İncir Kutusu ve Çürüyen Vicdan
İncir Kutusu ve Çürüyen Vicdan
Toplumun hemen her katmanında hissettiğimiz, her geçen gün yeni bir örneğiyle yüzleşip dehşete düştüğümüz bir yozlaşma fırtınasının içinden geçiyoruz. "Bize ne oldu?" sorusu artık sıradan bir sitem değil, kolektif vicdanımızın can havliyle attığı bir çığlıktır.
Geçmişte kamu malını "yetim hakkı" sayan, tüyü bitmemiş yetimin hakkı geçer diye üzerine titreyen bir ahlaki mirastan; bugün devletin imkânlarını, yetkilerini ve mühürlerini kişisel çıkar kapısına dönüştüren bir noktaya nasıl geldik?
Bu çürümenin en vahim, en can yakıcı tablosu ise şüphesiz geleceğimizi emanet ettiğimiz millî eğitim bünyesinde karşımıza çıkan son olayla bir kez daha gözler önüne serildi.
İzmir’de yaşanan ve basına yansıyan rüşvet skandalı, tuzun koktuğu yerin somut bir resmidir. Bir okulun mali usulsüzlüklerini soruşturmakla, yani kamunun hakkını korumakla görevlendirilen bir eğitim müfettişinin, dosyayı kapatmak karşılığında yüz binlerce lira rüşvet talep etmesi ve bu parayı bir incir kutusu içinde alırken suçüstü yakalanarak tutuklanması, kelimenin tam anlamıyla bir akıl ve vicdan tutulmasıdır.
Ancak bu kapkaranlık tablonun içinde umut verici, hakkı teslim edilmesi gereken hayati bir duruş da mevcuttur.
Soruşturmayı kapatmak için istenen rüşveti reddedip durumu adli makamlara ihbar eden okul müdürünün erdemli tavrı; ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Mali Şube ekipleri ile İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Eğitim Müfettişliği yönetiminin olayın üzerine kararlılıkla gitmesi takdire şayandır.
Kurum içi bir lekeyi örtbas etmek yerine, adalet mekanizmasını tereddütsüz harekete geçiren bu tavizsiz duruş; şeffaflık, kamu haysiyeti ve devlet ciddiyeti adına örnek bir duruştur.
Fakat mesele sadece bir müfettişin tutuklanmasıyla kapanamaz, kapanmamalıdır.
İlk olarak; rüşvet pazarlığına konu olan okulun mali iddiaları, hiçbir soru işareti kalmaksızın sil baştan ve tarafsızca incelenmelidir. Zira rüşvet istenmiş olması, ilk iddiaların buharlaştığı anlamına gelmez.
İkinci olarak; tutuklanan müfettişin geçmişte imza attığı tüm dosyalar, altında bulunan tüm raporlar mercek altına alınmalıdır.
Adaletin tecelli etmesi, geçmişte hakkı yenen her bir bireyin ve kamunun hakkının iadesiyle mümkündür.
Bugün toplumsal sosyolojide sıkça dile getirilen bir kabul var: "Toplumlar dip yapmadan düzelmez."
Eğer dip noktası burasıysa, artık yükselişe geçmek ve ahlaki bir arınma hamlesi başlatmak zorundayız. Toplum, bünyesini saran bu illatları temizlemek, tabiricaizse "kendi bağırsaklarını temizlemek" mecburiyetindedir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "Suçu işleyen kızım Fatıma da olsa cezasını veririm" anlayışındaki o sarsılmaz adalet ve eşitlik ilkesini rehber edinmedikçe bu çürümeyi durduramayız. Makamı, unvanı, kimliği ne olursa olsun; kamu nüfuzunu kötüye kullanan her kim varsa üzerine aynı kararlılıkla gidilmelidir.
Ahlâkî çöküşü durdurmanın tek yolu; liyakati, hesap verebilirliği ve sıfır tolerans ilkeli adalet anlayışını devletin ve toplumun kılcal damarlarına kadar yeniden hâkim kılmaktır.
Temiz bir toplum hayal değil; ancak ve ancak imtiyazsız, tavizsiz ve amansız bir adalet iradesiyle mümkündür.
