Prof.Dr Cahit KURBANOĞLU
Köşe Yazarı
Prof.Dr Cahit KURBANOĞLU
 

KUTLU DOĞUM 78 İNSAN VE SORUMLULUĞU II

KUTLU DOĞUM 78 İNSAN VE SORUMLULUĞU II Mâdem benî Âdem (Âdemoğulları) kâinatın semeresidir (evrenin meyvesidir). Nasıl ki, bir harmanda başaklar döğülür; tasfiye (temizleme) neticesinde semereler istibka ve iddihar edilir (meyveler bakileştirilir, devamlaştırılır ve depolanır). Binaenaleyh, haşir meydanı da (öldükten sonra yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanılacak yer de) bir harmandır; kâinatın başak ve semeresi olan benî Âdemi intizar etmektedir (Âdemoğullarını beklemektedir). (Mesnevi-İ Nuriye 155-156) Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki; İnsan şu kâinat (evren) ağacının en son ve en cemiyetli (kapsamlı) meyvesi, Ve hakikat-ı Muhammediye (Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti) aleyhissalâtü vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi (asıl tohumu), Ve kâinat Kur'ân'ının âyet-i kübrâsı (en büyük delili, ayeti), Ve İsm-i Âzamı taşıyan âyetü'l-kürsîsi (Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanları taşıyan, Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. Âyet, Türkçe Meali: "Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Hayy (daima diri) ve Kayyum (her şeyin kendisiyle kaim olduğu) dur. O'nu ne bir uyuklama tutar ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmadan, katında şefaat edecek kimdir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onlar, O'nun ilminden, ancak O'nun dilediği kadarını kavrayabilirler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek O'na zor gelmez. O, en yücedir, en büyüktür."), Ve kâinat sarayının en mükerrem (ikram olunan, saygın) misafiri, Ve o saraydaki sair sekenelerde (sakinlerde) tasarrufa mezun (dilediği gibi kullanma ve yönetmeye izinli) en faal (çalışkan, hareketli) memuru, Ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, varidat ve sarfiyatına (gelir ve giderlerine, kaynaklara ve harcamalara) ve zer' (dikme) ve ekilmesine nezarete (bakımına) memur, Ve yüzer fenler ve binler san'atlarla teçhiz edilmiş (donatılmış) en gürültülü ve en mes'uliyetli nâzırı (sorumlu bakıcısı, gözeteni), Ve kâinat ülkesinin arz (dünya) memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebedin (varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah’ın) gayet dikkat altında bir müfettişi (denetleyicisi), bir nevi halife-i arzı (bir tür yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insanı), Ve cüz'î ve küllî (ferdî ve genel, küçük ve kapsamlı) bütün harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı (tasarruf, idare edeni), Ve semâvât ve arz ve cibâlin (gök ve yer ve dağların) kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan (büyük emanet; benlik duygusu, başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevleri, yükümlülükleri üstlenen), Ve önüne iki acip (hayret verici) yol açılan, birinci yolda zîhayatın (canlıların) en bedbahtı (talihsizi) ve ikinci yolda en bahtiyarı (talihlisi), Çok geniş bir ubudiyetle (kullukla) mükellef (yükümlü) bir abd-i küllî (bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul), (devam ediyor) 07.03.2026 Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Ekleme Tarihi: 07 Mart 2026 -Cumartesi

KUTLU DOĞUM 78 İNSAN VE SORUMLULUĞU II

KUTLU DOĞUM 78 İNSAN VE SORUMLULUĞU II Mâdem benî Âdem (Âdemoğulları) kâinatın semeresidir (evrenin meyvesidir). Nasıl ki, bir harmanda başaklar döğülür; tasfiye (temizleme) neticesinde semereler istibka ve iddihar edilir (meyveler bakileştirilir, devamlaştırılır ve depolanır). Binaenaleyh, haşir meydanı da (öldükten sonra yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanılacak yer de) bir harmandır; kâinatın başak ve semeresi olan benî Âdemi intizar etmektedir (Âdemoğullarını beklemektedir). (Mesnevi-İ Nuriye 155-156) Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki; İnsan şu kâinat (evren) ağacının en son ve en cemiyetli (kapsamlı) meyvesi, Ve hakikat-ı Muhammediye (Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti) aleyhissalâtü vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi (asıl tohumu), Ve kâinat Kur'ân'ının âyet-i kübrâsı (en büyük delili, ayeti), Ve İsm-i Âzamı taşıyan âyetü'l-kürsîsi (Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanları taşıyan, Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. Âyet, Türkçe Meali: "Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Hayy (daima diri) ve Kayyum (her şeyin kendisiyle kaim olduğu) dur. O'nu ne bir uyuklama tutar ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmadan, katında şefaat edecek kimdir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onlar, O'nun ilminden, ancak O'nun dilediği kadarını kavrayabilirler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek O'na zor gelmez. O, en yücedir, en büyüktür."), Ve kâinat sarayının en mükerrem (ikram olunan, saygın) misafiri, Ve o saraydaki sair sekenelerde (sakinlerde) tasarrufa mezun (dilediği gibi kullanma ve yönetmeye izinli) en faal (çalışkan, hareketli) memuru, Ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, varidat ve sarfiyatına (gelir ve giderlerine, kaynaklara ve harcamalara) ve zer' (dikme) ve ekilmesine nezarete (bakımına) memur, Ve yüzer fenler ve binler san'atlarla teçhiz edilmiş (donatılmış) en gürültülü ve en mes'uliyetli nâzırı (sorumlu bakıcısı, gözeteni), Ve kâinat ülkesinin arz (dünya) memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebedin (varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah’ın) gayet dikkat altında bir müfettişi (denetleyicisi), bir nevi halife-i arzı (bir tür yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insanı), Ve cüz'î ve küllî (ferdî ve genel, küçük ve kapsamlı) bütün harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı (tasarruf, idare edeni), Ve semâvât ve arz ve cibâlin (gök ve yer ve dağların) kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan (büyük emanet; benlik duygusu, başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevleri, yükümlülükleri üstlenen), Ve önüne iki acip (hayret verici) yol açılan, birinci yolda zîhayatın (canlıların) en bedbahtı (talihsizi) ve ikinci yolda en bahtiyarı (talihlisi), Çok geniş bir ubudiyetle (kullukla) mükellef (yükümlü) bir abd-i küllî (bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul), (devam ediyor) 07.03.2026 Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.