Ahmet Sağlam
Köşe Yazarı
Ahmet Sağlam
 

3. GÜVEN VE GÜVENSİZLİK

3. GÜVEN VE GÜVENSİZLİK Bismillahirrahmanirrahim SÖZÜ ÂYET VE HADİSE VERELİM Allah Teâlâ buyuruyor: “Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.” (Nisâ Suresi, 58) “Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” (İsrâ Suresi, 34) Resûlullah ﷺ buyuruyor: “Münafığın üç alameti vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine emanet edildiğinde hıyanet eder.” (Buhârî, Müslim) Bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Bu sebeple güven, Müslüman şahsiyetinin temel taşlarından biridir. ACİZANE İZAHIMIZ Güven, bir insanın sahip olabileceği en kıymetli ahlâkî hasletlerden biridir. Bir insanın sözüne güvenilmiyorsa, verdiği emanete riayet etmiyorsa, verdiği sözün arkasında durmuyorsa; sahip olduğu makam, ilim, imkân veya şöhret ne kadar büyük olursa olsun, insanlar nezdindeki itibarı zedelenir. Çünkü Müslüman, güven veren insandır. Müslüman yalanı alışkanlık hâline getirmez. Müslüman emanete ihanet etmez. Müslüman verdiği sözü hafife almaz. Müslüman insanların hakkını gözetir. Müslüman, kendisine güvenen insanın güvenini boşa çıkarmaz. Emanet sadece para veya eşya değildir. Söz de emanettir, görev de emanettir, makam da emanettir, sır da emanettir, insanın üzerine aldığı sorumluluk da emanettir. Nitekim Diyanet kaynaklarında da emanetin maddî şeylerle sınırlı olmadığı; görev, makam, sır, sözleşme ve benzeri birçok sorumluluğu kapsadığı belirtilmektedir. 1. HEDEF ŞAHIS DEĞİL, İSLAM'DIR Şunu da unutmamak gerekir: Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın hatası üzerinden İslam'ı yargılamak doğru değildir. “Bak, namaz kılan böyleymiş.” “Bak, hacı olan şöyleymiş.” “Bak, dindarlar da bunu yapıyor.” diyerek İslam'a saldıranlar olabilir. Oysa İslam ile Müslümanın yaşantısı aynı şey değildir. İslam mükemmeldir; Müslüman ise hata yapabilen insandır. Bizim vazifemiz, insanların hatalarını bahane ederek İslam'ı sorgulamak değil; kendi hâlimizi İslam'ın ölçülerine göre düzeltmektir. Çünkü insanlar çoğu zaman İslam'ı bizim sözlerimizden önce ahlâkımızda, davranışlarımızda ve insanlarla olan ilişkilerimizde görür. Bu yüzden bir Müslümanın güvenilirliği sadece kendisini değil, temsil ettiği davayı da ilgilendirir. 2. MÜSLÜMAN HATA EDER; FAKAT HATASINI SAVUNMAZ Müslüman günaha düşebilir. Müslüman hata yapabilir. Müslüman nefsine yenilebilir. Fakat müminin güzelliği, hatasında ısrar etmemesidir. Günah işlediğinde tövbe eder. Birini kırdığında özür diler. Bir haksızlık yaptığında hakkı sahibine teslim eder. Fakat yalanı, ihaneti ve sözünden dönmeyi bir karakter hâline getirmez. Çünkü Peygamber Efendimiz ﷺ, yalan söylemeyi, sözünde durmamayı ve emanete hıyanet etmeyi münafıklığın alametleri arasında saymıştır. Burada çok önemli bir ölçü vardır: Müslüman hata edebilir; fakat güvenilirliğini korumaya gayret eder. 3. AHDE VEFA VE İTİMAT Bu konuda meşhur bir kıssa anlatılır: İki genç, bir adamı Hazreti Ömer'in رضي الله عنه huzuruna getirir ve: “Yâ Ömer! Bu adam babamızı öldürdü. Kısas isteriz.” derler. Hazreti Ömer رضي الله عنه adama sorar: “Doğru mu?” Adam: “Doğrudur.” der. Fakat ardından şöyle devam eder: “Bana üç gün mühlet verin. Küçük kardeşime emanet bıraktığım bazı işler var. Onları teslim edip geri döneyim.” Hazreti Ömer رضي الله عنه: “Peki, sana kim kefil olacak?” diye sorar. Orada bulunanlar sessiz kalır. Çünkü adam geri dönmezse kefilin sorumluluk üstlenmesi gerekecektir. Bu sırada Hazreti Ebû Zer رضي الله عنه ayağa kalkar: “Ben kefilim, yâ Ömer!” der. Aradan üç gün geçer. Akşam yaklaşırken herkes merakla beklemektedir. Derken o adam çıkagelir. Hazreti Ömer رضي الله عنه: “Kaçıp kurtulabilirdin. Neden geri döndün?” diye sorar. Adam: “Müslümanlar sözünde durmaz denmesin diye geldim.” der. Hazreti Ömer رضي الله عنه, Hazreti Ebû Zer'e رضي الله عنه: “Sen neden kefil oldun?” diye sorar. Ebû Zer رضي الله عنه: “Müslümanlar arasında güven kalmadı denmesin diye.” diye cevap verir. Bu manzara karşısında çocuklar da: “Yâ Ömer! Biz hakkımızdan vazgeçtik.” derler. Hazreti Ömer رضي الله عنه: “Neden?” diye sorunca: “Müslümanlar arasında merhamet kalmadı denmesin diye.” derler. Kıssanın kaynağı ve sıhhati konusunda ihtiyatlı olmak gerekir; bu nedenle bunu kesin bir hadis veya sahih rivayet olarak değil, güven, ahde vefa ve merhamet konusunda ibret veren meşhur bir kıssa olarak değerlendirmek daha doğru olur. Fakat verdiği mesaj son derece açıktır: Bir insanın sözüne sadakati, başka bir insanın kefalet üstlenmesi ve bir başkasının merhamet göstermesi; toplumda güven duygusunu ayakta tutar. 4. BİZİM MİZANIMIZ Öyleyse kendimize şu soruları sormalıyız: Bana emanet edilen emanete sahip çıkıyor muyum? Verdiğim sözün arkasında duruyor muyum? İnsanlar benim yanımda kendilerini güvende hissediyor mu? Benim dilimden ve elimden insanlar emin mi? Bir kardeşim bana sırrını anlattığında onu koruyor muyum? Üzerime aldığım görevi hakkıyla yerine getiriyor muyum? İşte Müslümanın asıl imtihanlarından biri budur. Çünkü mesele sadece çok konuşmak değildir. Mesele sadece çok ibadet etmek değildir. Mesele sadece güzel görünmek değildir. Asıl mesele, Allah'ın huzurunda güzel bir kul olurken insanların arasında da güvenilir bir insan olabilmektir. SON SÖZ Davamız sadece namazdan ve oruçtan ibaret değildir. Davamız aynı zamanda ahlâktır, adalettir, emanettir, merhamettir, doğruluktur ve güvenilir olmaktır. Eğer biz güvenilir olmazsak, sözümüzün tesiri azalır. Eğer emanete sahip çıkmazsak, insanların bize olan güveni sarsılır. Eğer yalan söylersek, en doğru sözümüz bile şüpheyle karşılanır. Bu yüzden her birimiz kendimize şu düsturu koymalıyız: Yalan söylemeyeceğiz. Emanete ihanet etmeyeceğiz. Verdiğimiz sözün arkasında duracağız. Haksızlık yapmayacağız. Bize güvenen insanların güvenini boşa çıkarmayacağız. Çünkü güven bir günde kazanılmaz; fakat bir yanlışla kaybedilebilir. Rabbim bizleri elinden ve dilinden insanların emin olduğu, emanete riayet eden, sözünde duran, doğru ve güvenilir kullarından eylesin. Rabbim bizlere, İslam'ı sadece dilimizle değil; ahlâkımızla ve yaşayışımızla temsil etmeyi nasip eylesin. Çaba bizden, tevfik Allah Celle Celâluhu'dandır. Ahmet Sağlam
Ekleme Tarihi: 29 Ağustos 2026 -Cumartesi

