Prof. Dr. Namık Kemal Okumuş
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Namık Kemal Okumuş
 

ŞÜPHEYE DÜŞMEYEN İNSANIN SEÇKİNLİĞİ

Kaliteli donanımla yaratılan insanın merak edeceği şeyler, sürekli bir tarzda onu besleyen kazanım hükmündedir. O yüzdendir ki, araştırma ve merak ile şüphenin farklı teşebbüslerden olduğu da kuşkusuzdur. Her üçünün de besleyici olan vasfına ulaşabilme adına akleden insanın katkısının merkeze alınması da zorunlu gözükmektedir. Ve dahi, Yüce Allah’ın normal eğilim durumunda olan bu tarzı merkeze alarak insan denilen donanımlı varlığı yaratması, varlık felsefesinin ulaşabileceği en sağlıklı tasarım olsa gerektir. Dinsel önergelerin esasında geçerli olan tespit, insanın günâh işleyen, ardından da yapıp ettiği yanlış ve de eksik şeyler konusunda özür dileyip ondan uzaklaşabilen bir varlık olması seçeneğidir. Bu yüzdendir ki, olası donanım ve nitelik gereği robotik halk edilişle meydana çıkan günâh işlemeyen varlık durumundaki melek ile sadece yanlışı merkeze alan şeytan bazında öne geçebileceği yegâne varlık insanoğludur. Onların bu yapısıdır ki, aktive edilen robotik veçheler gereği asla ve kata insanoğluyla mukabele edebilecek bir yeteneğe de sahip kılınmamışlardır. Yaradılış teorisi kapsamında görünecek olan en değerli teşhis, daha ilk aşamada dünya özelinde yaratılan varlık olan insanın ona emanet edilen yaşamı etkin kılabileceği hususudur. Uzun zamandır tecrübe edilen basamaklar nezdindedir ki, yalnızca bu donanımla yaşama dokunabilecek durumda iş gören insanın olacağından da emin durumdayız.  Ve dahi, daha işin başında potansiyel yetenek bazında öne çıkabilecek yegâne varlığın yetenek ve irade sahibi insan olduğundan asla ve kata şüphe duyulmamalıdır. Ayrıca, ona verilen üstün yetenek sayesinde merkeze taşınmakla kalmayıp, iş tutan beşer aktivitesine kapı aralayan insanın değer kümesinde rakibi de bulunmamaktadır. Sadece dünya hayatında değil, öte dünya konseptinde de düşünce üretebilen insanın emanetine sunulan her yaratılış unsurunun, neticede onun donanımları gereği yaşamsal kaliteye yakın duracağı da ötelenmemelidir.  Aktif olan tercihler gereği eylemsel duruma taşınan günâh ya da sevap bazında insanı diğer varlıkların önüne taşıyan durum, beşerî donanımı değerli kılan seçenek kümesi olsa gerektir. İradesel tercih aşamasında olası donanımları eyleme taşıyabilen tek varlığın insan olması, organsal kazanım durumunda olan akıl ve zekânın insanî donanım vasfı olmasından öteye geçilemeyeceğini de merkeze taşımaktadır. Adeta beşerin asıl organları durumunda hayta taşınan akıl, zekâ ve irade gibi yetenekler, pozitif manada aktif edilmediği sürece insanı merkeze taşıyan bir özelliğe de dönüşemeyecektir.  Bu yüzdendir ki, dile getirilen Tanrısal sunumları gereği büyük oranda işin farkında olan vahyin akıl ve zekâ organını değil, iradî tercihe kapı aralayan akletme kapasitesini eylemsel kılan kabullerden yana durduğu da şüphesiz görünmektedir. Kendisine sunulan ile olanı tespit bağlamında asla ve kata şüpheye düşmeyen insanın olacağı tezi, işin başında bu yaşamsal modeli devreye sokan Hakk Teâla’nın güven duyduğu bir seçim hükmündedir. O’nun bu tercihidir ki, yaratılan varlık özelinde en değerli seçim, iradî yetkinliği olan insana dönük hazırlanmıştır.  