BUGÜN HANGİ DÜŞÜNCEMİ YAZMALIYIM? "BİZİM GÜNDEMİMİZ"
BUGÜN HANGİ DÜŞÜNCEMİ YAZMALIYIM?
"BİZİM GÜNDEMİMİZ"
Her gün gönlümden geçenleri kâğıda dökebilirim. Ama yazılarımın yalnızca bir yazı olarak kalmasını değil, birilerine dokunmasını, birilerinin sesi olmasını istiyorum. Bu yüzden sık sık kendime şu soruyu soruyorum:
Bugün neyi yazmalıyım?
Bu kez niyetim kadınlarla oturup ülke gündemini konuşmaktı.
Sorularım hazırdı:
“Sizce ülkenin en büyük sorunu ne?”
“CHP’de yaşanan gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“Yerel yönetimden memnun musunuz?”
“Amerika ile İran arasında yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Ama sohbetlerimiz hiç beklediğim yere gitmedi.
Çünkü insanların gündemi bambaşkaydı.
Birbirine sevdalı gençler aileleri izin vermediği için ayrılmışlar ve gençlerden biri yaşamına son veriyor ve bir daha kimseyi sevip evlenmiyor.
Bir evde bahis ve uyuşturucu batağına saplanan bir adam, ailesinin hayatını karartıyor.
Başka bir hikâyede iki genç birbirini severek kaçmış. Herkes mutlu son beklerken işsizlik, geçim sıkıntısı ve şiddet o yuvanın kapısını çalmış. Araya çocuklar giriyor. Baba ocağını terk ederek kurulan hayat, sonunda büyük bir çıkmaz.
Bir kız çocuğu annesini hiç tanımadan büyüyor. Annesi küçük yaşta vefat etmiş, onu ablası büyütmüş. Babası okumasına izin vermemiş. Ablası gizlice kardeşini okula yazdırmış, ancak gerçek ortaya çıkınca ikisi de dayak yiyerek okuldan koparılmıştı. Sonuç
14 yaşında bir evlilik...
Eğitimli ve iyi bir ailede büyümesine rağmen uyuşturucunun pençesine düşen bir genç...
Keşke bütün bu hikâyelerin sonunu mutlu yazabilseydim.
Ama yazamıyorum.
Çünkü bunlar film değil.
Ve filmlerin sonunda gördüğümüz “Gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmıştır” cümlesinin aksine, gerçek hayat çoğu zaman anlatılanlardan daha ağır.
Asıl sormamız gereken soru şu:
Yirmi yıl önce de yaşanan, bugün de yaşanmaya devam eden bu sorunlar neden değişmiyor?
Sonra kendi kendime düşünüyorum:
Ben bunları yazınca ne olacak?
Belki hiçbir şey.
Ama görmezden gelirsek zaten hiçbir şey değişmeyecek.
"Doğduğun ev kaderindir" mi bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, bazı insanların omuzlarına çocuk yaşta taşımak zorunda kaldıkları kadar ağır yükler bırakıldığı.
İşte bu yüzden ülke gündemi birçok insanın gündemi olamıyor.
CHP’nin başına kimin geldiği kimin umurunda?
Amerika ile İran arasında ne yaşandığı kimin umurunda?
Tenceresini kaynatmaya çalışan insan, ülke meselelerini tartışacak gücü kendinde nasıl bulsun?
Akşam eve döndüğünde şiddet görme korkusuyla yaşayan bir kadının gündeminde NATO olabilir mi?
Uyuşturucu kullanan evladını kurtarmaya çalışan bir annenin, torunlarını doyurmaya çalışan bir anneannenin, sevdiğine kavuşamayan bir gencin gündemi siyaset olabilir mi?
Belki bugün ülke gündemini konuşamadık.
Ama umudumu kaybetmedim.
Bir gün insanların önce hayatta kalmayı değil, nasıl daha iyi yaşayacağını konuştuğu günler gelecek.
Bir gün sorunlarımızı değil, çözümlerimizi tartışacağız.
Bir gün sesimizi nasıl daha güçlü duyurabileceğimizi konuşacağız.
Bir sohbetimizde Hatice Hanım bana dönüp gülümseyerek şöyle dedi:
“Şikâyetim var sizden.”
“Neden?” diye sordum.
“Çünkü çok pozitif ve çok güler yüzlüsünüz.”
Evet, pozitifim.
Evet, umutluyum.
Çünkü umudu kaybettiğimiz gün, mücadeleyi de kaybederiz.
İnanıyorum ki bir gün bu sıkıntılar bitecek, yeni kapılar açılacak.
Belki de o kapıları; dualarımız, sabrımız, birbirimize uzattığımız eller, kalpten kalbe uzanan sevgiler ve hiç kaybetmediğimiz umut açacak.
Bir kapı kapanacak.
Başka bir kapı açılacak.
