Önder GÜZELARSLAN
Köşe Yazarı
Önder GÜZELARSLAN
 

İNSAN VE EĞİTİM

İNSAN VE EĞİTİM İnsanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme sürecini eğitim kavramı ile ifade ediyoruz. Dünyada eğitilebilen varlıklar arasında en zor ve en kolay eğitilebileni insanoğlu. İnsanın eğitilebilmesi içinde birkaç evreye gerek vardır. John Dewey eğitimle ilgili “Eğitim yaşama hazırlık basamağı olarak görülmemelidir. Çünkü eğitim yaşamın kendisidir” diye bir ifade kullanır. Yaşamın bütünün bir eğitim süreci olduğunu vurgulamaya çalışır bu sözüyle. Eğitim yaşamın kendisi ise ki, öyle bence de. Her an, her davranışımız eğitimin etkisi altında gerçekleşmesi gerekir. Peki hayatın içinde bu böyle mi oluyor. İnsanın hayatı boyunca sergilediği davranışlara baktığımızda eğitimini hala tamamlamış olduğunu gözlemleyebiliyoruz. "Eğitim, ekmek ve sudan sonra halkın en zorunlu ihtiyacıdır" diyen Dante Alighieri, hem eğitimin hayatın içinde önemli bir yeri olduğunu vurgulamaya çalışıyor hem de sürekliliğini anlatmaya çalışıyor. Nasıl ki hayatımızı idame ettirmek, bedenimizi taşıyabilmek için yemek yemeğe dolayısıyla ekmeğe ve suya ihtiyacımız varsa, işte aynen ekmek ve su gibi sürekli devam eden bir eğitime de ihtiyacımız var. Çünkü yaşadığımız süre içinde birtakım davranışlar sergileriz. Bununla birlikte bazı sözler sarfederiz. İşte bu davranışlarımız ve sarf ettiğimiz sözler dengeli ve doğru olması için toplumun genel kabul ettiği ölçülerde olması, etik ve ahlaki olması içinde eğitimden geçmemiz gerekiyor. İnsanoğlunun eğitilmesinin hem zor hem de çok kolay olduğunu yukarıda ifade ettim. Bununla şunu söylemeye çalışıyorum. Dünyadaki bütün varlıklar içerisinde eğitilmesi en zor varlıktır insan. Bunun sebebi ise çok bencil bir varlık oluşu, yüksek bir egosunun olması. Her daim kendisinin en iyi olduğunu düşünmesi ve her şeyi biliyorum endamıyla olaylara yaklaşması. İşte bu sebepten dolayıdır ki insanı eğitmek gerçekten çok zordur. Engin dağları aşmak kadar zordur. Cervantes “İnsan eğitimle dünyaya gelmez fakat eğitim öğretimle yaşar.” Sözünden yola çıkarak insan doğduğunda hiçbir şey bilmeyen bir varlık. Doğumdan sonra bir süre taklit ve deneme yanılma yöntemiyle bazı şeyleri öğrenmeye ve anlamaya çalışır. Eğitimin birkaç evresi var derken de bunu kastetmeye çalıştım. Yeni doğan bir insanın ilk öğretmeni, ilk eğitmeni ailesidir. Yani anne ve babasıdır. Ebeveyn diye ifade ettiğimiz anne babanın tavır ve davranışlarını izleyen bebek çağındaki bir insan bu gözlemlediği davranışları ufak ufak belleğine nakşeder. Bir süre sonra konuşmaya başladığında da artık ebeveynleri tarafından iyi güzel, doğru ve yanlış olan şeyler kendisine öğretilmeye başlanır. Bunun içinde sürekli kendisine bir şeyler söylenir şunu yapma bunu yapma şöyle etme böyle etme vesair gibi. Ebeveyn bu tutumuyla çocuğu yani, yeni birey insanı eğitmeye çalıştığını zanneder. Halbuki çocuk konuşmaya başlamadan önce ebeveynin tavır ve davranışlarını izleyerek beynine neyi nasıl yapması gerektiğini nakşetmiştir. Belleğinde neyin iyi ve neyin kötü olduğu adeta kodlanmıştır. İşte bu sebeple insan daha konuşmaya başlamadan önce ebeveyni her davranışına, her hareketine ve her konuşmasına dikkat etmesi gerekir.   