Cevahir AYDIN
Köşe Yazarı
Cevahir AYDIN
 

Anestezi Altındaki Vicdan

Anestezi Altındaki Vicdan İnsanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı, inşa ettiği sahte aynalara bakıp orada gördüğü maskeyi kendi hakiki yüzü zannetmesidir. Bu yanılgı; kibir, güç ve inanç ekseninden kopuşla birleştiğinde, ortaya narsistik bir sahne çıkar: Gücü elinde bulunduran ama hakikat ve adalet terazisini kaybetmiş profiller… Dışarıdaki alkışları kaybetmemek için içerideki enaniyet canavarını beslemek zorunda kalır ki bu durum tam bir ruhsal parçalanmadır. Bu karakter yapısı, çevresine ve hiçbir sorumluluğunu taşımayacağı ötekine karşı sözüm ona cömert, bir iyilik havarisi, hatta müşfik bir dost yaklaşımı sergilerken; asıl yükümlülüğünü taşıdığı en yakınlarına karşı maddi ve manevi olarak muazzam bir zulüm, haksızlık ve zarar üretir. Kendisine ait olan o hakiki mesuliyetle meşgul olmayıp, kendisinde var olmayan bir karaktere bürünme çabası, ruhu derin ve sancılı bir arada kalmışlığa sürükler. Bu durum, toplumda olmadığı bir kişilikle var olma çabasının, ne acıdır ki en yakın çevreden başlayarak temas ettiği her hayata ağır hasarlar bıraktığı psikolojik bir patolojidir. İlginç olan ise, bu narsistik körlüğün kendi içindeki vicdan mekanizmasını rasyonalizasyon (kılıf bulma) yoluyla rahatlatma maharetidir. En yakınlarına verdikleri zararlara öyle ustaca mantıki kılıflar, dini veya örfi bahaneler uydururlar ki, günün sonunda hem zalim olup hem de kendilerini mağdur kürsüsüne oturtmayı başarırlar. Tam bu noktada, toplumun ve bireyin sığındığı o tehlikeli klişe devreye girer: "Ama aslında özünde iyi bir insan..." Hayır, bu amiyane ifade, gerçeğin sarsıcı yüzünü çarpıtmak ve vahim bir hasarı örtbas etmek için kullanılan sahte bir teselli sözünden ibarettir. İslam ahlakı da derinlemesine işleyen psikolojik ekoller de bu illüzyonu reddeder. İyilik, vitrinlerde sergilenen sahte bir şefkat gösterisi değil; gizlide ve en yakınında, yani mesul olduğun alanda gösterdiğin adalettir. Bir insanın yaptıkları, onun o maskeli kişiliğinden değil, derin karakterinden sarsılmaz izler taşır. Dışarıya karşı örülen o muazzam iyilikseverlik, dostane kişilik kuleleri, en yakındakinin hakkı çiğnenerek yükseltilmişse, o kuleler ilahi adalet sarayında birer suç unsuruna dönüşür. Elbet o kuleleri günü geldiğinde al aşağı eder, hakiki güç ve kuvvet sahibi olan Allah. Peki, insan en yakınlarına bunca maddi ve manevi zararı verirken, içerideki o ilahi mahkemenin sesini nasıl bütünüyle susturabiliyorlar? İşte burada karşımıza "Anestezi Altındaki Vicdan" gerçeği çıkar. Tıbbi bir anestezide olduğu gibi, kişi ameliyatın acı verici ağırlığını hissetmemek için ruhunu geçici bir uyuşukluğun konforuna teslim eder. Fakat buradaki uyuşturucu; kimyasal bir madde değil, sahip olunan güç, sosyal statü, alkışlar ve dışarıya karşı sergilenen o sahte cömertlik seremonileridir. Vicdan anestezi altına alındığında, kişi yaptığı kötülüklerin acısını hissetmez hale gelir; ruhsal bir hissizlik baş gösterir. En yakınının gözündeki yaşı, uğrattığı maddi zararı, açtığı manevi yaraları görür ama bunlar