Küfürle Vatan, Hakaretle Milliyetçilik Savunulamaz!
Küfürle Vatan, Hakaretle Milliyetçilik Savunulamaz!
Türklüğü dilinden, Müslümanlığı sözünden düşürmeyenler; öfkelendiklerinde neden küfre, hakarete ve nefrete sarılıyor?
Siyasî Düşünceye Değil, Ahlâksızlaştırılmış Dile İtirazım Var...
Bir insanın siyasî düşüncesini beğenmeyebilirsiniz.
Bir yöneticinin kararlarını yanlış bulabilirsiniz.
Devletin herhangi bir politikasına şiddetle karşı çıkabilirsiniz.
Hatta gördüğünüz yanlışlar karşısında çok sert eleştiriler de yöneltebilirsiniz.
Bunların hepsi mümkündür ve demokratik toplumlarda meşrudur.
Fakat bir sınır vardır:
Eleştiri, hakarete; öfke, kine; muhalefet, düşmanlığa dönüşmemelidir.
Hele bunu yapan kişi sürekli Türklükten, Müslümanlıktan, imandan, vatandan, namustan ve ahlâktan söz ediyorsa insan ister istemez şu soruyu sormak zorunda kalıyor:
Savunduğunu söylediğin değerler, kullandığın dilde neden görünmüyor?
İnsanın dili, çoğu zaman kalbinin aynasıdır.
İslâm'ın ahlâkı, sevdiğine güzel konuşup sevmediğine her türlü sözü söylemek değildir.
Müslüman, sevmediği insana karşı da ölçüsünü kaybetmez.
Yanlış gördüğünü söyler ama yalan söylemez.
Öfkelenir ama küfretmez.
Muhalefet eder ama iftira atmaz.
Hesap sorar ama insanın ailesini hedef almaz.
Sertleşebilir ama edebini kaybetmez.
Çünkü ahlâk, insanın sadece dostlarına karşı değil, öfkelendiği insanlara karşı da nasıl davrandığıdır.
Türklük vakar ister, Müslümanlık edep; küfür ve hakaret ise ikisine de yakışmaz...
Şimdi düşünelim:
Türklüğü dilinden düşürmeyen, Müslümanlığını sürekli vurgulayan bir insan; kendi milletinden, kendi ülkesinden, kendi dininden insanlara karşı küfür, hakaret, aşağılama, kin ve nefret dili kullanıyorsa burada ciddi bir çelişki yok mudur?
Vatan, millet ve din adına konuşanların önce kendi dilini, sonra karşısındakini sorgulaması gerekir.
Türklük sadece bayrak taşımak değildir.
Müslümanlık sadece slogan atmak değildir.
Türklük; mertlik, haysiyet, sözünde durmak, emanete sahip çıkmak ve gerektiğinde nefsine hâkim olabilmektir.
Müslümanlık ise sadece “Ben Müslümanım” demek değil; Allah'ın koyduğu ahlâk ölçülerini hayatımıza taşımaktır.
Bir Müslüman, iktidarı eleştirebilir.
Hem de çok ağır biçimde eleştirebilir.
Fakat “Benim gibi düşünmeyen vatan hainidir, şerefsizdir, namussuzdur, Müslüman değildir, Türk değildir” anlayışına sürüklendiği anda artık hakikati savunmaktan çok kendi öfkesini konuşmaya başlamış olur.
Çünkü haklı olmak, hakaret etme ruhsatı vermez.
Ne kadar haklı olduğun kadar, haklılığını nasıl ifade ettiğin de önemlidir.
Bir devlet adamı yanlış yapabilir.
Bir hükümet yanlış karar verebilir.
Bir muhalefet partisi yanlış yapabilir.
Bir cemaat, tarikat, hareket veya şahıs hata edebilir.
Bunların hepsi eleştirilebilir.
Fakat hiç kimsenin yanlışını düzeltmek için kendi ahlâkımızı bozma hakkımız yoktur.
Üstelik insanların eşlerini, kızlarını, annelerini ve ailelerini siyasî hesaplaşmanın içine çekmek; namus üzerinden tehditler savurmak, yalnızca nezâket sınırlarını değil, insanlık ve Müslümanlık sınırlarını da zorlar.