İnsanın eğitim yolculuğu ailede belli bir süre devam eder. Aile de alınmaya başlanan eğitim, eğitimin en temel taşıdır. Aynen bir binanın temeli gibi diyebiliriz. Çocuk, okul çağına geldiğinde eğitimde yenir bir evre devreye girer. Okul hayatıyla artık insan aileden alığı temelin üzerine yeni şeyler koymaya başlar. Okulda bir şeyler öğrenerek eğitilme süreci devam eder iken bu kez insanı eğiten yeni bireyler ortaya çıkar. Eğitici ve öğretici anlamında öğretmen dediğimiz bir başka insan okula gelen öğrenci vasfındaki insanı eğitmeye başlar. Tam bu noktada çok ince bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir. Okulda, öğrenci olan insana öğretmeni tarafından sadece hayata dair bilgiler öğretilirse ve insanın hayatı boyunca hangi ahlak normları, etik kurallar çerçevesi içinde yaşamını sürdüreceği öğretilmezse bu noktadan itibaren yeni bir facia ortaya çıkar. Aslında okulda öğrenci olan birey, kendisine bir şeyler öğreten öğretmeninden sadece bilgi öğrenmez, aynen ailede yeni doğduğunda ebeveynin tavır ve davranışlarını nasıl belleğine nakşettiyse öğretmeninin tavır ve davranışlarını da aynı şekilde beynine kodlar. İşte bu noktada öğretmen sadece bilgi öğretmekle değil, hal, hareket, tavır ve davranışlarıyla da eğitici olması gerekir. Bugün maalesef bizim okullarımızda verdiğimiz eğitim değil sadece öğretim. Her ne kadar Bakanlığın ismi bile Eğitim Bakanlığı olsa da okullarımızda eğitim verilemiyor sadece öğretime odaklanılmış bir durum var ortada. Öğretiminde sadece ve sadece akademik başarı kısmına odaklanılmış durumda. Çocuk kaç test çözdü, kaç doğrusu var kaç yanlışı var. Soruları ne kadar hızlı çözdü gibi konular eğitimcileri ilgilendiriyor. Bunun sebebi de gelecekte çocuğun bütün hayatını yönlendiren sınavlar test usulü ve zamana karşı yarış söz konusu. Bu böyle gittiği sürece sadece okulda akademik eğitim konuşuluyor olacak. Çocuk sınava gireceği zamana geldiğinde ve sınava girdiğinde ebeveyn dahil bütün eğitmenler acaba kaç puan aldı ve nereyi kazanacak sorusunun cevabı ile meşgul olacak. O ana kadar çocuğun ahlaki değeri nedir? Sorusuyla ebeveyn dahil hiç kimse ilgilenmiyor açıkçası. Okulda öğretime boğulan insanın eğitimi eksik kalacak. Okul bittikten sonra üçüncü evre dediğimiz çevrenin eğitimi gündeme geliyor. Aslında çevrenin eğitimi çocuk kendini tanımaya ve okul çağına girdiği dönemden itibaren başlar. Çevrenin vereceği eğitim sözden ve anlatıdan ziyade tavır ve davranış, hal ve hareketler ile oluyor. Zira insan çevresine bakarak davranışlarını kontrol ediyor ve geliştiriyor. İnsanın eğitimi için aile, okul ve çevre üçlüsü aynı doğrultuda, aynı minvalde ve aynı düşünce yapısında olması gerekir ki, doğru insan ortaya çıksın. Tam bu noktada can alıcı bir soru aklımıza geliyor. Peki aileden, okuldan ve dahi çevreden alınamayan eğitimi insan kendi gayretleri ile belli bir yaştan sonra kendi kendine alamaz mı? Elbette ki alır. Alamaz diye bir şey yok. Aslına bakarsak alması da gerekiyor. Zira aileden, okuldan veya çevreden yanlış şeyler öğrendi ise bunu devam mı ettirecek? Elbette hayır. Doğrusu ne ise onu kendi gayretleri ile öğrenip uygulaması beklenir kendisinden. Hiçbir kimseye, kimse kötü bir davranış yapmasını, kötü bir hareket içerisinde bulunmasını, çevreyi kirletmesini söylemez. Bu tamamen kişinin kendi iradesi ve içindeki bir