onun uyuşmuş idrakine birer "hata" olarak ulaşmaz. Çünkü anestezi altındaki akıl, sürekli olarak dışarıdaki o iyilik havarisi kimliğini damardan ruha zerk etmektedir. Kişi, çevresine gülücükler dağıtıp merhamet satarken, içeride sızlayan vicdan hücresini kendi elleriyle felç etmiştir. Ağır metastaz altındaki hücreler en temel işlevini yitirmiştir. Ancak bu anestezinin de tehlikeli bir fıtratı vardır: Er ya da geç o uyuşukluk geçecektir. Birey, elindeki gücü kaybettiğinde, o sahte alkışlar çekildiğinde ya da mukadder olan o mutlak hesap günü yaklaştığında anestezi biter ve ameliyatın asıl sarsıcı acısıyla baş başa kalır. İşte o gün, vicdan uykudan uyanır ama bu uyanış sükûnetle değil; ilahi adalet topuzunun tam kalbin ortasına vurması ve kalbin bu korku ile patlamasıyla gerçekleşir. Ne anlattığın, hangi kimliğe büründüğün ya da hangi sahte erdemlerin arkasına saklandığın bir yere kadar hüküm sürer. Güç gelir ve geçer, dengeler sarsılır, bugünün muktedirleri yarının müflislerine dönüşebilir. Dünyevi sahnede rolleri ne kadar maharetle oynarsak oynayalım, değişmeyen tek şey hakikattir. Ve hakikatin, er ya da geç, üstü ne kadar örtülürse örtülsün ortaya çıkmak gibi ilahi bir huyu vardır. Günün sonunda ortaya çıkan tek bir şey kalır: Bu dünyada neyi yaşadığın ve etrafındakilere neyi yaşattığın. Hakiki reçete; bürünülen o sahte kişiliklerden, dışarısı için kuşanılan cömertlik maskelerinden acilen sıyrılmaktır. İnsan, kendi acizliğini fark edip elindeki imkanın/gücün bir imtihan ve mesuliyet olduğunu anladığı an kurtulabilir. Uykudakileri uyandırmak iddiasında olanların, önce kendi içlerindeki o riya ve kibir uykusundan uyanmaları şarttır. Zira uyuyan, uykudakini uyandıramaz. Kökleri kendi hakikatine ve adaletine sağlamca tutunmayan bir ağacın, dışarıya yapacağı gösterişli gölgenin hiçbir hükmü yoktur. Kendi iç dünyasını adalet ve samimiyetle diriltmeyen, başkasının ruhuna can suyu taşıyamaz. Budanan her fuzuli maske, kalbin yeniden "diri" kalması içindir. Ne mutlu hakikatin temsilcisi olmak için anestezi altındaki vicdanına, ibret alması için nedamet fısıltısını duyurabilenlere. Tıpkı merhum Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi "Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? 'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar; İbret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?" Son paragrafımızda Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i konuk edip yazımızı bitirelim. Üstad Necip Fazıl için uyanış ve diriliş, sadece fiziki bir hareket değil; cemiyetin ve bireyin kendi ruh köküyle, mukaddesatıyla yeniden bağ kurmasıdır. Onun "Gençliğe Hitabe"si ve "Sakarya Türküsü" baştan aşağı birer diriliş manifestosudur. Kişinin kendi nefsiyle, büründüğü maskelerle yüzleşmesini ve hakiki uyanışın içsel bir tövbe ve farkındalıkla başlayacağını özetlemiştir. "Geçti, geçti mevsimler, söndü evler, ocaklar; Ruhumun uykusundan ne zaman uyanacaklar?" "Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet beni Allah'ım, her nefes için, her nefesten..." Cevahir AYDIN | Küçük Dünyam
Ekleme Tarihi: 29 Haziran 2026 -Pazartesi

