Prof. Dr. Namık Kemal Okumuş
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Namık Kemal Okumuş
 

BİZDEN SÖYLEMESİ

Yüce Allah’ın güvenine layık olup, doğrudan muhatap aldığı yegâne varlık insandır. Onun bu tavrı, her şeyden evvel insanın birikimi ile ona olan güveni merkeze almaktadır. Belki de, dünyanın teslim edileceği tek varlık insanın olması, onun pozitif yönlerinin etkin bir şekilde devreye gireceğini öne almaktadır. Hatta bu kazanım, yaratılış değeri açısından bütün varlıklardan üstün olabileceğini devreye sokmaktadır. İşbu nedenden ötürüdür ki, var edilen her unsur, insanın bu niteliğine saygı göstermek suretiyle, olan ve olması gereken konusunda bilinçlendirilmiştir. İnsanı muhatap alan Yüce Tanrının onun hakikati bulma konusundaki tercihi, hasbelkader onun sağlıklı işleyen tasavvurundan neşet etmiştir. Bilindiği gibi, seçilen elçilerin eylem tarzlarını dikkate alan bu ifade, akleden insanın gelişim ve değişim tercihlerine katkı sunan vahyin sembolüdür. O kadar ki, bahsedilen işlem, Hz. Âdem’den başlayıp Hz. Peygamber’de nihayetlenen tebliğ, hatırlatma ve örneklik sürecinde beşer için önerilmiştir. Devreye giren bu teklif sayesinde hem görev tanımı hem de olası durum öne alınmıştır. Kalite açısından etkin olan beşer nezdinde her ikisinin de kabul edilebilir bir aşamayı işlevsel kılması, vahyin takva süreci olarak betimlediği varış noktasıdır. İşin farkında olan beşerin en değerli kazanımı, varlık yasasının duyurusunu yapar olmasıdır demek lazımdır. Belki de bu denli donanımlı bir varlığın hem muhataplığı ve dahi kalitesi, zaman içinde doğruya varılacak bir kabule de imkân sağlamaktadır. İşin bütünüyle farkında olan Hakk’ın, zaman zaman bu tercihten öte duranların bazı kabullerini de devreye almakla, insanı değil bazı insanları yanlış tutumlarından dolayı eleştirebilmiştir. Gelinen bu aşamanın insan cinsinin kalite baremi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.  Öteden beri bilindiği veçhile, hem Yüce Allah hem de O’nun en donanımlı varlığı olan insan, mutlak surette olması gerekeni devreye sokan sağlıklı bir tercihle hayata tutunmaktadır. Onun bu donanımı, muhatap kılınan insanın kendisine ulaşan her durumda eleştirel bir yaklaşımı merkeze aldıktan sonra, onu değerli kılan kabul veya redde imkân tanıdığı bilinmektedir. Hem güveni hem de birikimi devreye sokan bu tercih, insan denilen muhatabın kendisine ulaşan her şeyi ilkesel bazda elimine edeceğini göstermektedir. Gelinen bu noktada, her çağda muhatap kılınan beşerin, kendisinden önceki kabulleri ezber cinsine almayıp, değerlendirme kümesine dâhil etmesi beklenmektedir. Hakikatin keşfi ve dahi doğrunun pratikliği konusunda insana güveni öne alan yegâne varlık, Yüce Allah’tır. O’nun bu dayanışması, dünyanın emanet edildiği varlık olan insanın kalitesiyle eş değer bir aşama olsa gerektir. Belki de sistematik oluşumun farkında olan Yüce Allah’ın bu yaklaşımı, kendi kalitesinden haberdar olan insanı merkeze çekerken, aynı zamanda onun üretimlerini de işlevsel kılacaktır. Hatta her iki konumda devrede olan güven hususu, Tanrı için olması gerekeni, insan için de olacakları merkeze taşıyacaktır. Böylelikle, varlığın en değerli aşamasında yol alan beşerin yeteneğini devreye alan her tercih, onun kabiliyetine ulaşıp medeniyet inşâ ettiği sağlıklı bir kazanıma dahi kapı aralayacaktır. Yine ifade