Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
 

Bilgi Var, Yön Yok: Eğitim Üçgeninde Kaybolan İnsan

Bilgi Var, Yön Yok: Eğitim Üçgeninde Kaybolan İnsan Bugün eğitim üzerine konuşurken sıkça şu cümlelerle karşılaşıyoruz: “Çocuk çok zeki ama odaklanamıyor.” “Öğretmenler artık eskisi gibi değil.” “Aileler her şeyi öğretmenden bekliyor.” Bu cümlelerin her biri tek başına doğru olabilir. Ama birlikte ele alınmadıklarında, gerçeği yalnızca parçalara ayırırlar. Asıl sorun, eğitimin bir sistem olmaktan çıkıp sorumluluğun paylaşılamadığı bir alan hâline gelmesidir. Bilgi aktarılıyor. Müfredatlar dolu. Sertifikalar çoğalıyor. Ama ortada büyüyen, yön bulan, anlam kuran bir insan yok. Eğitim Bilgi Üretiyor, Peki İnsanlığı Kim İnşa Ediyor? Émile Durkheim, eğitimi yalnızca bilgi aktarımı olarak değil, “Toplumun kendini yeniden üretme biçimi” olarak tanımlar. Bugün bu yeniden üretim aksıyor. Çünkü okul, aile ve öğretmen aynı dili konuşmuyor. Okul başarıyı ölçüyor. Aile konforu koruyor. Öğretmen ise çoğu zaman bu iki baskı arasında sıkışıyor. Sonuçta çocuk şunu öğreniyor: “Doğru olan değil, işe yarayan önemli.” Bu noktada eğitim, karakter inşa etmekten çok performans yönetimine dönüşüyor. Öğretmen: Bilgi Aktarıcısı mı, Duygusal Taşıyıcı mı? Max Weber, modern toplumda mesleklerin “anlam yitimi” yaşadığını söyler. Öğretmenlik de bundan muaf değil. Bugün öğretmenden beklenenler yalnızca öğretmek değil: • Psikolog olsun • Rehber olsun • Kriz yöneticisi olsun • Ailenin yapamadığını telafi etsin Ama öğretmenin yetkisi azaltılıp sorumluluğu artırıldığında, eğitim bir denge değil, bir tükenmişlik alanı üretir. Öğretmen, sınıfta bilgiyi anlatırken; aynı anda çocuğun evden taşıdığı duygusal boşlukla da baş etmeye çalışıyor. Bu sürdürülebilir bir eğitim modeli değildir. Aile: Aşırı Müdahale mi, Sessiz Geri Çekilme mi? Pierre Bourdieu, ailenin çocuğa aktardığı şeyin yalnızca ekonomik değil, “kültürel ve duygusal sermaye” olduğunu vurgular. Bugün ailelerin önemli bir kısmı iki uçta savruluyor: • Ya her şeye karışan, çocuğun yerine düşünen bir yapı • Ya da “okul halletsin” diyerek geri çekilen bir tutum Her iki durumda da çocuk, sorumluluk geliştiremiyor. Çünkü ya aşırı korunuyor ya da duygusal olarak yalnız bırakılıyor. Genetik Potansiyel Var, Ama Ortam Yanlış Burada kritik bir noktaya geliyoruz. Dünyaca ünlü genetikçi Robert Plomin, şunu söyler: “Genler potansiyeli belirler; ama hangi potansiyelin açığa çıkacağını çevre seçer.” Yani çocukta yetenek var. Zihinsel kapasite var. Öğrenme altyapısı var. Ama çevre — yani aile, okul ve öğretmen üçgeni — bu potansiyeli ya açıyor ya da bastırıyor. Sorun çocukta değil. Sorun, çocuğun içine doğduğu uyumsuz sistemde. Sonuç: Eğitim Bir Kurum Değil, Ortak Ahlaki Sözleşmedir Eğitim yalnızca okulun işi değildir. Öğretmenin tek başına omuzlayacağı bir yük hiç değildir. Ailenin “ben çocuğumu seviyorum, yeter” demesi de yetmez. Eğitim; • sınır koyabilen, • anlam aktarabilen, • sorumluluk öğreten, • çocuğu hayata hazırlayan ortak bir ahlaki sözleşmedir. Bu sözleşme bozulduğunda ortaya çıkan şey şudur: Eğitimli ama yönsüz bireyler. Bilgiyle donatılmış ama hayata tutunamayan, başarıya koşan ama neden koştuğunu bilmeyen, çok şey bilen ama kendini tanımayan bir nesil. Ve belki de bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Çocukları geleceğe mi hazırlıyoruz, yoksa bugünün yükünü mü onlara taşıtıyoruz? Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Ekleme Tarihi: 22 Ocak 2026 -Perşembe

