MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

FON VURGUNU VE DEVLETE GÜVEN

FON VURGUNU VE DEVLETE GÜVEN Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluğunu hukuki, siyasi ve idari kurallarla yöneten, meşru güç ve otorite kullanma tekelini elinde bulunduran en büyük tüzel kişiliktir. Bir ülke düşünün ki yöneticilerin bir kısmı, şahsi menfaatleri için gözlerini hırs bürümüş bir şekilde halkın parasını ceplerine indirsin; denetleme kurumları, yargı kurumları ve siyasiler de bunları görmezden gelsin ya da görevlerini ihmal etsin. İdari yargı mevzuatına göre idareler ve devlet kurumları, her türlü hukuki işlem ve eylemlerinden dolayı yurttaşlara karşı maddi ve manevi tazminat yönünden sorumludur. Bu esas çerçevesinde, yaşanan fon krizi nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Hazine ve Maliye Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlar, maddi yönden zarara uğrayanların açacağı tazminat davalarında sorumlu tutulabilir. Yapılacak adli ve idari soruşturmalar sonucunda, ilgili kurullarda görevini kasten ya da ihmalen yerine getirmeyen kişiler hakkında yasal işlem yapılması gerekmektedir. Borsaya güvenerek para yatıran her yurttaş, yatırdığı paranın iadesi için ilgili kurumlara başvuruda bulunabilir ve verilen cevaba göre idari yargıda dava açma yoluna gidebilir. Çünkü devlet, kurum ve kuruluşlarının işleyişi nedeniyle doğacak zararlardan ötürü yurttaşların uğradığı maddi ve manevi zararları tazmin etmekle yükümlüdür. SPK mevzuatına göre etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyenlerin, elde ettikleri kazancın iki katını iade etmeleri gerekmektedir. Aksi hâlde ceza davası açılarak haklarında yasal sürecin başlatılması gerekmektedir. Anaparayı ayırıp spekülatif kârı iade edenlere, söz konusu yüksek meblağları bir devlet memuru olarak nasıl ve hangi yollarla elde ettiklerinin de hesabı sorulmalıdır. Yaşanan vurgun, insanların devlet düzeninde görev yapan kurullara, idarelere ve halkın aleyhine konumlarını kullanarak şahsi servet peşinde koşan siyasilere ve kişilere duyduğu güveni maalesef sarsmıştır. Bu yaşanan soygun ve kriz nedeniyle borsa ve ülkemiz, yabancı yatırımcılar nezdinde de büyük zarar görmüştür. Söz konusu vurgunun yaratacağı yıkımın etkisi, uzun vadede daha da ağır olacaktır. Yapılması gereken, acilen tüm ilgililer hakkında yandaşlık ve tanıdıklık gibi ayrımlar yapılmadan yasal işlemlerin başlatılmasıdır. Haksız menfaat elde edenlerin mal varlıklarına tedbir konularak bunların üçüncü kişilere devredilmesinin önlenmesi, yurt dışına kaçanların mal varlıklarının dondurulması ve haklarında başlatılan yargı süreçleri kapsamında Türkiye’ye iadelerinin sağlanması gerekmektedir. Görevini kasten ya da ihmalen yerine getirmeyen üst kurulların ve yöneticilerin sorumlulukları araştırılmalı; ilgili kurumların yapıları ve yöneticilerin görevleri hukuki çerçevede değerlendirilmeli, geçmişe dönük mal varlıkları incelenmeli ve suç işlendiğine dair yeterli delil bulunması hâlinde haklarında kamu davası açılmalıdır. Borsada ve piyasalarda manipülasyon yoluyla haksız kazanç elde eden tahtacıların, borsa brokerlarının, ilgili yatırım şirketlerinin ve sahiplerinin tespit edilerek haklarında yasal süreç başlatılması da önemlidir. Bundan sonraki süreçte yapılacak yasal düzenlemelerle bu tür olayların önlenmesi, üst kurullarda, kuruluşlarda ve kamuda “senden, benden” anlayışıyla hareket edilmeden liyakatli kadroların görevlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Şu an yaşananların temelinde liyakatsizlik, adam kayırma ve yandaşları kollama anlayışı bulunmaktadır. Herhangi bir makama gelen ya da getirilen, insanlıktan uzaklaşmış kişiler ne Allah korkusu ne utanma duygusu ne hak ne de hakkaniyet bilmektedir. Çürümüşlük, rüşvet, yalan ve yalakalık, sistemin kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş bulunmaktadır. Adaleti ve hukuku gözetmek, mağduru zalimin karşısında korumak, suç işleyenleri cezalandırmak ve haksızlığa karşı her koşulda dimdik durmak zorundayız. Şayet devlet bunu yapmazsa varlık nedenini ortadan kaldırmış olacaktır. Devlet, insanı yaşatmak, güldürmek ve ihya etmek için vardır. Devletin temelini de adalet oluşturur. Konfüçyüs’ün dediği gibi: “Devletlerin refahı parayla değil, adaletle ölçülür.” Devlet düzeninde vatandaşın parasına, refahına ve mutluluğuna göz dikenlerin, oturdukları makamlarda ne yeri ne de hakkı vardır. Hukukun herkese eşit uygulandığı, adaletin devletin temeli olduğu aydınlık yarınlar ve güçlü bir Türkiye hepimizin hayalidir. Hayallerimizin gerçeğe dönüşmesi için her birimiz elimizden geleni yapmak zorundayız. Çünkü bize başka bir yurt da başka bir ülke de başka bir devlet de yok… Av. Fatma SAÇAK AKBULUT
Ekleme Tarihi: 23 Ekim 2026 -Cuma