etmek evladır ki, doğrudan muhatap kılınan tek varlık olan insanın dokunuşları, kendisine hatırlatma bazında işlevsel kılınan metne güveni dengeler bir yapıda tezâhür etmektedir. Onun bu kazanımı, zaman içinde medeniyet kuran bir aşamayı dahi öne almış gibidir. Hatta yaratılış teorisi bağlamında güven duyulan tek varlık olan insanın böylesi etkinlikleri merkeze taşıyan ender varlık olması, adeta varlık tasarrufunu öne alan bir güveni de işlevsel kılmaktadır. Kaliteyi merkeze taşıyan bu tercihin zaman içinde kendisine olan güven ile saygıyı yaşanan bir yeteneğe çevirdiği kuşkusuzdur. O yüzdendir ki, Cennet gibi değerli bir yer olan dünyada halk edilen insanın, yine Cennet gibi bir ödülle uzun süren yaşamı pozitifleştireceği ifade edilebilir. Hakikatin yegâne tasvircisi durumunda olan Yüce Allah, bu durumdan haberdar olabilecek tek varlık olan insanı muhatap kabul etmiştir. O’nun bu tercihi, insan özelinde olması gerekenleri devreye sokan bir seviyeyi haber vermektedir. Gelinen bu aşamanın ise, yaratılış üstünlüğü, uygulama seçkinliği ve ödül hak edişi gibi üç standardı da öne alacağı öncelenmelidir. Mamafih, olası kabiliyetlere yatkın halk edilen insanın, zaman içinde akıl, zekâ ve iradesi sayesinde son derece farklı boyutları da etkinleştiren değerli bir konum sahibidir. Belki de insanın bu kabiliyet şeması, hem Cenâb-ı Hakk’ın, hem de şeytan hariç olmak üzere diğer bütün varlıkların güvenini öne alacaktır. Yaşayan bir değer olan insan, olacağı tahmin eden bir kümede halk edilmiştir. Üstelik bu kabiliyet, bahsedilen yeteneğin Allah’ın sonsuz bir sıfatı olduğundan da haberdardır. İşbu kazanım sonrasında hem olanı hem de olacağı fark eden insanın; dünden ders almak koşuluyla günü inşâ edip, yarına da sağlıklı temsiliyetler devredeceği kuşkusuzdur. Binaenaleyh, sistematik davranışı benimseyen ender varlık olan insanın bu döngüsü, hemen her aşamada öne alınan bir kabiliyet olmasının yanında, beşerin seçkin kılınan yeteneğine de ulaşacağını önceleyecektir. Ve dahi bu süreç, şahit olduğu her aşamada akletme yeteneğini devreye sokup sorgulayabilen etkin bir varlığı merkeze taşıyacaktır. Tabiidir ki, onunu bu kazanımı, düşünen yegâne varlık olan beşerin domine edilen yeteneği sayesinde sistemleşebilecektir. Gelinen bu aşamada tedarik edilecek en değerli vasıf, yaratılan her varlık kümesinde insan denilen muhatabın seviyesini aşabilen diğer bir muhatabın halk edilmediğidir. O yüzden de, adeta robotik bir yaratılışa devredilemeyen insanın, zaman içinde kendine seçtiği tercihler yüzünden en aşağıda dahi yer alabilecek bir kabiliyeti olmamalıdır. Adeta, simetrik olarak yüze ulaşma şansı olan insanın, iradî tercihleri sonrasında sıfıra düşen bir kabulü devreye sokarak, şeytandan aşağı olan bir kabulü işlevsel kılabileceği unutulmamalıdır. Onun bu yaklaşımının pratikliğin aşamalarını devreden bir seçkiye yakın durması, yine ona olan güvenin içeriğinden de haberdar olunabileceğini merkeze taşımaktadır. Muhatap varlığın yegâne unsuru olan insan, kabiliyetini öne alan çağrıyı anlamlı kılan güçlü bir donanıma sahiptir. Onun bu yönü, olası yetenekleri işlevsel kılan irade yeteneğini de makbûl hâle getirmektedir. Belki de, sonsuz imkânları değerlendirebilen bu yetenek, yaratılan en seçkin varlığın haberini veren duyuruların da nakilcisi gibidir. O kadar ki, sağlıklı muhataplık