MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

Pusula Başka, Fetva Başka

Pusula Başka, Fetva Başka Ramazanda Diyanet'in fetva hattını arayanların sayısı neredeyse üç katına çıkmış; günde on altı binin üzerinde soru. Haberi okurken hattın ucundaki vaizleri gözümde canlandırdım: sesleri kısılmış, önlerinde bitmek bilmeyen bir kuyruk. Ardından aklıma takılan şu oldu: Bu kuyruğun ne kadarı artık hattı hiç aramadan, doğrudan bir yapay zekâ programına dökülüyor? Kendi telefonumda denedim. Ekrana tek cümle yazdım: "Kur'an'daki emir ve yasakları sırala." Cevap göz açıp kapayıncaya kadar geldi. Maddeler hizalı, ton kararlı, en ufak bir tereddüt yok. Açıkçası şaşırdım. Bilgi yanlış olduğu için değil, fazla pürüzsüz olduğu için. Fıkıh usulü kitaplarını biraz karıştıran herkes bilir, hüküm bildiren ayetlerin sayısı bile tartışmalıdır. Kimi beş yüz sayar, kimi bunun epey altında kalır. Sebebi basit: Bu iş bir envanter değil, bir okuma işi. Arapçada emir kipiyle kurulmuş her cümle bir mükellefiyet doğurmaz. A'râf suresi "Yiyin, için, israf etmeyin" der; "yiyin" kalıp olarak emirdir, ne var ki öğle yemeğini atlayan birine günah yazan çıkmamıştır. Usulcüler vücubu nedbden, mübahı mekruhtan ayırmak için asırlar harcadı. Makinenin listesi bu emeği tek hamlede yassılaştırıveriyor. Kâbe'nin yönü başka bir hikâye. Cep telefonundaki pusula kıbleyi anında gösteriyor; bundan yakınan tek kişiye rastlamadım, rastlamayı da beklemiyorum. Bîrûnî on birinci yüzyılda Gazne'den Mekke'ye uzanan doğrultuyu küresel trigonometriyle bulmuştu. Bizim şehirlerimizde cami avlularındaki muvakkithanelerde vakit usturlapla tutulurdu. Ölçüye, hesaba dayanan her işte ibadete zamanının en iyi aleti eşlik etmiş. Yapay zekâ bu sıraya katılabilir. Katılmalı da. Çizgi tam burada çekiliyor. Kıblenin cevabı bir koordinat meselesi. "Ben ne yapayım?" sorusunun cevabı kişiye, şartlara bağlı bir içtihat. Mecelle'nin 39. maddesi bunu açıkça kabul eder: Zaman değişince hükümlerin değişmesi inkâr edilemez. İyi bir müftü cevaptan önce karşısındakini tanımaya çalışır; hasta mı, yolda mı? Sohbet botunun böyle bir merakı yok. Soruyu alır, cevabı basar. Diyanet'in benimsediği yöntemi bu açıdan isabetli buluyorum. Kurumun açıkladığına göre bot, Din İşleri Yüksek Kurulu'nun fetvaları arasında arama yapıyor, bulduğu cevabı vatandaşa değil hattaki vaize sunuyor; son sözü vaiz söylüyor. Ayrıntılı inceleme gerektiren sorularda başta hekimler olmak üzere uzmanlara danışılıyor. Kütüphaneciliği makine yapıyor, muhataplığı insan. Ben de işbölümünü böyle kurardım. Lakin bu tedbir kurumun eşiğinde bitiyor. Gecenin üçünde yatağında dönüp duran birinin hangi uygulamaya ne yazdığını kimse denetlemiyor. Üstelik bu programların ara sıra hiç var olmayan kaynaklar ürettiği artık sır değil. Hadis âlimlerinin asırlarca verdiği mücadele, uydurma rivayeti sahihinden ayırmaktı. Ravi zinciri bile ikna edici görünen sahte bir hadisin bir algoritmanın tahmininden doğması, o mücadelenin bugüne düşen gölgesi. Öte yandan "Din işine yapay zekâ karışmasın" görüşüne de mesafeliyim. Sorun alette değil, alete verdiğimiz makamda. Eskiden muvakkithanedeki saat ustasına kimse "Bu helal mi?" diye sormazdı. Herkes onun işinin saati ayarlamak olduğunu bilirdi. Bir dahaki sefere telefona "Bu caiz mi?" yazmadan önce şunu deneyin: Aynı soruyu biraz farklı kelimelerle bir daha sorun. Cevap değişiyorsa karşınızda bir müftü yok, ihtimal hesaplayan bir yazılım var. Kıbleyi kaç kez sorarsanız sorun, ok hep aynı yönü gösterir. Benim derdim de tam bu: Hangi soruyu pusulaya, hangisini bir insana soracağımızı karıştırmayalım. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN EBİLTEM-TTO
Ekleme Tarihi: 06 Kasım 2026 -Cuma