Aydan Kurt
Ekleme
Tarihi: 24 Haziran 2026 -Çarşamba
BUGÜN HANGİ DÜŞÜNCEMİ YAZMALIYIM? "BİZİM GÜNDEMİMİZ"
BUGÜN HANGİ DÜŞÜNCEMİ YAZMALIYIM?
"BİZİM GÜNDEMİMİZ"
Her gün gönlümden geçenleri kâğıda dökebilirim. Ama yazılarımın yalnızca bir yazı olarak kalmasını değil, birilerine dokunmasını, birilerinin sesi olmasını istiyorum. Bu yüzden sık sık kendime şu soruyu soruyorum:
Bugün neyi yazmalıyım?
Bu kez niyetim kadınlarla oturup ülke gündemini konuşmaktı.
Sorularım hazırdı:
“Sizce ülkenin en büyük sorunu ne?”
“CHP’de yaşanan gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“Yerel yönetimden memnun musunuz?”
“Amerika ile İran arasında yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Ama sohbetlerimiz hiç beklediğim yere gitmedi.
Çünkü insanların gündemi bambaşkaydı.
Birbirine sevdalı gençler aileleri izin vermediği için ayrılmışlar ve gençlerden biri yaşamına son veriyor ve bir daha kimseyi sevip evlenmiyor.
Bir evde bahis ve uyuşturucu batağına saplanan bir adam, ailesinin hayatını karartıyor.
Başka bir hikâyede iki genç birbirini severek kaçmış. Herkes mutlu son beklerken işsizlik, geçim sıkıntısı ve şiddet o yuvanın kapısını çalmış. Araya çocuklar giriyor. Baba ocağını terk ederek kurulan hayat, sonunda büyük bir çıkmaz.
Bir kız çocuğu annesini hiç tanımadan büyüyor. Annesi küçük yaşta vefat etmiş, onu ablası büyütmüş. Babası okumasına izin vermemiş. Ablası gizlice kardeşini okula yazdırmış, ancak gerçek ortaya çıkınca ikisi de dayak yiyerek okuldan koparılmıştı. Sonuç
14 yaşında bir evlilik...
Eğitimli ve iyi bir ailede büyümesine rağmen uyuşturucunun pençesine düşen bir genç...
Keşke bütün bu hikâyelerin sonunu mutlu yazabilseydim.
Ama yazamıyorum.
Çünkü bunlar film değil.
Ve filmlerin sonunda gördüğümüz “Gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmıştır” cümlesinin aksine, gerçek hayat çoğu zaman anlatılanlardan daha ağır.
Asıl sormamız gereken soru şu:
Yirmi yıl önce de yaşanan, bugün de yaşanmaya devam eden bu sorunlar neden değişmiyor?
Sonra kendi kendime düşünüyorum:
Ben bunları yazınca ne olacak?
Belki hiçbir şey.
Ama görmezden gelirsek zaten hiçbir şey değişmeyecek.
"Doğduğun ev kaderindir" mi bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, bazı insanların omuzlarına çocuk yaşta taşımak zorunda kaldıkları kadar ağır yükler bırakıldığı.
İşte bu yüzden ülke gündemi birçok insanın gündemi olamıyor.
CHP’nin başına kimin geldiği kimin umurunda?
Amerika ile İran arasında ne yaşandığı kimin umurunda?
Tenceresini kaynatmaya çalışan insan, ülke meselelerini tartışacak gücü kendinde nasıl bulsun?
Akşam eve döndüğünde şiddet görme korkusuyla yaşayan bir kadının gündeminde NATO olabilir mi?
Uyuşturucu kullanan evladını kurtarmaya çalışan bir annenin, torunlarını doyurmaya çalışan bir anneannenin, sevdiğine kavuşamayan bir gencin gündemi siyaset olabilir mi?
Belki bugün ülke gündemini konuşamadık.
Ama umudumu kaybetmedim.
Bir gün insanların önce hayatta kalmayı değil, nasıl daha iyi yaşayacağını konuştuğu günler gelecek.
Bir gün sorunlarımızı değil, çözümlerimizi tartışacağız.
Bir gün sesimizi nasıl daha güçlü duyurabileceğimizi konuşacağız.
Bir sohbetimizde Hatice Hanım bana dönüp gülümseyerek şöyle dedi:
“Şikâyetim var sizden.”
“Neden?” diye sordum.
“Çünkü çok pozitif ve çok güler yüzlüsünüz.”
Evet, pozitifim.
Evet, umutluyum.
Çünkü umudu kaybettiğimiz gün, mücadeleyi de kaybederiz.
İnanıyorum ki bir gün bu sıkıntılar bitecek, yeni kapılar açılacak.
Belki de o kapıları; dualarımız, sabrımız, birbirimize uzattığımız eller, kalpten kalbe uzanan sevgiler ve hiç kaybetmediğimiz umut açacak.
Bir kapı kapanacak.
Başka bir kapı açılacak.
Aydan Kurt
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
