Zinnur Şimşek
Köşe Yazarı
Zinnur Şimşek
 

KORKU ÇAĞI

Bütün ölçülerin alt üst edildiği bir çağı yaşıyoruz. Samimiyet, sahicilik yok artık. İnsanlık, kendi değerlerine karşı  yabancılaşıyor, yalnızlaşıyor ve her geçen gün biraz daha ilahi hakikatten uzaklaşıyor. İnsanoğlu, seçmiyor artık, her teklife razı; yeter ki  bu teklif ona nsanlığını unuttursun.  "Bir tesviye mevsiminde yaşıyoruz. Kültürler eşitlenmekte, kıtalar eşitlenmekte, cinsiyetler eşitlenmekte." İnsanlık hiç bir dönemde bu kadar seviye kaybına uğramamıştı.  Modernizm ve küresel emperyalizm hiç bir sınır tanımıyor. Ya kendisine benzetip sizi ıslah ediyor ve yahut ötekileştirip yok ediyor. Müthiş bir ikilem.  Hem medenileşmenin doruk noktasını yaşıyoruz ve hem de insanlığın yerle yeksan olduğuna şahitlik ediyoruz. Çağdaş insanın sosyal hayattaki yeri ve ruhu  hakkında çok şeyler söyleniyor. Bunların içinde insana umut verecek şeyler yok gibi. Gittikçe artan ve içinden çıkılmaz meseleler dile getiriliyor teşhir ediliyor. Gerçi insan aynı insan; her şeye rağmen, zenginliği artmış, uzayı fethe çıkmış, teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir şekilde ilerlemiş, arabaları konforlu,  evleri son derece modern, süratli iletişim ağları, korunaklı siteleri var; ancak bu ilerleme insana karşı bir ilerleme, kutsala karşı bir ilerleme; bundan dolayı da, mutlu değil. "Ruhumu geri ver" diye feryad ediyor. Belli ki, insana olmaması gereken bir şeyler oluyor...  Artık insan, "insanın kurdu" olma aşamasını geçti.her bir İnsan, diğerinin cehennemi haline geldi ve insan insanı yok eden bir ölüm makinasına dönüştü. Kitle imha silahları ölüm yağdırıyor. Hiç bir insan güvende değil; hiç bir insanın özeli yok; mahrem taraflarımız bile kayıt altında. Metropol kentler, suç ve suçlu üretim merkezi gibi. İnsanlık bir korku çağını yaşıyor. İnsan, yalnızlıktan korkuyor ve kalabalıklara sığınıyor.  Sorumluluktan korkuyor;  iradesini, ruhunu, kapattığı benlik zindanının kapısını açmaktan korkuyor. Karanlığa o kadar alışmış ki, hakikatin ışığı bile rahatsız ediyor onu. Şahsiyet olamamaktan korkuyor! Yoksulluktan korkuyor; ruhunu şeytana satıyor ve arzularının kölesi oluyor. Nükleer bir savaştan korkuyor, çevrenin kirlenmesinden, çoğalmaktan korkuyor; korkuyor, korkuyor!. Bunlar hayat korkuları; hepsi için eline senet versen, ölüme çare yok; Azrail’in gelmesinden korkuyor.   Ne tuhaf, bu korkuların hepsi de kendi eseri!.. Bu korku çağını aşmanın tek yolu; korkularımızdan sıyrılarak daha insani, daha ahlâkı ve daha adil bir düzen kurmak için harekete geçmektir. Alan daralması ile karşı karşıyayız. Küresel güçler alanımızı daraltıyor, devletler alanımızı daraltıyor, guruplar, cemaatler alanımızı daraltıyor. Her gün değişik mecralardan düşünce bombardımanına tabi tutuluyoruz ve algılarla yönetiyorlar bizi. Her şey dayatılıyor. Gündelik gerçeklere teslim olmamız ve gözlerimizle hüküm vermemiz isteniyor. Düşünceler dayatılıyor, fikirler dayatılıyor, sistemler dayatılıyor; Allah'ın dini yerine sahte dinler dayatılıyor. Birileri, hangi kutsalın peşinden gideceğimizi, hangi yazarı ve kitabı okuyacağımızı, hangi filmi seyredeceğimizi, hangi menüyü takip edeceğimizi ve neyi ne kadar hangi saatte düşüneceğimizi bize telkin ederek dayatıyor. Tartışacağımız gündemleri ve ne kadar sürede tartışacağımızı, bıyığımızı, sakalımızı, saçımızı nasıl keseceğimizi birileri bize biz farkında olmadan dayatıyor. Neleri üreteceğimizi ve ürettiklerimizi hangi sürede  tüketeceğimizi dikte ediyor. Bir yol ayrımındayız!. Bu böyle gitmeyecek ve giitmemeli. Ancak yol ayrımında yolu doğru koymak gerek. Hayatımızı, siyasetimizi, ticaretimizi, şehirlerimizi, mahallemizi, sosyal ilişkilerimizi, eğitimimizi, inandığımız hakikat doğrultusunda yeniden kurgulamak zorundayız. Bizim neslin Islama bağlılığı son derece güçlüdür ancak, bu nesil her şeyin değiştiğini görüyor ve hissediyor. Bütün fırtınalara rağmen kendisini koruyor fakat  kendinden sonraki nesillerin elden gittiğini de görüyor ve üzülüyor. Bu nesiller, bir ailede yaşıyor, aynı sofrada yemek yiyor; ancak birbirleriyle iki kelime konuşmuyor.  Dilleri birbirlerinden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Hayata bakışları, sevgileri, ilgileri, düşünceleri, beklentileri, ıstırapları birbirinden ayrılıyor ve uzaklaşıyor. "Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyunuz(66 Tahrim Süresi 4)  Bu hüküm şimdi daha yakıcı değil mi?  "Bizim bütün sermayemiz bu çocuklardır; özellikle bu cephede olan ve kendilerini sorumlu hissedenlerdir. Eğer bu nesil elden giderse, yarına bırakacağımız hiçbir şeyimiz yoktur. Artık kıyameti beklememiz gerekir. Elde kalacak olanın hepsi budur ve geriye kalanın tamamı arkeolojinin bir parçasıdır." Arkeolojinin bir parçası olmak istemiyorsak; gönlümüzü çocuklarımızın gönüllerine, tecrübelerimizi heyecanlarına, ömürlerimizi, ömürlerine ekleyerek, bu kaostan kurtulabiliriz. Çıkış her zaman vardır; sen iste ve elinden gelenleri değil, yapılması gerekenleri yap. Ümitsizlik, imansızlıktır. Harem-i ismetinde mukaddes analar var olduğu müddetçe, bu ümit bitmeyecektir.  Yeter ki sen, ilâhi esintilere pencerelerini aç, kapatma. Bırak o tatlı esintiler bir bahar neş'esiyle evini, ocağını ve ruhunu çepeçevre kuşatsın, sarmalasın ve seni zindeleştirsin. Göreceksin ki evine, ailene, mahallene, şehrine, ülkene, dünyana; huzur, bereket, adalet, özgürlük, eşitlik ve merhamet gelmiş.
Ekleme Tarihi: 22 Aralık 2022 - Perşembe