Bir insanın siyasî görüşünü eleştirebilirsiniz.
Ama annesinin, eşinin, kızının veya ailesinin onun siyasî görüşüyle ne ilgisi vardır?
İşte tam burada insanın öfkesiyle ahlâkı birbirinden ayrılır.
Vatanını sevmek, herkesten nefret etmek değildir.
Türk milletini sevmek, başka milletlere düşman olmak değildir.
Müslüman olmak, kendisi gibi düşünmeyen herkesi tekfir etmek değildir.
Devleti savunmak, devlet yöneticilerinin her yaptığını doğru kabul etmek değildir.
Muhalif olmak da devlete ve millete düşman olmak değildir.
Bunları birbirine karıştırdığımız zaman siyaset ahlâktan, milliyetçilik merhametten, din ise hikmetten kopar.
Müslümanın dili başıboş değildir.
Her doğru, her yerde ve her biçimde söylenmez.
Doğrunun da bir üslubu vardır.
Benim itirazım siyasî düşünceye değil, ahlâksızlaştırılmış siyasî dile...
İnsanlar farklı düşünebilir.
Biri iktidarı savunur, diğeri muhalefeti.
Biri bir barış veya güvenlik politikasını doğru bulur, diğeri yanlış bulur.
Biri sert tedbir ister, diğeri müzakereyi savunur.
Bunların tamamı tartışılabilir.
Ama tartışmanın sonunda birbirimizin insanlığını yok etmeye başlarsak, ortada artık fikir mücadelesi değil, ahlâkî bir çöküş vardır.
Benim için asıl mesele budur.
Çünkü Türklüğünü savunduğunu söyleyen insanın dilinde Türk'ün mertliği; Müslümanlığını savunduğunu söyleyen insanın dilinde Müslümanın edebi görünmelidir.
Küfürle Türk milliyetçiliği büyümez.
Hakaretle İslâm yücelmez.
İftira ile vatan korunmaz.
Nefretle kardeşlik kurulmaz.
Ve insanlara namus üzerinden saldırarak namus savunulmaz.
Herkesin aynı düşünmesini bekleyemeyiz.
Ama herkesin bir ahlâk ölçüsünün olması gerektiğini söyleyebiliriz.
Eleştirin.
Sorun.
Hesap sorun.
Yanlışları ortaya çıkarın.
Devleti yönetenleri de, muhalefeti de, bürokratı da, siyasetçiyi de gerektiğinde en ağır şekilde eleştirin.
Ama yalan söylemeden, iftira atmadan, küfretmeden, aileleri hedef almadan ve insanları insanlıktan çıkarmadan yapın.
Çünkü bizim medeniyetimizde sözün de bir edebi vardır.
Türk'ün de bir vakarının olması gerekir.
Müslümanın da bir takvâsının...
Öfkelendiğimizde kim olduğumuz daha çok belli olur.
Sevdiğimize nasıl konuştuğumuz değil, sevmediğimize nasıl konuştuğumuz bizim ahlâkımızı gösterir.
Bu yüzden herkes kendisine şu soruyu sormalı:
“Ben Türklüğü ve Müslümanlığı gerçekten temsil mi ediyorum, yoksa sadece dilimde mi taşıyorum?”
Çünkü Türk olmak bir kimliktir; onu onurlandırmak ise bir ahlâk meselesidir.
Müslüman olmak bir inançtır; onu temsil etmek ise bir sorumluluktur.
Ve unutmayalım:
Dilimizi kirleterek davamızı temiz tutamayız.
Kardeşimize hakaret ederek vatanı savunamayız.
Kine teslim olarak adaleti tesis edemeyiz.
Ahlâkımızı kaybederek değerlerimizi koruyamayız.
Sözümüz sert olabilir; fakat seviyemiz düşmemeli.
Muhalefetimiz güçlü olabilir; fakat edebimiz kaybolmamalı.
Öfkemiz büyük olabilir; fakat vicdanımız ondan daha büyük olmalı.
Çünkü nihayetinde bizi sadece neye karşı olduğumuz değil, neyi savunurken hangi ahlâkı kullandığımız tanımlar.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar
Ekleme
Tarihi: 08 Ağustos 2026 -Cumartesi
Küfürle Vatan, Hakaretle Milliyetçilik Savunulamaz!
