MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

İÇİMİZDE BİR ŞEY ÖLMEDEN HAYAT DEĞİŞMİYOR

İÇİMİZDE BİR ŞEY ÖLMEDEN HAYAT DEĞİŞMİYOR Bazen hayatın değişmesi için büyük bir şeyin olması yetmez. Bir şeylerin ölmesi gerekir. İçinizde. Bir inanç, bir alışkanlık, yıllardır sizi ayakta tuttuğunu sandığınız bir korku... Gün gelir, o parça hayatınızın önündeki en büyük engele dönüşür. Yine de onu kurtarmaya çalışırsınız. Çünkü insan tanıdığı acıya, bilmediği özgürlükten daha kolay tutunur. Bir gün fark edersiniz: Aynı evde oturuyorsunuzdur ama o evin içindeki insan değişmiştir. Aynı insanlarla konuşursunuz, aynı şeyleri hissetmezsiniz. Aynaya bakarsınız, yüzünüz tanıdıktır fakat içinizde yıllardır taşıdığınız bir şey artık yoktur. Buna bazen kayıp denir, bazen ayrılık. Bazen de yalnızca büyümek. Büyümek her zaman kazanmak değildir. Bazen "Ben böyleyim" dediğiniz şeyin aslında bir savunma olduğunu görmektir. "Dayanıklıyım" dediğiniz yerde yıllardır katlandığınızı, "fedakârım" dediğiniz yerde kendinizi hep ikinci plana attığınızı anlamaktır. Ve belki en ağırı: Bazı insanları kaybetmekten değil, onların yanında kendinizi kaybetmiş olmaktan korkmanız gerektiğini fark etmek. İnsan bu gerçekleri gördüğünde eski hâline dönemez. İyi ki de dönemez. Çocukken öğrendiğiniz bir korku, yetişkin olduğunuzda kaderiniz olmak zorunda değildir. Herkesi memnun etmek zorunda değilsiniz. Size zarar veren bir şeyi, sırf ona çok emek verdiniz diye ömür boyu taşımak zorunda da değilsiniz. Bazı şeyleri bırakmak başarısızlık değildir; bazen başarısızlık, çoktan bitmiş bir şeyi yaşatmak için kendinizi tüketmektir. Bir şey bittiğinde önce özgürlük gelmez. Boşluk gelir. Çünkü yıllarca hayatınızın bir parçası olan bir şeyi bıraktığınızda, onun yokluğuna değil varlığına alışmış olduğunuzu fark edersiniz. İşte en zor dönem budur. Eski siz artık işe yaramıyordur, yeni siz henüz tam olarak ortaya çıkmamıştır. Kendinizi kaybetmiş gibi hissedersiniz. Oysa çoğu zaman kaybolmamışsınızdır; eski haritanız artık geçerli değildir, o kadar. Bu yüzden bazı kırılmaların ardından "Neden benim başıma geldi?" diye sormak yerine farklı bir soru gerekir: "Bu yaşadığım şey bende neyi artık taşıyamaz hâle getirdi?" Bir ilişkinin bitmesi, bir hayalin gerçekleşmemesi, güvendiğiniz bir düzenin dağılması... Hepsi başta bir eksilme gibi görünür. Sonra zaman geçer ve bir gün aynı şey yeniden karşınıza çıkar. Fakat bu kez siz aynı değilsinizdir. Eskiden peşinden koştuğunuz yerde durabilirsiniz artık. Eskiden "Beni neden seçmedi?" diye sorarken "Ben neden kendimi seçmedim?" diye sorabilirsiniz. İşte dönüşümün sessiz anı budur. Kimse fark etmeyebilir. Ama siz bilirsiniz. Hâlâ seversiniz, ama kendinizi feda etmeden. Hâlâ güvenirsiniz, ama gözlerinizi kapatmadan. Merhametiniz kalır, sınırlarınız da olur. Çünkü olgunlaşmak daha az hissetmek değildir; kendinizi kaybetmeden hissedebilmektir. Bazı şeylerin görevi hayatınızda kalmak değil, size bir şey öğretip gitmektir. Bunu kabul ettiğinizde geçmişle kavga etmeyi bırakırsınız. Eski hâlinize de kızmazsınız; o gün bildiği kadarını biliyordu, yine de sizi bugünkü yerinize getirdi. Şimdi sıra sizde. Bazı dönemlerden geçerek çıkılmaz; bazı dönemler insanın içinden geçer ve onu değiştirir. Yeniden başlamak için her şeyi yıkmanız gerekmez. Sadece artık size ait olmayan kısmını gömmeye cesaret etmeniz yeter. Çünkü insan her şeyi yaşatarak değil, bazı şeylerin ölmesine izin vererek büyür. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM-TTO)
Ekleme Tarihi: 24 Ekim 2026 -Cumartesi