kümesinde kendi çapında sadece takipçi olmayı devreden çıkaran bu kabiliyet; hem örnek alan, hem de örneklik sunan en değerli varlığı hayata taşımakta gibidir. Böylesi donanımların etkin kabiliyete fırsat tanıması, hemen her durumda olası yanlış ile muhtemel hatayı devre dışına alabilecek varlık olan insandan haber vermektedir. Muhataba güveni önceleyen her aşama, en değerli muhatap olan insanın kabiliyetini haber vermektedir. Gelinen bu noktanın, olabilecek her kabul ve değişimi sistematik hâle getireceği ortadadır. Öyle ki, dünden yarına taşınabilecek olan bu tercihler, örnek alınabilecek yegâne varlık olan insanı robotik tasarruftan kurtardığı ortadadır. Dünden güne taşınan, günden de yarına aktarılan sağlıksız kabullerin adeta dindarlaşma sürecinde öne alınması, muhatap varlığı adeta ezberci aşamaya naklederek; yol açan değil, kendisine sunulan yolda ilerleyen bir kişiliğe dönüştürecektir. Gelinen bu noktanın ise, adeta yaşanan kabullere muhalif duran elçilerin tercihlerini devre dışına aldığı gerçekliğini işlevsiz kılmakta gibidir. İlahî tasarrufun önerisine göre, dünya hayatının maksimim erki insanoğludur. Onun bu donanımı, her şeyden evvel seçkinliği üzerinden işlevsel kılınmıştır. Bu duyarlılığın hayata taşınabilecek bir yeteneğe imkân sunması, akleden insanın kabulüne değer vermesinden sonra makbul hale gelebilmiştir. Hatta daha önceki süreçlerin gelişim ve değişimi öne alamayan bir yaşanmışlık olması, adeta son elçiyle birlikte iradeyi öne alan bir tasarrufun merkeze alınmasını öncelemiştir. Dün itibariyle öyküden beslenen dindarlıkların, gelişen zamanda sağlıklı süreçlere taşınan somut kazanımları öne aldığı kuşkusuzdur. İşin farkında olan bizler için, adeta yaşanan gerçeklikleri haber veren kıssalardan ders alınması, sağlıklı din kabulünü besleyen yegâne kazanım olan ilkesel tutarlılığın öne geçmesini temin etmelidir.  Gelinen bu noktanın ise, robotik tekrardan ibaret olan grupçuluktan ziyade, hakikati araştıran insanı besleyen değerli bir aşama olacağını haber vermektedir. Yine belirtmek lazımdır ki, Kur’an’ın insana hatırlattığı öğe, ondan istenen hemen her aşamayı pozitif kılacağı yetenek olsa gerektir. Gerek Yüce Allah, gerekse de muhatap kılınan insanın bu isteği, hem yaratılış, hem de muhataplık konumunda olanlar için son derece güvenli bir tercihtir demek lazımdır. İnsanın olası hesabının ana tarzını meydana getiren bu vasıflar, vahiy özelinde bizden söylemesi edimini de öne aldığı bilinmelidir. O yüzden de; melek, cin, şeytan ve diğer bütün varlıklardan üstün bir donanıma sahip olan insanoğlunun Yüce Allah’ın güvenine layık olabileceğini kabul etmek, yaratılan varlık içinde doğrudan muhatap kabul edilen beşerden bahseder gibidir.  Netice-i kelâm babında ifade etmek evladır ki, kabul edilen dindarlık ölçeğinde merkezde iş gören insan, yaşanan pratikten sonra kalıcı olan örnekliği de devreye sokabilmektedir. Onun bu tercihi, kendisini değerli kılan hemen her olasılığı dahi öne alır bir tarzda iş görebilecektir. Hem muhataplığın hem de sorumluluğun en değerli aşaması, insanın bu yeteneğinin hâkim bir unsur olmasıdır. Üstelik onun bu vasfı, Yüce Allah’tan sonra var kılınan en makbûl seviye olsa gerektir. Gelinen bu aşamanın ise, yegâne sorumlu varlık olan insan nezdinde hem yükümlülük ve hem de müjdeleyici bir haber olduğunu akıldan çıkarmamak lazımdır.
