Bir büyüğümden dinlediğim nasihatler ve geleceğe dair ümitler...
Çocukluğumda bir büyüğümden dinlemiştim:
"Evladım, bizim öyle bir yapımız var ki; bizim demirden ve çelikten daha sağlam olan, dışı pas tutsa bile içi çürümeyen bir özümüz var. Her ne kadar dış tarafımızdan bizi çürükmüş gibi göstermek isteyen iç ve dış ihanet şebekeleri, iş birliği içerisinde uzun yıllar süren çabaları ile bizleri görünürde küflendirmiş ve paslandırmış olsalar da, bu küfün ve pasın altında değişmeyen, bozulmayan, çürümeyen sağlam bir temel, sağlam bir iman, sağlam bir inanç var."
Yıllar sonra bir başka büyüğüme bunları anlattığım zaman o da bunları doğrulayarak şöyle ifadeler kullandı:
"Maalesef üzerimizdeki bu pasın temizlenerek özümüzdeki cevherin ortaya çıkmasını istemeyen hain ve gafiller, bu çabalarına hâlâ ısrarla devam ediyorlar. Evladım, bizi bu hâle düşüren, küflendiren, paslandıran, aslımızı unutturan, hatta ecdadına ihanet ederek geçmişine küfür ve hakaret eder hâle getiren unsurlar kimler, biliyor musun?
Bunlar; bizden gibi görünen ama aslında bizim maddi ve manevi istikamet bulmamızı, güçlenip kalkınmamızı hiçbir zaman istemeyen, millet olarak yüzyıllarca iman ve İslamiyet'e hizmetkâr olmamızdan rahatsız olan, millî ve manevi değerlerimizden oluşan ve mukaddes değerlerimiz diye tabir ettiğimiz kendi kutsal değerlerimize düşman olmamızı sağlamak için olağanüstü çaba sarf eden, geçmişimizle ilgili iftihar edilecek, övünülecek güzel meziyetlerimizi ve ecdadımızın kahramanlıklarını, dinimizin güzelliklerini, özellikle ve ekseriyetle yeryüzünün üçte birine hâkim olduğumuz zamanlarda İslam'ın adaletiyle hükmederek herkese örnek olunan ve 'Yeryüzünde Avrupalı serpuşu görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim.' diyen gayrimüslim insanların çok olduğu dönemleri, bütün İslam devletlerinin ama hususan Osmanlı'nın yapmış olduğu kahramanlıkları, tarihçilerin şimdi anlata anlata bitiremedikleri övünç hikâyelerimizi bizlere birer utanç tablosuymuş gibi sunmaya çalışan, bizleri ecdadımızdan ve dinimizden soğutarak uzaklaştırmak maksatlı çalışmalarla, özellikle bir dönemin eğitim müfredatı ile bütün geçmişimizle ve tüm âlem-i İslam'la aramızı açmak ve İslam ümmetini oluşturan, bu uğurda birlikte çok kahramanlıklar yapmış, şanlı zaferler kazanmış olan Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve benzeri milletlerin ırkçılık damarlarını tahrik ederek, bin yıldır birlikte oldukları ve birlikte zaferlerle doldurdukları şanlı tarihlerini unutturup tamamen uydurma, yalan ve yanlışlarla dolu ihanet hikâyeleriyle kitaplar yazıp bizleri birbirimize düşman ettiklerinden, biz yaklaşık 100 yıldır kendimize gelemedik; geçmişimize ait bu yalanlara doğruymuş gibi inanarak birbirimizle uğraşıyoruz.
Maalesef bunu da bizdenmiş gibi görünen ve bizim iyiliğimiz için çalışıyor gibi görünen hainler ile aklî melekelerini sağlıklı kullanarak yapılan ihaneti göremeyen veya kasten görmeyen, basiretsiz ve ferasetsiz şekilde hainlere yardım eden, belki dinde hassas ama muhakeme-i akliyesi noksan olan safdiller, sanki bizim iyiliğimizi istermiş gibi görünen hainlere destek veren ve onlarla iş birliği yapan gafiller birlikte yaptılar.
Ama evladım, hamdolsun Rabbimize, bu kara günler ve dinsizlik devri bitti. Şimdi paslanmış ve küflenmiş, yani üstü bilinçli olarak kapatılmış cevherimizin üzerindeki kir ve paslar çözülmeye ve özümüz ortaya çıkmaya başladı. Gerçekte kim olduğumuzu fark etmeye ve özümüzize dönmeye başladık. Yalan ve iftira ile gözümüzden düşürülmeye çalışılan ecdadımız ile bağlarımız tekrar güçlü bir şekilde kurulmaya başlandı.
Haince veya gafilce hazırlanmış kitaplardan İslamiyet ve tarihimizle ilgili iftira dolu yanlış bilgiler ve pislikler temizlenmeye başlandı. Eğitim ve öğretim ile ilgili, kılık kıyafet dâhil olmak üzere birçok tabu yerle yeksan oldu. Eğitim müfredatında yapılan değişikliklerle kendimizi ve özümüzü öğrenmeye, içimizdeki cevheri ortaya çıkarmaya başladık. Özellikle son 20 yıldır yapılan maddi ve manevi çalışmalar bizi kendimize getirmeye başladı. Hamdolsun, son 10 yıl içinde yapılan maddi ve manevi kazanımlar saymakla bitmez.
Ayasofya'mız aslına uygun şekilde cami oldu. Başörtüsü her yerde serbest hâle geldi. Mehter Marşı ile NATO Zirvesi için ülkemize gelen tüm yabancı devlet ve hükûmet başkanlarını karşılayarak bununla ecdadımızı inkâr etmediğimizi, Osmanlı'nın devamı olduğumuzu tüm dünyaya ilan ettik ve daha neler neler."
Yaşı neredeyse 100'e yaklaşan büyüğüm bana çok şeyler söyleyerek beni ümit ve şevkle doldurdu ve bana aşağıdaki son sözleri ile, "Şimdilik bu kadar. Hep birlikte el ele çok çalışıp kazanacağız inşallah." diyerek şu sözlerle veda etti:
"Bak evladım, 1000 yıllık şanlı ve şerefli bir şekilde yeryüzünün çeşitli coğrafyalarına hâkim olan Türk-İslam medeniyeti ile dünyanın neredeyse adım atılan her yerine kazınmış olan tarihimiz bizi yeniden eski vazifemize davet ediyor ve hamdolsun, 'SEFER BİZİM, ZAFER ALLAH'INDIR.' inancına tekrar kavuşan milletimiz tarafından bu KUTLU YÜRÜYÜŞ tekrar başladı.
Sizler tembellik etmeden bu KUTLU YÜRÜYÜŞÜ devam ettirin ki; 'İSTİKBALDE ZAFER İSLAM'INDIR.' sözü tam tahakkuk etsin. Öncekilerden çok daha güçlü ve daha kuvvetli olmasını beklediğimiz TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ yeryüzüne tekrar hâkim olsun, İslam'ın hak ve adalet ölçülerinin uygulanmasıyla dünya tekrar huzur, sulh ve sükûnete kavuşsun."
Bu tespit, tavsiye ve temennilere ben de yürekten katılıyor ve kocaman harflerle AMİN diyorum.
Selam ve dua ile... Kalın sağlıcakla...
