MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

Şehr-i emin Olmak, İdeolojik Zırhları Aşmak ve İzmir’in Gerçekleri

Şehr-i emin Olmak, İdeolojik Zırhları Aşmak ve İzmir’in Gerçekleri Kelimelerin ve kavramların taşıdığı anlamlar üzerinden şekillenen yerel yönetim tartışmaları, Türkiye’de siyasetin ve şehirciliğin omurgasını oluşturan en hassas alanların başında gelmektedir. Geçmişin "Şehr-i emin" yani şehrin en güvenilen, emanete en sadık kişi olma idrakinden, bugün adli soruşturmalarla ve ideolojik taassupla örülü bir yerel yönetim pratiğine savrulmuş durumdayız. Bu durumun en net ve acı reçetesini, yarım asırdır Türkiye’nin en büyük metropollerinden biri olmasına rağmen kronik altyapı krizleriyle boğuşan İzmir’de görmekteyiz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, şehrin kronikleşmiş ve dağ gibi büyüyen sorunlarına çözüm bulabilmek adına merkezi hükümetle, özellikle de Şehircilik Bakanlığı ile kurduğu temaslar ve verdiği ortak fotoğraflar, bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Şehri ideolojik bir cephe olarak gören, "parti elbisesini" sırtından bir an olsun çıkaramayan dar bir kesim, bu pragmatik ve zaruri teması hemen ağır ithamlarla karşılamaktadır. Oysa unutulmamalıdır ki; Seçim Biter, Hizmet Başlar: Seçim bittiği dakikadan itibaren belediye başkanının tek bir sıfatı kalır: Şehrin hizmetkârı. İzmir’in Bekleyen Devasa Sorunları: Toplanmayan çöpler, her yağmurda felç olan yollar ve su göllerine dönen caddeler ideolojik sloganlarla temizlenemez. Deprem Gerçeği ve Kentsel Dönüşüm: Yaklaşan ve olasılığı her geçen gün artan yıkıcı İzmir depremi karşısında kentsel dönüşümü hızlandırmak, hiçbir siyasi hesap veya partizanlık kisvesi arkasına gizlenemeyecek kadar hayati bir insanlık ve hizmet borcudur. Bazı çevrelerin Cemil Tugay’ın merkezi yönetimle iş birliği yapmasını eleştirirken takındığı tavır, meseleyi yanlış okuduklarının en büyük kanıtıdır. Seçildiği siyasi partinin kentin devasa sorunlarını tek başına çözecek maddi, hukuki ve merkezi imkânlara sahip olmadığı, hatta merkezin desteği olmadan bu krizlerin altından kalkılamayacağı aşikardır. Bir belediye başkanının şehri için merkezi hükümetin kapısını çalması, ortak projeler üretmesi ve bakanlıklarla masaya oturması bir zafiyet değil; aksine "Şehriemin" bilincinin gereği olan sorumluluk ahlakıdır. Eğer merkezi yönetimle iş birliği yapmak şehre hizmet getirecekse, her türlü siyasi ve ideolojik gömlek bir kenara bırakılmalıdır. Çünkü binalar yıkıldığında, yollar su altında kaldığında ya da temel hizmetler aksadığında vatandaşın kimliğine de partisine de bakılmamaktadır. Yerel yönetimler ideolojik laboratuvarlar değil, hayatın akıp gittiği, insanların huzur ve güven içinde yaşamak zorunda olduğu ortak yaşam alanlarıdır. İzmir’in ve Türkiye’nin diğer büyük şehirlerinin geleceği, kısır siyasi çekişmelere ve ideolojik fanatikliğe kurban edilemeyecek kadar kıymetlidir. Cemil Tugay’ın attığı adımlar, kısır eleştirilere kulak asılmadan sürdürülmesi gereken doğru ve gerçekçi bir yol haritasıdır. Şehriemin olmanın yolu partizanlıktan değil, taş üstüne taş koymaktan, kentin acil dertleriyle hemhâl olmaktan ve ideolojik gözlükleri çıkarıp şehrin gerçekleriyle yüzleşmekten geçmektedir. A.Levent ERTEKİN
Ekleme Tarihi: 29 Temmuz 2026 -Çarşamba