Küfürle Vatan, Hakaretle Milliyetçilik Savunulamaz!
Türklüğü dilinden, Müslümanlığı sözünden düşürmeyenler; öfkelendiklerinde neden küfre, hakarete ve nefrete sarılıyor?
Siyasî Düşünceye Değil, Ahlâksızlaştırılmış Dile İtirazım Var...
Bir insanın siyasî düşüncesini beğenmeyebilirsiniz.
Bir yöneticinin kararlarını yanlış bulabilirsiniz.
Devletin herhangi bir politikasına şiddetle karşı çıkabilirsiniz.
Hatta gördüğünüz yanlışlar karşısında çok sert eleştiriler de yöneltebilirsiniz.
Bunların hepsi mümkündür ve demokratik toplumlarda meşrudur.
Fakat bir sınır vardır:
Eleştiri, hakarete; öfke, kine; muhalefet, düşmanlığa dönüşmemelidir.
Hele bunu yapan kişi sürekli Türklükten, Müslümanlıktan, imandan, vatandan, namustan ve ahlâktan söz ediyorsa insan ister istemez şu soruyu sormak zorunda kalıyor:
Savunduğunu söylediğin değerler, kullandığın dilde neden görünmüyor?
İnsanın dili, çoğu zaman kalbinin aynasıdır.
İslâm'ın ahlâkı, sevdiğine güzel konuşup sevmediğine her türlü sözü söylemek değildir.
Müslüman, sevmediği insana karşı da ölçüsünü kaybetmez.
Yanlış gördüğünü söyler ama yalan söylemez.
Öfkelenir ama küfretmez.
Muhalefet eder ama iftira atmaz.
Hesap sorar ama insanın ailesini hedef almaz.
Sertleşebilir ama edebini kaybetmez.
Çünkü ahlâk, insanın sadece dostlarına karşı değil, öfkelendiği insanlara karşı da nasıl davrandığıdır.
Türklük vakar ister, Müslümanlık edep; küfür ve hakaret ise ikisine de yakışmaz...
Şimdi düşünelim:
Türklüğü dilinden düşürmeyen, Müslümanlığını sürekli vurgulayan bir insan; kendi milletinden, kendi ülkesinden, kendi dininden insanlara karşı küfür, hakaret, aşağılama, kin ve nefret dili kullanıyorsa burada ciddi bir çelişki yok mudur?
Vatan, millet ve din adına konuşanların önce kendi dilini, sonra karşısındakini sorgulaması gerekir.
Türklük sadece bayrak taşımak değildir.
Müslümanlık sadece slogan atmak değildir.
Türklük; mertlik, haysiyet, sözünde durmak, emanete sahip çıkmak ve gerektiğinde nefsine hâkim olabilmektir.
Müslümanlık ise sadece “Ben Müslümanım” demek değil; Allah'ın koyduğu ahlâk ölçülerini hayatımıza taşımaktır.
Bir Müslüman, iktidarı eleştirebilir.
Hem de çok ağır biçimde eleştirebilir.
Fakat “Benim gibi düşünmeyen vatan hainidir, şerefsizdir, namussuzdur, Müslüman değildir, Türk değildir” anlayışına sürüklendiği anda artık hakikati savunmaktan çok kendi öfkesini konuşmaya başlamış olur.
Çünkü haklı olmak, hakaret etme ruhsatı vermez.
Ne kadar haklı olduğun kadar, haklılığını nasıl ifade ettiğin de önemlidir.
Bir devlet adamı yanlış yapabilir.
Bir hükümet yanlış karar verebilir.
Bir muhalefet partisi yanlış yapabilir.
Bir cemaat, tarikat, hareket veya şahıs hata edebilir.
Bunların hepsi eleştirilebilir.
Fakat hiç kimsenin yanlışını düzeltmek için kendi ahlâkımızı bozma hakkımız yoktur.
Üstelik insanların eşlerini, kızlarını, annelerini ve ailelerini siyasî hesaplaşmanın içine çekmek; namus üzerinden tehditler savurmak, yalnızca nezâket sınırlarını değil, insanlık ve Müslümanlık sınırlarını da zorlar.
