YAKLAŞAN TEHLİKENİN FARKINA VARALIM
YAKLAŞAN TEHLİKENİN FARKINA VARALIM
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
On beş yıldır erkek-kadın ilişkileri, aile ve aile sorunları üzerine kapsamlı araştırmalar yapan biri olarak şunu söyleyebilirim: Başta Türkiye olmak üzere tüm İslam ülkelerinde aileyi ve erkek-kadın gibi kavramları yok etmek için düğmeye basılmış durumda.
İngiliz profesör Jeff Hearn, bir konuşmasında “Erkeklikle mücadele edilmesi gerektiğini” itiraf ediyor! İstanbul ve İzmir’deki bazı üniversitelerde “cinsiyetsizlik” üzerine araştırmalar ve saha çalışmaları yapılıyor. Yaklaşık on beş yıldır sapkınlıkları normalleştiren Amerikan sinema şirketleri, şimdilerde eşcinselliği açıkça normalleştiriyor.
Yapılmak istenen, bozulmamış toplumların genetiğiyle oynamak ve onları en zayıf noktalarından vurmaktır. Ağızlarına bir kaşık bal sürüp vücutlarındaki tüm kanı emen vampirler gibi, hayatın her alanında onları oyalayacak ve gerçek gündemlerini örtbas edecekler. Bir ahtapot gibi tüm benliğimizi sarmış olacaklar.
Kime, neye, nasıl güveneceğimizi bilemez hâle gelmişiz! Dünyevi istekler ve biraz daha konfor uğruna iman, ahiret ve inanç gibi değerlerimizi hafife alır duruma gelmişiz. Dünya her geçen gün küçülüyor. İnsanları nelerin mutlu ettiği, nelerin ayağa kaldırdığı ve hangi imkânlar azaltıldığında isyan edecekleri artık biliniyor. Küresel ölçekte insanları denetlemeye çalışan güçler, toplumların sinir uçlarını ve zaaflarını tanıyor.
Bizler de daha fazla konfor ve ferahlık uğruna manevi duygularımızı kaybetmeye başladık. Dünyaya daldık, dünyalaştık…
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye soracaktır. (Mü’minûn, 23/112)
Onlar, “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Sayabilenlere sor.” diyeceklerdir. (Mü’minûn, 23/113)
Allah, “Çok az kaldınız; keşke bunu bilmiş olsaydınız!” buyuracaktır. (Mü’minûn, 23/114)
Bu kadar kısa bir dünya hayatı için önceliklerimizi unutursak nelerle imtihan olacağımız açıktır. Çünkü insan bin yıl önce de aynıydı, bin yıl sonra da aynı olacaktır.
Bizim medeniyetimiz; ilmi, irfanı ve güzellikleri gelecek kuşaklara bırakmayı hedeflerken tarih sahnesinden zevk ve sefaya dalarak silinen toplumlar da vardır.
Çocuklarımıza nasıl bir dünya miras bırakacağız?
Küresel güç odakları, özellikle Müslümanların ahlak yapısını bozmaya yönelik pek çok oyunu sahaya sürmüş durumda. Gençlerimiz de yavaş yavaş bu tuzaklara düşüyor. Bunun panzehiri aile ve ailenin korunmasıdır.
Gençlerin evlenme yaşlarının maddi sebeplere bağlanması, aile büyüklerinin de yaşam şartlarını bahane ederek gençlerin evliliklerini geciktirmesi, onları içgüdüsel zayıflıklara açık hâle getirmektedir.
Yirmi yıla yakındır sürdürülen evliliği itibarsızlaştırma ve aile birlikteliğini bir yük, bir külfet olarak gösterme çabaları meyvelerini vermeye başladı. Bunun sonucunda evlilikler gecikiyor, boşanmalar artıyor ve evlenmeme eğilimi yaygınlaşıyor.
“Bizlere bir şey olmaz.” demeyin!
Sekiz yüzyıl boyunca Endülüs’te varlığını sürdüren bir İslam medeniyeti yerle bir oldu. Altı yüzyıl hüküm süren Osmanlı medeniyeti yıkıldı. Küllerinden yeniden uyanmaya başlayan milletimizin geleceğini düşünmeli ve bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz. Yaklaşan tehlikelere karşı önlem almamız şarttır. Zararın neresinden dönülürse kârdır.
Cübeyr b. Nüfeyr anlatıyor:
Hicrî 28 yılında Müslümanlar Kıbrıs’ı ilk fethettiklerinde, fethin sevincinin yaşandığı sırada Ebû’d-Derdâ’yı bir sokak arasında hıçkıra hıçkıra ağlarken buldum. Sakinleşince kendisine neden ağladığını sordum.
Şöyle dedi:
“Allah Resulü’nün vefatından sonra insanların nasıl hızla bozulduğunu gördüm. Bugün bu adaya İslam’ın şerefli sancağını diktik. Fakat bu gidişle bu sancak burada daha ne kadar dalgalanacak, kuşkuluyum. İşte bunun için ağlıyorum.”
Ümitvarım… Ümidimi hiç yitirmek istemiyorum. Ancak elini taşın altına koyan, dava insanı olan ve ümmetin derdini kendi derdi bilen Müslümanları bulmak giderek zorlaşıyor. Var olanlarımızı da değersizleştirmeye çalışıyorlar.
Bir kez daha ifade edelim: Bizi biz yapan değerlere, inancımıza, ailemize, örfümüze, geleneğimize; kısacası özümüze dönmemiz gerekiyor.