KORKU ÇAĞI

Bütün ölçülerin alt üst edildiği bir çağı yaşıyoruz.

Samimiyet, sahicilik yok artık. İnsanlık, kendi değerlerine karşı  yabancılaşıyor, yalnızlaşıyor ve her geçen gün biraz daha ilahi hakikatten uzaklaşıyor. İnsanoğlu, seçmiyor artık, her teklife razı; yeter ki  bu teklif ona nsanlığını unuttursun. 
"Bir tesviye mevsiminde yaşıyoruz. Kültürler eşitlenmekte, kıtalar eşitlenmekte, cinsiyetler eşitlenmekte."
İnsanlık hiç bir dönemde bu kadar seviye kaybına uğramamıştı. 


Modernizm ve küresel emperyalizm hiç bir sınır tanımıyor. Ya kendisine benzetip sizi ıslah ediyor ve yahut ötekileştirip yok ediyor. Müthiş bir ikilem.  Hem medenileşmenin doruk noktasını yaşıyoruz ve hem de insanlığın yerle yeksan olduğuna şahitlik ediyoruz.


Çağdaş insanın sosyal hayattaki yeri ve ruhu  hakkında çok şeyler söyleniyor. Bunların içinde insana umut verecek şeyler yok gibi. Gittikçe artan ve içinden çıkılmaz meseleler dile getiriliyor teşhir ediliyor. Gerçi insan aynı insan; her şeye rağmen, zenginliği artmış, uzayı fethe çıkmış, teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir şekilde ilerlemiş, arabaları konforlu,  evleri son derece modern, süratli iletişim ağları, korunaklı siteleri var; ancak bu ilerleme insana karşı bir ilerleme, kutsala karşı bir ilerleme; bundan dolayı da, mutlu değil. "Ruhumu geri ver" diye feryad ediyor. Belli ki, insana olmaması gereken bir şeyler oluyor... 


Artık insan, "insanın kurdu" olma aşamasını geçti.her bir İnsan, diğerinin cehennemi haline geldi ve insan insanı yok eden bir ölüm makinasına dönüştü.
Kitle imha silahları ölüm yağdırıyor. Hiç bir insan güvende değil; hiç bir insanın özeli yok; mahrem taraflarımız bile kayıt altında. Metropol kentler, suç ve suçlu üretim merkezi gibi.


