MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

SENİN EDERİN NE KADAR?

SENİN EDERİN NE KADAR? Çocukken çokça oynadığımız o oyunun tekerlemesini hatırlıyor musunuz? “Aldım, verdim, ben seni yendim.” Dünya düzeninin almak ve vermek üzerine kurulu olduğunu olanca saflığımız ve masumiyetimizle oynadığımız o oyundaki o küçük adımları atarken mi öğrendik acaba? Attığımız her adıma karşılık karşımızdakinden de bize doğru bir adım atmasını beklemeyi, her verişin karşılığında en az bir alışın olması gerektiğini, hayatın sürekliliğini sağlayan dinamiğin gücünü alış-veriş, talep-arz ilişkisinden aldığını; en masum olanı da dahil olmak üzere bütün ilişki türlerinde çıkar gözetmek lazım geldiğini öğrenmeye ta o zamanlarda mı başladık? Yazılı olmadığı hâlde dünyanın belki de en geçerli kanunu olan karşılıklılık ilkesini zihnimize kim ne zaman kazıdı da bizim için gösterilen her çaba, bize yapılan her iyilik içimizde onu yapana karşı ezici bir borçluluk hissi uyandırdı. Herkes yaptığı iyiliğin karşılığını ister, istemediğini söyleyen yalan söyler. Kimi sessizce ister, kimi başa kakarak ister, kimi tefeci gibi ister. Kimi Ömer Seyfettin’in “Diyet”indeki gibi iyilik yaptığı kişinin bütün hayatına hükmetmek ister de kendisine yapılan iyiliğin bedelini ödemek, insanlık onurunu kurtarmak, özgürlüğüne kavuşmak için gururlu pehlivan Demirci Koca Ali’nin satırla kolunu kesip Kasap Hacı Mehmet’in önüne “Al diyetimi!” diyerek fırlattığı o dehşetli sahne gözümüzün önünde canlanıverir. İyilik, emek ve çabasının karşılığını kuldan istemeyen, tabiattan beklemeyen varsa o da Allah’tan ister. Kimi o karşılığı almayı bu dünyada ister, kimi ahirette ister, kimi hem bu dünyada hem ahirette ister. Ama ille de ister. Kul, kulluğunun karşılığını da ister. Günümüzde Yunus gibi “Bana seni gerek seni” deyip Allah’tan gayrı maksudu olmadığından varlığa sevinmeyen, yokluğa yerinmeyen; cennet köşklerini, hurilerini elinin tersiyle iten babayiğit derviş ruhlulardan kaldı mı bilmem. Hasılı başkaları bize onlardan aldığımız kadar, biz başkalarına onlara verdiğimiz kadarız. Kıyıcı mı oldu? Olsun. Her şeyin bir bedeli, herkesin bir ederi var. Hiç düşündün mü sahi? Senin ederin ne kadar? Sevgi Karaman
Ekleme Tarihi: 25 Ağustos 2026 -Salı

SENİN EDERİN NE KADAR?

SENİN EDERİN NE KADAR? Çocukken çokça oynadığımız o oyunun tekerlemesini hatırlıyor musunuz? “Aldım, verdim, ben seni yendim.” Dünya düzeninin almak ve vermek üzerine kurulu olduğunu olanca saflığımız ve masumiyetimizle oynadığımız o oyundaki o küçük adımları atarken mi öğrendik acaba? Attığımız her adıma karşılık karşımızdakinden de bize doğru bir adım atmasını beklemeyi, her verişin karşılığında en az bir alışın olması gerektiğini, hayatın sürekliliğini sağlayan dinamiğin gücünü alış-veriş, talep-arz ilişkisinden aldığını; en masum olanı da dahil olmak üzere bütün ilişki türlerinde çıkar gözetmek lazım geldiğini öğrenmeye ta o zamanlarda mı başladık? Yazılı olmadığı hâlde dünyanın belki de en geçerli kanunu olan karşılıklılık ilkesini zihnimize kim ne zaman kazıdı da bizim için gösterilen her çaba, bize yapılan her iyilik içimizde onu yapana karşı ezici bir borçluluk hissi uyandırdı. Herkes yaptığı iyiliğin karşılığını ister, istemediğini söyleyen yalan söyler. Kimi sessizce ister, kimi başa kakarak ister, kimi tefeci gibi ister. Kimi Ömer Seyfettin’in “Diyet”indeki gibi iyilik yaptığı kişinin bütün hayatına hükmetmek ister de kendisine yapılan iyiliğin bedelini ödemek, insanlık onurunu kurtarmak, özgürlüğüne kavuşmak için gururlu pehlivan Demirci Koca Ali’nin satırla kolunu kesip Kasap Hacı Mehmet’in önüne “Al diyetimi!” diyerek fırlattığı o dehşetli sahne gözümüzün önünde canlanıverir. İyilik, emek ve çabasının karşılığını kuldan istemeyen, tabiattan beklemeyen varsa o da Allah’tan ister. Kimi o karşılığı almayı bu dünyada ister, kimi ahirette ister, kimi hem bu dünyada hem ahirette ister. Ama ille de ister. Kul, kulluğunun karşılığını da ister. Günümüzde Yunus gibi “Bana seni gerek seni” deyip Allah’tan gayrı maksudu olmadığından varlığa sevinmeyen, yokluğa yerinmeyen; cennet köşklerini, hurilerini elinin tersiyle iten babayiğit derviş ruhlulardan kaldı mı bilmem. Hasılı başkaları bize onlardan aldığımız kadar, biz başkalarına onlara verdiğimiz kadarız. Kıyıcı mı oldu? Olsun. Her şeyin bir bedeli, herkesin bir ederi var. Hiç düşündün mü sahi? Senin ederin ne kadar? Sevgi Karaman
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.