KUTLU DOĞUM 73
KUTLU DOĞUM 73
On Beşinci Şua, On Beşinci Şehadet’inden devam ediyor.
Ve bine yakın mu'cizelerin pekçok envaını ona vermesi; ve
bütün hâlâtında (hallerinde) ve en tehlikeli vaziyetlerinde
şefkatkârâne himaye (şefkatli bir şekilde koruma) ve
hattâ güvercin ve örümcekle muhafaza etmesi;
ve büyük vazifelerinde onu tam muvaffak etmesi;
ve dinini bütün hakikatleriyle idâmesi (gerçekleriyle devam etmesi);
ve İslâmiyetini zeminin ve nev-i beşerin başına geçirmesi;
ve bütün mahlûkat üstünde bir makam-ı şeref (şeref derecesi) ve meşahir-i insaniyenin (ünlü kişilerin) fevkinde daimî
bir rütbe-i makbuliyet (kabul edilme derecesi) ve
dost ve düşmanın ittifakıyla en yüksek hasletleri taşıyan bir şahsiyeti vermekle, beşerin beşten birisini ona ümmet etmesi,
gayet kat'î bir tarzda sadıkıyetine (doğruluğuna) ve risaletine şehadet ettiği gibi;
ef'âl-i rububiyet (Allah’ın Rab isminin tecellisine ait fiiller) cihetinde dahi görüyoruz ki,
bu âlemin Mutasarrıfı (mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah’ı) ve
Müdebbiri (idare edeni, ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah),
Muhammed'in (a.s.m.) risaletini bu kâinata bir mânevî güneş yapıp,
Nur Risalelerinde ispat edildiği gibi,
onunla bütün karanlıkları izale (yok edip) ve
nuranî hakikatlerini gösterip ve
bütün zîşuuru (şuur sahiplerini),
belki kâinatı hayat-ı bâkiye (devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı) müjdesiyle sevindirdiği gibi;
dinini dahi bütün makbul ehl-i ibadetin (Allaha ibadet edenlerin) fihriste-i kemâlâtı (mükemmelliklerin, kusursuzlukların listesi) ve
harekât-ı ubudiyette (ibadet hareketlerinde) sağlam bir program yapması gibi
Muhammed'in (a.s.m.) şahsiyet-i mâneviyesi (manevi kişiliği) olan hakikatini,
Kur'ân'ın ve Cevşen'in delâletiyle (işaret etmesiyle)
tecelliyat-ı ulûhiyetine (ibadete ve itaat edilmeye lâyık olan Cenâb-ı Hakkın isimlerinin varlıklarda eserini göstermesi) bir âyine-i câmia (kapsamlı bir ayna) yapması;
ve sabıkan işaret ettiğimiz hakikatlerin ve
on dört asırda hergün ümmetinin bütün hasenatlarının (sevaplarının) bir mislini kazanmasının ve
hayat-ı içtimaiye (sosyal hayat) ve
mâneviye-i beşeriyedeki âsârının delâletiyle (insanlığın mânevî dünyasındaki eserlerin işaret etmesiyle),
nev-i beşere (insanlığa) en yüksek reis (başkan) ve mukteda (uyulan) ve üstad yapması;
ve onu büyük ve kudsî (mukaddes) vazifelerle beşerin imdadına gönderip
rahmet (şefkat ve merhamet),
hikmet (herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması),
adalet, gıda, hava, mâ (su), ziya (ışık) derecesinde insanları onun dinine, şeriatına, İslamiyet’teki hakikatlerine muhtaç HAŞİYE-1 yapması ile
((Haşiye-1 Ben, bu ihtiyarlığım ve perişaniyetim içinde, zât-ı Muhammediyenin (a.s.m.) getirdiği erzak-ı mâneviyenin (manevi rızıklardan) milyondan birisini hissettim.
Elimden gelseydi, milyonlar lisanla (dille) salâvatlarla (Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duasıyla) ona teşekkür edecektim. Şöyle ki:
Ben firaktan (ayrılıktan), zevalden (kaybolmaktan) çok inciniyorum.
Halbuki, sevdiğim dünya ve dünyeviyeler, mufarakatla (ayrılıkla) beni bırakıp gidiyorlar.
Ben de gideceğimi biliyorum.
Bu pek elîm (acı ve sıkıntı veren) ve canhıraş (dayanılmayacak derecede acı ve keder veren) meyusiyete (ümitsizliğe) karşı, birden saadet-i ebediye (sonsuz mutluluk) ve hayat-ı bâkiye (devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı) müjdesini zât-ı Ahmediyeden (a.s.m.) işitmekle kurtuluyorum ve tam teselli buluyorum. Hattâ teşehhüdde (namazların çift rekatlarında “Tahiyyat”ı okuyuncaya kadar oturmak), اَلسَّلاٰمُ عَلَيْكَ يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ (Ey Peygamber, Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun.) dediğimde, ona hem biat (bağlılık yemini), hem memuriyetine teslim ve itaat, hem vazifesini tebrik, hem bir nevi teşekkür ve saadet-i ebediye müjdesine bir mukabeledir (karşılıktır) ki, Müslümanlar, hergün beş defa bu selâmı yaparlar.))
on iki küllî ve kat'î hüccetlerle risalet-i Muhammediyeye (a.s.m.) kudsî şehadet ettiği halde,
acaba hiç mümkün müdür ki,
sinek kanadının ve
bir çiçeğin tanziminden lâkayt (ilgisiz) kalmayan bu Kâinat Sahibinin
bu derece küllî (genel) ve geniş şehadetlerine (tanıklıklarına) mazhar olan
risalet-i Muhammediye (a.s.m.),
kâinatın mânevî bir güneşi olmasın?
