ASYA’NIN EN BATISINA YOLCULUK
ASYA’NIN EN BATISINA YOLCULUK
Birçok defa ziyaret ettiğim ecdadımızın Asya’nın cenneti olarak tabir ettiği, Mitoliji tanrılarının balaylarını geçirdiği, Afrodit’in Hermes’le aşk yaşadığı, Hasan Boğuldu efsanesine ev sahipliği yapan ve Antandros Antik Kentini bağrında bulunduran Edremit Körfezi’nde bu kez daha önce gidemediğim birçok yeri de görme imkânım oldu. Bu yerlerden biri de çok görmek istediğim ancak bugüne kadar gidemediğim, Ege Deniz’inin sınırında Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinde yer alan, Asya kıtasının ve Anadolu topraklarının en batı ucu (Baba Burnu) yani Babakale’ye uzandım.
Tatil için gittiğim Edremit Altınoluk’ta iken bir sabah uyandım ve Asya’nın en batısına gitmeye karar verdim. Aracın yönünü Küçükkuyu istikametine çevirdim. İlk durağım daha önce de ziyaret ettiğim eşsiz güzelliğiyle büyüleyen Adatepe oldu.
Türklerle Rumların Kurtuluş Savaşı’na kadar ahenk içine yaşadıkları Adatepe, 1924 yılındaki nüfus mübadelesiyle Rumlar burayı terk ederek Girit ve Midilli de yaşayan Türkler bu köye getirilmiş ve o günden sonra bir Türk köyü olmuştur. Ancak köyde dikkatlice bakıldığında Rum tarzı taş yapıların içinde Türk tarzı konakları da görebilirsiniz.
Zamanla (1960’tan sonra) tenhalaşan Adatepe, şehir hayatından kaçmak isteyenler tarafından keşfedilince şimdilerde hem yaşanılan hem de turistik gezi yapılan bir köy haline gelmiş. Zeus Altarı olarak bilinen Sunak yeri de bu köy sınırlarında. Daha önce burayı ziyaret etmiştim. Bu gidişimde orman yangınları sebebiyle tedbiren kapatılmıştı. Zeus Altarı Sunağına hiç kimsenin geçişine izin verilmiyordu.
Köy yerinde birbirinden güzel konakları gezdim bolca fotoğraf çektim. Köy meydanında çay kahve içilebilecek mekanlar olmakla birlikte yöreye has ürünlerin kullanılmasıyla yapılmış nefis dondurma satıcıları da var. Burada yiyeceğiniz dondurmayı hem lezzet hem de çeşit bakımından galiba bir başka yerde bulamazsınız. Tepeden Edremit Körfezini seyretmek ise bir başka güzel. Taş yapımı konakların arasında daracık sokaklarda yürümekte ayrı bir keyif. Köyün tepe noktasında zeytin ve zeytinyağı ile birlikte zeytinyağından elde edilen ürünlerinde satıldığı aynı zamanda da taş baskı yöntemle zeytinyağı elde edilişini gösteren mini bir dükkân var. Pembe ve mavi renkli konakları insanı büyülemeye yetiyor.
Adatepe’den sonra Küçükkuyu’nun bir başka efsane güzelliği Yeşilyurt Köyü’ne gittim. Burası da yine Adatepe gibi taş konaklardan ibaret bir köy. Yeşilin her tonunun bulunduğu camisi de ayrı bir güzellikte. Yeşilyurt’tan sonra sahil yoluna kullanarak Ahmetçe Köyünün alt tarafından Behramkale (Assos)’ye ulaştım. Burada önce Tuzla Çayı üzerinde zarif bir gerdanlık gibi uzanan tarihi taş köprüyü ziyaret ettim.
