GÖZLERİ GÖRMÜYOR AMA KALBİ HER ŞEYİ GÖRÜYOR: BİR EVLADIN ANNESİNE VEFA DESTANI
GÖZLERİ GÖRMÜYOR AMA KALBİ HER ŞEYİ GÖRÜYOR: BİR EVLADIN ANNESİNE VEFA DESTANI
Gören gözlerin göremediği, duyan kulakların duyamadığı bir hakikat var: Bazen insanın gözleri görmez ama yüreği dünyaları aydınlatır.
Bugün eli ayağı tutan, gözü gören, kulağı duyan, her türlü imkâna sahip olduğu hâlde anne babasına bir tatlı sözü, bir güler yüzü, yılda birkaç günlük bakım ve ilgiyi çok gören insanlar var.
Bahane üreten sağlıklılar!
Bedenen sapasağlam olduğu hâlde “Vaktim yok”, “Kendi hayatım var”, “Artık baş edemiyorum.” diyerek öz anne babasını bir kenara itenler, Isparta’da sessiz ve karanlık bir odada yaşanan bu evlat sevgisinden kendilerine bir ders çıkarmalıdır.
Çünkü Ömer Akça’nın gözleri görmüyor ama kalbi annesinin her ihtiyacını görüyor. Onun yüreği, karanlığın içinden sevgiyi, merhameti ve vefayı aydınlığa çıkarıyor.
Asıl Engel Gözlerde Değil, Kalplerdedir!
Demek ki görmek yalnızca gözlerle, duymak yalnızca kulaklarla olmuyormuş. Asıl engel bazen gözlerde ya da kulaklarda değil; şükretmeyi bilmeyen, merhameti unutan ve vefadan nasibini alamayan kalplerdeymiş.
Ömer Akça, gözleri görmediği hâlde annesine gösterdiği sevgiyle hepimize insanlığın ne demek olduğunu hatırlatıyor. Bize, gerçek sevginin görmekle değil, hissetmekle; vefanın sözlerle değil, fedakârlıkla yaşandığını anlatıyor.
Huzurevi Değil, Gönlünün En Güzel Köşesi!
Kendisine yapılan huzurevi tekliflerini geri çevirerek “Ben anneme bakarım.” diyen o kocaman yürek, kendi rahatını ve konforunu annesine duyduğu sevginin gerisinde bırakıyor.
Günümüzde en küçük zorlukta anne babasını kendisine yük gören anlayışa, Ömer Akça’nın annesiyle arasında kurduğu bu gönül köprüsü çok şey anlatıyor.
Bir düşünelim…
Biz çocukken onlar gecelerini gündüzlerine kattılar. Uykusuz kaldılar, yoruldular, fedakârlık yaptılar. Bir lokmayı bölüştüler, kendi ihtiyaçlarını ertelediler; yeter ki evlatlarının karnı doysun, yüzleri gülsün.
Peki, şimdi onlar yaşlandı diye mi sevgimiz azalacak?
Ellerimizden tutup bizi hayata hazırlayan o eller titremeye başlayınca mı onlardan uzaklaşacağız?
Hayır!
Anne ve baba, hayatımızın en fırtınalı günlerinde bize sığınak olan, düştüğümüzde elimizden tutan, kimsenin inanmadığı zamanlarda bile bize inanan en kıymetli emanetlerimizdir.
Onlar yaşlandığında yanlarında olmak bir yük değil, bir lütufta bulunmak hiç değil; sevginin, insanlığın ve evlat olmanın gereğidir.
Bir Gün Çok Geç Olabilir!
Bugün annesinin, babasının sesini duymaya vakti olmayanlar, yarın o sesi bir kez daha duyabilmek için neler vermez ki…
Bugün aramaya üşenenler, yarın telefonun öbür ucundan gelecek bir “Yavrum!” sesine hasret kalabilir.
Bugün ziyaret etmeyi erteleyenler, yarın bir mezar taşının başında söyleyemedikleri sözlerle baş başa kalabilir.