İÇİMİZDE BİR ŞEY ÖLMEDEN HAYAT DEĞİŞMİYOR

İÇİMİZDE BİR ŞEY ÖLMEDEN HAYAT DEĞİŞMİYOR Bazen hayatın değişmesi için büyük bir şeyin olması yetmez. Bir şeylerin ölmesi gerekir. İçinizde. Bir inanç, bir alışkanlık, yıllardır sizi ayakta tuttuğunu sandığınız bir korku... Gün gelir, o parça hayatınızın önündeki en büyük engele dönüşür. Yine de onu kurtarmaya çalışırsınız. Çünkü insan tanıdığı acıya, bilmediği özgürlükten daha kolay tutunur. Bir gün fark edersiniz: Aynı evde oturuyorsunuzdur ama o evin içindeki insan değişmiştir. Aynı insanlarla konuşursunuz, aynı şeyleri hissetmezsiniz. Aynaya bakarsınız, yüzünüz tanıdıktır fakat içinizde yıllardır taşıdığınız bir şey artık yoktur. Buna bazen kayıp denir, bazen ayrılık. Bazen de yalnızca büyümek. Büyümek her zaman kazanmak değildir. Bazen "Ben böyleyim" dediğiniz şeyin aslında bir savunma olduğunu görmektir. "Dayanıklıyım" dediğiniz yerde yıllardır katlandığınızı, "fedakârım" dediğiniz yerde kendinizi hep ikinci plana attığınızı anlamaktır. Ve belki en ağırı: Bazı insanları kaybetmekten değil, onların yanında kendinizi kaybetmiş olmaktan korkmanız gerektiğini fark etmek. İnsan bu gerçekleri gördüğünde eski hâline dönemez. İyi ki de dönemez. Çocukken öğrendiğiniz bir korku, yetişkin olduğunuzda kaderiniz olmak zorunda değildir. Herkesi memnun etmek zorunda değilsiniz. Size zarar veren bir şeyi, sırf ona çok emek verdiniz diye ömür boyu taşımak zorunda da değilsiniz. Bazı şeyleri bırakmak başarısızlık değildir; bazen başarısızlık, çoktan bitmiş bir şeyi yaşatmak için kendinizi tüketmektir. Bir şey bittiğinde önce özgürlük gelmez. Boşluk gelir. Çünkü yıllarca hayatınızın bir parçası olan bir şeyi bıraktığınızda, onun yokluğuna değil varlığına alışmış olduğunuzu fark edersiniz. İşte en zor dönem budur. Eski siz artık işe yaramıyordur, yeni siz henüz tam olarak ortaya çıkmamıştır. Kendinizi kaybetmiş gibi hissedersiniz. Oysa çoğu zaman kaybolmamışsınızdır; eski haritanız artık geçerli değildir, o kadar. Bu yüzden bazı kırılmaların ardından "Neden benim başıma geldi?" diye sormak yerine farklı bir soru gerekir: "Bu yaşadığım şey bende neyi artık taşıyamaz hâle getirdi?" Bir ilişkinin bitmesi, bir hayalin gerçekleşmemesi, güvendiğiniz bir düzenin dağılması... Hepsi başta bir eksilme gibi görünür. Sonra zaman geçer ve bir gün aynı şey yeniden karşınıza çıkar. Fakat bu kez siz aynı değilsinizdir. Eskiden peşinden koştuğunuz yerde durabilirsiniz artık. Eskiden "Beni neden seçmedi?" diye sorarken "Ben neden kendimi seçmedim?" diye sorabilirsiniz. İşte dönüşümün sessiz anı budur. Kimse fark etmeyebilir. Ama siz bilirsiniz. Hâlâ seversiniz, ama kendinizi feda etmeden. Hâlâ güvenirsiniz, ama gözlerinizi kapatmadan. Merhametiniz kalır, sınırlarınız da olur. Çünkü olgunlaşmak daha az hissetmek değildir; kendinizi kaybetmeden hissedebilmektir. Bazı şeylerin görevi hayatınızda kalmak değil, size bir şey öğretip gitmektir. Bunu kabul ettiğinizde geçmişle kavga etmeyi bırakırsınız. Eski hâlinize de kızmazsınız; o gün bildiği kadarını biliyordu, yine de sizi bugünkü yerinize getirdi. Şimdi sıra sizde. Bazı dönemlerden geçerek çıkılmaz; bazı dönemler insanın içinden geçer ve onu değiştirir. Yeniden başlamak için her şeyi yıkmanız gerekmez. Sadece artık size ait olmayan kısmını gömmeye cesaret etmeniz yeter. Çünkü insan her şeyi yaşatarak değil, bazı şeylerin ölmesine izin vererek büyür. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM-TTO)
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.