Şehr-i emin Olmak, İdeolojik Zırhları Aşmak ve İzmir’in Gerçekleri

Şehr-i emin Olmak, İdeolojik Zırhları Aşmak ve İzmir’in Gerçekleri Kelimelerin ve kavramların taşıdığı anlamlar üzerinden şekillenen yerel yönetim tartışmaları, Türkiye’de siyasetin ve şehirciliğin omurgasını oluşturan en hassas alanların başında gelmektedir. Geçmişin "Şehr-i emin" yani şehrin en güvenilen, emanete en sadık kişi olma idrakinden, bugün adli soruşturmalarla ve ideolojik taassupla örülü bir yerel yönetim pratiğine savrulmuş durumdayız. Bu durumun en net ve acı reçetesini, yarım asırdır Türkiye’nin en büyük metropollerinden biri olmasına rağmen kronik altyapı krizleriyle boğuşan İzmir’de görmekteyiz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, şehrin kronikleşmiş ve dağ gibi büyüyen sorunlarına çözüm bulabilmek adına merkezi hükümetle, özellikle de Şehircilik Bakanlığı ile kurduğu temaslar ve verdiği ortak fotoğraflar, bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Şehri ideolojik bir cephe olarak gören, "parti elbisesini" sırtından bir an olsun çıkaramayan dar bir kesim, bu pragmatik ve zaruri teması hemen ağır ithamlarla karşılamaktadır. Oysa unutulmamalıdır ki; Seçim Biter, Hizmet Başlar: Seçim bittiği dakikadan itibaren belediye başkanının tek bir sıfatı kalır: Şehrin hizmetkârı. İzmir’in Bekleyen Devasa Sorunları: Toplanmayan çöpler, her yağmurda felç olan yollar ve su göllerine dönen caddeler ideolojik sloganlarla temizlenemez. Deprem Gerçeği ve Kentsel Dönüşüm: Yaklaşan ve olasılığı her geçen gün artan yıkıcı İzmir depremi karşısında kentsel dönüşümü hızlandırmak, hiçbir siyasi hesap veya partizanlık kisvesi arkasına gizlenemeyecek kadar hayati bir insanlık ve hizmet borcudur. Bazı çevrelerin Cemil Tugay’ın merkezi yönetimle iş birliği yapmasını eleştirirken takındığı tavır, meseleyi yanlış okuduklarının en büyük kanıtıdır. Seçildiği siyasi partinin kentin devasa sorunlarını tek başına çözecek maddi, hukuki ve merkezi imkânlara sahip olmadığı, hatta merkezin desteği olmadan bu krizlerin altından kalkılamayacağı aşikardır. Bir belediye başkanının şehri için merkezi hükümetin kapısını çalması, ortak projeler üretmesi ve bakanlıklarla masaya oturması bir zafiyet değil; aksine "Şehriemin" bilincinin gereği olan sorumluluk ahlakıdır. Eğer merkezi yönetimle iş birliği yapmak şehre hizmet getirecekse, her türlü siyasi ve ideolojik gömlek bir kenara bırakılmalıdır. Çünkü binalar yıkıldığında, yollar su altında kaldığında ya da temel hizmetler aksadığında vatandaşın kimliğine de partisine de bakılmamaktadır. Yerel yönetimler ideolojik laboratuvarlar değil, hayatın akıp gittiği, insanların huzur ve güven içinde yaşamak zorunda olduğu ortak yaşam alanlarıdır. İzmir’in ve Türkiye’nin diğer büyük şehirlerinin geleceği, kısır siyasi çekişmelere ve ideolojik fanatikliğe kurban edilemeyecek kadar kıymetlidir. Cemil Tugay’ın attığı adımlar, kısır eleştirilere kulak asılmadan sürdürülmesi gereken doğru ve gerçekçi bir yol haritasıdır. Şehriemin olmanın yolu partizanlıktan değil, taş üstüne taş koymaktan, kentin acil dertleriyle hemhâl olmaktan ve ideolojik gözlükleri çıkarıp şehrin gerçekleriyle yüzleşmekten geçmektedir. A.Levent ERTEKİN
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.