KAMU MÜLKÜ, MİLLETİN VİCDANI VE CEVAPSIZ SORULAR
KAMU MÜLKÜ, MİLLETİN VİCDANI VE CEVAPSIZ SORULAR
Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bulunan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile bazı otoyolların 30 yıllığına işletme hakkının devredileceği açıklandı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı her ne kadar bunun rutin bir hazırlık çalışması olduğunu, mülkiyetin devlette kalacağını ve amacın “hizmet kalitesini yükseltmek” olduğunu belirtse de kamuoyunun zihnindeki soru işaretleri giderilmiş değil.
Bir vatandaş olarak sormak en doğal hakkımız:
Her fırsatta ekonominin iyiye gittiğini, enflasyonun düştüğünü vurgulayan iktidar, madem işler yolundaysa milletin vergileriyle inşa edilmiş bu stratejik varlıkların işletme hakkını neden 30 yıllığına özel sektöre devrediyor? Gelecek nesillerin hakkı olan bu devir kararları alınırken asıl mülk sahibi olan millete danışıldı mı? Cumhuriyet tarihi boyunca onlarca hükümet geldi geçti; en zorlu krizlerde ve terörle mücadele dönemlerinde dahi bu ülkenin temel altyapı değerleri bu şekilde uzun vadeli ipotek altına alınmadı.
Son çeyrek asırdır bu ülkeyi yöneten anlayış, Cumhuriyet tarihinin en yüksek vergi yükünü milletin omuzlarına yükledi. Çift Motorlu Taşıtlar Vergisi’nden fahiş yurt dışı çıkış harçlarına, katlanarak artan trafik cezalarına kadar her alanda kaynak toplandı. Buna karşılık, emekliler ve asgari ücretliler tarihsel bir alım gücü kaybına uğratılırken, elde edilen bu devasa kamu gelirlerinin nereye harcandığı sorusu cevapsız kalıyor.
Mesele sadece ekonomiyle de sınırlı değil. Milletin vicdanında derin yaralar açan kararlar ve uygulamalar peş peşe geliyor:
"Çerçeve yasa" olarak adlandırılan düzenleme ve buna verilen siyasi destekler hafızalardaki yerini koruyor. Elazığ-Bingöl karayolunda katledilen 33 silahsız silahsız erimizin acısı tazeliğini korurken, terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin herhangi bir nedamet getirmeksizin bu süreçlerden yararlanması, ardından yasayı hazırlayanların kendilerini hukuki sorumluluktan muaf tutacak maddeler eklemesi kamu vicdanını kanatmaktadır.
Amedspor örneğinde olduğu gibi, sahada ve tribünlerde İstiklal Marşı’nın protesto edilmesi, milli değerlerin hedef alınması ve ayrıştırıcı söylemlerin tırmandırılması karşısında sergilenen müsamaha, toplumsal barışa katkı sunmadığı gibi aksine fitneye zemin hazırlamaktadır.
Yargı uygulamalarındaki çifte standart ise toplumun adalet duygusuna en büyük darbeyi vurmaktadır. Muhalif isimler sabaha karşı şafak operasyonlarıyla evlerinden alınırken, iktidara yakın isimlerin yargı karşısındaki rahat ve ciddiyetten uzak tavırları, adaletin herkese eşit işlemediği algısını pekiştirmektedir.
Köprülerin işletme hakkının devredilmesinden adalet sistemindeki aksaklıklara kadar uzanan bu tablo, Türk milletinin geleceğini ve devletin niteliğini doğrudan etkilemektedir. Vatandaşın onayı olmayan, vicdanların kabul etmediği hiçbir karar uzun vadede bu ülkeye fayda getiremez. Bu ülkenin kaynağı da, adaleti de, geleceği de tek bir kesimin değil, Türk milletinin tamamınındır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir ekonomik tercih ya da sıradan bir bürokratik karar değildir. Bu tablo; milletin vergisiyle yapılanı satma, milletin değerlerini hiçe sayma ve adalet duygusunu kasten çürütme tablosudur.
Şunu herkes çok iyi bilmelidir ki; milletin onay vermediği, ananın, yetimin, şehit ailesinin vicdanının kabul etmediği hiçbir karar meşru değildir. Kendi imtiyazlı çevrelerini korumak için kanunlara "hesap sorulamaz" maddeleri ekleyenler sanmasın ki bu devran böyle sürecek. Tarih de, Türk milletinin şaşmaz vicdanı da günü geldiğinde her bir kararın, her bir imzanın ve yapılan her haksızlığın hesabını mutlaka soracaktır. Milletin geleceğini hiçe sayanların, kamu vicdanında mahkûm olacağı gün kaçınılmazdır! Var olsun Türk milleti. Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin.
Saygılarımla..