olgudur, durumdur, düşüncedir. İşte artık belli yaştan sonra insan eğer aile, okul ve çevreden bir eğitim alamamışsa ya da eksik almışsa bunu kendi kendini eğiterek tamamlayabilmelidir. Yazının başında ifade ettiğim insan, eğitilmesi en zor varlıklardan birisi sözüne atfen insan sürekli iyi ve doğru davranışları yapmak yerine kötü davranışlar sergilemeyi yeğliyor. İnsanın böyle yapmaya iten ana sebeplerinden biri ne yazık ki egosudur, kibridir dahası azgın nefsidir. Albert Einstein “Eğitim, gerçeklerin öğretilmesi değildir. Düşünmek için aklın eğitilmesidir" der. Aklı doğru düşünceler ve doğru davranışlar sergilemesi için eğitirken nefsin de eğitilmesi gerekir. İnsan nefsine gem vurmayı bilmelidir, öğrenmelidir. Nefsinin, egosunun esiri olmamalıdır. İşte tam bu noktada bir başka eğitim devreye giriyor. Bu eğitim ne ailede ne okulda ne de çevre de verilemiyor. Bu eğitimin adı “Nefis Terbiyesi.” İnsan azgın nefisine gem vurabilmesi onu durdurabilmesi için gerekli eğitimi, Anadolu Erenlerinin yetiştiricisi ve eğiticisi Ahmet Yesevi'nin kurucusu olduğu tasavvuf eğitiminden geçmesiyle alır. Bu eğitim aslında şarttır demiş olsak abartmış olmayız. Tasavvuf eğitiminden yoksunluk insanı azgın bir varlık haline getirir. Zira insanoğlu doyumsuz bir varlıktır. Azgın nefsimizi dizginlemeye yönelik Jean J. Rousseau “İnsan güçsüz ve dayanıksız doğar ancak onu güçlü ve dayanıklı yapacak olan şey terbiyedir.” İfadesiyle ahlaki yönden bir terbiye eğitimi almamızın gerekliliğini vurgular. Eğer bir insan, nefsini dizginleyemez, nefsini terbiye edemez ve nefis terbiyesi eğitimi almazsa o insandan bir şey beklemek, iyi bir insan olmayı beklemek gerçekten çok zordur. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde Tevbe süresinin 119. Ayetinde şöyle buyuruyor. “Ey iman edenler! Allah’ın emirlerine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının ve doğru (sâdık) olanlarla beraber olun.”  Nefsi dizginleyebilmenin bir yolu da sadık, doğru insanlar ile beraber olmaktır. Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de; “Gördüğünüzde sizlere Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!” diyerek çevremizde doğru insanların olmasını telkin buyuruyor. İnsanın eğitilmesinin kolay yönü ise, bugün artık teknoloji öyle bir noktaya geldi ki istediğimiz her türlü bilgiyi çok kolay öğrenebiliyor ve ulaşabiliyoruz. Eğer insanoğlu arzu ederse çevresini doğru insanlarla donatabilir. Bu doğru insanlarda o insanı kısa sürede hal, hareket, tavır ve davranışlarıyla eğitir. Doğru ve düzgün insanları örnek edinmeyi kendine prensip edinirse insan işte o zaman eğitim kopyala yapıştır yöntemi gibi çok basit ve kolaylaşmış olur. Bunun sonucunda da mükemmel bir varlık ortaya çıkmış olur. Ancak her halükârda insan iyi bir çevre içinde olsa da nefis terbiyesi almak zorunda. Zira insanın azgın nefsi her daim kötü şeyler yaptırtmak için boş durmayacak sürekli insanın kafasını şeytani şeyler ile meşgul edecektir. İyi ve doğru bir tasavvuf eğitimiyle nefsini dizginleyen, nefsine gem vurabilen insan, ahlaki olarak da kendisini mükemmel donattıysa, artık o insan tadından yenmeyecek harika bir dost ve yaren olur. Yazımı Immanuel Kant’ın bir sözü ile tamamlıyorum: “Mutlaka eğitilmesi gereken tek yaratık insandır.” Önder Güzelarslan
Ekleme Tarihi: 24 Eylül 2026 -Perşembe

