Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
 

Çocuk İyileşmesin Diye Sistem Kurduk: Özel Eğitimde Görmezden Gelinen Ticari Gerçek

Çocuk İyileşmesin Diye Sistem Kurduk: Özel Eğitimde Görmezden Gelinen Ticari Gerçek Dünya özel eğitimi okul–aile–psikolog iş birliğiyle yürütürken, Türkiye’de birçok kurum süreci kendi kontrolünde tutmak için dış destekleri itibarsızlaştırıyor. Sorun yasalarda değil; çıkar odaklı işleyen kapalı sistemlerde. Türkiye’de özel eğitim alanında yıllardır “reform” kelimesi dilden düşmüyor. Yeni yönetmelikler hazırlanıyor, destek programları güncelleniyor, kamuoyuna umut veren açıklamalar yapılıyor. Ancak sahaya inildiğinde değişmeyen bir gerçek var: çocukların gelişimi yavaş, ailelerin yükü ağır, sistem ise giderek daha kapalı hale geliyor. Bu tablo bir uygulama hatası değil. Bu, ticari reflekslerle şekillenen bir sistemin doğal sonucudur. Alman sosyolog Niklas Luhmann, kurumların zamanla hizmet ettikleri bireylerden çok kendi devamlılıklarını korumaya yöneldiğini söyler. Bir noktadan sonra sistem; insan için değil, insan sistem için var olmaya başlar. Bugün Türkiye’de özel eğitim alanında yaşanan kriz tam olarak budur. Özellikle dikkat çeken önemli bir sorun vardır: Birçok özel eğitim kurumu, çocukların okul dışında psikolojik destek almasını, terapi süreçlerine katılmasını ya da farklı uzmanlarla çalışmasını dolaylı biçimde engellemektedir. Ailelere sıklıkla; “Buna gerek yok”, “Biz burada zaten tedavi ediyoruz”, “Dış destek çocuğu geriye götürür” gibi söylemlerle psikolog desteği ve klinik süreçler itibarsızlaştırılmaktadır. Amaç çoğu zaman pedagojik değil, ekonomiktir. Çocuğun gelişim sürecinin kurumun içinde kalması, sürenin uzaması ve tüm ilerlemenin tek merkezden yürütülmesi istenmektedir. Çünkü iyileşme hızlandığında ticari döngü zayıflar. Bu gerçek dile getirilmese de sahada çok net yaşanmaktadır. Oysa dünya bunun tam tersini yapmaktadır. Kanada, Hollanda, Finlandiya ve Almanya’da özel eğitim; okul, aile, psikolog, çocuk psikiyatristi ve sosyal hizmet uzmanlarının birlikte yürüttüğü entegre sistemler üzerine kuruludur. Bir çocuk terapi alıyorsa okul bu süreci destekler. Terapist okul ile düzenli iletişim kurar. Aile sürecin aktif ortağıdır. Hiçbir kurum “iyileşme kimin başarısı olacak” yarışına girmez. Hedef nettir: çocuğun en sağlıklı biçimde gelişmesi. İngiliz sosyolog Anthony Giddens, kapalı ve rekabetçi kurumların toplumda güven krizine yol açtığını vurgular. Açık iş birliği ise hem verimliliği hem insan refahını artırır. Bizde ise tam tersi bir yapı oluşmuştur. Kurumlar birbirini tamamlamak yerine dışlar. Psikolojik destek süreçleri pedagojik alandan koparılır. Aileler iki arada bir derede bırakılır. Fransız düşünür Edgar Morin’in dediği gibi: Karmaşık sorunlara basit ve tek merkezli çözümler üretmek krizi derinleştirir. Özel eğitim; tek kurumun yöneteceği bir alan değildir. Ama biz bunu ticari bir sektöre dönüştürdük. Bu yüzden ne kadar yasa yazarsak yazalım, ne kadar saat artırırsak artıralım sorun çözülmüyor. Çünkü mesele mevzuat değil. Mesele, çocuğun iyiliği yerine kurumsal kazancın merkeze konmasıdır. Dünya çoktan entegre sisteme geçti. Biz ise hâlâ kapalı döngü içinde çocukların geleceğini tüketiyoruz. Gerçek reform; yasa değiştiğinde değil, bu ticari zihniyet sona erdiğinde başlayacaktır. Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Ekleme Tarihi: 26 Ocak 2026 -Pazartesi

