BU DA BÖYLE BİR GÜN
BU DA BÖYLE BİR GÜN
Beni bilenler bilir: “Mim”siz medeniyetin dayattığı içi boş her anma ve kutlamaya karşıyım. Yazıya konu olan gün de bunlardan biri.
Anlatayım:
İnsanlığa ait güzel olan ne varsa kirli elleriyle yok eden,
Kıymetlimiz olan her şeyi döndürdüğü çarkın kanlı dişlilerinin arasında öğüten,
Katlettiği her şey için adını koyduğu bir gün belirleyip günah çıkarmaya çalışan,
Doğu’ya ait bütün değerleri allayıp pullayıp olanca utanmazlığıyla dünyaya pazarlayan,
Bütün kutsalları maddeleştirip kapitalizme kurban eden,
Zaten ancak bir avuç kalmış olan insanların duyarlılığını ‘duyar kasmak’ diye lanse edip itibarsızlaştırmaya çalışan,
Üstelik bütün bunları dünyanın anasını ağlatarak yapan Batı’nın içini boşaltarak bizim kültürümüze de empoze ettiği bir başka gündeyiz: Anneler Günü.
Bir kere şunu belirteyim: “ABD’li bir kız çocuğunun kaybettiği annesini anmak için başlattığı bir gelenek” olarak bildiğimiz bu günün adının konmasında bahsi geçen “çocuk’”, Anna Marie Jarvis, 1908 yılında bu geleneği başlattığında 44 yaşında bir kadındı. Demem o ki, günün reklamı bile duygularımızın sömürülmesi üzerine kurgulu. Üstelik 1900’lü yıllar, Amerika’da 1865 yılında resmen kaldırılmış olduğu hâlde sosyal hayatta “sınıf farkı” olarak köleliğin devam ettirildiği, Kızılderili halkın pek çok haktan mahrum bırakıldığı zamanlardı. Bu halkların annelerinin /su katılmamış ikiyüzlülüğüyle bildiğimiz o toplumlarda/ gördükleri değer ne kadardı acaba?
İyi ve güzel olan her şey kültürler arasında geçiş yapabilir ve yapmalı. Buradaki sorun, özümüzde zaten var olan “anneye sevgi ve saygı” kültürünü heba edip kendinden olmayan bütün annelere ve çocuklara kıyanların neredeyse sadece “şekil”e indirdikleri günü hiç özümsemeden böylesine kabullenmekte.
Batı’da bir insanın öldürülmesini trajedi olarak addederken Doğu’daki yüz binlerce insanın katledilmesini “istatiksel bir mesele” olarak gören; Bosna’da, Srebrenitsa’da, Myanmar’da, Gazze’de, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Afrika kıtasında, Avustralya’da, Yeni Zelanda’daki kadınları değil anne, insan olarak bile görmeyen bu zihniyetin bize dayattığı “değer bahşetme günleri”ni sadece “olması gerektiği kadar” önemsersek, onların mağdur ettiği mazlum coğrafyaların annelerini bugün ön plana çıkarabilirsek belki günün hakkını verebiliriz.
Afrikalı bir bebek, iç savaşta ölmüş olan annesinin memesinden süt emmeye çalışırken; Gazzeli bir çocuk, annesinin bombalanmış bedeniyle vedalaşırken; annesi toplama kampında alıkoyulan Doğu Türkistanlı balamıza kimliği unutturulurken; annelerinden koparılmış çocukların lanetli adalarda dünyayı yönetenlerce ırzına geçilirken ve dünyanın bilmem neresinde çocuklar türlü türlü eziyetlere uğrarken böyle bir günün varlığı bile utanç olarak hepimize yeter.
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” diyen dinimiz,
Kadını eşinin yanında konumlandıran töremiz,
“Kadınlar insandır, biz insanoğlu.” diyen Neşet Ertaş’ımız var bizim.
Gayrısına gerek var mı?
