Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
 

Sınıfta Kırılan Onur, Toplumda Patlayan Öfke: Görmezden Gelinen Bir Kamu Gerçeği

Sınıfta Kırılan Onur, Toplumda Patlayan Öfke: Görmezden Gelinen Bir Kamu Gerçeği Bir öğrenci bir fidandır; öğretmen ise onu büyüten bahçıvan… Bu romantik benzetme, eğitimin ideal yüzünü anlatır. Ancak bugün birçok terapi odasında karşımıza çıkan gerçek, bu tablonun giderek karardığını gösteriyor. Özellikle kamuda görev yapan bazı öğretmenlerin, “nasıl olsa memurum” rahatlığıyla sınıfı bir güç alanına çevirdiği; egosunu öğrencinin onuru üzerinden beslediği bir sistemle karşı karşıyayız. Bu durum yalnızca pedagojik bir sorun değildir. Bu, toplumsal bir travma üretim mekanizmasıdır. Sınıf: Gücün İlk Öğrenildiği Alan Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, okulu yalnızca bilgi aktarılan bir kurum değil, aynı zamanda “sembolik iktidarın” yeniden üretildiği bir alan olarak tanımlar. Öğretmen, sınıfta yalnızca ders anlatmaz; otoritenin nasıl kullanıldığını, gücün nasıl gösterildiğini ve itaatin nasıl üretildiğini de öğretir. Ne var ki otorite, rehberlikten kopup egoya dönüştüğünde eğitim alanı bir gelişim sahası olmaktan çıkar; psikolojik baskının ilk laboratuvarına dönüşür. Terapilerde sıkça karşımıza çıkan cümleler dikkat çekicidir: “Hocam beni herkesin içinde küçük düşürürdü.” “Sınıfta alay konusu yapıldım.” “Bir şey sorunca azarlanırdım.” Bu cümleler basit anılar değildir. Bunlar ilerleyen yıllarda öfke patlamalarına, güç gösterilerine ve şiddet eğilimlerine dönüşen psikolojik kırılmaların ilk izleridir. Bastırılan Çocuk, Patlayan Yetişkin Alman sosyolog Norbert Elias, uygarlık sürecinde bastırılan duyguların birikerek daha sonra kontrolsüz biçimde ortaya çıktığını söyler. Çocuklukta yaşanan aşağılanma, küçümsenme ve değersizlik hisleri; zamanla içselleşir ve yetişkinlikte ya saldırganlık ya da aşırı güç arayışı olarak kendini gösterir. Bugün sokakta, trafikte, sosyal hayatta gördüğümüz tahammülsüzlük ve şiddetin kökleri çoğu zaman çocukluk sınıflarına uzanır. Başarıyı “ezmekle”, otoriteyi “korkutmakla” öğrenen birey; ileride gücü de aynı dille konuşur. Kurumlar Kendini Korur, Bireyi Değil Alman sosyolog Niklas Luhmann’a göre kurumlar zamanla hizmet verdikleri insanlardan çok kendi devamlılıklarını korumaya odaklanır. Eğitim sistemi de bundan muaf değildir. Bugün birçok öğretmenin performansı, psikolojik yeterliliği ya da öğrenci üzerindeki etkisi neredeyse hiç denetlenmemektedir. “Devlet memuruyum, bana bir şey olmaz” algısı; bireysel sorumluluğun yerini kurumsal dokunulmazlığa bırakmıştır. Bu noktada sorun birkaç öğretmenin davranışı değil; onları kontrol etmeyen sistemin kendisidir. Ego Şiştikçe Eğitim Küçülüyor Ünlü sosyolog Zygmunt Bauman, modern toplumda bireylerin güvensizlik duygusunu otorite gösterisiyle telafi etmeye çalıştığını söyler. Kendini değersiz hisseden yetişkin; gücü olan yerde bunu sergiler. Bazı öğretmenlerin sınıfta bağırarak, aşağılayarak ya da küçük düşürerek varlık göstermesi pedagojik bir yöntem değil; psikolojik bir telafi mekanizmasıdır. Ama bedelini çocuklar