Hemen hemen pozitif katkısı gereği medeniyet seviyesine ulaşabilen tek ortamın dünya hayatı olabileceği ve dahi olduğu yabana atılmamalıdır. Kanaatimizce, kaliteye ulaşabilme adına sıfır ile yüz arasında gidip gelen bu sarkacın her iki tarafında yer edinen tek varlık insanoğludur. Şeytanın 0-20 arasında, meleğin 20-80 arasından iş görmesine mukabil olarak, insanın ise 0-100 arasında gidip gelebildiğinden haberdar olursak, daha yaratma teorisi kapsamında işi devralan Yüce Tanrı’nın bize olan güven duygusundan da haberdar olabiliriz.   Bazı kesimlerce etkin durumda olan Tanrısal öneri kapsamında ele alınmasa dahi, dünya hayatının adalet üzere taltif edilmesinin, kaliteyi hayata taşıyan insan özelinde her daim öne alınan bir seçenek olduğu kuşkusuzdur. Yine, yaşanan tecrübelerin peşi sıra tez elden bilindiği ölçüde, insanın asıl kazanımı hükmünde ilan edilen değerli olma seçeneği olası kalite hesabının en görünür durumdaki basamağıdır. Böylelikle, yaşanan hayata kolaylıkla taşınabilen durumdaki takva bilincinin de yaşamsal pratiğe dokunan etkinliklerce tedarik edildiği tespiti, sorumlu varlık durumundaki insan özelinde sıklıkla merkeze alınmalıdır.  Dünya hayatının emanet edildiği güçlü varlık konumunda olan insanın olası gereklilikler konusunda şüpheye düşmeyen varlık olması, daha yaratılma aşamasında ona duyulan güvenin sigortası hükmündedir. Bu açıdandır ki, kapasite gereği diğer varlıkların önünde insanı yaratan iradenin onun akıbetinden de haberdar olacağı hususu; kalite, donanım ve görev süreciyle yaşama tutunan insan özelinde reddedilebilecek bir tercih kümesi olmamalıdır.  Belki de sırf bu yüzden, öte dünya denilen Âhiret hayatının bile dünya özelinde aktif olan ya da olmayan tercihleri değerlendirme kümesi olacağı yakinen bilinmelidir.  Bu şekliyledir ki, hem Tanrısal kabule, hem de iyi işler seçeneğine yatkın varlık olarak halk edilen insanın olası seçkinliği ve dahi güveni mesabesinde olan aşama, onun dünya ortamındaki gerekliliğe yakın duran tercihleri olsa gerektir. Üstelik onu merkeze taşıyan bu yeteneğin Tanrısal güvenin yanında, varlıksal itaate de yakın duracağı açıkça gözükmektedir. Onun tercih ve de kazanımına yol veren bu seçkinlik halinin de, işin başında emanet edilen dünya hayatını medeniyete taşıyabilen yaklaşım olduğu da şüphesizdir.  Muhatap varlığın donanımları gereği yakinen bilindiği veçhile, öteden beri bahis konusu edilen seçkinlik erdemi, daha ilk insan olan kişiler özelinde devreye alınan Hak Din olgusunun zorunlu haline de fırsat vermektedir. Peşinen de, insanî tercih ve de olası kazanım gereği zirveye yakın durabilen seçeneklerin beşerin hayatını medeniyete dâhil ettiği yakinen görünebilmektedir. O yüzdendir ki, Cenâb-ı Hakkın asıl muhatabı durumunda olan insanın donanım, kalite ve üretimlerini görebilme adına işe koyulmanın vasfı sıklıkla devreye girmelidir.  Donanım, sorumluluk ve kalite adına insanı öne alan esas tercihler, yaratılan varlıklar arasında görev bilincini taşıyabilen varlık olan insan nezdinde gerçekleşebilmektedir. Halk edilen bütün varlık özelinde onu merkeze taşıyan bu unsurdur ki, daha işin başında Tanrısal güveni hak ettiğini de kolaylıkla devreye almaktadır. Belki de sırf bu yüzdendir ki, olası varlığın bütünüyle halk edildiği Kâinat ölçeğinde milyarlarca yıldır var olan diğer varlıkların iradî tercih ve üretimden çok, olası seçeneği devre dışına alan esaslı görevlerini ihdas eden yaratıklar olması seçeneğini yeniden ele almanın gereği de ortada durmaktadır.  