MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

Kaçamadığın Şey Efendindir

Kaçamadığın Şey Efendindir İnsan özgür olduğunu düşünmeyi sever. Kendi seçimlerini yaptığını, kendi yolunu çizdiğini, istediği şeylerin peşinden koştuğunu söyler. Oysa hayatın görünmeyen koridorlarında başka bir gerçek sessizce yürür. İnsan çoğu zaman arzuladığı şeylerin değil, kaçamadığı şeylerin kölesidir. Bir insanın neyi istediği kadar, neden kaçamadığına bakmak gerekir. Çünkü arzular değişir. Bugün istediğimizi yarın istemeyebiliriz. Fakat korkular, alışkanlıklar, travmalar ve bağımlılıklar çok daha inatçıdır. İnsan bazen yıllarca mutsuz olduğu bir ilişkide kalır. Dışarıdan bakanlar bunun nedenini anlayamaz. Çünkü mesele sevgi değildir. Mesele yalnız kalma korkusundan kaçamamaktır. Psikolojinin en önemli bulgularından biri şudur: İnsanlar çoğu zaman mutluluğu aramaktan çok, acıdan kaçmaya çalışırlar. Beyin tehlikeyi ödülden daha güçlü algılar. Bu nedenle birçok kişi yeni bir hayata başlamaktan çok, kötü giden bir hayata katlanmayı tercih eder. Bilinmeyen bir mutluluk ihtimali, bilinen bir mutsuzluktan daha korkutucu gelebilir. Toplumlar için de durum farklı değildir. Sosyoloji bize insanların sadece ekonomik çıkarlarıyla hareket etmediğini gösterir. Gelenekler, sosyal baskılar ve ait olma ihtiyacı çoğu zaman bireyin özgürlüğünü sınırlar. Bir genç sevmediği bir mesleği seçebilir. Bir kadın ya da erkek istemediği bir hayatı sürdürebilir. Çünkü bazen toplumdan dışlanma korkusu, kişinin kendi hayallerinden daha güçlüdür. Modern dünyanın en büyük köleliklerinden biri de onaylanma ihtiyacıdır. Sosyal medya çağında insanlar artık sadece yaşamak için değil, görülmek için de yaşamaktadır. Bir fotoğraf paylaşılırken çoğu zaman anı ölümsüzleştirmek amaçlanmaz. Beğenilmek amaçlanır. İnsan başkalarının gözündeki değerini kaybetmekten korktuğu ölçüde özgürlüğünü de kaybetmeye başlar. Erich Fromm, özgürlükten kaçış kavramını ortaya koyarken insanın bazen özgür olmaktan korktuğunu anlatıyordu. Çünkü özgürlük sorumluluk getirir. Kendi kararlarının yükünü taşımak zorunda kalmak kolay değildir. Bu nedenle insanlar zaman zaman düşünmeyi başkalarına, karar vermeyi otoritelere, yaşamayı ise alışkanlıklara teslim ederler. Böylece güvenli bir kafesin içinde yaşamaya razı olurlar. Aslında insanın gerçek efendisi arzuları değil, yüzleşmekten kaçındığı duygularıdır. Kimi başarısızlıktan kaçamaz. Kimi terk edilme korkusundan. Kimi çocuklukta aldığı yaralardan. Kimi de yıllardır taşıdığı değersizlik hissinden. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünen birçok insanın hayatını yöneten görünmez zincirler vardır. Bu yüzden insanın kendine sorması gereken soru şudur: Ben neyi istiyorum değil, neden kaçamıyorum? Çünkü bazen özgürlüğün kapısı arzuların sonunda değil, korkuların tam ortasında durur. Bir insanın serveti ne kadar büyük olursa olsun, korkularının esiri olmuşsa özgür değildir. Makamı ne kadar yüksek olursa olsun, başkalarının onayına muhtaçsa özgür değildir. Hayatını istediği gibi yaşıyor görünse bile geçmişinin gölgesinden kaçamıyorsa özgür değildir. Belki de gerçek özgürlük, istediğimiz her şeyi elde etmek değildir. Kaçtığımız şeylerle yüzleşebilmektir. Çünkü insan, korkularını tanıdığı gün zincirlerinin yerini görür. Zincirlerini gördüğü gün ise onları kırma ihtimali doğar. İnsan arzuladığı şeylerin değil, kaçamadığı şeylerin kölesidir. Ve bazen bir ömür, bunun farkına varmak için geçer. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Ekleme Tarihi: 22 Haziran 2026 -Pazartesi