Bu köprü Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı Sultan I. Murad (Hüdavendigar) döneminde, 14. yüzyılda Tuzla Çayı üzerine inşa edilmiştir. Mimari açıdan en belirgin özelliği, erken dönem Osmanlı köprü mimarisinin karakteristik sadeliğini ve işlevselliğini yansıtmasıdır. Seksen metre uzunluğunda ve dört gözlü olarak inşa edilen kemerli taş köprü bugün bile hala Osmanlı’nın o dönemlerinin ruhunu yansıtmaya devam ediyor. Behramkale de sadece bu tarihi köprü yok Osmanlı ya ait. Bir de aynı dönemde yine 1. Murad Hüdavendigar tarafından yaptırılan cami de bulunuyor.
Behramkale’deki bu köprü, Ayvacık ve çevresindeki yerleşim birimlerini birbirine bağlayan, dönemin en önemli lojistik ve ticari güzergahlarından biri üzerinde yer almasıyla oldukça önemli bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Antik çağlardan beri önemli bir liman ve ticaret merkezi olan Assos’la bütünleşmesi ayrı bir anlam katıyor. Köprü den sonra Antik Çağda Troas diye adlandırılan bölgenin güney ucunda volkanik bir tepenin zirvesi ve yamaçlarında, Midilli Adası’nın karşısında kurulmuş Assos’a doğru yürüdüğümde Aristoteles’e ait bir heykel beni karşıladı. Aristo burada üç yıl kadar yaşamış ve felsefe okulu kurmuş burada. Arnavut Kaldırımları şeklinde döşenmiş taşlı yollardan ilerleyerek Assos Antik Bölgesine ulaştım. Burada tarihi alanı gezdiğimizde en dikkat çeken şey Antik Tiyatro. At nalı planlı tipik bir Yunan mimarisine sahip tiyatro yaklaşık beş bin kişilik ve doğrudan Ege Denizi ile Midilli’ye bakıyor.
M.Ö. 900'lerde kurulmuş olan Assos Antik Kenti’nin en göz alıcı yeri ise en tepesine yapılmış olan, Dorik yapılı Athena Tapınağı'dır. Assos, 2017 yılından beri UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde bulunuyor. Burayla ilgili çok şey anlatılabilir ama en doğrusu buraları gelip görmek.
Assos’dan sonra Asya’nın en batısı Babakale’ye yöneldim. Virajlı yollardan uzun ince bir yolda gider gibi gittim. Behramkale’den sonra sahil yolunu takip ederek, Kayalar, Büyükhusun, Sokakağzı (Bektaş Köyü), Balabanlı Köyü ve Gülpınar’dan geçerek Babakale’ye ulaştım. Gülpınar’da ilginç bir şeye rastladım. Sahabe-i Kiramdan Eba Eyyüp el Ensari’nin evlatları olduğu söylenen yine sahabeden Nureddin-i Ensari ve Kazım-ı Ensari’nin kabirlerine rastladım. İstanbul’un fethi için Medine’den yola çıkarak önce Bozcaada’ya gelmişler ve Gülpınar’dan da İstanbul’a doğru yola çıkılmış bu iki sahabe ise burada vefat etmiş. Prof. Dr. Ahmet Kala tarafından bu kabirler tespit edilmiş. Bu sahabeleri ziyaret ederken tüylerim ürperdi.
Kabir ziyatretleri sonrasında Babakale’ye doğru yoluma devam ettim. Önümde ege Denizi, bir taraftan batmak üzere olan güneşin kızıllığı diğer taraftan kıvrımlı yollar farklı bir atmosferin içinde buldum kendimi. Kısa bir süre sonra Babakale’nin kalesi göründü. Kendimi bu esrarengiz ve eşsiz güzellikteki köyün kalbine bıraktım.
