı&hellip; Devlet dairelerinde b&uuml;t&uuml;n memur ve hizmetlilerin, &ouml;zellikle g&ouml;rev başında K&uuml;rt&ccedil;e konuşmasına kesinlikle izin verilmemesi de &ouml;nlemler arasında yer alıyor. Peki, orada işi olan k&ouml;yl&uuml; ne yapacak?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Umum M&uuml;fettiş Abidin &Ouml;zmen, bu konuyu raporunda ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;İşi olan k&ouml;yl&uuml;, T&uuml;rk&ccedil;e bilmiyorsa bile memur derhal onunla K&uuml;rt&ccedil;e anlaşmaya başlamamalı, memur olmayandan bir terc&uuml;man getirmeye mecbur tutulmalıdır. Bu suretle yaratılacak zorluk onu meramını T&uuml;rk&ccedil;e anlatmaya zorlayacaktır. Memurlardan K&uuml;rt&ccedil;e konuşanlar, birincisinde yazılı ihtar, tekrarında maaş kesilmesi, K&uuml;rt&ccedil;e konuşmaya devam ederse memuriyetten &ccedil;ıkarılmalıdır&hellip; Her yıl yaklaşık 3 bin kişinin batı illerine alınması uygulamasına ge&ccedil;ilmeli, b&ouml;ylece 15-20 yıllık d&uuml;zenli bir programla halkı ortadan kaldırmış, kalanları da T&uuml;rk k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne y&ouml;nelmiş bir hale getirmiş olacaktır.&rdquo; (S. &Ouml;zt&uuml;rk, Kasadaki Dosyalar; s. 109-110)</p> <p>&nbsp;</p> <p>4. Umum M&uuml;fettişi H&uuml;seyin Abdullah Alpdoğan Raporu:</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;T&uuml;rk&ccedil;e bilmeyen &ccedil;ocuklara bu mekteplerde T&uuml;rk&ccedil;e &ouml;ğretiliyor, T&uuml;rk duygusu aşılanıyor. Bu mekteplere heves ziyadedir. Tunceli i&ccedil;erisinde dilini unutmuş T&uuml;rk soyundan olan insanların kasaba ve nahiyelerle civarına isk&acirc;nları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor. Bu hususta hazırlık yapıyoruz. Tunceli i&ccedil;erisinde bulunan T&uuml;rk soyundan ve T&uuml;rk&ccedil;e konuşan, dağ T&uuml;rk&ccedil;esi bilmeyen yersiz yurtsuz, şunun bunun yanında marabalık eden insanları,&nbsp; yeni kurulan kaza merkezlerinde ve civarlarındaki araziye nakil ve isk&acirc;n ederek toplamak istiyoruz. Toplu bir T&uuml;rk camiası v&uuml;cuda getirecek olan bu hususta da hazırlıklıyız.&rdquo; (SETA Rapor- H. Yayman: Şark Meselesinden Demokratik A&ccedil;ılıma T&uuml;rkiye&rsquo;nin K&uuml;rt Sorunu Hafızası s. 122)</p> <p>&nbsp;</p> <p>Abdullah Alpdoğan&rsquo;a g&ouml;re y&ouml;rede yaşayan insanlar T&uuml;rk&rsquo;t&uuml; ve dağ T&uuml;rk&ccedil;esi konuşuyorlardı. Yine bunlar K&uuml;rt değil, K&uuml;rt&ccedil;e diye bir dil de yoktu. İnsanın aklına şu soru geliyor. Hadi bu insanlar T&uuml;rk&rsquo;t&uuml;, konuştukları dil de dağ T&uuml;rk&ccedil;esiydi. Peki, neden bunca yıl dağ T&uuml;rk&ccedil;esi de olsa, bu dili yasakladınız. Bu yetmiyormuş gibi bu insanları yerinden yurtlarında ettiniz&hellip;?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Yeni kurulan T&uuml;rkiye Cumhuriyeti y&ouml;neticilerinin &ccedil;oğunun dinden uzak sek&uuml;ler bir anlayışa sahip olması, Cumhuriyet y&ouml;neticileri ile Anadolu halkı arasındaki u&ccedil;urumu daha da a&ccedil;mıştır. Bu d&ouml;nemde, Anadolu insanının Ankara Garı&rsquo;ndan Ulus&rsquo;a (şehir merkezine) girişinin yasaklanması, bir kast sistemi oluşturulmuş olması, devlet ile halk arasında bir duvarın &ouml;r&uuml;lmesine sebebiyet vermiştir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Tarihini bilmeyen toplumlar, g&uuml;d&uuml;k toplumlar olmaya mahk&ucirc;mdurlar. Tarihinden korkan değil, tarihiyle y&uuml;zleşen bir millet, toplum olmalıyız. Tarihe hissiyatla, &ouml;nyargılarla, &ouml;n kabullerle, taassupla yaklaşmak, tarihi katletmektir. &ldquo;Beşer&rdquo; olmamız hasebiyle elbette ki yanlışlarımız olacaktır. Tarihimizden korkmadan, tarihsel başarılarımız kadar, başarısızlıklarımızın da olabileceğini kabullenerek, gelecek nesillere doğru ve objektif bir tarihi miras bırakmamız gerekir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>İnsaf ve hakkaniyet &ouml;l&ccedil;&uuml;lerini aşındırmamak kaydıyla, kişiler, toplumlar, milletler ve devletler sorgulanabilmeli; eleştirilebilmelidir. Eleştiri ve &ouml;zeleştiri olduğu s&uuml;rece, doğruyu bulmak daha da kolaylaşacaktır. Bizler de tarihimizle barışık olmalı, tarihi şahsiyetlerimizi her y&ouml;n&uuml;yle inceleyebilmeliyiz. Tarihi ve tarihi kişilikleri tabulaştırmamalıyız. Elbette ki her insanın doğru ve yanlışları olacaktır. Bu doğru ve yanlışları yorumlarken (aşırılıklara ka&ccedil;madan) yorum ve eleştirilerde bulunabilmeliyiz. Yeter ki hakaret i&ccedil;eren ifadelere sapmayalım. Duygusallıktan uzak, objektif anlatımlarla birbirimize tahamm&uuml;l etmeyi &ouml;ğrenmeliyiz. Farklılıklarımızı ayrılık ve aykırılık değil, zenginliklerimiz olarak değerlendirmeliyiz.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Unutmamak gerekir ki hayatta hi&ccedil;bir şey alternatifsiz değildir. Uluslararası ilişkilerde de alternatif politikalar geliştirmeli, diplomasiyi iyi kullanmalıyız. Diplomasi bir sanattır, diplomasiyi iyi bilen &uuml;lkeler hep kazanmışlardır. Diplomasiyi iyi bilmeyen asker k&ouml;kenli&nbsp; İn&ouml;n&uuml; karşısında, diplomasi geleneğine dayanan İngiltere ve Fransa&rsquo;nın Lozan g&ouml;r&uuml;şmelerindeki &uuml;st&uuml;nl&uuml;kleri, diplomasi i&ccedil;in iyi bir &ouml;rnektir.&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Sonu&ccedil;? Kimilerine g&ouml;re zafer, kimilerine g&ouml;re hezimet&hellip;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Tarih bir milletin ge&ccedil;mişi değil, geleceğidir&hellip;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Geleceği aydınlık dolu g&uuml;nlere&hellip;</p> <p>&nbsp;</p>
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.