öder. Terapi Odalarında Görülen Devlet Gerçeği Bugün psikologların ve klinik uzmanların odalarına gelen birçok danışanın ortak geçmişinde okul travmaları yer alıyor. Bu travmalar: • Özgüven eksikliği • Öfke kontrol sorunları • Otoriteyle sağlıksız ilişki • Şiddete eğilim • Başarıyı güçle eşitleme şeklinde karşımıza çıkıyor. Yani sınıfta yaşanan her psikolojik kırılma, yıllar sonra topluma bir sorun olarak geri dönüyor. Kamuya Açık Bir Çağrı: Öğretmenler Psikolojik Yeterlilikten Geçmeli Buradan özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor: Kamuda görev yapan tüm eğitim personeli, yalnızca akademik yeterlilikle değil; düzenli psikolojik değerlendirmelerle de denetlenmelidir. Nasıl ki pilotlar, polisler ve askerler psikolojik testlerden geçiyorsa; yüzlerce çocuğun ruhuna dokunan öğretmenler de bu süreçten geçmelidir. Bu bir cezalandırma değil; hem öğretmeni hem öğrenciyi koruma mekanizmasıdır. Çünkü öğretmen ruh sağlığı bozulmuşsa, sınıf bir eğitim alanı değil; travma alanına dönüşür. Sonuç: Gelecek Sınıfta Şekillenir Bir toplumun şiddet oranı sokakta değil, sınıfta başlar. Bir toplumun tahammül seviyesi mecliste değil, okul koridorlarında öğrenilir. Öğrenciyi rencide ederek büyüten sistem; ileride öfkeyi yönetemeyen bireyler üretir. Eğer bugün “neden bu kadar agresif bir toplum olduk?” diye soruyorsak, cevabın bir kısmı yıllar önceki sınıf tahtalarının önünde duruyor. Eğitim sadece müfredatla değil; insanla yapılır. Ve insan ruhu ihmal edildiğinde, diploma artar ama huzur azalır. Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

Sınıfta Kırılan Onur, Toplumda Patlayan Öfke: Görmezden Gelinen Bir Kamu Gerçeği

Sınıfta Kırılan Onur, Toplumda Patlayan Öfke: Görmezden Gelinen Bir Kamu Gerçeği Bir öğrenci bir fidandır; öğretmen ise onu büyüten bahçıvan… Bu romantik benzetme, eğitimin ideal yüzünü anlatır. Ancak bugün birçok terapi odasında karşımıza çıkan gerçek, bu tablonun giderek karardığını gösteriyor. Özellikle kamuda görev yapan bazı öğretmenlerin, “nasıl olsa memurum” rahatlığıyla sınıfı bir güç alanına çevirdiği; egosunu öğrencinin onuru üzerinden beslediği bir sistemle karşı karşıyayız. Bu durum yalnızca pedagojik bir sorun değildir. Bu, toplumsal bir travma üretim mekanizmasıdır. Sınıf: Gücün İlk Öğrenildiği Alan Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, okulu yalnızca bilgi aktarılan bir kurum değil, aynı zamanda “sembolik iktidarın” yeniden üretildiği bir alan olarak tanımlar. Öğretmen, sınıfta yalnızca ders anlatmaz; otoritenin nasıl kullanıldığını, gücün nasıl gösterildiğini ve itaatin nasıl üretildiğini de öğretir. Ne var ki otorite, rehberlikten kopup egoya dönüştüğünde eğitim alanı bir gelişim sahası olmaktan çıkar; psikolojik baskının ilk laboratuvarına dönüşür. Terapilerde sıkça karşımıza çıkan cümleler dikkat çekicidir: “Hocam beni herkesin içinde küçük düşürürdü.” “Sınıfta alay konusu yapıldım.” “Bir şey sorunca azarlanırdım.” Bu cümleler basit anılar değildir. Bunlar ilerleyen yıllarda öfke patlamalarına, güç gösterilerine ve şiddet eğilimlerine dönüşen psikolojik kırılmaların ilk