Tarihi bir yerleşim yeri olan Babakale, Ege Denizi kıyısında, sakin ve rüzgârlı bir köşede bulunuyor. Köyde Osmanlı’nın Son Kalesi de yer alıyor. Babakale Kalesi, Lale Devri'nde, 3. Ahmet döneminde korsan saldırılarına karşı merkezi yönetim tarafından mahkumlara inşa ettirilmiş bir kaledir. Kaptan-ı Derya Kaymak Mustafa Paşa 1723'te bu kaleyi inşa ettirmiştir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu'nun yaptırdığı en son kale olma özelliğini taşımaktadır. Bu kaleden sonra imparatorluk bir daha kale inşa etmemiştir. Yapımında ülkenin çeşitli yerlerinden getirilen mahkumlar çalıştırılmış, inşaat bitince bu mahkumlar affedilerek köye yerleştirilmiştir. Böylelikle bugünkü Babakalelilerin bir kısmı o işçilerin torunlarıdır.
Asya’nın en batı ucunda olmak benim için ayrı bir duyguydu. Sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Asya Kıtası’nın en batı ucu burası. Buradan sonra uçsuz bucaksız Ege Denizi başlıyor. Bir zamanlar korsan saldırıyla bilinen köy artık balıkçı köyü olarak biliniyor.
Baba Burnu adı verilen çıkıntının üzerine kurulmuş Babakale Köyü’nün ismi de rivayete göre bir Osmanlı gemisinde vefat eden Bektaşi dervişi Sultan Baba’nın bu kıyıya defnedilmesiyle, denizciler burna "Baba Burnu" demeye başlamış, sonradan yapılan kaleyle birlikte yerleşimin adı Babakale'ye dönüşmüştür.
Ege'nin bu en batı çıkıntısından Midilli’yi seyredebildiğiniz Babakale, coğrafi olarak Asya için Portekiz'in Cabo da Roca'sının Avrupa için ifade ettiği anlamı taşır. Henüz daha yaşıyor iken Asya’nın bu en uç noktasına gitmenizi ve insana farklı bir duygu katan o atmosferi yaşamanızı tavsiye ederim. Buraya gelmişken de balık yemeden dönmeyin.
Önder Güzelarslan
Ekleme
Tarihi: 22 Ağustos 2026 -Cumartesi
ASYA’NIN EN BATISINA YOLCULUK
ASYA’NIN EN BATISINA YOLCULUK
Birçok defa ziyaret ettiğim ecdadımızın Asya’nın cenneti olarak tabir ettiği, Mitoliji tanrılarının balaylarını geçirdiği, Afrodit’in Hermes’le aşk yaşadığı, Hasan Boğuldu efsanesine ev sahipliği yapan ve Antandros Antik Kentini bağrında bulunduran Edremit Körfezi’nde bu kez daha önce gidemediğim birçok yeri de görme imkânım oldu. Bu yerlerden biri de çok görmek istediğim ancak bugüne kadar gidemediğim, Ege Deniz’inin sınırında Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinde yer alan, Asya kıtasının ve Anadolu topraklarının en batı ucu (Baba Burnu) yani Babakale’ye uzandım.
Tatil için gittiğim Edremit Altınoluk’ta iken bir sabah uyandım ve Asya’nın en batısına gitmeye karar verdim. Aracın yönünü Küçükkuyu istikametine çevirdim. İlk durağım daha önce de ziyaret ettiğim eşsiz güzelliğiyle büyüleyen Adatepe oldu.
Türklerle Rumların Kurtuluş Savaşı’na kadar ahenk içine yaşadıkları Adatepe, 1924 yılındaki nüfus mübadelesiyle Rumlar burayı terk ederek Girit ve Midilli de yaşayan Türkler bu köye getirilmiş ve o günden sonra bir Türk köyü olmuştur. Ancak köyde dikkatlice bakıldığında Rum tarzı taş yapıların içinde Türk tarzı konakları da görebilirsiniz.
