MASKELİ BAŞARILAR VE AYNADAKİ DEĞERİMİZ
MASKELİ BAŞARILAR VE AYNADAKİ DEĞERİMİZ
Hayatta bizi en çok sarsan şeyler, başımıza gelen felaketler değildir aslında. Bizi asıl yaralayan, o felaketlerin kimin eliyle geldiğidir. Hele ki bu el; aynı koridorda yürüdüğünüz, aynı masayı paylaştığınız, yan yana emek verdiğiniz ve "arkadaş" bildiğiniz birine aitse, açılan yara sadece bir kayıp olmaktan çıkar. Güven duygunuzun, adalet inancınızın tam ortasından çatlamasıdır bu.
Son günlerde çok sık düşünür oldum: Bir insanın hakkını çiğneyerek, tabiri caizse "ayağını kaydırarak" elde edilen bir konum, sahibine gerçekten ne fısıldar?
Dışarıdan bakıldığında her şey pırıl pırıl görünebilir. Sizin yerinize geçenler en parlak kıyafetleri giyebilir, yüzlerine en kusursuz "başarı" maskelerini takabilir ve dünyaya "Ben kazandım" pozu verebilirler. Hatta bazen bilinçaltımız bile bu illüzyona aldanır; rüyalarımıza girer o sahte parıltılar. Onları çok güçlü, çok güzel ve her şeyin zirvesinde görebiliriz. Ama unutmamak gerekir ki, vitrini süslemek içerideki çürümeyi gizlemeye yetmez. Kirli yöntemlerle, başkasının emeğinin üzerine inşa edilen hiçbir başarı, sahibine o imrenilen iç huzurunu vermez. Gece yastığa konan baş, hangi maskeyi takarsa taksın, gerçeği bilir.
Peki ya haksızlığa uğrayan, hakkı elinden alınanlar?
İçimizde bir yerlerde aniden beliren o zehirli fısıltıyı çok iyi tanıyorum: "Ben başarısızım. Eğer yeterince güçlü veya akıllı olsaydım, bunu bana yapamazlardı."
İşte tam bu noktada durup, kendimize en büyük adaletsizliği yine kendimizin yaptığını fark etmemiz gerekiyor. Birinin bizi arkamızdan vurması, bizim yetersizliğimizin değil; onun karakter yetersizliğinin kanıtıdır. Kötülüğü, hileyi ve sinsiliği öngörememiş olmak bizim saflığımızı değil, kalbimizin temizliğini gösterir. İnsan kalbi, kendinde olmayanı başkasında da kolay kolay hayal edemez çünkü.
Kendimizi başarısız ve kötü hissetmek, maruz kaldığımız o ağır haksızlığın ruhumuzda bıraktığı geçici bir sistir. Ama unutmayın; çamura düşmekle elmas, elmas olmaktan çıkmaz. Sizin yeteneğiniz, emeğiniz, biriktirdiğiniz dürüst geçmişiniz ve o temiz vicdanınız hala sizinle. Sizi siz yapan değerleri hiç kimse, hiçbir kurnaz hamleyle elinizden alamaz. Sadece hayatınızda bir dönem kapandı ve birileri o dönemin dekorunu çaldı, o kadar.
Şimdi spot ışıklarını o sahte parıltılı sahnelerden ve bizi inciten insanlardan çekme vakti. Başkalarının haksız kazançlarını izleyerek kendi ömrümüzü tüketmek yerine, aynaya bakıp o yaralı ama dürüst yüzle barışma vakti.
Çünkü hayat, hileyle öne geçenlerin değil; düştüğü yerden kendi onuruyla, temiz bir vicdanla yeniden ayağa kalkanların hikayesini yazar. En büyük başarı, ne olursa olsun kendin kalabilmektir.
Mutlu yarınlar dilerim!
Bedriye ÇAMBEL
Ekleme
Tarihi: 04 Ekim 2026 -Pazar
MASKELİ BAŞARILAR VE AYNADAKİ DEĞERİMİZ
MASKELİ BAŞARILAR VE AYNADAKİ DEĞERİMİZ
Hayatta bizi en çok sarsan şeyler, başımıza gelen felaketler değildir aslında. Bizi asıl yaralayan, o felaketlerin kimin eliyle geldiğidir. Hele ki bu el; aynı koridorda yürüdüğünüz, aynı masayı paylaştığınız, yan yana emek verdiğiniz ve "arkadaş" bildiğiniz birine aitse, açılan yara sadece bir kayıp olmaktan çıkar. Güven duygunuzun, adalet inancınızın tam ortasından çatlamasıdır bu.
Son günlerde çok sık düşünür oldum: Bir insanın hakkını çiğneyerek, tabiri caizse "ayağını kaydırarak" elde edilen bir konum, sahibine gerçekten ne fısıldar?
Dışarıdan bakıldığında her şey pırıl pırıl görünebilir. Sizin yerinize geçenler en parlak kıyafetleri giyebilir, yüzlerine en kusursuz "başarı" maskelerini takabilir ve dünyaya "Ben kazandım" pozu verebilirler. Hatta bazen bilinçaltımız bile bu illüzyona aldanır; rüyalarımıza girer o sahte parıltılar. Onları çok güçlü, çok güzel ve her şeyin zirvesinde görebiliriz. Ama unutmamak gerekir ki, vitrini süslemek içerideki çürümeyi gizlemeye yetmez. Kirli yöntemlerle, başkasının emeğinin üzerine inşa edilen hiçbir başarı, sahibine o imrenilen iç huzurunu vermez. Gece yastığa konan baş, hangi maskeyi takarsa taksın, gerçeği bilir.
Peki ya haksızlığa uğrayan, hakkı elinden alınanlar?
İçimizde bir yerlerde aniden beliren o zehirli fısıltıyı çok iyi tanıyorum: "Ben başarısızım. Eğer yeterince güçlü veya akıllı olsaydım, bunu bana yapamazlardı."
İşte tam bu noktada durup, kendimize en büyük adaletsizliği yine kendimizin yaptığını fark etmemiz gerekiyor. Birinin bizi arkamızdan vurması, bizim yetersizliğimizin değil; onun karakter yetersizliğinin kanıtıdır. Kötülüğü, hileyi ve sinsiliği öngörememiş olmak bizim saflığımızı değil, kalbimizin temizliğini gösterir. İnsan kalbi, kendinde olmayanı başkasında da kolay kolay hayal edemez çünkü.
Kendimizi başarısız ve kötü hissetmek, maruz kaldığımız o ağır haksızlığın ruhumuzda bıraktığı geçici bir sistir. Ama unutmayın; çamura düşmekle elmas, elmas olmaktan çıkmaz. Sizin yeteneğiniz, emeğiniz, biriktirdiğiniz dürüst geçmişiniz ve o temiz vicdanınız hala sizinle. Sizi siz yapan değerleri hiç kimse, hiçbir kurnaz hamleyle elinizden alamaz. Sadece hayatınızda bir dönem kapandı ve birileri o dönemin dekorunu çaldı, o kadar.
Şimdi spot ışıklarını o sahte parıltılı sahnelerden ve bizi inciten insanlardan çekme vakti. Başkalarının haksız kazançlarını izleyerek kendi ömrümüzü tüketmek yerine, aynaya bakıp o yaralı ama dürüst yüzle barışma vakti.
Çünkü hayat, hileyle öne geçenlerin değil; düştüğü yerden kendi onuruyla, temiz bir vicdanla yeniden ayağa kalkanların hikayesini yazar. En büyük başarı, ne olursa olsun kendin kalabilmektir.
Mutlu yarınlar dilerim!
Bedriye ÇAMBEL
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