Pusula Başka, Fetva Başka

Pusula Başka, Fetva Başka Ramazanda Diyanet'in fetva hattını arayanların sayısı neredeyse üç katına çıkmış; günde on altı binin üzerinde soru. Haberi okurken hattın ucundaki vaizleri gözümde canlandırdım: sesleri kısılmış, önlerinde bitmek bilmeyen bir kuyruk. Ardından aklıma takılan şu oldu: Bu kuyruğun ne kadarı artık hattı hiç aramadan, doğrudan bir yapay zekâ programına dökülüyor? Kendi telefonumda denedim. Ekrana tek cümle yazdım: "Kur'an'daki emir ve yasakları sırala." Cevap göz açıp kapayıncaya kadar geldi. Maddeler hizalı, ton kararlı, en ufak bir tereddüt yok. Açıkçası şaşırdım. Bilgi yanlış olduğu için değil, fazla pürüzsüz olduğu için. Fıkıh usulü kitaplarını biraz karıştıran herkes bilir, hüküm bildiren ayetlerin sayısı bile tartışmalıdır. Kimi beş yüz sayar, kimi bunun epey altında kalır. Sebebi basit: Bu iş bir envanter değil, bir okuma işi. Arapçada emir kipiyle kurulmuş her cümle bir mükellefiyet doğurmaz. A'râf suresi "Yiyin, için, israf etmeyin" der; "yiyin" kalıp olarak emirdir, ne var ki öğle yemeğini atlayan birine günah yazan çıkmamıştır. Usulcüler vücubu nedbden, mübahı mekruhtan ayırmak için asırlar harcadı. Makinenin listesi bu emeği tek hamlede yassılaştırıveriyor. Kâbe'nin yönü başka bir hikâye. Cep telefonundaki pusula kıbleyi anında gösteriyor; bundan yakınan tek kişiye rastlamadım, rastlamayı da beklemiyorum. Bîrûnî on birinci yüzyılda Gazne'den Mekke'ye uzanan doğrultuyu küresel trigonometriyle bulmuştu. Bizim şehirlerimizde cami avlularındaki muvakkithanelerde vakit usturlapla tutulurdu. Ölçüye, hesaba dayanan her işte ibadete zamanının en iyi aleti eşlik etmiş. Yapay zekâ bu sıraya katılabilir. Katılmalı da. Çizgi tam burada çekiliyor. Kıblenin cevabı bir koordinat meselesi. "Ben ne yapayım?" sorusunun cevabı kişiye, şartlara bağlı bir içtihat. Mecelle'nin 39. maddesi bunu açıkça kabul eder: Zaman değişince hükümlerin değişmesi inkâr edilemez. İyi bir müftü cevaptan önce karşısındakini tanımaya çalışır; hasta mı, yolda mı? Sohbet botunun böyle bir merakı yok. Soruyu alır, cevabı basar. Diyanet'in benimsediği yöntemi bu açıdan isabetli buluyorum. Kurumun açıkladığına göre bot, Din İşleri Yüksek Kurulu'nun fetvaları arasında arama yapıyor, bulduğu cevabı vatandaşa değil hattaki vaize sunuyor; son sözü vaiz söylüyor. Ayrıntılı inceleme gerektiren sorularda başta hekimler olmak üzere uzmanlara danışılıyor. Kütüphaneciliği makine yapıyor, muhataplığı insan. Ben de işbölümünü böyle kurardım. Lakin bu tedbir kurumun eşiğinde bitiyor. Gecenin üçünde yatağında dönüp duran birinin hangi uygulamaya ne yazdığını kimse denetlemiyor. Üstelik bu programların ara sıra hiç var olmayan kaynaklar ürettiği artık sır değil. Hadis âlimlerinin asırlarca verdiği mücadele, uydurma rivayeti sahihinden ayırmaktı. Ravi zinciri bile ikna edici görünen sahte bir hadisin bir algoritmanın tahmininden doğması, o mücadelenin bugüne düşen gölgesi. Öte yandan "Din işine yapay zekâ karışmasın" görüşüne de mesafeliyim. Sorun alette değil, alete verdiğimiz makamda. Eskiden muvakkithanedeki saat ustasına kimse "Bu helal mi?" diye sormazdı. Herkes onun işinin saati ayarlamak olduğunu bilirdi. Bir dahaki sefere telefona "Bu caiz mi?" yazmadan önce şunu deneyin: Aynı soruyu biraz farklı kelimelerle bir daha sorun. Cevap değişiyorsa karşınızda bir müftü yok, ihtimal hesaplayan bir yazılım var. Kıbleyi kaç kez sorarsanız sorun, ok hep aynı yönü gösterir. Benim derdim de tam bu: Hangi soruyu pusulaya, hangisini bir insana soracağımızı karıştırmayalım. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN EBİLTEM-TTO
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.