Zamanla (1960’tan sonra) tenhalaşan Adatepe, şehir hayatından kaçmak isteyenler tarafından keşfedilince şimdilerde hem yaşanılan hem de turistik gezi yapılan bir köy haline gelmiş. Zeus Altarı olarak bilinen Sunak yeri de bu köy sınırlarında. Daha önce burayı ziyaret etmiştim. Bu gidişimde orman yangınları sebebiyle tedbiren kapatılmıştı. Zeus Altarı Sunağına hiç kimsenin geçişine izin verilmiyordu.
Köy yerinde birbirinden güzel konakları gezdim bolca fotoğraf çektim. Köy meydanında çay kahve içilebilecek mekanlar olmakla birlikte yöreye has ürünlerin kullanılmasıyla yapılmış nefis dondurma satıcıları da var. Burada yiyeceğiniz dondurmayı hem lezzet hem de çeşit bakımından galiba bir başka yerde bulamazsınız. Tepeden Edremit Körfezini seyretmek ise bir başka güzel. Taş yapımı konakların arasında daracık sokaklarda yürümekte ayrı bir keyif. Köyün tepe noktasında zeytin ve zeytinyağı ile birlikte zeytinyağından elde edilen ürünlerinde satıldığı aynı zamanda da taş baskı yöntemle zeytinyağı elde edilişini gösteren mini bir dükkân var. Pembe ve mavi renkli konakları insanı büyülemeye yetiyor.
Adatepe’den sonra Küçükkuyu’nun bir başka efsane güzelliği Yeşilyurt Köyü’ne gittim. Burası da yine Adatepe gibi taş konaklardan ibaret bir köy. Yeşilin her tonunun bulunduğu camisi de ayrı bir güzellikte. Yeşilyurt’tan sonra sahil yoluna kullanarak Ahmetçe Köyünün alt tarafından Behramkale (Assos)’ye ulaştım. Burada önce Tuzla Çayı üzerinde zarif bir gerdanlık gibi uzanan tarihi taş köprüyü ziyaret ettim.
Bu köprü Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı Sultan I. Murad (Hüdavendigar) döneminde, 14. yüzyılda Tuzla Çayı üzerine inşa edilmiştir. Mimari açıdan en belirgin özelliği, erken dönem Osmanlı köprü mimarisinin karakteristik sadeliğini ve işlevselliğini yansıtmasıdır. Seksen metre uzunluğunda ve dört gözlü olarak inşa edilen kemerli taş köprü bugün bile hala Osmanlı’nın o dönemlerinin ruhunu yansıtmaya devam ediyor. Behramkale de sadece bu tarihi köprü yok Osmanlı ya ait. Bir de aynı dönemde yine 1. Murad Hüdavendigar tarafından yaptırılan cami de bulunuyor.
Behramkale’deki bu köprü, Ayvacık ve çevresindeki yerleşim birimlerini birbirine bağlayan, dönemin en önemli lojistik ve ticari güzergahlarından biri üzerinde yer almasıyla oldukça önemli bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Antik çağlardan beri önemli bir liman ve ticaret merkezi olan Assos’la bütünleşmesi ayrı bir anlam katıyor. Köprü den sonra Antik Çağda Troas diye adlandırılan bölgenin güney ucunda volkanik bir tepenin zirvesi ve yamaçlarında, Midilli Adası’nın karşısında kurulmuş Assos’a doğru yürüdüğümde Aristoteles’e ait bir heykel beni karşıladı. Aristo burada üç yıl kadar yaşamış ve felsefe okulu kurmuş burada. Arnavut Kaldırımları şeklinde döşenmiş taşlı yollardan ilerleyerek Assos Antik Bölgesine ulaştım. Burada tarihi alanı gezdiğimizde en dikkat çeken şey Antik Tiyatro. At nalı planlı tipik bir Yunan mimarisine sahip tiyatro yaklaşık beş bin kişilik ve doğrudan Ege Denizi ile Midilli’ye bakıyor.