Bilgi Var, Yön Yok: Eğitim Üçgeninde Kaybolan İnsan

Bilgi Var, Yön Yok: Eğitim Üçgeninde Kaybolan İnsan Bugün eğitim üzerine konuşurken sıkça şu cümlelerle karşılaşıyoruz: “Çocuk çok zeki ama odaklanamıyor.” “Öğretmenler artık eskisi gibi değil.” “Aileler her şeyi öğretmenden bekliyor.” Bu cümlelerin her biri tek başına doğru olabilir. Ama birlikte ele alınmadıklarında, gerçeği yalnızca parçalara ayırırlar. Asıl sorun, eğitimin bir sistem olmaktan çıkıp sorumluluğun paylaşılamadığı bir alan hâline gelmesidir. Bilgi aktarılıyor. Müfredatlar dolu. Sertifikalar çoğalıyor. Ama ortada büyüyen, yön bulan, anlam kuran bir insan yok. Eğitim Bilgi Üretiyor, Peki İnsanlığı Kim İnşa Ediyor? Émile Durkheim, eğitimi yalnızca bilgi aktarımı olarak değil, “Toplumun kendini yeniden üretme biçimi” olarak tanımlar. Bugün bu yeniden üretim aksıyor. Çünkü okul, aile ve öğretmen aynı dili konuşmuyor. Okul başarıyı ölçüyor. Aile konforu koruyor. Öğretmen ise çoğu zaman bu iki baskı arasında sıkışıyor. Sonuçta çocuk şunu öğreniyor: “Doğru olan değil, işe yarayan önemli.” Bu noktada eğitim, karakter inşa etmekten çok performans yönetimine dönüşüyor. Öğretmen: Bilgi Aktarıcısı mı, Duygusal Taşıyıcı mı? Max Weber, modern toplumda mesleklerin “anlam yitimi” yaşadığını söyler. Öğretmenlik de bundan muaf değil. Bugün öğretmenden beklenenler yalnızca öğretmek değil: • Psikolog olsun • Rehber olsun • Kriz yöneticisi olsun • Ailenin yapamadığını telafi etsin Ama öğretmenin yetkisi azaltılıp sorumluluğu artırıldığında, eğitim bir denge değil, bir tükenmişlik alanı üretir. Öğretmen, sınıfta bilgiyi anlatırken; aynı anda çocuğun evden taşıdığı duygusal boşlukla da baş etmeye çalışıyor. Bu sürdürülebilir bir eğitim modeli değildir. Aile: Aşırı Müdahale mi, Sessiz Geri Çekilme mi? Pierre Bourdieu, ailenin çocuğa aktardığı şeyin yalnızca ekonomik değil, “kültürel ve duygusal sermaye” olduğunu vurgular. Bugün ailelerin önemli bir kısmı iki uçta savruluyor: • Ya her şeye karışan, çocuğun yerine düşünen bir yapı • Ya da “okul halletsin” diyerek geri çekilen bir tutum Her iki durumda da çocuk, sorumluluk geliştiremiyor. Çünkü ya aşırı korunuyor ya da duygusal olarak yalnız bırakılıyor. Genetik Potansiyel Var, Ama Ortam Yanlış Burada kritik bir noktaya geliyoruz. Dünyaca ünlü genetikçi Robert Plomin, şunu söyler: “Genler potansiyeli belirler; ama hangi potansiyelin açığa çıkacağını çevre seçer.” Yani çocukta yetenek var. Zihinsel kapasite var. Öğrenme altyapısı var. Ama çevre — yani aile, okul ve öğretmen üçgeni — bu potansiyeli ya açıyor ya da bastırıyor. Sorun çocukta değil. Sorun, çocuğun içine doğduğu uyumsuz sistemde. Sonuç: Eğitim Bir Kurum Değil, Ortak Ahlaki Sözleşmedir Eğitim yalnızca okulun işi değildir. Öğretmenin tek başına omuzlayacağı bir yük hiç değildir. Ailenin “ben çocuğumu seviyorum, yeter” demesi de yetmez. Eğitim; • sınır koyabilen, • anlam aktarabilen, • sorumluluk öğreten, • çocuğu hayata hazırlayan ortak bir ahlaki sözleşmedir. Bu sözleşme bozulduğunda ortaya çıkan şey şudur: Eğitimli ama yönsüz bireyler. Bilgiyle donatılmış ama hayata tutunamayan, başarıya koşan ama neden koştuğunu bilmeyen, çok şey bilen ama kendini tanımayan bir nesil. Ve belki de bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Çocukları geleceğe mi hazırlıyoruz, yoksa bugünün yükünü mü onlara taşıtıyoruz? Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.