22.12.2025
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Ekleme
Tarihi: 23 Aralık 2025 -Salı
KUTLU DOĞUM 73
KUTLU DOĞUM 73
On Beşinci Şua, On Beşinci Şehadet’inden devam ediyor.
Ve bine yakın mu'cizelerin pekçok envaını ona vermesi; ve
bütün hâlâtında (hallerinde) ve en tehlikeli vaziyetlerinde
şefkatkârâne himaye (şefkatli bir şekilde koruma) ve
hattâ güvercin ve örümcekle muhafaza etmesi;
ve büyük vazifelerinde onu tam muvaffak etmesi;
ve dinini bütün hakikatleriyle idâmesi (gerçekleriyle devam etmesi);
ve İslâmiyetini zeminin ve nev-i beşerin başına geçirmesi;
ve bütün mahlûkat üstünde bir makam-ı şeref (şeref derecesi) ve meşahir-i insaniyenin (ünlü kişilerin) fevkinde daimî
bir rütbe-i makbuliyet (kabul edilme derecesi) ve
dost ve düşmanın ittifakıyla en yüksek hasletleri taşıyan bir şahsiyeti vermekle, beşerin beşten birisini ona ümmet etmesi,
gayet kat'î bir tarzda sadıkıyetine (doğruluğuna) ve risaletine şehadet ettiği gibi;
ef'âl-i rububiyet (Allah’ın Rab isminin tecellisine ait fiiller) cihetinde dahi görüyoruz ki,
bu âlemin Mutasarrıfı (mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah’ı) ve
Müdebbiri (idare edeni, ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah),
Muhammed'in (a.s.m.) risaletini bu kâinata bir mânevî güneş yapıp,
Nur Risalelerinde ispat edildiği gibi,
onunla bütün karanlıkları izale (yok edip) ve
nuranî hakikatlerini gösterip ve
bütün zîşuuru (şuur sahiplerini),
belki kâinatı hayat-ı bâkiye (devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı) müjdesiyle sevindirdiği gibi;
dinini dahi bütün makbul ehl-i ibadetin (Allaha ibadet edenlerin) fihriste-i kemâlâtı (mükemmelliklerin, kusursuzlukların listesi) ve
harekât-ı ubudiyette (ibadet hareketlerinde) sağlam bir program yapması gibi
Muhammed'in (a.s.m.) şahsiyet-i mâneviyesi (manevi kişiliği) olan hakikatini,
Kur'ân'ın ve Cevşen'in delâletiyle (işaret etmesiyle)
tecelliyat-ı ulûhiyetine (ibadete ve itaat edilmeye lâyık olan Cenâb-ı Hakkın isimlerinin varlıklarda eserini göstermesi) bir âyine-i câmia (kapsamlı bir ayna) yapması;
ve sabıkan işaret ettiğimiz hakikatlerin ve
on dört asırda hergün ümmetinin bütün hasenatlarının (sevaplarının) bir mislini kazanmasının ve
hayat-ı içtimaiye (sosyal hayat) ve
mâneviye-i beşeriyedeki âsârının delâletiyle (insanlığın mânevî dünyasındaki eserlerin işaret etmesiyle),
nev-i beşere (insanlığa) en yüksek reis (başkan) ve mukteda (uyulan) ve üstad yapması;
ve onu büyük ve kudsî (mukaddes) vazifelerle beşerin imdadına gönderip
rahmet (şefkat ve merhamet),
hikmet (herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması),
adalet, gıda, hava, mâ (su), ziya (ışık) derecesinde insanları onun dinine, şeriatına, İslamiyet’teki hakikatlerine muhtaç HAŞİYE-1 yapması ile
((Haşiye-1 Ben, bu ihtiyarlığım ve perişaniyetim içinde, zât-ı Muhammediyenin (a.s.m.) getirdiği erzak-ı mâneviyenin (manevi rızıklardan) milyondan birisini hissettim.
Elimden gelseydi, milyonlar lisanla (dille) salâvatlarla (Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duasıyla) ona teşekkür edecektim. Şöyle ki:
Ben firaktan (ayrılıktan), zevalden (kaybolmaktan) çok inciniyorum.
Halbuki, sevdiğim dünya ve dünyeviyeler, mufarakatla (ayrılıkla) beni bırakıp gidiyorlar.
Ben de gideceğimi biliyorum.
Bu pek elîm (acı ve sıkıntı veren) ve canhıraş (dayanılmayacak derecede acı ve keder veren) meyusiyete (ümitsizliğe) karşı, birden saadet-i ebediye (sonsuz mutluluk) ve hayat-ı bâkiye (devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı) müjdesini zât-ı Ahmediyeden (a.s.m.) işitmekle kurtuluyorum ve tam teselli buluyorum. Hattâ teşehhüdde (namazların çift rekatlarında “Tahiyyat”ı okuyuncaya kadar oturmak), اَلسَّلاٰمُ عَلَيْكَ يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ (Ey Peygamber, Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun.) dediğimde, ona hem biat (bağlılık yemini), hem memuriyetine teslim ve itaat, hem vazifesini tebrik, hem bir nevi teşekkür ve saadet-i ebediye müjdesine bir mukabeledir (karşılıktır) ki, Müslümanlar, hergün beş defa bu selâmı yaparlar.))
on iki küllî ve kat'î hüccetlerle risalet-i Muhammediyeye (a.s.m.) kudsî şehadet ettiği halde,
acaba hiç mümkün müdür ki,
sinek kanadının ve
bir çiçeğin tanziminden lâkayt (ilgisiz) kalmayan bu Kâinat Sahibinin
bu derece küllî (genel) ve geniş şehadetlerine (tanıklıklarına) mazhar olan
risalet-i Muhammediye (a.s.m.),
kâinatın mânevî bir güneşi olmasın?
22.12.2025
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