Değer, kalite ve seçkinlik aşamasında akleden insan tarafından kolaylıkla ulaşılabilecek olan ilk basamak, kendisini merkeze alan donanımlarından haberdar olması gibi gözükmektedir. Onun bu vasfıdır ki, daha proje aşamasında dahi kıskançlığa vesile olan durumları tespit eden Tanrısal bildirimlerle gündeme gelmiştir. Kısa zaman zarfında devre dışına alınan ikna süreciyle birlikte insanı değerli kılan hususların da aktive edildiği açıkça ortada durmaktadır. Sadece dünya hayatında değil, öte dünya âleminde de aktifleşecek olan bu tutumun insanı merkeze alan bir tarza tekabül ettiği de açıkça gözlenmektedir.  Doğrudan muhatap alınan insana Tanrısal dokunuş sadedinde merkeze taşınan esaslı unsur, hakikate ulaşabilme sürecinde aktif seçenek durumundaki gerçeği keşfedebilme yeteneği olsa gerektir. Binaenaleyh, yaşamsal tercihler üzerinden aktarılan vahiy konteksinde haber konusu edilen uyarı bahislerinin de, muhatap nezdinde öğretici örneklik bazında seçilen elçiler aracılığıyla da işleme dâhil edilmekte olduğu yakinen bilinmektedir. Hatta muhatabın seçeneklerini dikkate alan olası sunum nezdinde devreye alınan bu tercihin son elçi ve de son insana dek aynı kazanıma fırsat sunabilen önerilerle bezenmiş olduğu imajı da kolaylıkla reddedebilecek durumdaki tecrübe kümesi de değildir. Kur’an ölçeğinde açıkça eleştiriye tabi tutulan yaklaşımların genel manada insanı değil, özel manada eleştiri konusu edilen tutumların sahiplerini deşifre ettiği açıkça gözükmektedir. Yanlış ve de eksik dindarlık ölçeğinin insanı aşağılarken öne aldığı bu tespitlerin sadece ve sadece kötülüğü davranış haline getiren kesimi ilgilendirdiği hususu da açıkça ortada gözükmektedir. Öğretici olan vasıf gereği muhatabın kendisini değil, kötü olan eylemi deşifre eden bu değinilerin zaman içinde devre dışına alınabileceğine olan güven, dilsel ifadeyle haber veren Yüce Allah’ın kesinleşebilen taktik önerisi gibi durmaktadır.
Ekleme Tarihi: 09 Temmuz 2023 - Pazar

ŞÜPHEYE DÜŞMEYEN İNSANIN SEÇKİNLİĞİ


Kaliteli donanımla yaratılan insanın merak edeceği şeyler, sürekli bir tarzda onu besleyen kazanım hükmündedir. O yüzdendir ki, araştırma ve merak ile şüphenin farklı teşebbüslerden olduğu da kuşkusuzdur. Her üçünün de besleyici olan vasfına ulaşabilme adına akleden insanın katkısının merkeze alınması da zorunlu gözükmektedir. Ve dahi, Yüce Allah’ın normal eğilim durumunda olan bu tarzı merkeze alarak insan denilen donanımlı varlığı yaratması, varlık felsefesinin ulaşabileceği en sağlıklı tasarım olsa gerektir.
Dinsel önergelerin esasında geçerli olan tespit, insanın günâh işleyen, ardından da yapıp ettiği yanlış ve de eksik şeyler konusunda özür dileyip ondan uzaklaşabilen bir varlık olması seçeneğidir. Bu yüzdendir ki, olası donanım ve nitelik gereği robotik halk edilişle meydana çıkan günâh işlemeyen varlık durumundaki melek ile sadece yanlışı merkeze alan şeytan bazında öne geçebileceği yegâne varlık insanoğludur. Onların bu yapısıdır ki, aktive edilen robotik veçheler gereği asla ve kata insanoğluyla mukabele edebilecek bir yeteneğe de sahip kılınmamışlardır.
Yaradılış teorisi kapsamında görünecek olan en değerli teşhis, daha ilk aşamada dünya özelinde yaratılan varlık olan insanın ona emanet edilen yaşamı etkin kılabileceği hususudur. Uzun zamandır tecrübe edilen basamaklar nezdindedir ki, yalnızca bu donanımla yaşama dokunabilecek durumda iş gören insanın olacağından da emin durumdayız. 