Bir insanın siyasî görüşünü eleştirebilirsiniz.
Ama annesinin, eşinin, kızının veya ailesinin onun siyasî görüşüyle ne ilgisi vardır?
İşte tam burada insanın öfkesiyle ahlâkı birbirinden ayrılır.
Vatanını sevmek, herkesten nefret etmek değildir.
Türk milletini sevmek, başka milletlere düşman olmak değildir.
Müslüman olmak, kendisi gibi düşünmeyen herkesi tekfir etmek değildir.
Devleti savunmak, devlet yöneticilerinin her yaptığını doğru kabul etmek değildir.
Muhalif olmak da devlete ve millete düşman olmak değildir.
Bunları birbirine karıştırdığımız zaman siyaset ahlâktan, milliyetçilik merhametten, din ise hikmetten kopar.
Müslümanın dili başıboş değildir.
Her doğru, her yerde ve her biçimde söylenmez.
Doğrunun da bir üslubu vardır.
Benim itirazım siyasî düşünceye değil, ahlâksızlaştırılmış siyasî dile...
İnsanlar farklı düşünebilir.
Biri iktidarı savunur, diğeri muhalefeti.
Biri bir barış veya güvenlik politikasını doğru bulur, diğeri yanlış bulur.
Biri sert tedbir ister, diğeri müzakereyi savunur.
Bunların tamamı tartışılabilir.
Ama tartışmanın sonunda birbirimizin insanlığını yok etmeye başlarsak, ortada artık fikir mücadelesi değil, ahlâkî bir çöküş vardır.
Benim için asıl mesele budur.
Çünkü Türklüğünü savunduğunu söyleyen insanın dilinde Türk'ün mertliği; Müslümanlığını savunduğunu söyleyen insanın dilinde Müslümanın edebi görünmelidir.
Küfürle Türk milliyetçiliği büyümez.
Hakaretle İslâm yücelmez.
İftira ile vatan korunmaz.
Nefretle kardeşlik kurulmaz.
Ve insanlara namus üzerinden saldırarak namus savunulmaz.
Herkesin aynı düşünmesini bekleyemeyiz.
Ama herkesin bir ahlâk ölçüsünün olması gerektiğini söyleyebiliriz.
Eleştirin.
Sorun.
Hesap sorun.
Yanlışları ortaya çıkarın.
Devleti yönetenleri de, muhalefeti de, bürokratı da, siyasetçiyi de gerektiğinde en ağır şekilde eleştirin.
Ama yalan söylemeden, iftira atmadan, küfretmeden, aileleri hedef almadan ve insanları insanlıktan çıkarmadan yapın.
Çünkü bizim medeniyetimizde sözün de bir edebi vardır.
Türk'ün de bir vakarının olması gerekir.
Müslümanın da bir takvâsının...
Öfkelendiğimizde kim olduğumuz daha çok belli olur.
Sevdiğimize nasıl konuştuğumuz değil, sevmediğimize nasıl konuştuğumuz bizim ahlâkımızı gösterir.
Bu yüzden herkes kendisine şu soruyu sormalı:
“Ben Türklüğü ve Müslümanlığı gerçekten temsil mi ediyorum, yoksa sadece dilimde mi taşıyorum?”
Çünkü Türk olmak bir kimliktir; onu onurlandırmak ise bir ahlâk meselesidir.
Müslüman olmak bir inançtır; onu temsil etmek ise bir sorumluluktur.
Ve unutmayalım:
Dilimizi kirleterek davamızı temiz tutamayız.
Kardeşimize hakaret ederek vatanı savunamayız.
Kine teslim olarak adaleti tesis edemeyiz.
Ahlâkımızı kaybederek değerlerimizi koruyamayız.
Sözümüz sert olabilir; fakat seviyemiz düşmemeli.
Muhalefetimiz güçlü olabilir; fakat edebimiz kaybolmamalı.
Öfkemiz büyük olabilir; fakat vicdanımız ondan daha büyük olmalı.
Çünkü nihayetinde bizi sadece neye karşı olduğumuz değil, neyi savunurken hangi ahlâkı kullandığımız tanımlar.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
