Kürşat Şahin YILDIRIMER
Köşe Yazarı
Kürşat Şahin YILDIRIMER
 

Günlük yaşantımızda hayali diyaloglar

  Sosyolog psikolog Erving Goffman araştırması banyo ve arabalarımızın mahremiyetinde, yetişkin olarak kendimizle konuşmaya devam ettiğimizi göstermiştir (yakalandığımız zaman utansak da). Projelerimizden bahsederiz, birisiyle yaptığımız bir münakaşayı hatırlarız, yaptıklarımızdan yargısal olarak konuşuruz ve cesaret verici sözler veya otoriter bir sesle suçlamalarda bulunuruz.  Kendimizle konuşmaya karşı bir sosyal tabu olmasına rağmen, bunu yaparız. Aslında bir balık için su ne ise biz de onu öyle görürüz ve kafamızda sürekli olarak diyaloglar kurarız. Başka bir ifadeyle, her zaman kendimizle konuşuruz. Sorun şu ki bu konuşmaların çoğu pasif kalmaktadır. Eski kasetleri yeniden çalarız ve onlarla aktif olarak meşgul olmadan birçok kere aynı eski bilişsel modelleri tekrarlarız. Ne yazık ki hayali diyaloglar sohbetlerimizin tanrılarla, meleklerle, perilerle veya diğer görünmez karakterlerle olmadığına dayanan gerçekliğin seküler bakışının bir ihlalini temsil etmektedir. Böylesi kendi kendine konuşmalar sabit bir kimliğe dayanan benliğin bölünmez kavramı ile çelişmektedir ve değişen tutum ve tavırlarımızın benliğin çokluğunu göstermesini dikkate almaz. Günlük yaşamınızda hayali diyaloglar soyut düşünce ve sosyal iletişim ile yan yana gelişse ne olur?  Gerçek, hayali olana karşıt değildir ve bu figürleri kişileştirmek olgunlaşmamış veya ilkel aklın işareti değildir. Rüyalarda, şiirde ve oyunda doğal olarak ortaya çıkan kişileştirme, düşüncenin temelinde yatar ve ruhun şiirsel doğasının yansımasıdır. Benliğe bağlı olan ego karakteri, kontrol ve tutarlılık ihtiyacına kıydığında, hem büyüleniriz hem de aynı zamanda tetikte oluruz. Sufiler bu duruma “gana” demiştir yani oyunun ruhunun görünmesi için kişiliğin yok edilmesi anlamına gelmektedir. Ruhsal gelenekler böylesi algılayış durumlarını elde etmek için birçok prosedürlerle doludur. Meditasyon veya dans etme, dua etme ve şarkı söyleme gibi tekrarlayan aktivitelerde vücudu yavaşlatıp aklı sessiz kılmak kişiyi yaratıcı gelişmeye hazırlamanın eskiden kalma yollarıdır. Hem dünya hem de ego, sadece oyun kalana kadar gözden kaybolur; aksi halde bilinçdışından gelen güçler bizi oynar. Yaşanmamış hayatınızı keşfetmeye ilk başladığınızda aslında her gün içinizde yeni bir karakter, yeni bir enerji bulursunuz ve sonra şöyle endişelenmeye başlarsınız: “Bu ne zaman duracak? Ne kadar uzağa gider? Ben ne kadarım? Sonu gelen sınır nerede?”  Belki de bu yüzden romanları okuyoruz (kendimiz hakkında daha fazla öğrenmek için).  Bir gün her insan varoluşunun insanlığın tarihinde sahip olduğu her özelliği kapsadığını anlar. Böylece yalnızca bu küçük ‘ben’ değil de aynı zamanda bir ‘hepsi’, yani bir bütünsünüz. Diğer yandan hepimiz, sıradan bir yaşamın içinde bir erkek veya kadın, bir bireyiz ve kozmik alanın bütün enerjisinin konsantrasyon noktasıyız.  Teksiniz ve tekliğin ötesindesiniz. Eğer yaşanmamış hayatınıza ciddi bir şekilde bakmaya başlarsanız, hayatınızda dışavurumları arayan çoklu karakter ve dürtüleri bulacaksınız; bir daha bir roman okumaya gerek duymayacaksınız. Yürüyen bir roman olduğunuzu fark edeceksiniz. Ve bu karakterlerden her biri ‘ben’in bir parçasıdır. Ayrıca içinizde yükselen bu potansiyellerin her biri değerlidir ve birçoğunun bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Bütün olmak hiçbir şeyden kurtulmadığınız bir oyundur; vücudunuzu oluşturan fiziksel organlarınızdan biri olmadan yapabileceğinizden, daha fazla bu çeşitli enerjiler olmadan yapamazsınız. Size açık olan her şeyi kullanmalısınız. Duygular ifade edilmez ise yok olmaz,,, bir çıkış yolu bulur… Bu çıkış yolu kaygıdır, depresyondur, takıntılardır, tiklerdir, kabuslardır, psikosomatik hastalıklardır ( mide barsak bozuklukları, başağrısı, başdönmesi, migren, tansiyon vs…) Günümüzde koruyucu ruh sağlığı kavramı çok önem kazandı. Artık sorunlar ortaya çıkmadan ruh sağlığını koruma amaçlı  pekçok çalışma mevcut. Ortaya çıkan sorunların da çözümü mümkün mutlaka. Bu sorunların çözümünde yararlanılan teknikler içinde EMDR yaklaşımı çok önemli bir yere sahip. Hangi sorunlar için etkili bir yöntemdir ? EMDR, dünyada çok sayıda psikolojik sorunda uygulanmaktadır. Panikatak, korkular, kaygılar ( sınav, sosyal kaygı, performans kaygısı ) , aile, eş ilişki problemleri, takıntılı davranış ya da düşünceler, uyku ve  yemebozuklukları, depresyon, yas, travma sonrası stres problemleri, cinsel sorunlar gibi problemler, EMDR’nin  çalışma  alanlarıdır. Genellikle 2-3 seanstan sonra amaçlanan hedeflere  ne kadar sürede ulaşılabileceği ile ilgili terapistin bir öngörüsü oluşabilir. Bazen 5-10 seansta sorunlar çözülürken,  kişilik bozukluğu gibi geniş çalışma yapılması gereken vakalarda bu çalışma uzayabilir. Balıkçıların hayatlarının yarısını karada geçirmesinin sebebi ağ temizlemesidir. Nereye atılırsa atılsınlar, ağ gözlerini tıkayan her türlü atık, döküntü ve balçık toplanır ve deniz yosunları ağ iplerinin her yanına dolanır. Bunlar zamanla ağı aşındırarak delikler ve sızıntıya neden olan açıklıkları oluşturur. Müdahale edilmediği takdirde, çok geçmeden tüm ağ kullanılmaz hale gelir. Beyin de akson ve sinapslardan oluşmuş bir ağdır ve düşünce okyanusuna atıldıkça ne yazık ki hasar ve aşınmaya maruz kalır.  EMDR “Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işlenme”ye başlandığında  bu iki ağ birbirine bağlanıp, yeni bilgi zihne girip eski sorunlar çözülebilmektedir. Sevgiyle Kalın  Doç.Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Ekleme Tarihi: 10 Kasım 2022 - Perşembe