Murat Gülşan
Ekleme
Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi
KAMU MÜLKÜ, MİLLETİN VİCDANI VE CEVAPSIZ SORULAR
KAMU MÜLKÜ, MİLLETİN VİCDANI VE CEVAPSIZ SORULAR
Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bulunan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile bazı otoyolların 30 yıllığına işletme hakkının devredileceği açıklandı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı her ne kadar bunun rutin bir hazırlık çalışması olduğunu, mülkiyetin devlette kalacağını ve amacın “hizmet kalitesini yükseltmek” olduğunu belirtse de kamuoyunun zihnindeki soru işaretleri giderilmiş değil.
Bir vatandaş olarak sormak en doğal hakkımız:
Her fırsatta ekonominin iyiye gittiğini, enflasyonun düştüğünü vurgulayan iktidar, madem işler yolundaysa milletin vergileriyle inşa edilmiş bu stratejik varlıkların işletme hakkını neden 30 yıllığına özel sektöre devrediyor? Gelecek nesillerin hakkı olan bu devir kararları alınırken asıl mülk sahibi olan millete danışıldı mı? Cumhuriyet tarihi boyunca onlarca hükümet geldi geçti; en zorlu krizlerde ve terörle mücadele dönemlerinde dahi bu ülkenin temel altyapı değerleri bu şekilde uzun vadeli ipotek altına alınmadı.
Son çeyrek asırdır bu ülkeyi yöneten anlayış, Cumhuriyet tarihinin en yüksek vergi yükünü milletin omuzlarına yükledi. Çift Motorlu Taşıtlar Vergisi’nden fahiş yurt dışı çıkış harçlarına, katlanarak artan trafik cezalarına kadar her alanda kaynak toplandı. Buna karşılık, emekliler ve asgari ücretliler tarihsel bir alım gücü kaybına uğratılırken, elde edilen bu devasa kamu gelirlerinin nereye harcandığı sorusu cevapsız kalıyor.
Mesele sadece ekonomiyle de sınırlı değil. Milletin vicdanında derin yaralar açan kararlar ve uygulamalar peş peşe geliyor:
"Çerçeve yasa" olarak adlandırılan düzenleme ve buna verilen siyasi destekler hafızalardaki yerini koruyor. Elazığ-Bingöl karayolunda katledilen 33 silahsız silahsız erimizin acısı tazeliğini korurken, terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin herhangi bir nedamet getirmeksizin bu süreçlerden yararlanması, ardından yasayı hazırlayanların kendilerini hukuki sorumluluktan muaf tutacak maddeler eklemesi kamu vicdanını kanatmaktadır.
Amedspor örneğinde olduğu gibi, sahada ve tribünlerde İstiklal Marşı’nın protesto edilmesi, milli değerlerin hedef alınması ve ayrıştırıcı söylemlerin tırmandırılması karşısında sergilenen müsamaha, toplumsal barışa katkı sunmadığı gibi aksine fitneye zemin hazırlamaktadır.
Yargı uygulamalarındaki çifte standart ise toplumun adalet duygusuna en büyük darbeyi vurmaktadır. Muhalif isimler sabaha karşı şafak operasyonlarıyla evlerinden alınırken, iktidara yakın isimlerin yargı karşısındaki rahat ve ciddiyetten uzak tavırları, adaletin herkese eşit işlemediği algısını pekiştirmektedir.
Köprülerin işletme hakkının devredilmesinden adalet sistemindeki aksaklıklara kadar uzanan bu tablo, Türk milletinin geleceğini ve devletin niteliğini doğrudan etkilemektedir. Vatandaşın onayı olmayan, vicdanların kabul etmediği hiçbir karar uzun vadede bu ülkeye fayda getiremez. Bu ülkenin kaynağı da, adaleti de, geleceği de tek bir kesimin değil, Türk milletinin tamamınındır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir ekonomik tercih ya da sıradan bir bürokratik karar değildir. Bu tablo; milletin vergisiyle yapılanı satma, milletin değerlerini hiçe sayma ve adalet duygusunu kasten çürütme tablosudur.
Şunu herkes çok iyi bilmelidir ki; milletin onay vermediği, ananın, yetimin, şehit ailesinin vicdanının kabul etmediği hiçbir karar meşru değildir. Kendi imtiyazlı çevrelerini korumak için kanunlara "hesap sorulamaz" maddeleri ekleyenler sanmasın ki bu devran böyle sürecek. Tarih de, Türk milletinin şaşmaz vicdanı da günü geldiğinde her bir kararın, her bir imzanın ve yapılan her haksızlığın hesabını mutlaka soracaktır. Milletin geleceğini hiçe sayanların, kamu vicdanında mahkûm olacağı gün kaçınılmazdır! Var olsun Türk milleti. Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin.
Saygılarımla..
Murat Gülşan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
