Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
 

Sağlıklı Zihin Olmadan Sağlıklı Devlet Olmaz

Sağlıklı Zihin Olmadan Sağlıklı Devlet Olmaz Kamu hizmeti, yalnızca idari görevlerin yerine getirildiği teknik bir alan değil; devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisinin her gün yeniden üretildiği psikososyal bir zemindir. Bu nedenle kamu görevlilerinin psikolojik dayanıklılığı ve nörobiyolojik dengesi, bireysel bir sağlık meselesi olmanın ötesinde kamusal bir sorumluluk alanı olarak değerlendirilmelidir. Günümüzde artan stres yükü, tükenmişlik sendromu, bağımlılık davranışları ve duygusal regülasyon bozuklukları, yalnızca bireyin yaşam kalitesini değil, karar verme süreçlerini, iletişim biçimini ve etik tutumlarını da doğrudan etkilemektedir. Bu durum, özellikle kamu hizmeti gibi toplumun tamamını ilgilendiren meslek gruplarında çok daha kritik bir önem taşır. Nörobilim alanındaki araştırmalar, insan davranışının yalnızca bilinçli tercihlerin sonucu olmadığını; beyin kimyası, stres düzeyi ve duygusal regülasyon kapasitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Stanford Üniversitesi’nden nörobilimci Robert Sapolsky’nin çalışmalarına göre kronik stres, beynin ön bölgesinde yer alan ve planlama, etik muhakeme ve dürtü kontrolünden sorumlu olan prefrontal korteksin işlevini zayıflatır. Bu zayıflama, bireyin karar verme süreçlerinde hatalara, sabırsızlığa ve empati kaybına yol açabilir. Kamu görevinde bulunan bir kişinin bu tür bilişsel zayıflamalar yaşaması ise yalnızca bireysel bir sorun değil; kamusal sonuçları olan bir durumdur. Benzer biçimde nörobilimci Antonio Damasio, kararların yalnızca mantıkla değil, duygusal sistemlerle birlikte alındığını göstermiştir. Damasio’nun somatik belirteç kuramı, duygusal düzenleme mekanizmaları bozulduğunda kişinin sağlıklı karar verme kapasitesinin de zedelendiğini ortaya koyar. Bu bilimsel bulgu, psikolojik sorunların görmezden gelinmesinin kurumsal hatalara, iletişim krizlerine ve etik ihlallere zemin hazırlayabileceğini açık biçimde göstermektedir. Bağımlılık konusu ise bu tartışmanın en kritik boyutlarından biridir. Modern nörobilim, alkol ve madde bağımlılığını bir irade zayıflığı değil, beyin ödül sisteminde meydana gelen değişimlere bağlı bir hastalık olarak tanımlar. Dopamin dengesindeki bozulmalar, risk algısını azaltır, dürtü kontrolünü zayıflatır ve kişinin davranışlarının sonuçlarını değerlendirme yetisini düşürür. Bu nedenle bağımlılık sorunu yaşayan bir kamu görevlisinin yalnızca performansı düşmez; aynı zamanda görev sorumluluğunu sağlıklı biçimde yerine getirme kapasitesi de zarar görür. Sosyal psikoloji literatürü ayrıca kurumsal güvence duygusunun bazı bireylerde davranışsal gevşemeye yol açabildiğini göstermektedir. Kişi kendisini sistem tarafından dokunulmaz hissediyorsa öz denetim mekanizması zayıflayabilir. Bu durum literatürde rol güvenliği paradoksu olarak adlandırılır. Bu tür risklerin önlenmesi için düzenli psikolojik değerlendirme sistemleri cezalandırıcı değil, koruyucu bir mekanizma olarak tasarlanmalıdır. Amaç kişiyi suçlamak değil, erken aşamada destek sağlamaktır. Bu noktada önerilen yaklaşım, kamu personelinin belirli aralıklarla bilimsel geçerliliği kanıtlanmış psikolojik değerlendirmelerden ve bağımlılık taramalarından geçirilmesidir. Ancak bu uygulamanın etik ve insan hakları ilkeleriyle uyumlu olması zorunludur. Testler gizlilik esasına göre yürütülmeli, sonuçlar yalnızca sağlık birimleri tarafından değerlendirilmeli ve risk saptanan bireyler için rehabilitasyon programları devreye sokulmalıdır. Böyle bir sistem, çalışanı cezalandıran değil koruyan bir sağlık politikası niteliği taşır. Aslında mesele yalnızca kamu personelinin sağlığı değildir; mesele toplumun devlete duyduğu güvenin sürdürülebilirliğidir. Çünkü kurumsal güven, bireysel psikolojik sağlamlık üzerine inşa edilir. Sağlıklı bir zihin yapısına sahip kamu görevlisi daha adil karar verir, daha empatik iletişim kurar ve görevini daha etik biçimde yürütür. Bu nedenle düzenli psikolojik değerlendirme uygulamaları, modern devlet anlayışında lüks değil gereklilik olarak görülmelidir. Nörobilim bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Davranış, beynin o anki durumunun yansımasıdır. Eğer kamu hizmetinde niteliği yükseltmek istiyorsak, o hizmeti sunan insanların zihinsel sağlığını sistemli biçimde izlemek ve desteklemek zorundayız. Bu yaklaşım denetim değil; bilim temelli toplumsal koruma mekanizmasıdır. Sağlıklı bireylerin oluşturduğu kurumlar ise yalnızca daha verimli değil, aynı zamanda daha adil ve daha güvenilirdir. Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Ekleme Tarihi: 17 Şubat 2026 -Salı