Ekleme Tarihi: 18 Nisan 2023 - Salı

BİZDEN SÖYLEMESİ


Yüce Allah’ın güvenine layık olup, doğrudan muhatap aldığı yegâne varlık insandır. Onun bu tavrı, her şeyden evvel insanın birikimi ile ona olan güveni merkeze almaktadır. Belki de, dünyanın teslim edileceği tek varlık insanın olması, onun pozitif yönlerinin etkin bir şekilde devreye gireceğini öne almaktadır. Hatta bu kazanım, yaratılış değeri açısından bütün varlıklardan üstün olabileceğini devreye sokmaktadır. İşbu nedenden ötürüdür ki, var edilen her unsur, insanın bu niteliğine saygı göstermek suretiyle, olan ve olması gereken konusunda bilinçlendirilmiştir.
İnsanı muhatap alan Yüce Tanrının onun hakikati bulma konusundaki tercihi, hasbelkader onun sağlıklı işleyen tasavvurundan neşet etmiştir. Bilindiği gibi, seçilen elçilerin eylem tarzlarını dikkate alan bu ifade, akleden insanın gelişim ve değişim tercihlerine katkı sunan vahyin sembolüdür. O kadar ki, bahsedilen işlem, Hz. Âdem’den başlayıp Hz. Peygamber’de nihayetlenen tebliğ, hatırlatma ve örneklik sürecinde beşer için önerilmiştir. Devreye giren bu teklif sayesinde hem görev tanımı hem de olası durum öne alınmıştır. Kalite açısından etkin olan beşer nezdinde her ikisinin de kabul edilebilir bir aşamayı işlevsel kılması, vahyin takva süreci olarak betimlediği varış noktasıdır.
İşin farkında olan beşerin en değerli kazanımı, varlık yasasının duyurusunu yapar olmasıdır demek lazımdır. Belki de bu denli donanımlı bir varlığın hem muhataplığı ve dahi kalitesi, zaman içinde doğruya varılacak bir kabule de imkân sağlamaktadır. İşin bütünüyle farkında olan Hakk’ın, zaman zaman bu tercihten öte duranların bazı kabullerini de devreye almakla, insanı değil bazı insanları yanlış tutumlarından dolayı eleştirebilmiştir. Gelinen bu aşamanın insan cinsinin kalite baremi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. 
Öteden beri bilindiği veçhile, hem Yüce Allah hem de O’nun en donanımlı varlığı olan insan, mutlak surette olması gerekeni devreye sokan sağlıklı bir tercihle hayata tutunmaktadır. Onun bu donanımı, muhatap kılınan insanın kendisine ulaşan her durumda eleştirel bir yaklaşımı merkeze aldıktan sonra, onu değerli kılan kabul veya redde imkân tanıdığı bilinmektedir. Hem güveni hem de birikimi devreye sokan bu tercih, insan denilen muhatabın kendisine ulaşan her şeyi ilkesel bazda elimine edeceğini göstermektedir. Gelinen bu noktada, her çağda muhatap kılınan beşerin, kendisinden önceki kabulleri ezber cinsine almayıp, değerlendirme kümesine dâhil etmesi beklenmektedir.
Hakikatin keşfi ve dahi doğrunun pratikliği konusunda insana güveni öne alan yegâne varlık, Yüce Allah’tır. O’nun bu dayanışması, dünyanın emanet edildiği varlık olan insanın kalitesiyle eş değer bir aşama olsa gerektir. Belki de sistematik oluşumun farkında olan Yüce Allah’ın bu yaklaşımı, kendi kalitesinden haberdar olan insanı merkeze çekerken, aynı zamanda onun üretimlerini de işlevsel kılacaktır. Hatta her iki konumda devrede olan güven hususu, Tanrı için olması gerekeni, insan için de olacakları merkeze taşıyacaktır. Böylelikle, varlığın en değerli aşamasında yol alan beşerin yeteneğini devreye alan her tercih, onun kabiliyetine ulaşıp medeniyet inşâ ettiği sağlıklı bir kazanıma dahi kapı aralayacaktır.