İNSAN VE EĞİTİM

İNSAN VE EĞİTİM İnsanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme sürecini eğitim kavramı ile ifade ediyoruz. Dünyada eğitilebilen varlıklar arasında en zor ve en kolay eğitilebileni insanoğlu. İnsanın eğitilebilmesi içinde birkaç evreye gerek vardır. John Dewey eğitimle ilgili “Eğitim yaşama hazırlık basamağı olarak görülmemelidir. Çünkü eğitim yaşamın kendisidir” diye bir ifade kullanır. Yaşamın bütünün bir eğitim süreci olduğunu vurgulamaya çalışır bu sözüyle. Eğitim yaşamın kendisi ise ki, öyle bence de. Her an, her davranışımız eğitimin etkisi altında gerçekleşmesi gerekir. Peki hayatın içinde bu böyle mi oluyor. İnsanın hayatı boyunca sergilediği davranışlara baktığımızda eğitimini hala tamamlamış olduğunu gözlemleyebiliyoruz. "Eğitim, ekmek ve sudan sonra halkın en zorunlu ihtiyacıdır" diyen Dante Alighieri, hem eğitimin hayatın içinde önemli bir yeri olduğunu vurgulamaya çalışıyor hem de sürekliliğini anlatmaya çalışıyor. Nasıl ki hayatımızı idame ettirmek, bedenimizi taşıyabilmek için yemek yemeğe dolayısıyla ekmeğe ve suya ihtiyacımız varsa, işte aynen ekmek ve su gibi sürekli devam eden bir eğitime de ihtiyacımız var. Çünkü yaşadığımız süre içinde birtakım davranışlar sergileriz. Bununla birlikte bazı sözler sarfederiz. İşte bu davranışlarımız ve sarf ettiğimiz sözler dengeli ve doğru olması için toplumun genel kabul ettiği ölçülerde olması, etik ve ahlaki olması içinde eğitimden geçmemiz gerekiyor. İnsanoğlunun eğitilmesinin hem zor hem de çok kolay olduğunu yukarıda ifade ettim. Bununla şunu söylemeye çalışıyorum. Dünyadaki bütün varlıklar içerisinde eğitilmesi en zor varlıktır insan. Bunun sebebi ise çok bencil bir varlık oluşu, yüksek bir egosunun olması. Her daim kendisinin en iyi olduğunu düşünmesi ve her şeyi biliyorum endamıyla olaylara yaklaşması. İşte bu sebepten dolayıdır ki insanı eğitmek gerçekten çok zordur. Engin dağları aşmak kadar zordur. Cervantes “İnsan eğitimle dünyaya gelmez fakat eğitim öğretimle yaşar.” Sözünden yola çıkarak insan doğduğunda hiçbir şey bilmeyen bir varlık. Doğumdan sonra bir süre taklit ve deneme yanılma yöntemiyle bazı şeyleri öğrenmeye ve anlamaya çalışır. Eğitimin birkaç evresi var derken de bunu kastetmeye çalıştım. Yeni doğan bir insanın ilk öğretmeni, ilk eğitmeni ailesidir. Yani anne ve babasıdır. Ebeveyn diye ifade ettiğimiz anne babanın tavır ve davranışlarını izleyen bebek çağındaki bir insan bu gözlemlediği davranışları ufak ufak belleğine nakşeder. Bir süre sonra konuşmaya başladığında da artık ebeveynleri tarafından iyi güzel, doğru ve yanlış olan şeyler kendisine öğretilmeye başlanır. Bunun içinde sürekli kendisine bir şeyler söylenir şunu yapma bunu yapma şöyle etme böyle etme vesair gibi. Ebeveyn bu tutumuyla çocuğu yani, yeni birey insanı eğitmeye çalıştığını zanneder. Halbuki çocuk konuşmaya başlamadan önce ebeveynin tavır ve davranışlarını izleyerek beynine neyi nasıl yapması gerektiğini nakşetmiştir. Belleğinde neyin iyi ve neyin kötü olduğu adeta kodlanmıştır. İşte bu sebeple insan daha konuşmaya başlamadan önce ebeveyni her davranışına, her hareketine ve her konuşmasına dikkat etmesi gerekir.   