FON VURGUNU VE DEVLETE GÜVEN

FON VURGUNU VE DEVLETE GÜVEN Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluğunu hukuki, siyasi ve idari kurallarla yöneten, meşru güç ve otorite kullanma tekelini elinde bulunduran en büyük tüzel kişiliktir. Bir ülke düşünün ki yöneticilerin bir kısmı, şahsi menfaatleri için gözlerini hırs bürümüş bir şekilde halkın parasını ceplerine indirsin; denetleme kurumları, yargı kurumları ve siyasiler de bunları görmezden gelsin ya da görevlerini ihmal etsin. İdari yargı mevzuatına göre idareler ve devlet kurumları, her türlü hukuki işlem ve eylemlerinden dolayı yurttaşlara karşı maddi ve manevi tazminat yönünden sorumludur. Bu esas çerçevesinde, yaşanan fon krizi nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Hazine ve Maliye Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlar, maddi yönden zarara uğrayanların açacağı tazminat davalarında sorumlu tutulabilir. Yapılacak adli ve idari soruşturmalar sonucunda, ilgili kurullarda görevini kasten ya da ihmalen yerine getirmeyen kişiler hakkında yasal işlem yapılması gerekmektedir. Borsaya güvenerek para yatıran her yurttaş, yatırdığı paranın iadesi için ilgili kurumlara başvuruda bulunabilir ve verilen cevaba göre idari yargıda dava açma yoluna gidebilir. Çünkü devlet, kurum ve kuruluşlarının işleyişi nedeniyle doğacak zararlardan ötürü yurttaşların uğradığı maddi ve manevi zararları tazmin etmekle yükümlüdür. SPK mevzuatına göre etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyenlerin, elde ettikleri kazancın iki katını iade etmeleri gerekmektedir. Aksi hâlde ceza davası açılarak haklarında yasal sürecin başlatılması gerekmektedir. Anaparayı ayırıp spekülatif kârı iade edenlere, söz konusu yüksek meblağları bir devlet memuru olarak nasıl ve hangi yollarla elde ettiklerinin de hesabı sorulmalıdır. Yaşanan vurgun, insanların devlet düzeninde görev yapan kurullara, idarelere ve halkın aleyhine konumlarını kullanarak şahsi servet peşinde koşan siyasilere ve kişilere duyduğu güveni maalesef sarsmıştır. Bu yaşanan soygun ve kriz nedeniyle borsa ve ülkemiz, yabancı yatırımcılar nezdinde de büyük zarar görmüştür. Söz konusu vurgunun yaratacağı yıkımın etkisi, uzun vadede daha da ağır olacaktır. Yapılması gereken, acilen tüm ilgililer hakkında yandaşlık ve tanıdıklık gibi ayrımlar yapılmadan yasal işlemlerin başlatılmasıdır. Haksız menfaat elde edenlerin mal varlıklarına tedbir konularak bunların üçüncü kişilere devredilmesinin önlenmesi, yurt dışına kaçanların mal varlıklarının dondurulması ve haklarında başlatılan yargı süreçleri kapsamında Türkiye’ye iadelerinin sağlanması gerekmektedir. Görevini kasten ya da ihmalen yerine getirmeyen üst kurulların ve yöneticilerin sorumlulukları araştırılmalı; ilgili kurumların yapıları ve yöneticilerin görevleri hukuki çerçevede değerlendirilmeli, geçmişe dönük mal varlıkları incelenmeli ve suç işlendiğine dair yeterli delil bulunması hâlinde haklarında kamu davası açılmalıdır. Borsada ve piyasalarda manipülasyon yoluyla haksız kazanç elde eden tahtacıların, borsa brokerlarının, ilgili yatırım şirketlerinin ve sahiplerinin tespit edilerek haklarında yasal süreç başlatılması da önemlidir. Bundan sonraki süreçte yapılacak yasal düzenlemelerle bu tür olayların önlenmesi, üst kurullarda, kuruluşlarda ve kamuda “senden, benden” anlayışıyla hareket edilmeden liyakatli kadroların görevlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Şu an yaşananların temelinde liyakatsizlik, adam kayırma ve yandaşları kollama anlayışı bulunmaktadır. Herhangi bir makama gelen ya da getirilen, insanlıktan uzaklaşmış kişiler ne Allah korkusu ne utanma duygusu ne hak ne de hakkaniyet bilmektedir. Çürümüşlük, rüşvet, yalan ve yalakalık, sistemin kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş bulunmaktadır. Adaleti ve hukuku gözetmek, mağduru zalimin karşısında korumak, suç işleyenleri cezalandırmak ve haksızlığa karşı her koşulda dimdik durmak zorundayız. Şayet devlet bunu yapmazsa varlık nedenini ortadan kaldırmış olacaktır. Devlet, insanı yaşatmak, güldürmek ve ihya etmek için vardır. Devletin temelini de adalet oluşturur. Konfüçyüs’ün dediği gibi: “Devletlerin refahı parayla değil, adaletle ölçülür.” Devlet düzeninde vatandaşın parasına, refahına ve mutluluğuna göz dikenlerin, oturdukları makamlarda ne yeri ne de hakkı vardır. Hukukun herkese eşit uygulandığı, adaletin devletin temeli olduğu aydınlık yarınlar ve güçlü bir Türkiye hepimizin hayalidir. Hayallerimizin gerçeğe dönüşmesi için her birimiz elimizden geleni yapmak zorundayız. Çünkü bize başka bir yurt da başka bir ülke de başka bir devlet de yok… Av. Fatma SAÇAK AKBULUT
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.