A.Levent ERTEKİN
Sosyolog
Ekleme
Tarihi: 13 Ekim 2026 -Salı
İncir Kutusu ve Çürüyen Vicdan
İncir Kutusu ve Çürüyen Vicdan
Toplumun hemen her katmanında hissettiğimiz, her geçen gün yeni bir örneğiyle yüzleşip dehşete düştüğümüz bir yozlaşma fırtınasının içinden geçiyoruz. "Bize ne oldu?" sorusu artık sıradan bir sitem değil, kolektif vicdanımızın can havliyle attığı bir çığlıktır.
Geçmişte kamu malını "yetim hakkı" sayan, tüyü bitmemiş yetimin hakkı geçer diye üzerine titreyen bir ahlaki mirastan; bugün devletin imkânlarını, yetkilerini ve mühürlerini kişisel çıkar kapısına dönüştüren bir noktaya nasıl geldik?
Bu çürümenin en vahim, en can yakıcı tablosu ise şüphesiz geleceğimizi emanet ettiğimiz millî eğitim bünyesinde karşımıza çıkan son olayla bir kez daha gözler önüne serildi.
İzmir’de yaşanan ve basına yansıyan rüşvet skandalı, tuzun koktuğu yerin somut bir resmidir. Bir okulun mali usulsüzlüklerini soruşturmakla, yani kamunun hakkını korumakla görevlendirilen bir eğitim müfettişinin, dosyayı kapatmak karşılığında yüz binlerce lira rüşvet talep etmesi ve bu parayı bir incir kutusu içinde alırken suçüstü yakalanarak tutuklanması, kelimenin tam anlamıyla bir akıl ve vicdan tutulmasıdır.
Ancak bu kapkaranlık tablonun içinde umut verici, hakkı teslim edilmesi gereken hayati bir duruş da mevcuttur.
Soruşturmayı kapatmak için istenen rüşveti reddedip durumu adli makamlara ihbar eden okul müdürünün erdemli tavrı; ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Mali Şube ekipleri ile İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Eğitim Müfettişliği yönetiminin olayın üzerine kararlılıkla gitmesi takdire şayandır.
Kurum içi bir lekeyi örtbas etmek yerine, adalet mekanizmasını tereddütsüz harekete geçiren bu tavizsiz duruş; şeffaflık, kamu haysiyeti ve devlet ciddiyeti adına örnek bir duruştur.
Fakat mesele sadece bir müfettişin tutuklanmasıyla kapanamaz, kapanmamalıdır.
İlk olarak; rüşvet pazarlığına konu olan okulun mali iddiaları, hiçbir soru işareti kalmaksızın sil baştan ve tarafsızca incelenmelidir. Zira rüşvet istenmiş olması, ilk iddiaların buharlaştığı anlamına gelmez.
İkinci olarak; tutuklanan müfettişin geçmişte imza attığı tüm dosyalar, altında bulunan tüm raporlar mercek altına alınmalıdır.
Adaletin tecelli etmesi, geçmişte hakkı yenen her bir bireyin ve kamunun hakkının iadesiyle mümkündür.
Bugün toplumsal sosyolojide sıkça dile getirilen bir kabul var: "Toplumlar dip yapmadan düzelmez."
Eğer dip noktası burasıysa, artık yükselişe geçmek ve ahlaki bir arınma hamlesi başlatmak zorundayız. Toplum, bünyesini saran bu illatları temizlemek, tabiricaizse "kendi bağırsaklarını temizlemek" mecburiyetindedir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "Suçu işleyen kızım Fatıma da olsa cezasını veririm" anlayışındaki o sarsılmaz adalet ve eşitlik ilkesini rehber edinmedikçe bu çürümeyi durduramayız. Makamı, unvanı, kimliği ne olursa olsun; kamu nüfuzunu kötüye kullanan her kim varsa üzerine aynı kararlılıkla gidilmelidir.
Ahlâkî çöküşü durdurmanın tek yolu; liyakati, hesap verebilirliği ve sıfır tolerans ilkeli adalet anlayışını devletin ve toplumun kılcal damarlarına kadar yeniden hâkim kılmaktır.
Temiz bir toplum hayal değil; ancak ve ancak imtiyazsız, tavizsiz ve amansız bir adalet iradesiyle mümkündür.
A.Levent ERTEKİN
Sosyolog
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