Ve dahi, daha işin başında potansiyel yetenek bazında öne çıkabilecek yegâne varlığın yetenek ve irade sahibi insan olduğundan asla ve kata şüphe duyulmamalıdır. Ayrıca, ona verilen üstün yetenek sayesinde merkeze taşınmakla kalmayıp, iş tutan beşer aktivitesine kapı aralayan insanın değer kümesinde rakibi de bulunmamaktadır. Sadece dünya hayatında değil, öte dünya konseptinde de düşünce üretebilen insanın emanetine sunulan her yaratılış unsurunun, neticede onun donanımları gereği yaşamsal kaliteye yakın duracağı da ötelenmemelidir.
 Aktif olan tercihler gereği eylemsel duruma taşınan günâh ya da sevap bazında insanı diğer varlıkların önüne taşıyan durum, beşerî donanımı değerli kılan seçenek kümesi olsa gerektir. İradesel tercih aşamasında olası donanımları eyleme taşıyabilen tek varlığın insan olması, organsal kazanım durumunda olan akıl ve zekânın insanî donanım vasfı olmasından öteye geçilemeyeceğini de merkeze taşımaktadır. Adeta beşerin asıl organları durumunda hayta taşınan akıl, zekâ ve irade gibi yetenekler, pozitif manada aktif edilmediği sürece insanı merkeze taşıyan bir özelliğe de dönüşemeyecektir. 
Bu yüzdendir ki, dile getirilen Tanrısal sunumları gereği büyük oranda işin farkında olan vahyin akıl ve zekâ organını değil, iradî tercihe kapı aralayan akletme kapasitesini eylemsel kılan kabullerden yana durduğu da şüphesiz görünmektedir. Kendisine sunulan ile olanı tespit bağlamında asla ve kata şüpheye düşmeyen insanın olacağı tezi, işin başında bu yaşamsal modeli devreye sokan Hakk Teâla’nın güven duyduğu bir seçim hükmündedir. O’nun bu tercihidir ki, yaratılan varlık özelinde en değerli seçim, iradî yetkinliği olan insana dönük hazırlanmıştır. 
Hemen hemen pozitif katkısı gereği medeniyet seviyesine ulaşabilen tek ortamın dünya hayatı olabileceği ve dahi olduğu yabana atılmamalıdır. Kanaatimizce, kaliteye ulaşabilme adına sıfır ile yüz arasında gidip gelen bu sarkacın her iki tarafında yer edinen tek varlık insanoğludur. Şeytanın 0-20 arasında, meleğin 20-80 arasından iş görmesine mukabil olarak, insanın ise 0-100 arasında gidip gelebildiğinden haberdar olursak, daha yaratma teorisi kapsamında işi devralan Yüce Tanrı’nın bize olan güven duygusundan da haberdar olabiliriz.  
Bazı kesimlerce etkin durumda olan Tanrısal öneri kapsamında ele alınmasa dahi, dünya hayatının adalet üzere taltif edilmesinin, kaliteyi hayata taşıyan insan özelinde her daim öne alınan bir seçenek olduğu kuşkusuzdur. Yine, yaşanan tecrübelerin peşi sıra tez elden bilindiği ölçüde, insanın asıl kazanımı hükmünde ilan edilen değerli olma seçeneği olası kalite hesabının en görünür durumdaki basamağıdır. Böylelikle, yaşanan hayata kolaylıkla taşınabilen durumdaki takva bilincinin de yaşamsal pratiğe dokunan etkinliklerce tedarik edildiği tespiti, sorumlu varlık durumundaki insan özelinde sıklıkla merkeze alınmalıdır. 
Dünya hayatının emanet edildiği güçlü varlık konumunda olan insanın olası gereklilikler konusunda şüpheye düşmeyen varlık olması, daha yaratılma aşamasında ona duyulan güvenin sigortası hükmündedir. Bu açıdandır ki, kapasite gereği diğer varlıkların önünde insanı yaratan iradenin onun akıbetinden de haberdar olacağı hususu; kalite, donanım ve görev süreciyle yaşama tutunan insan özelinde reddedilebilecek bir tercih kümesi olmamalıdır.  Belki de sırf bu yüzden, öte dünya denilen Âhiret hayatının bile dünya özelinde aktif olan ya da olmayan tercihleri değerlendirme kümesi olacağı yakinen bilinmelidir. 