Yine ifade etmek evladır ki, doğrudan muhatap kılınan tek varlık olan insanın dokunuşları, kendisine hatırlatma bazında işlevsel kılınan metne güveni dengeler bir yapıda tezâhür etmektedir. Onun bu kazanımı, zaman içinde medeniyet kuran bir aşamayı dahi öne almış gibidir. Hatta yaratılış teorisi bağlamında güven duyulan tek varlık olan insanın böylesi etkinlikleri merkeze taşıyan ender varlık olması, adeta varlık tasarrufunu öne alan bir güveni de işlevsel kılmaktadır. Kaliteyi merkeze taşıyan bu tercihin zaman içinde kendisine olan güven ile saygıyı yaşanan bir yeteneğe çevirdiği kuşkusuzdur. O yüzdendir ki, Cennet gibi değerli bir yer olan dünyada halk edilen insanın, yine Cennet gibi bir ödülle uzun süren yaşamı pozitifleştireceği ifade edilebilir.
Hakikatin yegâne tasvircisi durumunda olan Yüce Allah, bu durumdan haberdar olabilecek tek varlık olan insanı muhatap kabul etmiştir. O’nun bu tercihi, insan özelinde olması gerekenleri devreye sokan bir seviyeyi haber vermektedir. Gelinen bu aşamanın ise, yaratılış üstünlüğü, uygulama seçkinliği ve ödül hak edişi gibi üç standardı da öne alacağı öncelenmelidir. Mamafih, olası kabiliyetlere yatkın halk edilen insanın, zaman içinde akıl, zekâ ve iradesi sayesinde son derece farklı boyutları da etkinleştiren değerli bir konum sahibidir. Belki de insanın bu kabiliyet şeması, hem Cenâb-ı Hakk’ın, hem de şeytan hariç olmak üzere diğer bütün varlıkların güvenini öne alacaktır.
Yaşayan bir değer olan insan, olacağı tahmin eden bir kümede halk edilmiştir. Üstelik bu kabiliyet, bahsedilen yeteneğin Allah’ın sonsuz bir sıfatı olduğundan da haberdardır. İşbu kazanım sonrasında hem olanı hem de olacağı fark eden insanın; dünden ders almak koşuluyla günü inşâ edip, yarına da sağlıklı temsiliyetler devredeceği kuşkusuzdur. Binaenaleyh, sistematik davranışı benimseyen ender varlık olan insanın bu döngüsü, hemen her aşamada öne alınan bir kabiliyet olmasının yanında, beşerin seçkin kılınan yeteneğine de ulaşacağını önceleyecektir. Ve dahi bu süreç, şahit olduğu her aşamada akletme yeteneğini devreye sokup sorgulayabilen etkin bir varlığı merkeze taşıyacaktır. Tabiidir ki, onunu bu kazanımı, düşünen yegâne varlık olan beşerin domine edilen yeteneği sayesinde sistemleşebilecektir.
Gelinen bu aşamada tedarik edilecek en değerli vasıf, yaratılan her varlık kümesinde insan denilen muhatabın seviyesini aşabilen diğer bir muhatabın halk edilmediğidir. O yüzden de, adeta robotik bir yaratılışa devredilemeyen insanın, zaman içinde kendine seçtiği tercihler yüzünden en aşağıda dahi yer alabilecek bir kabiliyeti olmamalıdır. Adeta, simetrik olarak yüze ulaşma şansı olan insanın, iradî tercihleri sonrasında sıfıra düşen bir kabulü devreye sokarak, şeytandan aşağı olan bir kabulü işlevsel kılabileceği unutulmamalıdır. Onun bu yaklaşımının pratikliğin aşamalarını devreden bir seçkiye yakın durması, yine ona olan güvenin içeriğinden de haberdar olunabileceğini merkeze taşımaktadır.
Muhatap varlığın yegâne unsuru olan insan, kabiliyetini öne alan çağrıyı anlamlı kılan güçlü bir donanıma sahiptir. Onun bu yönü, olası yetenekleri işlevsel kılan irade yeteneğini de makbûl hâle getirmektedir. Belki de, sonsuz imkânları değerlendirebilen bu yetenek, yaratılan en seçkin varlığın haberini veren duyuruların da nakilcisi gibidir. O kadar ki, sağlıklı muhataplık kümesinde kendi çapında sadece takipçi olmayı devreden çıkaran bu kabiliyet; hem örnek alan, hem de örneklik sunan en değerli varlığı hayata taşımakta gibidir. Böylesi donanımların etkin kabiliyete fırsat tanıması, hemen her durumda olası yanlış ile muhtemel hatayı devre dışına alabilecek varlık olan insandan haber vermektedir.