İnsanın eğitim yolculuğu ailede belli bir süre devam eder. Aile de alınmaya başlanan eğitim, eğitimin en temel taşıdır. Aynen bir binanın temeli gibi diyebiliriz. Çocuk, okul çağına geldiğinde eğitimde yenir bir evre devreye girer. Okul hayatıyla artık insan aileden alığı temelin üzerine yeni şeyler koymaya başlar. Okulda bir şeyler öğrenerek eğitilme süreci devam eder iken bu kez insanı eğiten yeni bireyler ortaya çıkar. Eğitici ve öğretici anlamında öğretmen dediğimiz bir başka insan okula gelen öğrenci vasfındaki insanı eğitmeye başlar. Tam bu noktada çok ince bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir. Okulda, öğrenci olan insana öğretmeni tarafından sadece hayata dair bilgiler öğretilirse ve insanın hayatı boyunca hangi ahlak normları, etik kurallar çerçevesi içinde yaşamını sürdüreceği öğretilmezse bu noktadan itibaren yeni bir facia ortaya çıkar. Aslında okulda öğrenci olan birey, kendisine bir şeyler öğreten öğretmeninden sadece bilgi öğrenmez, aynen ailede yeni doğduğunda ebeveynin tavır ve davranışlarını nasıl belleğine nakşettiyse öğretmeninin tavır ve davranışlarını da aynı şekilde beynine kodlar. İşte bu noktada öğretmen sadece bilgi öğretmekle değil, hal, hareket, tavır ve davranışlarıyla da eğitici olması gerekir. Bugün maalesef bizim okullarımızda verdiğimiz eğitim değil sadece öğretim. Her ne kadar Bakanlığın ismi bile Eğitim Bakanlığı olsa da okullarımızda eğitim verilemiyor sadece öğretime odaklanılmış bir durum var ortada. Öğretiminde sadece ve sadece akademik başarı kısmına odaklanılmış durumda. Çocuk kaç test çözdü, kaç doğrusu var kaç yanlışı var. Soruları ne kadar hızlı çözdü gibi konular eğitimcileri ilgilendiriyor. Bunun sebebi de gelecekte çocuğun bütün hayatını yönlendiren sınavlar test usulü ve zamana karşı yarış söz konusu. Bu böyle gittiği sürece sadece okulda akademik eğitim konuşuluyor olacak. Çocuk sınava gireceği zamana geldiğinde ve sınava girdiğinde ebeveyn dahil bütün eğitmenler acaba kaç puan aldı ve nereyi kazanacak sorusunun cevabı ile meşgul olacak. O ana kadar çocuğun ahlaki değeri nedir? Sorusuyla ebeveyn dahil hiç kimse ilgilenmiyor açıkçası. Okulda öğretime boğulan insanın eğitimi eksik kalacak. Okul bittikten sonra üçüncü evre dediğimiz çevrenin eğitimi gündeme geliyor. Aslında çevrenin eğitimi çocuk kendini tanımaya ve okul çağına girdiği dönemden itibaren başlar. Çevrenin vereceği eğitim sözden ve anlatıdan ziyade tavır ve davranış, hal ve hareketler ile oluyor. Zira insan çevresine bakarak davranışlarını kontrol ediyor ve geliştiriyor. İnsanın eğitimi için aile, okul ve çevre üçlüsü aynı doğrultuda, aynı minvalde ve aynı düşünce yapısında olması gerekir ki, doğru insan ortaya çıksın. Tam bu noktada can alıcı bir soru aklımıza geliyor. Peki aileden, okuldan ve dahi çevreden alınamayan eğitimi insan kendi gayretleri ile belli bir yaştan sonra kendi kendine alamaz mı? Elbette ki alır. Alamaz diye bir şey yok. Aslına bakarsak alması da gerekiyor. Zira aileden, okuldan veya çevreden yanlış şeyler öğrendi ise bunu devam mı ettirecek? Elbette hayır. Doğrusu ne ise onu kendi gayretleri ile öğrenip uygulaması beklenir kendisinden. Hiçbir kimseye, kimse kötü bir davranış yapmasını, kötü bir hareket içerisinde bulunmasını, çevreyi kirletmesini söylemez. Bu tamamen kişinin kendi iradesi ve içindeki bir olgudur, durumdur, düşüncedir. İşte artık belli