Sevgi Karaman
Ekleme
Tarihi: 11 Mayıs 2026 -Pazartesi
BU DA BÖYLE BİR GÜN
BU DA BÖYLE BİR GÜN
Beni bilenler bilir: “Mim”siz medeniyetin dayattığı içi boş her anma ve kutlamaya karşıyım. Yazıya konu olan gün de bunlardan biri.
Anlatayım:
İnsanlığa ait güzel olan ne varsa kirli elleriyle yok eden,
Kıymetlimiz olan her şeyi döndürdüğü çarkın kanlı dişlilerinin arasında öğüten,
Katlettiği her şey için adını koyduğu bir gün belirleyip günah çıkarmaya çalışan,
Doğu’ya ait bütün değerleri allayıp pullayıp olanca utanmazlığıyla dünyaya pazarlayan,
Bütün kutsalları maddeleştirip kapitalizme kurban eden,
Zaten ancak bir avuç kalmış olan insanların duyarlılığını ‘duyar kasmak’ diye lanse edip itibarsızlaştırmaya çalışan,
Üstelik bütün bunları dünyanın anasını ağlatarak yapan Batı’nın içini boşaltarak bizim kültürümüze de empoze ettiği bir başka gündeyiz: Anneler Günü.
Bir kere şunu belirteyim: “ABD’li bir kız çocuğunun kaybettiği annesini anmak için başlattığı bir gelenek” olarak bildiğimiz bu günün adının konmasında bahsi geçen “çocuk’”, Anna Marie Jarvis, 1908 yılında bu geleneği başlattığında 44 yaşında bir kadındı. Demem o ki, günün reklamı bile duygularımızın sömürülmesi üzerine kurgulu. Üstelik 1900’lü yıllar, Amerika’da 1865 yılında resmen kaldırılmış olduğu hâlde sosyal hayatta “sınıf farkı” olarak köleliğin devam ettirildiği, Kızılderili halkın pek çok haktan mahrum bırakıldığı zamanlardı. Bu halkların annelerinin /su katılmamış ikiyüzlülüğüyle bildiğimiz o toplumlarda/ gördükleri değer ne kadardı acaba?
İyi ve güzel olan her şey kültürler arasında geçiş yapabilir ve yapmalı. Buradaki sorun, özümüzde zaten var olan “anneye sevgi ve saygı” kültürünü heba edip kendinden olmayan bütün annelere ve çocuklara kıyanların neredeyse sadece “şekil”e indirdikleri günü hiç özümsemeden böylesine kabullenmekte.
Batı’da bir insanın öldürülmesini trajedi olarak addederken Doğu’daki yüz binlerce insanın katledilmesini “istatiksel bir mesele” olarak gören; Bosna’da, Srebrenitsa’da, Myanmar’da, Gazze’de, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Afrika kıtasında, Avustralya’da, Yeni Zelanda’daki kadınları değil anne, insan olarak bile görmeyen bu zihniyetin bize dayattığı “değer bahşetme günleri”ni sadece “olması gerektiği kadar” önemsersek, onların mağdur ettiği mazlum coğrafyaların annelerini bugün ön plana çıkarabilirsek belki günün hakkını verebiliriz.
Afrikalı bir bebek, iç savaşta ölmüş olan annesinin memesinden süt emmeye çalışırken; Gazzeli bir çocuk, annesinin bombalanmış bedeniyle vedalaşırken; annesi toplama kampında alıkoyulan Doğu Türkistanlı balamıza kimliği unutturulurken; annelerinden koparılmış çocukların lanetli adalarda dünyayı yönetenlerce ırzına geçilirken ve dünyanın bilmem neresinde çocuklar türlü türlü eziyetlere uğrarken böyle bir günün varlığı bile utanç olarak hepimize yeter.
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” diyen dinimiz,
Kadını eşinin yanında konumlandıran töremiz,
“Kadınlar insandır, biz insanoğlu.” diyen Neşet Ertaş’ımız var bizim.
Gayrısına gerek var mı?
Sevgi Karaman
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