Sağlıklı Zihin Olmadan Sağlıklı Devlet Olmaz

Sağlıklı Zihin Olmadan Sağlıklı Devlet Olmaz Kamu hizmeti, yalnızca idari görevlerin yerine getirildiği teknik bir alan değil; devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisinin her gün yeniden üretildiği psikososyal bir zemindir. Bu nedenle kamu görevlilerinin psikolojik dayanıklılığı ve nörobiyolojik dengesi, bireysel bir sağlık meselesi olmanın ötesinde kamusal bir sorumluluk alanı olarak değerlendirilmelidir. Günümüzde artan stres yükü, tükenmişlik sendromu, bağımlılık davranışları ve duygusal regülasyon bozuklukları, yalnızca bireyin yaşam kalitesini değil, karar verme süreçlerini, iletişim biçimini ve etik tutumlarını da doğrudan etkilemektedir. Bu durum, özellikle kamu hizmeti gibi toplumun tamamını ilgilendiren meslek gruplarında çok daha kritik bir önem taşır. Nörobilim alanındaki araştırmalar, insan davranışının yalnızca bilinçli tercihlerin sonucu olmadığını; beyin kimyası, stres düzeyi ve duygusal regülasyon kapasitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Stanford Üniversitesi’nden nörobilimci Robert Sapolsky’nin çalışmalarına göre kronik stres, beynin ön bölgesinde yer alan ve planlama, etik muhakeme ve dürtü kontrolünden sorumlu olan prefrontal korteksin işlevini zayıflatır. Bu zayıflama, bireyin karar verme süreçlerinde hatalara, sabırsızlığa ve empati kaybına yol açabilir. Kamu görevinde bulunan bir kişinin bu tür bilişsel zayıflamalar yaşaması ise yalnızca bireysel bir sorun değil; kamusal sonuçları olan bir durumdur. Benzer biçimde nörobilimci Antonio Damasio, kararların yalnızca mantıkla değil, duygusal sistemlerle birlikte alındığını göstermiştir. Damasio’nun somatik belirteç kuramı, duygusal düzenleme mekanizmaları bozulduğunda kişinin sağlıklı karar verme kapasitesinin de zedelendiğini ortaya koyar. Bu bilimsel bulgu, psikolojik sorunların görmezden gelinmesinin kurumsal hatalara, iletişim krizlerine ve etik ihlallere zemin hazırlayabileceğini açık biçimde göstermektedir. Bağımlılık konusu ise bu tartışmanın en kritik boyutlarından biridir. Modern nörobilim, alkol ve madde bağımlılığını bir irade zayıflığı değil, beyin ödül sisteminde meydana gelen değişimlere bağlı bir hastalık olarak tanımlar. Dopamin dengesindeki bozulmalar, risk algısını azaltır, dürtü kontrolünü zayıflatır ve kişinin davranışlarının sonuçlarını değerlendirme yetisini düşürür. Bu nedenle bağımlılık sorunu yaşayan bir kamu görevlisinin yalnızca performansı düşmez; aynı zamanda görev sorumluluğunu sağlıklı biçimde yerine getirme kapasitesi de zarar görür. Sosyal psikoloji literatürü ayrıca kurumsal güvence duygusunun bazı bireylerde davranışsal gevşemeye yol açabildiğini göstermektedir. Kişi kendisini sistem tarafından dokunulmaz hissediyorsa öz denetim mekanizması zayıflayabilir. Bu durum literatürde rol güvenliği paradoksu olarak adlandırılır. Bu tür risklerin önlenmesi için düzenli psikolojik değerlendirme sistemleri cezalandırıcı değil, koruyucu bir mekanizma olarak tasarlanmalıdır. Amaç kişiyi suçlamak değil, erken aşamada destek sağlamaktır. Bu noktada önerilen yaklaşım, kamu personelinin belirli aralıklarla bilimsel geçerliliği kanıtlanmış psikolojik değerlendirmelerden ve bağımlılık taramalarından geçirilmesidir. Ancak bu uygulamanın etik ve insan hakları ilkeleriyle uyumlu olması zorunludur. Testler gizlilik esasına göre yürütülmeli, sonuçlar yalnızca sağlık birimleri tarafından değerlendirilmeli ve risk saptanan bireyler için rehabilitasyon programları devreye sokulmalıdır. Böyle bir sistem, çalışanı cezalandıran değil koruyan bir sağlık politikası niteliği taşır. Aslında mesele yalnızca kamu personelinin sağlığı değildir; mesele toplumun devlete duyduğu güvenin sürdürülebilirliğidir. Çünkü kurumsal güven, bireysel psikolojik sağlamlık üzerine inşa edilir. Sağlıklı bir zihin yapısına sahip kamu görevlisi daha adil karar verir, daha empatik iletişim kurar ve görevini daha etik biçimde yürütür. Bu nedenle düzenli psikolojik değerlendirme uygulamaları, modern devlet anlayışında lüks değil gereklilik olarak görülmelidir. Nörobilim bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Davranış, beynin o anki durumunun yansımasıdır. Eğer kamu hizmetinde niteliği yükseltmek istiyorsak, o hizmeti sunan insanların zihinsel sağlığını sistemli biçimde izlemek ve desteklemek zorundayız. Bu yaklaşım denetim değil; bilim temelli toplumsal koruma mekanizmasıdır. Sağlıklı bireylerin oluşturduğu kurumlar ise yalnızca daha verimli değil, aynı zamanda daha adil ve daha güvenilirdir. Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.