izleridir. Bastırılan Çocuk, Patlayan Yetişkin Alman sosyolog Norbert Elias, uygarlık sürecinde bastırılan duyguların birikerek daha sonra kontrolsüz biçimde ortaya çıktığını söyler. Çocuklukta yaşanan aşağılanma, küçümsenme ve değersizlik hisleri; zamanla içselleşir ve yetişkinlikte ya saldırganlık ya da aşırı güç arayışı olarak kendini gösterir. Bugün sokakta, trafikte, sosyal hayatta gördüğümüz tahammülsüzlük ve şiddetin kökleri çoğu zaman çocukluk sınıflarına uzanır. Başarıyı “ezmekle”, otoriteyi “korkutmakla” öğrenen birey; ileride gücü de aynı dille konuşur. Kurumlar Kendini Korur, Bireyi Değil Alman sosyolog Niklas Luhmann’a göre kurumlar zamanla hizmet verdikleri insanlardan çok kendi devamlılıklarını korumaya odaklanır. Eğitim sistemi de bundan muaf değildir. Bugün birçok öğretmenin performansı, psikolojik yeterliliği ya da öğrenci üzerindeki etkisi neredeyse hiç denetlenmemektedir. “Devlet memuruyum, bana bir şey olmaz” algısı; bireysel sorumluluğun yerini kurumsal dokunulmazlığa bırakmıştır. Bu noktada sorun birkaç öğretmenin davranışı değil; onları kontrol etmeyen sistemin kendisidir. Ego Şiştikçe Eğitim Küçülüyor Ünlü sosyolog Zygmunt Bauman, modern toplumda bireylerin güvensizlik duygusunu otorite gösterisiyle telafi etmeye çalıştığını söyler. Kendini değersiz hisseden yetişkin; gücü olan yerde bunu sergiler. Bazı öğretmenlerin sınıfta bağırarak, aşağılayarak ya da küçük düşürerek varlık göstermesi pedagojik bir yöntem değil; psikolojik bir telafi mekanizmasıdır. Ama bedelini çocuklar öder. Terapi Odalarında Görülen Devlet Gerçeği Bugün psikologların ve klinik uzmanların odalarına gelen birçok danışanın ortak geçmişinde okul travmaları yer alıyor. Bu travmalar: • Özgüven eksikliği • Öfke kontrol sorunları • Otoriteyle sağlıksız ilişki • Şiddete eğilim • Başarıyı güçle eşitleme şeklinde karşımıza çıkıyor. Yani sınıfta yaşanan her psikolojik kırılma, yıllar sonra topluma bir sorun olarak geri dönüyor. Kamuya Açık Bir Çağrı: Öğretmenler Psikolojik Yeterlilikten Geçmeli Buradan özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor: Kamuda görev yapan tüm eğitim personeli, yalnızca akademik yeterlilikle değil; düzenli psikolojik değerlendirmelerle de denetlenmelidir. Nasıl ki pilotlar, polisler ve askerler psikolojik testlerden geçiyorsa; yüzlerce çocuğun ruhuna dokunan öğretmenler de bu süreçten geçmelidir. Bu bir cezalandırma değil; hem öğretmeni hem öğrenciyi koruma mekanizmasıdır. Çünkü öğretmen ruh sağlığı bozulmuşsa, sınıf bir eğitim alanı değil; travma alanına dönüşür. Sonuç: Gelecek Sınıfta Şekillenir Bir toplumun şiddet oranı sokakta değil, sınıfta başlar. Bir toplumun tahammül seviyesi mecliste değil, okul koridorlarında öğrenilir. Öğrenciyi rencide ederek büyüten sistem; ileride öfkeyi yönetemeyen bireyler üretir. Eğer bugün “neden bu kadar agresif bir toplum olduk?” diye soruyorsak, cevabın bir kısmı yıllar önceki sınıf tahtalarının önünde duruyor. Eğitim sadece müfredatla değil; insanla yapılır. Ve insan ruhu ihmal edildiğinde, diploma artar ama huzur azalır. Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.