Hayat, bize her zaman ikinci bir fırsat sunmuyor. Bazı sarılmaların, bazı duaların, bazı “İyi ki varsın anneciğim, babacığım.” deyişlerin vakti geçince telafisi olmuyor.
Bu yüzden sağlığı, imkânı ve vakti varken anne babasına sevgisini göstermeyen herkes, Ömer Akça’nın hayatına bakarak kendi vicdanına şu soruyu sormalıdır:
“Benim gözlerim görüyor, ellerim tutuyor, imkânlarım var. Peki, benim kalbim ne kadar görüyor?”
Unutmayalım ki insanı insan yapan, sahip olduğu imkânlar değil; o imkânlarla kimlerin gönlüne dokunduğudur.
Ömer Akça’nın karanlık odasında parlayan sevgi, belki de nice aydınlık evde unutulan bir hakikati hatırlatıyor: Anne babaya gösterilen vefa, insanın yüreğinde taşıdığı en kıymetli hazinelerden biridir.
Rabbim, Ömer Akça gibi merhametli, fedakâr ve vefalı evlatların sayısını artırsın. Anne babasının kıymetini bilenlerin sevgisini ve gayretini daim eylesin. Sağlığı ve imkânı olduğu hâlde anne babasına ilgisiz kalanlara da merhamet, vicdan ve vefa nasip etsin.
Çünkü bir gün hepimiz yaşlanacağız. Bir gün hepimiz bir evladın sesine, bir çift sıcak söze, bir dokunuşa ihtiyaç duyacağız.
Ve o gün geldiğinde, bugün ektiğimiz sevginin meyvesini alacağız.
Unutmayalım: Gözler görmeyebilir, kulaklar duymayabilir; ama sevgiyle atan bir kalp, insanlığın en büyük hakikatini herkese gösterebilir.
Ayşegül Sarıçam Bayrak
Dernek Başkanı
Ekleme
Tarihi: 14 Ekim 2026 -Çarşamba
GÖZLERİ GÖRMÜYOR AMA KALBİ HER ŞEYİ GÖRÜYOR: BİR EVLADIN ANNESİNE VEFA DESTANI
GÖZLERİ GÖRMÜYOR AMA KALBİ HER ŞEYİ GÖRÜYOR: BİR EVLADIN ANNESİNE VEFA DESTANI
Gören gözlerin göremediği, duyan kulakların duyamadığı bir hakikat var: Bazen insanın gözleri görmez ama yüreği dünyaları aydınlatır.
Bugün eli ayağı tutan, gözü gören, kulağı duyan, her türlü imkâna sahip olduğu hâlde anne babasına bir tatlı sözü, bir güler yüzü, yılda birkaç günlük bakım ve ilgiyi çok gören insanlar var.
Bahane üreten sağlıklılar!
Bedenen sapasağlam olduğu hâlde “Vaktim yok”, “Kendi hayatım var”, “Artık baş edemiyorum.” diyerek öz anne babasını bir kenara itenler, Isparta’da sessiz ve karanlık bir odada yaşanan bu evlat sevgisinden kendilerine bir ders çıkarmalıdır.
Çünkü Ömer Akça’nın gözleri görmüyor ama kalbi annesinin her ihtiyacını görüyor. Onun yüreği, karanlığın içinden sevgiyi, merhameti ve vefayı aydınlığa çıkarıyor.
Asıl Engel Gözlerde Değil, Kalplerdedir!
Demek ki görmek yalnızca gözlerle, duymak yalnızca kulaklarla olmuyormuş. Asıl engel bazen gözlerde ya da kulaklarda değil; şükretmeyi bilmeyen, merhameti unutan ve vefadan nasibini alamayan kalplerdeymiş.
Ömer Akça, gözleri görmediği hâlde annesine gösterdiği sevgiyle hepimize insanlığın ne demek olduğunu hatırlatıyor. Bize, gerçek sevginin görmekle değil, hissetmekle; vefanın sözlerle değil, fedakârlıkla yaşandığını anlatıyor.