Anestezi Altındaki Vicdan

Anestezi Altındaki Vicdan İnsanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı, inşa ettiği sahte aynalara bakıp orada gördüğü maskeyi kendi hakiki yüzü zannetmesidir. Bu yanılgı; kibir, güç ve inanç ekseninden kopuşla birleştiğinde, ortaya narsistik bir sahne çıkar: Gücü elinde bulunduran ama hakikat ve adalet terazisini kaybetmiş profiller… Dışarıdaki alkışları kaybetmemek için içerideki enaniyet canavarını beslemek zorunda kalır ki bu durum tam bir ruhsal parçalanmadır. Bu karakter yapısı, çevresine ve hiçbir sorumluluğunu taşımayacağı ötekine karşı sözüm ona cömert, bir iyilik havarisi, hatta müşfik bir dost yaklaşımı sergilerken; asıl yükümlülüğünü taşıdığı en yakınlarına karşı maddi ve manevi olarak muazzam bir zulüm, haksızlık ve zarar üretir. Kendisine ait olan o hakiki mesuliyetle meşgul olmayıp, kendisinde var olmayan bir karaktere bürünme çabası, ruhu derin ve sancılı bir arada kalmışlığa sürükler. Bu durum, toplumda olmadığı bir kişilikle var olma çabasının, ne acıdır ki en yakın çevreden başlayarak temas ettiği her hayata ağır hasarlar bıraktığı psikolojik bir patolojidir. İlginç olan ise, bu narsistik körlüğün kendi içindeki vicdan mekanizmasını rasyonalizasyon (kılıf bulma) yoluyla rahatlatma maharetidir. En yakınlarına verdikleri zararlara öyle ustaca mantıki kılıflar, dini veya örfi bahaneler uydururlar ki, günün sonunda hem zalim olup hem de kendilerini mağdur kürsüsüne oturtmayı başarırlar. Tam bu noktada, toplumun ve bireyin sığındığı o tehlikeli klişe devreye girer: "Ama aslında özünde iyi bir insan..." Hayır, bu amiyane ifade, gerçeğin sarsıcı yüzünü çarpıtmak ve vahim bir hasarı örtbas etmek için kullanılan sahte bir teselli sözünden ibarettir. İslam ahlakı da derinlemesine işleyen psikolojik ekoller de bu illüzyonu reddeder. İyilik, vitrinlerde sergilenen sahte bir şefkat gösterisi değil; gizlide ve en yakınında, yani mesul olduğun alanda gösterdiğin adalettir. Bir insanın yaptıkları, onun o maskeli kişiliğinden değil, derin karakterinden sarsılmaz izler taşır. Dışarıya karşı örülen o muazzam iyilikseverlik, dostane kişilik kuleleri, en yakındakinin hakkı çiğnenerek yükseltilmişse, o kuleler ilahi adalet sarayında birer suç unsuruna dönüşür. Elbet o kuleleri günü geldiğinde al aşağı eder, hakiki güç ve kuvvet sahibi olan Allah. Peki, insan en yakınlarına bunca maddi ve manevi zararı verirken, içerideki o ilahi mahkemenin sesini nasıl bütünüyle susturabiliyorlar? İşte burada karşımıza "Anestezi Altındaki Vicdan" gerçeği çıkar. Tıbbi bir anestezide olduğu gibi, kişi ameliyatın acı verici ağırlığını hissetmemek için ruhunu geçici bir uyuşukluğun konforuna teslim eder. Fakat buradaki uyuşturucu; kimyasal bir madde değil, sahip olunan güç, sosyal statü, alkışlar ve dışarıya karşı sergilenen o sahte cömertlik seremonileridir. Vicdan anestezi altına alındığında, kişi yaptığı kötülüklerin acısını hissetmez hale gelir; ruhsal bir hissizlik baş gösterir. En yakınının gözündeki yaşı, uğrattığı maddi zararı, açtığı manevi yaraları görür ama bunlar onun uyuşmuş idrakine