yaştan sonra insan eğer aile, okul ve çevreden bir eğitim alamamışsa ya da eksik almışsa bunu kendi kendini eğiterek tamamlayabilmelidir. Yazının başında ifade ettiğim insan, eğitilmesi en zor varlıklardan birisi sözüne atfen insan sürekli iyi ve doğru davranışları yapmak yerine kötü davranışlar sergilemeyi yeğliyor. İnsanın böyle yapmaya iten ana sebeplerinden biri ne yazık ki egosudur, kibridir dahası azgın nefsidir. Albert Einstein “Eğitim, gerçeklerin öğretilmesi değildir. Düşünmek için aklın eğitilmesidir" der. Aklı doğru düşünceler ve doğru davranışlar sergilemesi için eğitirken nefsin de eğitilmesi gerekir. İnsan nefsine gem vurmayı bilmelidir, öğrenmelidir. Nefsinin, egosunun esiri olmamalıdır. İşte tam bu noktada bir başka eğitim devreye giriyor. Bu eğitim ne ailede ne okulda ne de çevre de verilemiyor. Bu eğitimin adı “Nefis Terbiyesi.” İnsan azgın nefisine gem vurabilmesi onu durdurabilmesi için gerekli eğitimi, Anadolu Erenlerinin yetiştiricisi ve eğiticisi Ahmet Yesevi'nin kurucusu olduğu tasavvuf eğitiminden geçmesiyle alır. Bu eğitim aslında şarttır demiş olsak abartmış olmayız. Tasavvuf eğitiminden yoksunluk insanı azgın bir varlık haline getirir. Zira insanoğlu doyumsuz bir varlıktır. Azgın nefsimizi dizginlemeye yönelik Jean J. Rousseau “İnsan güçsüz ve dayanıksız doğar ancak onu güçlü ve dayanıklı yapacak olan şey terbiyedir.” İfadesiyle ahlaki yönden bir terbiye eğitimi almamızın gerekliliğini vurgular. Eğer bir insan, nefsini dizginleyemez, nefsini terbiye edemez ve nefis terbiyesi eğitimi almazsa o insandan bir şey beklemek, iyi bir insan olmayı beklemek gerçekten çok zordur. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde Tevbe süresinin 119. Ayetinde şöyle buyuruyor. “Ey iman edenler! Allah’ın emirlerine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının ve doğru (sâdık) olanlarla beraber olun.”  Nefsi dizginleyebilmenin bir yolu da sadık, doğru insanlar ile beraber olmaktır. Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de; “Gördüğünüzde sizlere Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!” diyerek çevremizde doğru insanların olmasını telkin buyuruyor. İnsanın eğitilmesinin kolay yönü ise, bugün artık teknoloji öyle bir noktaya geldi ki istediğimiz her türlü bilgiyi çok kolay öğrenebiliyor ve ulaşabiliyoruz. Eğer insanoğlu arzu ederse çevresini doğru insanlarla donatabilir. Bu doğru insanlarda o insanı kısa sürede hal, hareket, tavır ve davranışlarıyla eğitir. Doğru ve düzgün insanları örnek edinmeyi kendine prensip edinirse insan işte o zaman eğitim kopyala yapıştır yöntemi gibi çok basit ve kolaylaşmış olur. Bunun sonucunda da mükemmel bir varlık ortaya çıkmış olur. Ancak her halükârda insan iyi bir çevre içinde olsa da nefis terbiyesi almak zorunda. Zira insanın azgın nefsi her daim kötü şeyler yaptırtmak için boş durmayacak sürekli insanın kafasını şeytani şeyler ile meşgul edecektir. İyi ve doğru bir tasavvuf eğitimiyle nefsini dizginleyen, nefsine gem vurabilen insan, ahlaki olarak da kendisini mükemmel donattıysa, artık o insan tadından yenmeyecek harika bir dost ve yaren olur. Yazımı Immanuel Kant’ın bir sözü ile tamamlıyorum: “Mutlaka eğitilmesi gereken tek yaratık insandır.” Önder Güzelarslan
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.