Huzurevi Değil, Gönlünün En Güzel Köşesi!
Kendisine yapılan huzurevi tekliflerini geri çevirerek “Ben anneme bakarım.” diyen o kocaman yürek, kendi rahatını ve konforunu annesine duyduğu sevginin gerisinde bırakıyor.
Günümüzde en küçük zorlukta anne babasını kendisine yük gören anlayışa, Ömer Akça’nın annesiyle arasında kurduğu bu gönül köprüsü çok şey anlatıyor.
Bir düşünelim…
Biz çocukken onlar gecelerini gündüzlerine kattılar. Uykusuz kaldılar, yoruldular, fedakârlık yaptılar. Bir lokmayı bölüştüler, kendi ihtiyaçlarını ertelediler; yeter ki evlatlarının karnı doysun, yüzleri gülsün.
Peki, şimdi onlar yaşlandı diye mi sevgimiz azalacak?
Ellerimizden tutup bizi hayata hazırlayan o eller titremeye başlayınca mı onlardan uzaklaşacağız?
Hayır!
Anne ve baba, hayatımızın en fırtınalı günlerinde bize sığınak olan, düştüğümüzde elimizden tutan, kimsenin inanmadığı zamanlarda bile bize inanan en kıymetli emanetlerimizdir.
Onlar yaşlandığında yanlarında olmak bir yük değil, bir lütufta bulunmak hiç değil; sevginin, insanlığın ve evlat olmanın gereğidir.
Bir Gün Çok Geç Olabilir!
Bugün annesinin, babasının sesini duymaya vakti olmayanlar, yarın o sesi bir kez daha duyabilmek için neler vermez ki…
Bugün aramaya üşenenler, yarın telefonun öbür ucundan gelecek bir “Yavrum!” sesine hasret kalabilir.
Bugün ziyaret etmeyi erteleyenler, yarın bir mezar taşının başında söyleyemedikleri sözlerle baş başa kalabilir.
Hayat, bize her zaman ikinci bir fırsat sunmuyor. Bazı sarılmaların, bazı duaların, bazı “İyi ki varsın anneciğim, babacığım.” deyişlerin vakti geçince telafisi olmuyor.
Bu yüzden sağlığı, imkânı ve vakti varken anne babasına sevgisini göstermeyen herkes, Ömer Akça’nın hayatına bakarak kendi vicdanına şu soruyu sormalıdır:
“Benim gözlerim görüyor, ellerim tutuyor, imkânlarım var. Peki, benim kalbim ne kadar görüyor?”
Unutmayalım ki insanı insan yapan, sahip olduğu imkânlar değil; o imkânlarla kimlerin gönlüne dokunduğudur.
Ömer Akça’nın karanlık odasında parlayan sevgi, belki de nice aydınlık evde unutulan bir hakikati hatırlatıyor: Anne babaya gösterilen vefa, insanın yüreğinde taşıdığı en kıymetli hazinelerden biridir.
Rabbim, Ömer Akça gibi merhametli, fedakâr ve vefalı evlatların sayısını artırsın. Anne babasının kıymetini bilenlerin sevgisini ve gayretini daim eylesin. Sağlığı ve imkânı olduğu hâlde anne babasına ilgisiz kalanlara da merhamet, vicdan ve vefa nasip etsin.
Çünkü bir gün hepimiz yaşlanacağız. Bir gün hepimiz bir evladın sesine, bir çift sıcak söze, bir dokunuşa ihtiyaç duyacağız.
Ve o gün geldiğinde, bugün ektiğimiz sevginin meyvesini alacağız.
Unutmayalım: Gözler görmeyebilir, kulaklar duymayabilir; ama sevgiyle atan bir kalp, insanlığın en büyük hakikatini herkese gösterebilir.
Ayşegül Sarıçam Bayrak
Dernek Başkanı
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