RAVZA ZEYBEK
Ekleme
Tarihi: 17 Ekim 2026 -Cumartesi
YAKLAŞAN TEHLİKENİN FARKINA VARALIM
YAKLAŞAN TEHLİKENİN FARKINA VARALIM
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
On beş yıldır erkek-kadın ilişkileri, aile ve aile sorunları üzerine kapsamlı araştırmalar yapan biri olarak şunu söyleyebilirim: Başta Türkiye olmak üzere tüm İslam ülkelerinde aileyi ve erkek-kadın gibi kavramları yok etmek için düğmeye basılmış durumda.
İngiliz profesör Jeff Hearn, bir konuşmasında “Erkeklikle mücadele edilmesi gerektiğini” itiraf ediyor! İstanbul ve İzmir’deki bazı üniversitelerde “cinsiyetsizlik” üzerine araştırmalar ve saha çalışmaları yapılıyor. Yaklaşık on beş yıldır sapkınlıkları normalleştiren Amerikan sinema şirketleri, şimdilerde eşcinselliği açıkça normalleştiriyor.
Yapılmak istenen, bozulmamış toplumların genetiğiyle oynamak ve onları en zayıf noktalarından vurmaktır. Ağızlarına bir kaşık bal sürüp vücutlarındaki tüm kanı emen vampirler gibi, hayatın her alanında onları oyalayacak ve gerçek gündemlerini örtbas edecekler. Bir ahtapot gibi tüm benliğimizi sarmış olacaklar.
Kime, neye, nasıl güveneceğimizi bilemez hâle gelmişiz! Dünyevi istekler ve biraz daha konfor uğruna iman, ahiret ve inanç gibi değerlerimizi hafife alır duruma gelmişiz. Dünya her geçen gün küçülüyor. İnsanları nelerin mutlu ettiği, nelerin ayağa kaldırdığı ve hangi imkânlar azaltıldığında isyan edecekleri artık biliniyor. Küresel ölçekte insanları denetlemeye çalışan güçler, toplumların sinir uçlarını ve zaaflarını tanıyor.
Bizler de daha fazla konfor ve ferahlık uğruna manevi duygularımızı kaybetmeye başladık. Dünyaya daldık, dünyalaştık…
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye soracaktır. (Mü’minûn, 23/112)
Onlar, “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Sayabilenlere sor.” diyeceklerdir. (Mü’minûn, 23/113)
Allah, “Çok az kaldınız; keşke bunu bilmiş olsaydınız!” buyuracaktır. (Mü’minûn, 23/114)
Bu kadar kısa bir dünya hayatı için önceliklerimizi unutursak nelerle imtihan olacağımız açıktır. Çünkü insan bin yıl önce de aynıydı, bin yıl sonra da aynı olacaktır.
Bizim medeniyetimiz; ilmi, irfanı ve güzellikleri gelecek kuşaklara bırakmayı hedeflerken tarih sahnesinden zevk ve sefaya dalarak silinen toplumlar da vardır.
Çocuklarımıza nasıl bir dünya miras bırakacağız?
Küresel güç odakları, özellikle Müslümanların ahlak yapısını bozmaya yönelik pek çok oyunu sahaya sürmüş durumda. Gençlerimiz de yavaş yavaş bu tuzaklara düşüyor. Bunun panzehiri aile ve ailenin korunmasıdır.
Gençlerin evlenme yaşlarının maddi sebeplere bağlanması, aile büyüklerinin de yaşam şartlarını bahane ederek gençlerin evliliklerini geciktirmesi, onları içgüdüsel zayıflıklara açık hâle getirmektedir.
Yirmi yıla yakındır sürdürülen evliliği itibarsızlaştırma ve aile birlikteliğini bir yük, bir külfet olarak gösterme çabaları meyvelerini vermeye başladı. Bunun sonucunda evlilikler gecikiyor, boşanmalar artıyor ve evlenmeme eğilimi yaygınlaşıyor.
“Bizlere bir şey olmaz.” demeyin!
Sekiz yüzyıl boyunca Endülüs’te varlığını sürdüren bir İslam medeniyeti yerle bir oldu. Altı yüzyıl hüküm süren Osmanlı medeniyeti yıkıldı. Küllerinden yeniden uyanmaya başlayan milletimizin geleceğini düşünmeli ve bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz. Yaklaşan tehlikelere karşı önlem almamız şarttır. Zararın neresinden dönülürse kârdır.
Cübeyr b. Nüfeyr anlatıyor:
Hicrî 28 yılında Müslümanlar Kıbrıs’ı ilk fethettiklerinde, fethin sevincinin yaşandığı sırada Ebû’d-Derdâ’yı bir sokak arasında hıçkıra hıçkıra ağlarken buldum. Sakinleşince kendisine neden ağladığını sordum.
Şöyle dedi:
“Allah Resulü’nün vefatından sonra insanların nasıl hızla bozulduğunu gördüm. Bugün bu adaya İslam’ın şerefli sancağını diktik. Fakat bu gidişle bu sancak burada daha ne kadar dalgalanacak, kuşkuluyum. İşte bunun için ağlıyorum.”
Ümitvarım… Ümidimi hiç yitirmek istemiyorum. Ancak elini taşın altına koyan, dava insanı olan ve ümmetin derdini kendi derdi bilen Müslümanları bulmak giderek zorlaşıyor. Var olanlarımızı da değersizleştirmeye çalışıyorlar.
Bir kez daha ifade edelim: Bizi biz yapan değerlere, inancımıza, ailemize, örfümüze, geleneğimize; kısacası özümüze dönmemiz gerekiyor.
RAVZA ZEYBEK
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