Günlük yaşantımızda hayali diyaloglar

 

Sosyolog psikolog Erving Goffman araştırması banyo ve arabalarımızın mahremiyetinde, yetişkin olarak kendimizle konuşmaya devam ettiğimizi göstermiştir (yakalandığımız zaman utansak da).

Projelerimizden bahsederiz, birisiyle yaptığımız bir münakaşayı hatırlarız, yaptıklarımızdan yargısal olarak konuşuruz ve cesaret verici sözler veya otoriter bir sesle suçlamalarda bulunuruz. 

Kendimizle konuşmaya karşı bir sosyal tabu olmasına rağmen, bunu yaparız. Aslında bir balık için su ne ise biz de onu öyle görürüz ve kafamızda sürekli olarak diyaloglar kurarız.

Başka bir ifadeyle, her zaman kendimizle konuşuruz. Sorun şu ki bu konuşmaların çoğu pasif kalmaktadır. Eski kasetleri yeniden çalarız ve onlarla aktif olarak meşgul olmadan birçok kere aynı eski bilişsel modelleri tekrarlarız.

Ne yazık ki hayali diyaloglar sohbetlerimizin tanrılarla, meleklerle, perilerle veya diğer görünmez karakterlerle olmadığına dayanan gerçekliğin seküler bakışının bir ihlalini temsil etmektedir. Böylesi kendi kendine konuşmalar sabit bir kimliğe dayanan benliğin bölünmez kavramı ile çelişmektedir ve değişen tutum ve tavırlarımızın benliğin çokluğunu göstermesini dikkate almaz.

Günlük yaşamınızda hayali diyaloglar soyut düşünce ve sosyal iletişim ile yan yana gelişse ne olur? 

Gerçek, hayali olana karşıt değildir ve bu figürleri kişileştirmek olgunlaşmamış veya ilkel aklın işareti değildir. Rüyalarda, şiirde ve oyunda doğal olarak ortaya çıkan kişileştirme, düşüncenin temelinde yatar ve ruhun şiirsel doğasının yansımasıdır.

Benliğe bağlı olan ego karakteri, kontrol ve tutarlılık ihtiyacına kıydığında, hem büyüleniriz hem de aynı zamanda tetikte oluruz. Sufiler bu duruma “gana” demiştir yani oyunun ruhunun görünmesi için kişiliğin yok edilmesi anlamına gelmektedir.