M.Ö. 900'lerde kurulmuş olan Assos Antik Kenti’nin en göz alıcı yeri ise en tepesine yapılmış olan, Dorik yapılı Athena Tapınağı'dır. Assos, 2017 yılından beri UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde bulunuyor. Burayla ilgili çok şey anlatılabilir ama en doğrusu buraları gelip görmek.
Assos’dan sonra Asya’nın en batısı Babakale’ye yöneldim. Virajlı yollardan uzun ince bir yolda gider gibi gittim. Behramkale’den sonra sahil yolunu takip ederek, Kayalar, Büyükhusun, Sokakağzı (Bektaş Köyü), Balabanlı Köyü ve Gülpınar’dan geçerek Babakale’ye ulaştım. Gülpınar’da ilginç bir şeye rastladım. Sahabe-i Kiramdan Eba Eyyüp el Ensari’nin evlatları olduğu söylenen yine sahabeden Nureddin-i Ensari ve Kazım-ı Ensari’nin kabirlerine rastladım. İstanbul’un fethi için Medine’den yola çıkarak önce Bozcaada’ya gelmişler ve Gülpınar’dan da İstanbul’a doğru yola çıkılmış bu iki sahabe ise burada vefat etmiş. Prof. Dr. Ahmet Kala tarafından bu kabirler tespit edilmiş. Bu sahabeleri ziyaret ederken tüylerim ürperdi.
Kabir ziyatretleri sonrasında Babakale’ye doğru yoluma devam ettim. Önümde ege Denizi, bir taraftan batmak üzere olan güneşin kızıllığı diğer taraftan kıvrımlı yollar farklı bir atmosferin içinde buldum kendimi. Kısa bir süre sonra Babakale’nin kalesi göründü. Kendimi bu esrarengiz ve eşsiz güzellikteki köyün kalbine bıraktım.
Tarihi bir yerleşim yeri olan Babakale, Ege Denizi kıyısında, sakin ve rüzgârlı bir köşede bulunuyor. Köyde Osmanlı’nın Son Kalesi de yer alıyor. Babakale Kalesi, Lale Devri'nde, 3. Ahmet döneminde korsan saldırılarına karşı merkezi yönetim tarafından mahkumlara inşa ettirilmiş bir kaledir. Kaptan-ı Derya Kaymak Mustafa Paşa 1723'te bu kaleyi inşa ettirmiştir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu'nun yaptırdığı en son kale olma özelliğini taşımaktadır. Bu kaleden sonra imparatorluk bir daha kale inşa etmemiştir. Yapımında ülkenin çeşitli yerlerinden getirilen mahkumlar çalıştırılmış, inşaat bitince bu mahkumlar affedilerek köye yerleştirilmiştir. Böylelikle bugünkü Babakalelilerin bir kısmı o işçilerin torunlarıdır.
Asya’nın en batı ucunda olmak benim için ayrı bir duyguydu. Sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Asya Kıtası’nın en batı ucu burası. Buradan sonra uçsuz bucaksız Ege Denizi başlıyor. Bir zamanlar korsan saldırıyla bilinen köy artık balıkçı köyü olarak biliniyor.
Baba Burnu adı verilen çıkıntının üzerine kurulmuş Babakale Köyü’nün ismi de rivayete göre bir Osmanlı gemisinde vefat eden Bektaşi dervişi Sultan Baba’nın bu kıyıya defnedilmesiyle, denizciler burna "Baba Burnu" demeye başlamış, sonradan yapılan kaleyle birlikte yerleşimin adı Babakale'ye dönüşmüştür.
Ege'nin bu en batı çıkıntısından Midilli’yi seyredebildiğiniz Babakale, coğrafi olarak Asya için Portekiz'in Cabo da Roca'sının Avrupa için ifade ettiği anlamı taşır. Henüz daha yaşıyor iken Asya’nın bu en uç noktasına gitmenizi ve insana farklı bir duygu katan o atmosferi yaşamanızı tavsiye ederim. Buraya gelmişken de balık yemeden dönmeyin.
Önder Güzelarslan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