Çocuk İyileşmesin Diye Sistem Kurduk: Özel Eğitimde Görmezden Gelinen Ticari Gerçek

Çocuk İyileşmesin Diye Sistem Kurduk: Özel Eğitimde Görmezden Gelinen Ticari Gerçek Dünya özel eğitimi okul–aile–psikolog iş birliğiyle yürütürken, Türkiye’de birçok kurum süreci kendi kontrolünde tutmak için dış destekleri itibarsızlaştırıyor. Sorun yasalarda değil; çıkar odaklı işleyen kapalı sistemlerde. Türkiye’de özel eğitim alanında yıllardır “reform” kelimesi dilden düşmüyor. Yeni yönetmelikler hazırlanıyor, destek programları güncelleniyor, kamuoyuna umut veren açıklamalar yapılıyor. Ancak sahaya inildiğinde değişmeyen bir gerçek var: çocukların gelişimi yavaş, ailelerin yükü ağır, sistem ise giderek daha kapalı hale geliyor. Bu tablo bir uygulama hatası değil. Bu, ticari reflekslerle şekillenen bir sistemin doğal sonucudur. Alman sosyolog Niklas Luhmann, kurumların zamanla hizmet ettikleri bireylerden çok kendi devamlılıklarını korumaya yöneldiğini söyler. Bir noktadan sonra sistem; insan için değil, insan sistem için var olmaya başlar. Bugün Türkiye’de özel eğitim alanında yaşanan kriz tam olarak budur. Özellikle dikkat çeken önemli bir sorun vardır: Birçok özel eğitim kurumu, çocukların okul dışında psikolojik destek almasını, terapi süreçlerine katılmasını ya da farklı uzmanlarla çalışmasını dolaylı biçimde engellemektedir. Ailelere sıklıkla; “Buna gerek yok”, “Biz burada zaten tedavi ediyoruz”, “Dış destek çocuğu geriye götürür” gibi söylemlerle psikolog desteği ve klinik süreçler itibarsızlaştırılmaktadır. Amaç çoğu zaman pedagojik değil, ekonomiktir. Çocuğun gelişim sürecinin kurumun içinde kalması, sürenin uzaması ve tüm ilerlemenin tek merkezden yürütülmesi istenmektedir. Çünkü iyileşme hızlandığında ticari döngü zayıflar. Bu gerçek dile getirilmese de sahada çok net yaşanmaktadır. Oysa dünya bunun tam tersini yapmaktadır. Kanada, Hollanda, Finlandiya ve Almanya’da özel eğitim; okul, aile, psikolog, çocuk psikiyatristi ve sosyal hizmet uzmanlarının birlikte yürüttüğü entegre sistemler üzerine kuruludur. Bir çocuk terapi alıyorsa okul bu süreci destekler. Terapist okul ile düzenli iletişim kurar. Aile sürecin aktif ortağıdır. Hiçbir kurum “iyileşme kimin başarısı olacak” yarışına girmez. Hedef nettir: çocuğun en sağlıklı biçimde gelişmesi. İngiliz sosyolog Anthony Giddens, kapalı ve rekabetçi kurumların toplumda güven krizine yol açtığını vurgular. Açık iş birliği ise hem verimliliği hem insan refahını artırır. Bizde ise tam tersi bir yapı oluşmuştur. Kurumlar birbirini tamamlamak yerine dışlar. Psikolojik destek süreçleri pedagojik alandan koparılır. Aileler iki arada bir derede bırakılır. Fransız düşünür Edgar Morin’in dediği gibi: Karmaşık sorunlara basit ve tek merkezli çözümler üretmek krizi derinleştirir. Özel eğitim; tek kurumun yöneteceği bir alan değildir. Ama biz bunu ticari bir sektöre dönüştürdük. Bu yüzden ne kadar yasa yazarsak yazalım, ne kadar saat artırırsak artıralım sorun çözülmüyor. Çünkü mesele mevzuat değil. Mesele, çocuğun iyiliği yerine kurumsal kazancın merkeze konmasıdır. Dünya çoktan entegre sisteme geçti. Biz ise hâlâ kapalı döngü içinde çocukların geleceğini tüketiyoruz. Gerçek reform; yasa değiştiğinde değil, bu ticari zihniyet sona erdiğinde başlayacaktır. Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.