Ruhsal gelenekler böylesi algılayış durumlarını elde etmek için birçok prosedürlerle doludur. Meditasyon veya dans etme, dua etme ve şarkı söyleme gibi tekrarlayan aktivitelerde vücudu yavaşlatıp aklı sessiz kılmak kişiyi yaratıcı gelişmeye hazırlamanın eskiden kalma yollarıdır.

Hem dünya hem de ego, sadece oyun kalana kadar gözden kaybolur; aksi halde bilinçdışından gelen güçler bizi oynar.

Yaşanmamış hayatınızı keşfetmeye ilk başladığınızda aslında her gün içinizde yeni bir karakter, yeni bir enerji bulursunuz ve sonra şöyle endişelenmeye başlarsınız: “Bu ne zaman duracak? Ne kadar uzağa gider? Ben ne kadarım? Sonu gelen sınır nerede?” 

Belki de bu yüzden romanları okuyoruz (kendimiz hakkında daha fazla öğrenmek için). 

Bir gün her insan varoluşunun insanlığın tarihinde sahip olduğu her özelliği kapsadığını anlar. Böylece yalnızca bu küçük ‘ben’ değil de aynı zamanda bir ‘hepsi’, yani bir bütünsünüz. Diğer yandan hepimiz, sıradan bir yaşamın içinde bir erkek veya kadın, bir bireyiz ve kozmik alanın bütün enerjisinin konsantrasyon noktasıyız. 

Teksiniz ve tekliğin ötesindesiniz. Eğer yaşanmamış hayatınıza ciddi bir şekilde bakmaya başlarsanız, hayatınızda dışavurumları arayan çoklu karakter ve dürtüleri bulacaksınız; bir daha bir roman okumaya gerek duymayacaksınız.

Yürüyen bir roman olduğunuzu fark edeceksiniz. Ve bu karakterlerden her biri ‘ben’in bir parçasıdır.

Ayrıca içinizde yükselen bu potansiyellerin her biri değerlidir ve birçoğunun bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Bütün olmak hiçbir şeyden kurtulmadığınız bir oyundur; vücudunuzu oluşturan fiziksel organlarınızdan biri olmadan yapabileceğinizden, daha fazla bu çeşitli enerjiler olmadan yapamazsınız. Size açık olan her şeyi kullanmalısınız.

Duygular ifade edilmez ise yok olmaz,,, bir çıkış yolu bulur…
Bu çıkış yolu kaygıdır, depresyondur, takıntılardır, tiklerdir, kabuslardır, psikosomatik hastalıklardır ( mide barsak bozuklukları, başağrısı, başdönmesi, migren, tansiyon vs…)

Günümüzde koruyucu ruh sağlığı kavramı çok önem kazandı. Artık sorunlar ortaya çıkmadan ruh sağlığını koruma amaçlı  pekçok çalışma mevcut.
Ortaya çıkan sorunların da çözümü mümkün mutlaka. Bu sorunların çözümünde yararlanılan teknikler içinde EMDR yaklaşımı çok önemli bir yere sahip.

Hangi sorunlar için etkili bir yöntemdir ?

EMDR, dünyada çok sayıda psikolojik sorunda uygulanmaktadır.
Panikatak, korkular, kaygılar ( sınav, sosyal kaygı, performans kaygısı ) , aile, eş ilişki problemleri, takıntılı davranış ya da düşünceler, uyku ve  yemebozuklukları, depresyon, yas, travma sonrası stres problemleri, cinsel sorunlar gibi problemler, EMDR’nin  çalışma  alanlarıdır.

Genellikle 2-3 seanstan sonra amaçlanan hedeflere  ne kadar sürede ulaşılabileceği ile ilgili terapistin bir öngörüsü oluşabilir.

Bazen 5-10 seansta sorunlar çözülürken,  kişilik bozukluğu gibi geniş çalışma yapılması gereken vakalarda bu çalışma uzayabilir.

Balıkçıların hayatlarının yarısını karada geçirmesinin sebebi ağ temizlemesidir.
Nereye atılırsa atılsınlar, ağ gözlerini tıkayan her türlü atık, döküntü ve balçık toplanır ve deniz yosunları ağ iplerinin her yanına dolanır. Bunlar zamanla ağı aşındırarak delikler ve sızıntıya neden olan açıklıkları oluşturur. Müdahale edilmediği takdirde, çok geçmeden tüm ağ kullanılmaz hale gelir.

Beyin de akson ve sinapslardan oluşmuş bir ağdır ve düşünce okyanusuna atıldıkça ne yazık ki hasar ve aşınmaya maruz kalır. 

EMDR “Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işlenme”ye başlandığında  bu iki ağ birbirine bağlanıp, yeni bilgi zihne girip eski sorunlar çözülebilmektedir.

Sevgiyle Kalın 

Doç.Dr.
Kürşat Şahin YILDIRIMER

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.