3. GÜVEN VE GÜVENSİZLİK

3. GÜVEN VE GÜVENSİZLİK Bismillahirrahmanirrahim SÖZÜ ÂYET VE HADİSE VERELİM Allah Teâlâ buyuruyor: “Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.” (Nisâ Suresi, 58) “Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” (İsrâ Suresi, 34) Resûlullah ﷺ buyuruyor: “Münafığın üç alameti vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine emanet edildiğinde hıyanet eder.” (Buhârî, Müslim) Bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Bu sebeple güven, Müslüman şahsiyetinin temel taşlarından biridir. ACİZANE İZAHIMIZ Güven, bir insanın sahip olabileceği en kıymetli ahlâkî hasletlerden biridir. Bir insanın sözüne güvenilmiyorsa, verdiği emanete riayet etmiyorsa, verdiği sözün arkasında durmuyorsa; sahip olduğu makam, ilim, imkân veya şöhret ne kadar büyük olursa olsun, insanlar nezdindeki itibarı zedelenir. Çünkü Müslüman, güven veren insandır. Müslüman yalanı alışkanlık hâline getirmez. Müslüman emanete ihanet etmez. Müslüman verdiği sözü hafife almaz. Müslüman insanların hakkını gözetir. Müslüman, kendisine güvenen insanın güvenini boşa çıkarmaz. Emanet sadece para veya eşya değildir. Söz de emanettir, görev de emanettir, makam da emanettir, sır da emanettir, insanın üzerine aldığı sorumluluk da emanettir. Nitekim Diyanet kaynaklarında da emanetin maddî şeylerle sınırlı olmadığı; görev, makam, sır, sözleşme ve benzeri birçok sorumluluğu kapsadığı belirtilmektedir. 1. HEDEF ŞAHIS DEĞİL, İSLAM'DIR Şunu da unutmamak gerekir: Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın hatası üzerinden İslam'ı yargılamak doğru değildir. “Bak, namaz kılan böyleymiş.” “Bak, hacı olan şöyleymiş.” “Bak, dindarlar da bunu yapıyor.” diyerek İslam'a saldıranlar olabilir. Oysa İslam ile Müslümanın yaşantısı aynı şey değildir. İslam mükemmeldir; Müslüman ise hata yapabilen insandır. Bizim vazifemiz, insanların hatalarını bahane ederek İslam'ı sorgulamak değil; kendi hâlimizi İslam'ın ölçülerine göre düzeltmektir. Çünkü insanlar çoğu zaman İslam'ı bizim sözlerimizden önce ahlâkımızda, davranışlarımızda ve insanlarla olan ilişkilerimizde görür. Bu yüzden bir Müslümanın güvenilirliği sadece kendisini değil, temsil ettiği davayı da ilgilendirir. 2. MÜSLÜMAN HATA EDER; FAKAT HATASINI SAVUNMAZ Müslüman günaha düşebilir. Müslüman hata yapabilir. Müslüman nefsine yenilebilir. Fakat müminin güzelliği, hatasında ısrar etmemesidir. Günah işlediğinde tövbe eder. Birini kırdığında özür diler. Bir haksızlık yaptığında hakkı sahibine teslim eder. Fakat yalanı, ihaneti ve sözünden dönmeyi bir karakter hâline getirmez. Çünkü Peygamber Efendimiz ﷺ, yalan söylemeyi, sözünde durmamayı ve emanete hıyanet etmeyi münafıklığın alametleri arasında saymıştır. Burada çok önemli bir ölçü vardır: Müslüman hata edebilir; fakat güvenilirliğini korumaya gayret eder. 3. AHDE VEFA VE İTİMAT Bu konuda meşhur bir kıssa anlatılır: İki genç, bir adamı Hazreti Ömer'in رضي الله عنه huzuruna getirir ve: “Yâ Ömer! Bu adam babamızı öldürdü. Kısas isteriz.” derler. Hazreti Ömer رضي الله عنه adama sorar: “Doğru mu?” Adam: “Doğrudur.” der. Fakat ardından şöyle devam eder: “Bana üç gün mühlet verin. Küçük kardeşime emanet bıraktığım bazı işler var. Onları teslim edip geri döneyim.” Hazreti Ömer رضي الله عنه: “Peki, sana kim kefil olacak?” diye sorar. Orada bulunanlar sessiz kalır. Çünkü adam geri dönmezse kefilin sorumluluk üstlenmesi gerekecektir. Bu sırada Hazreti Ebû Zer رضي الله عنه ayağa kalkar: “Ben kefilim, yâ Ömer!” der. Aradan üç gün geçer. Akşam yaklaşırken herkes merakla beklemektedir. Derken o adam çıkagelir. Hazreti Ömer رضي الله عنه: “Kaçıp kurtulabilirdin. Neden geri döndün?” diye sorar. Adam: “Müslümanlar sözünde durmaz denmesin diye geldim.” der. Hazreti Ömer رضي الله عنه, Hazreti Ebû Zer'e رضي الله عنه: “Sen neden kefil oldun?” diye sorar. Ebû Zer رضي الله عنه: “Müslümanlar arasında güven kalmadı denmesin diye.” diye cevap verir. Bu manzara karşısında çocuklar da: “Yâ Ömer! Biz hakkımızdan vazgeçtik.” derler. Hazreti Ömer رضي الله عنه: “Neden?” diye sorunca: “Müslümanlar arasında merhamet kalmadı denmesin diye.” derler. Kıssanın kaynağı ve sıhhati konusunda ihtiyatlı olmak gerekir; bu nedenle bunu kesin bir hadis veya sahih rivayet olarak değil, güven, ahde vefa ve merhamet konusunda ibret veren meşhur bir kıssa olarak değerlendirmek daha doğru olur. Fakat verdiği mesaj son derece açıktır: Bir insanın sözüne sadakati, başka bir insanın kefalet üstlenmesi ve bir başkasının merhamet göstermesi; toplumda güven duygusunu ayakta tutar. 4. BİZİM MİZANIMIZ Öyleyse kendimize şu soruları sormalıyız: Bana emanet edilen emanete sahip çıkıyor muyum? Verdiğim sözün arkasında duruyor muyum? İnsanlar benim yanımda kendilerini güvende hissediyor mu? Benim dilimden ve elimden insanlar emin mi? Bir kardeşim bana sırrını anlattığında onu koruyor muyum? Üzerime aldığım görevi hakkıyla yerine getiriyor muyum? İşte Müslümanın asıl imtihanlarından biri budur. Çünkü mesele sadece çok konuşmak değildir. Mesele sadece çok ibadet etmek değildir. Mesele sadece güzel görünmek değildir. Asıl mesele, Allah'ın huzurunda güzel bir kul olurken insanların arasında da güvenilir bir insan olabilmektir. SON SÖZ Davamız sadece namazdan ve oruçtan ibaret değildir. Davamız aynı zamanda ahlâktır, adalettir, emanettir, merhamettir, doğruluktur ve güvenilir olmaktır. Eğer biz güvenilir olmazsak, sözümüzün tesiri azalır. Eğer emanete sahip çıkmazsak, insanların bize olan güveni sarsılır. Eğer yalan söylersek, en doğru sözümüz bile şüpheyle karşılanır. Bu yüzden her birimiz kendimize şu düsturu koymalıyız: Yalan söylemeyeceğiz. Emanete ihanet etmeyeceğiz. Verdiğimiz sözün arkasında duracağız. Haksızlık yapmayacağız. Bize güvenen insanların güvenini boşa çıkarmayacağız. Çünkü güven bir günde kazanılmaz; fakat bir yanlışla kaybedilebilir. Rabbim bizleri elinden ve dilinden insanların emin olduğu, emanete riayet eden, sözünde duran, doğru ve güvenilir kullarından eylesin. Rabbim bizlere, İslam'ı sadece dilimizle değil; ahlâkımızla ve yaşayışımızla temsil etmeyi nasip eylesin. Çaba bizden, tevfik Allah Celle Celâluhu'dandır. Ahmet Sağlam
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.