birer "hata" olarak ulaşmaz. Çünkü anestezi altındaki akıl, sürekli olarak dışarıdaki o iyilik havarisi kimliğini damardan ruha zerk etmektedir. Kişi, çevresine gülücükler dağıtıp merhamet satarken, içeride sızlayan vicdan hücresini kendi elleriyle felç etmiştir. Ağır metastaz altındaki hücreler en temel işlevini yitirmiştir. Ancak bu anestezinin de tehlikeli bir fıtratı vardır: Er ya da geç o uyuşukluk geçecektir. Birey, elindeki gücü kaybettiğinde, o sahte alkışlar çekildiğinde ya da mukadder olan o mutlak hesap günü yaklaştığında anestezi biter ve ameliyatın asıl sarsıcı acısıyla baş başa kalır. İşte o gün, vicdan uykudan uyanır ama bu uyanış sükûnetle değil; ilahi adalet topuzunun tam kalbin ortasına vurması ve kalbin bu korku ile patlamasıyla gerçekleşir. Ne anlattığın, hangi kimliğe büründüğün ya da hangi sahte erdemlerin arkasına saklandığın bir yere kadar hüküm sürer. Güç gelir ve geçer, dengeler sarsılır, bugünün muktedirleri yarının müflislerine dönüşebilir. Dünyevi sahnede rolleri ne kadar maharetle oynarsak oynayalım, değişmeyen tek şey hakikattir. Ve hakikatin, er ya da geç, üstü ne kadar örtülürse örtülsün ortaya çıkmak gibi ilahi bir huyu vardır. Günün sonunda ortaya çıkan tek bir şey kalır: Bu dünyada neyi yaşadığın ve etrafındakilere neyi yaşattığın. Hakiki reçete; bürünülen o sahte kişiliklerden, dışarısı için kuşanılan cömertlik maskelerinden acilen sıyrılmaktır. İnsan, kendi acizliğini fark edip elindeki imkanın/gücün bir imtihan ve mesuliyet olduğunu anladığı an kurtulabilir. Uykudakileri uyandırmak iddiasında olanların, önce kendi içlerindeki o riya ve kibir uykusundan uyanmaları şarttır. Zira uyuyan, uykudakini uyandıramaz. Kökleri kendi hakikatine ve adaletine sağlamca tutunmayan bir ağacın, dışarıya yapacağı gösterişli gölgenin hiçbir hükmü yoktur. Kendi iç dünyasını adalet ve samimiyetle diriltmeyen, başkasının ruhuna can suyu taşıyamaz. Budanan her fuzuli maske, kalbin yeniden "diri" kalması içindir. Ne mutlu hakikatin temsilcisi olmak için anestezi altındaki vicdanına, ibret alması için nedamet fısıltısını duyurabilenlere. Tıpkı merhum Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi "Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? 'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar; İbret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?" Son paragrafımızda Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i konuk edip yazımızı bitirelim. Üstad Necip Fazıl için uyanış ve diriliş, sadece fiziki bir hareket değil; cemiyetin ve bireyin kendi ruh köküyle, mukaddesatıyla yeniden bağ kurmasıdır. Onun "Gençliğe Hitabe"si ve "Sakarya Türküsü" baştan aşağı birer diriliş manifestosudur. Kişinin kendi nefsiyle, büründüğü maskelerle yüzleşmesini ve hakiki uyanışın içsel bir tövbe ve farkındalıkla başlayacağını özetlemiştir. "Geçti, geçti mevsimler, söndü evler, ocaklar; Ruhumun uykusundan ne zaman uyanacaklar?" "Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet beni Allah'ım, her nefes için, her nefesten..." Cevahir AYDIN | Küçük Dünyam
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.