Bu şekliyledir ki, hem Tanrısal kabule, hem de iyi işler seçeneğine yatkın varlık olarak halk edilen insanın olası seçkinliği ve dahi güveni mesabesinde olan aşama, onun dünya ortamındaki gerekliliğe yakın duran tercihleri olsa gerektir. Üstelik onu merkeze taşıyan bu yeteneğin Tanrısal güvenin yanında, varlıksal itaate de yakın duracağı açıkça gözükmektedir. Onun tercih ve de kazanımına yol veren bu seçkinlik halinin de, işin başında emanet edilen dünya hayatını medeniyete taşıyabilen yaklaşım olduğu da şüphesizdir. 
Muhatap varlığın donanımları gereği yakinen bilindiği veçhile, öteden beri bahis konusu edilen seçkinlik erdemi, daha ilk insan olan kişiler özelinde devreye alınan Hak Din olgusunun zorunlu haline de fırsat vermektedir. Peşinen de, insanî tercih ve de olası kazanım gereği zirveye yakın durabilen seçeneklerin beşerin hayatını medeniyete dâhil ettiği yakinen görünebilmektedir. O yüzdendir ki, Cenâb-ı Hakkın asıl muhatabı durumunda olan insanın donanım, kalite ve üretimlerini görebilme adına işe koyulmanın vasfı sıklıkla devreye girmelidir. 
Donanım, sorumluluk ve kalite adına insanı öne alan esas tercihler, yaratılan varlıklar arasında görev bilincini taşıyabilen varlık olan insan nezdinde gerçekleşebilmektedir. Halk edilen bütün varlık özelinde onu merkeze taşıyan bu unsurdur ki, daha işin başında Tanrısal güveni hak ettiğini de kolaylıkla devreye almaktadır. Belki de sırf bu yüzdendir ki, olası varlığın bütünüyle halk edildiği Kâinat ölçeğinde milyarlarca yıldır var olan diğer varlıkların iradî tercih ve üretimden çok, olası seçeneği devre dışına alan esaslı görevlerini ihdas eden yaratıklar olması seçeneğini yeniden ele almanın gereği de ortada durmaktadır. 
Değer, kalite ve seçkinlik aşamasında akleden insan tarafından kolaylıkla ulaşılabilecek olan ilk basamak, kendisini merkeze alan donanımlarından haberdar olması gibi gözükmektedir. Onun bu vasfıdır ki, daha proje aşamasında dahi kıskançlığa vesile olan durumları tespit eden Tanrısal bildirimlerle gündeme gelmiştir. Kısa zaman zarfında devre dışına alınan ikna süreciyle birlikte insanı değerli kılan hususların da aktive edildiği açıkça ortada durmaktadır. Sadece dünya hayatında değil, öte dünya âleminde de aktifleşecek olan bu tutumun insanı merkeze alan bir tarza tekabül ettiği de açıkça gözlenmektedir. 
Doğrudan muhatap alınan insana Tanrısal dokunuş sadedinde merkeze taşınan esaslı unsur, hakikate ulaşabilme sürecinde aktif seçenek durumundaki gerçeği keşfedebilme yeteneği olsa gerektir. Binaenaleyh, yaşamsal tercihler üzerinden aktarılan vahiy konteksinde haber konusu edilen uyarı bahislerinin de, muhatap nezdinde öğretici örneklik bazında seçilen elçiler aracılığıyla da işleme dâhil edilmekte olduğu yakinen bilinmektedir. Hatta muhatabın seçeneklerini dikkate alan olası sunum nezdinde devreye alınan bu tercihin son elçi ve de son insana dek aynı kazanıma fırsat sunabilen önerilerle bezenmiş olduğu imajı da kolaylıkla reddedebilecek durumdaki tecrübe kümesi de değildir.
Kur’an ölçeğinde açıkça eleştiriye tabi tutulan yaklaşımların genel manada insanı değil, özel manada eleştiri konusu edilen tutumların sahiplerini deşifre ettiği açıkça gözükmektedir. Yanlış ve de eksik dindarlık ölçeğinin insanı aşağılarken öne aldığı bu tespitlerin sadece ve sadece kötülüğü davranış haline getiren kesimi ilgilendirdiği hususu da açıkça ortada gözükmektedir. Öğretici olan vasıf gereği muhatabın kendisini değil, kötü olan eylemi deşifre eden bu değinilerin zaman içinde devre dışına alınabileceğine olan güven, dilsel ifadeyle haber veren Yüce Allah’ın kesinleşebilen taktik önerisi gibi durmaktadır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.