Kaçamadığın Şey Efendindir

Kaçamadığın Şey Efendindir İnsan özgür olduğunu düşünmeyi sever. Kendi seçimlerini yaptığını, kendi yolunu çizdiğini, istediği şeylerin peşinden koştuğunu söyler. Oysa hayatın görünmeyen koridorlarında başka bir gerçek sessizce yürür. İnsan çoğu zaman arzuladığı şeylerin değil, kaçamadığı şeylerin kölesidir. Bir insanın neyi istediği kadar, neden kaçamadığına bakmak gerekir. Çünkü arzular değişir. Bugün istediğimizi yarın istemeyebiliriz. Fakat korkular, alışkanlıklar, travmalar ve bağımlılıklar çok daha inatçıdır. İnsan bazen yıllarca mutsuz olduğu bir ilişkide kalır. Dışarıdan bakanlar bunun nedenini anlayamaz. Çünkü mesele sevgi değildir. Mesele yalnız kalma korkusundan kaçamamaktır. Psikolojinin en önemli bulgularından biri şudur: İnsanlar çoğu zaman mutluluğu aramaktan çok, acıdan kaçmaya çalışırlar. Beyin tehlikeyi ödülden daha güçlü algılar. Bu nedenle birçok kişi yeni bir hayata başlamaktan çok, kötü giden bir hayata katlanmayı tercih eder. Bilinmeyen bir mutluluk ihtimali, bilinen bir mutsuzluktan daha korkutucu gelebilir. Toplumlar için de durum farklı değildir. Sosyoloji bize insanların sadece ekonomik çıkarlarıyla hareket etmediğini gösterir. Gelenekler, sosyal baskılar ve ait olma ihtiyacı çoğu zaman bireyin özgürlüğünü sınırlar. Bir genç sevmediği bir mesleği seçebilir. Bir kadın ya da erkek istemediği bir hayatı sürdürebilir. Çünkü bazen toplumdan dışlanma korkusu, kişinin kendi hayallerinden daha güçlüdür. Modern dünyanın en büyük köleliklerinden biri de onaylanma ihtiyacıdır. Sosyal medya çağında insanlar artık sadece yaşamak için değil, görülmek için de yaşamaktadır. Bir fotoğraf paylaşılırken çoğu zaman anı ölümsüzleştirmek amaçlanmaz. Beğenilmek amaçlanır. İnsan başkalarının gözündeki değerini kaybetmekten korktuğu ölçüde özgürlüğünü de kaybetmeye başlar. Erich Fromm, özgürlükten kaçış kavramını ortaya koyarken insanın bazen özgür olmaktan korktuğunu anlatıyordu. Çünkü özgürlük sorumluluk getirir. Kendi kararlarının yükünü taşımak zorunda kalmak kolay değildir. Bu nedenle insanlar zaman zaman düşünmeyi başkalarına, karar vermeyi otoritelere, yaşamayı ise alışkanlıklara teslim ederler. Böylece güvenli bir kafesin içinde yaşamaya razı olurlar. Aslında insanın gerçek efendisi arzuları değil, yüzleşmekten kaçındığı duygularıdır. Kimi başarısızlıktan kaçamaz. Kimi terk edilme korkusundan. Kimi çocuklukta aldığı yaralardan. Kimi de yıllardır taşıdığı değersizlik hissinden. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünen birçok insanın hayatını yöneten görünmez zincirler vardır. Bu yüzden insanın kendine sorması gereken soru şudur: Ben neyi istiyorum değil, neden kaçamıyorum? Çünkü bazen özgürlüğün kapısı arzuların sonunda değil, korkuların tam ortasında durur. Bir insanın serveti ne kadar büyük olursa olsun, korkularının esiri olmuşsa özgür değildir. Makamı ne kadar yüksek olursa olsun, başkalarının onayına muhtaçsa özgür değildir. Hayatını istediği gibi yaşıyor görünse bile geçmişinin gölgesinden kaçamıyorsa özgür değildir. Belki de gerçek özgürlük, istediğimiz her şeyi elde etmek değildir. Kaçtığımız şeylerle yüzleşebilmektir. Çünkü insan, korkularını tanıdığı gün zincirlerinin yerini görür. Zincirlerini gördüğü gün ise onları kırma ihtimali doğar. İnsan arzuladığı şeylerin değil, kaçamadığı şeylerin kölesidir. Ve bazen bir ömür, bunun farkına varmak için geçer. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.