Muhataba güveni önceleyen her aşama, en değerli muhatap olan insanın kabiliyetini haber vermektedir. Gelinen bu noktanın, olabilecek her kabul ve değişimi sistematik hâle getireceği ortadadır. Öyle ki, dünden yarına taşınabilecek olan bu tercihler, örnek alınabilecek yegâne varlık olan insanı robotik tasarruftan kurtardığı ortadadır. Dünden güne taşınan, günden de yarına aktarılan sağlıksız kabullerin adeta dindarlaşma sürecinde öne alınması, muhatap varlığı adeta ezberci aşamaya naklederek; yol açan değil, kendisine sunulan yolda ilerleyen bir kişiliğe dönüştürecektir. Gelinen bu noktanın ise, adeta yaşanan kabullere muhalif duran elçilerin tercihlerini devre dışına aldığı gerçekliğini işlevsiz kılmakta gibidir.
İlahî tasarrufun önerisine göre, dünya hayatının maksimim erki insanoğludur. Onun bu donanımı, her şeyden evvel seçkinliği üzerinden işlevsel kılınmıştır. Bu duyarlılığın hayata taşınabilecek bir yeteneğe imkân sunması, akleden insanın kabulüne değer vermesinden sonra makbul hale gelebilmiştir. Hatta daha önceki süreçlerin gelişim ve değişimi öne alamayan bir yaşanmışlık olması, adeta son elçiyle birlikte iradeyi öne alan bir tasarrufun merkeze alınmasını öncelemiştir. Dün itibariyle öyküden beslenen dindarlıkların, gelişen zamanda sağlıklı süreçlere taşınan somut kazanımları öne aldığı kuşkusuzdur. İşin farkında olan bizler için, adeta yaşanan gerçeklikleri haber veren kıssalardan ders alınması, sağlıklı din kabulünü besleyen yegâne kazanım olan ilkesel tutarlılığın öne geçmesini temin etmelidir. 
Gelinen bu noktanın ise, robotik tekrardan ibaret olan grupçuluktan ziyade, hakikati araştıran insanı besleyen değerli bir aşama olacağını haber vermektedir. Yine belirtmek lazımdır ki, Kur’an’ın insana hatırlattığı öğe, ondan istenen hemen her aşamayı pozitif kılacağı yetenek olsa gerektir. Gerek Yüce Allah, gerekse de muhatap kılınan insanın bu isteği, hem yaratılış, hem de muhataplık konumunda olanlar için son derece güvenli bir tercihtir demek lazımdır. İnsanın olası hesabının ana tarzını meydana getiren bu vasıflar, vahiy özelinde bizden söylemesi edimini de öne aldığı bilinmelidir. O yüzden de; melek, cin, şeytan ve diğer bütün varlıklardan üstün bir donanıma sahip olan insanoğlunun Yüce Allah’ın güvenine layık olabileceğini kabul etmek, yaratılan varlık içinde doğrudan muhatap kabul edilen beşerden bahseder gibidir. 
Netice-i kelâm babında ifade etmek evladır ki, kabul edilen dindarlık ölçeğinde merkezde iş gören insan, yaşanan pratikten sonra kalıcı olan örnekliği de devreye sokabilmektedir. Onun bu tercihi, kendisini değerli kılan hemen her olasılığı dahi öne alır bir tarzda iş görebilecektir. Hem muhataplığın hem de sorumluluğun en değerli aşaması, insanın bu yeteneğinin hâkim bir unsur olmasıdır. Üstelik onun bu vasfı, Yüce Allah’tan sonra var kılınan en makbûl seviye olsa gerektir. Gelinen bu aşamanın ise, yegâne sorumlu varlık olan insan nezdinde hem yükümlülük ve hem de müjdeleyici bir haber olduğunu akıldan çıkarmamak lazımdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.