İnsanlık bir korku çağını yaşıyor.
İnsan, yalnızlıktan korkuyor ve kalabalıklara sığınıyor.
 Sorumluluktan korkuyor;  iradesini, ruhunu, kapattığı benlik zindanının kapısını açmaktan korkuyor.
Karanlığa o kadar alışmış ki, hakikatin ışığı bile rahatsız ediyor onu.


Şahsiyet olamamaktan korkuyor!
Yoksulluktan korkuyor; ruhunu şeytana satıyor ve arzularının kölesi oluyor.
Nükleer bir savaştan korkuyor, çevrenin kirlenmesinden, çoğalmaktan korkuyor; korkuyor, korkuyor!.
Bunlar hayat korkuları; hepsi için eline senet versen, ölüme çare yok; Azrail’in gelmesinden korkuyor.
 

Ne tuhaf, bu korkuların hepsi de kendi eseri!..
Bu korku çağını aşmanın tek yolu; korkularımızdan sıyrılarak daha insani, daha ahlâkı ve daha adil bir düzen kurmak için harekete geçmektir.


Alan daralması ile karşı karşıyayız. Küresel güçler alanımızı daraltıyor, devletler alanımızı daraltıyor, guruplar, cemaatler alanımızı daraltıyor.


Her gün değişik mecralardan düşünce bombardımanına tabi tutuluyoruz ve algılarla yönetiyorlar bizi. Her şey dayatılıyor. Gündelik gerçeklere teslim olmamız ve gözlerimizle hüküm vermemiz isteniyor. Düşünceler dayatılıyor, fikirler dayatılıyor, sistemler dayatılıyor; Allah'ın dini yerine sahte dinler dayatılıyor.


Birileri, hangi kutsalın peşinden gideceğimizi, hangi yazarı ve kitabı okuyacağımızı, hangi filmi seyredeceğimizi, hangi menüyü takip edeceğimizi ve neyi ne kadar hangi saatte düşüneceğimizi bize telkin ederek dayatıyor.


Tartışacağımız gündemleri ve ne kadar sürede tartışacağımızı, bıyığımızı, sakalımızı, saçımızı nasıl keseceğimizi birileri bize biz farkında olmadan dayatıyor.


Neleri üreteceğimizi ve ürettiklerimizi hangi sürede  tüketeceğimizi dikte ediyor.
Bir yol ayrımındayız!.
Bu böyle gitmeyecek ve giitmemeli.
Ancak yol ayrımında yolu doğru koymak gerek.
Hayatımızı, siyasetimizi, ticaretimizi, şehirlerimizi, mahallemizi, sosyal ilişkilerimizi, eğitimimizi, inandığımız hakikat doğrultusunda yeniden kurgulamak zorundayız.


Bizim neslin Islama bağlılığı son derece güçlüdür ancak, bu nesil her şeyin değiştiğini görüyor ve hissediyor. Bütün fırtınalara rağmen kendisini koruyor fakat  kendinden sonraki nesillerin elden gittiğini de görüyor ve üzülüyor. Bu nesiller, bir ailede yaşıyor, aynı sofrada yemek yiyor; ancak birbirleriyle iki kelime konuşmuyor.  Dilleri birbirlerinden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Hayata bakışları, sevgileri, ilgileri, düşünceleri, beklentileri, ıstırapları birbirinden ayrılıyor ve uzaklaşıyor.
"Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyunuz(66 Tahrim Süresi 4) 


Bu hüküm şimdi daha yakıcı değil mi? 
"Bizim bütün sermayemiz bu çocuklardır; özellikle bu cephede olan ve kendilerini sorumlu hissedenlerdir. Eğer bu nesil elden giderse, yarına bırakacağımız hiçbir şeyimiz yoktur. Artık kıyameti beklememiz gerekir. Elde kalacak olanın hepsi budur ve geriye kalanın tamamı arkeolojinin bir parçasıdır."


Arkeolojinin bir parçası olmak istemiyorsak; gönlümüzü çocuklarımızın gönüllerine, tecrübelerimizi heyecanlarına, ömürlerimizi, ömürlerine ekleyerek, bu kaostan kurtulabiliriz.


Çıkış her zaman vardır; sen iste ve elinden gelenleri değil, yapılması gerekenleri yap. Ümitsizlik, imansızlıktır. Harem-i ismetinde mukaddes analar var olduğu müddetçe, bu ümit bitmeyecektir.  Yeter ki sen, ilâhi esintilere pencerelerini aç, kapatma. Bırak o tatlı esintiler bir bahar neş'esiyle evini, ocağını ve ruhunu çepeçevre kuşatsın, sarmalasın ve seni zindeleştirsin. Göreceksin ki evine, ailene, mahallene, şehrine, ülkene, dünyana; huzur, bereket, adalet, özgürlük, eşitlik ve merhamet gelmiş.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.